Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Penceredeki İşaretçiler
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Nesl-i Cedid" data-source="post: 297173" data-attributes="member: 1009729"><p>Zemin yüzündeki herbir ağaç ve herbir çiçeği teker teker tetkîk edip üzerinde durmak, dikkatimizi dağıtabilir; ama, herkes kendi bahçesi ve kendi kapısının önündeki ağaç, çiçek ve yapraklara dikkatle bakıp dağınıklığa düşmeden onların ifade ettikleri mânâyı pekalâ anlayabilir. Anlayabilir de, Kudret-i Sonsuz'un binbir güzellik içinde önümüze serip neşrettiği, bu başdöndürücü tablolar karşısında kendinden geçer. Evet, işte şu yanıbaşımızda salınıp duran dalların, dalların bağrında raks eden yaprakların, yelpazeler gibi dönüp dönüp bize bakan ve her bakışta ayrı bir gamze çakan çiçek ve meyvelerin, mevsim bemevsim, muntazam, ölçülü; hikmet ve rahmet şakıyarak ortaya çıkmaları; rüzgârlarla salınırken, insan ruhuna en tatlı nağmeler fısıldamaları; ihsan, kerem, rahmet ve şefkat kuşağında değişik tat, değişik renk ve kokudaki meyvelerin müşterileri celbetmek için, durmadan etrafa tebessüm yağdırıp durmaları, öyle gürül gürül diller, öyle muhteşem beyanlardır ki, herbiri ayrı ayrı lisanlarıyla O Hikmet ve Kerem, O İhsan ve Kudret sahibini ilân eder ve sevdirirler.</p><p>Şimdi, ey nankörlük içinde kendini başıboş zanneden talihsiz gafil! Bunca lisanlarla kendini sana tanıttırıp duyurmak, bildirip sevdirmek isteyen O İhsanı bol, O Rahmeti engin Zât'ı tanıyıp sevmezsen insanlığından utanmalısın! </p><p></p><p style="text-align: center"><img src="http://tr.fgulen.com/images/section.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> <p style="text-align: center"></p><p>Çevremizi saran herşey soluk soluğa O'nu ifâde etmekte ve O'na giden yolları aydınlatmaktadır. Zemin yüzündeki çiçeklerden denizin kabarcıklarına, onlardan da seyyârelere kadar herşeyin çehresine aydınlık çalıp geçen ziyâ, değişik dalga boylarının herbiriyle pek çok hizmetler görmesinin yanında, yeryüzü sergilerinde teşhir edilen rengârenk ve antika sanat eserlerinin görülüp tanınmasına, tanınıp takdirle alkışlanmasına da yardım etmektedir. Bunun gibi.. rüzgârlarda, yerinde bulutları birleştirme, yerinde ruhlara serinlik getirme, yerinde ot ve ağaçların döllenmesine yardım etmek gibi... çelik-çavak bir sürü hikmetli ve faydalı vazifeleri içinde O'ndan esintiler olarak gönüllerimizi ışık ve ilhamlarla doldurmaktadırlar. Hele suların serencâmesi.! En sert kayaların bağrından ve zeminin derinliklerinden fışkırıp gelen, gelirken de geçtiği yerlere hayat, canlılık ve neş'e götüren.. insanlardan hayvanlara, onlardan ot ve ağaçlara kadar herşeyin yüzünü güldüren çeşmeler, çaylar, ırmaklar tatlı çağıltılarıyla O'nu anlatmakta, O'nun rahmet, hikmet ve kudretini haykırmaktadırlar ki, başka hiçbir beyân olmasa bunların belâgatlı beyânı yeter ve artar. Ya toprağın hikâyesi.! Her bir parçasının ayrı şekilde değerlendirilmesi: Kimi yerlerin, zümrüt, zebercet, yakutlarla; kimi yerlerin çeşitli madenlerle, kimi yerlerin de petrol ve yanıcı gazlarla zenginleştirilmesi; herşeyi yerli yerinde kullanan, bir tek şeye çok vazifeler gördüren ve insanların bütün medenî ihtiyaçlarını sarıp sarmalayıp toprağın bağrında saklayan ululardan Ulu bir Zât'ın varlığını, birliğini, azamet ve ihtişâmını zeminin sînesindeki maden ve cevherlerin zerreleri sayısınca dillerle îlan etmektedirler. Şimdi ey gâfil! Eğer gök gürültüsü gibi bir sesi susturup, güneş ışığı parlaklığındaki bu ziyâde söndürebilirsen bir şey şöyle! Yoksa, bu kadar dil ve beyân karşısında sus ve utan..! </p><p></p><p style="text-align: center"><img src="http://tr.fgulen.com/images/section.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>Bütün varlıkların yeryüzünde teşkil ettikleri koro, O'na ait nağmelerle, ruhlara en tatlı bir mûsiki ziyâfeti takdim etmektedir: Bağ ve bahçelerimizi saran çiçek ve meyveler ve onların tat, koku ve göz kamaştırıcı güzellikleri, gelip geçenlerin yüzlerine gülümsemeleri; gülüp gülüp bizlerde ayrı ayrı arzu ve iştihâlar uyarmaları; ebetlere meftun gönüllerimize Sonsuz'dan mesajlar sunmaları, bu yerlerin Sahibi Gizli Zâtın ihsan ve keremine, hazinelerindeki nimetlerin tükenmezliğine meyve ve çiçekler sayısınca dillerle işâret etmektedirler. Hele rengârenk güzellikler kuşağı ot ve ağaçlar üzerinde kuş ve kuşçukların cıvıldayışları, cıvıldarken de bir birlerine hissiyatlarını ifâde etmeleri O'na dair öyle belâgatlı bir lisandır ki, bunları görüp duyup da O'nu tanımamak yüzbin defa körlük ve sağırlık demektir! Ya yağmurun şıpırtıları, şimşeklerin parıltıları ve gürül gürül yıldırımlar.. Sonra da, gözü yaşlarla dolu bulut ananın, otların, ağaçların imdadına koşması, çayları, çeşmeleri, kaynarları beslemesi, fezadaki gürültüler, yeryüzündeki şıpırtılar sayısınca rahmeti sonsuz O'Zat'ı vicdanlarımıza duyurmakta ve gözlerimizi aydınlatmaktadır. İşte eğer, çevremizi saran siyâdan semâmızdaki ay'a, ondan yeryüzündeki çiçekler ve çiçeklere cilve çakan böceklere kadar herşey O Zât'dan bahsettiği halde, insan nankörlük edip O'nu tanımazsa insanlığından utanmalı ve yerin dibine girmelidir. </p><p></p><p style="text-align: center"><img src="http://tr.fgulen.com/images/section.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>Dünyamızın hem ışık, hem hararet kaynağı olan Güneş, aynı zamanda küremizle beraber, küçüklük-büyüklük itibarıyla ayrı ayrı; uzaklık yakınlık yönünden fevkalâde farklı; sürat cihetiyle tamamen değişik oniki seyyarenin 'gezegen' nizam ve âhengine esas teşkil etmekle, bu kâinat sahibinin varlığına ve birliğine öyle parlak bir şahittir ki; onu görüp anlayan, başka delile ihtiyaç duymayacaktır. Evet o, bir taraftan, her saniye gönderdiği bunca ışık hüzmeleriyle gözlerimize ziya çalıp geçmekte, çiçeklerin bağrına renkler kokular serpmekte, dalların bağrında taht kuran meyvelerle bir başka türlü alış-veriş yapmakta; sudan toprağa, topraktan havaya değişik şeyler fısıldamakta.. diğer yandan da, çevresindeki şuursuz bu koca kütlelerle bir uzun seyahate devam etmektedir ki; bu kadar büyük ve ağır işlerin zerre kadar bir tesadüfe dahi tahammülleri olmadığı meydandadır. Zîra âhenk o kadar başdöndürücü, hareketler o kadar dakiktir ki bütün bunları eksantiriği çok geniş olan rastlantı ve tesadüflere vermek akıl ve muhakeme ile zıtlaşmak demektir..! Hele bizler için, bu feza seyahatinde hem muhteşem bir gemi, hem çok konforlu bir mesken, hem de çeşit çeşit nimet ve güzelliklerle doldurulmuş ve donatılmış bir saray olan küremiz ve onun çevresinde bir mevlevî gibi dönerek her gece ufukta ayrı bir rakam gibi belirip bizlere takvimcilik yapan ay, o kadar sırlı bir oyun ve öyle muhteşem manevralar yapmaktadırlar ki, bunları görüp de arkalarındaki plân ve programlar arkasındaki sonsuz Kudret ve ilmi görmemezlikten gelmek yüzbin defa körlük ve sağırlık demektir. </p><p></p><p style="text-align: center"><img src="http://tr.fgulen.com/images/section.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>Üzerinde yaşadığımız şu küre, âdeta yüzbin ağzı, her ağızda yüzbin dili ve her dilde yüzbin şahadet ve ilânı olan öyle bir kafaki, gezdiği her yerde, her şeyi bir nizam ve ölçü içinde vâreden bir gizli Zât'ın varlığını ve birliğini haykırıp durmaktadır. İlk yaratıldığı günden bu yana, her an hâl değiştirip bir başka vaziyet alması, ayrı bir lisan ve ayrı bir beyan olan bu ilâhî gemi, oluşuyla O'nu anlatmakta, dönüp duruşuyla O'nu anlatmakta, sırtında taşıdığı varlıklar sayısınca O'na şehadet etmektedir.</p><p>Evet, ilk yaratılışında akıcı ve sıvı iken, taş haline getirilmesi, sonra toprağa döndürülerek hayata elverişli bir mahiyet kazandırılması; Güneşe karşı belli bir mesafede tutularak, bağrında taşıdığı misafirlerin, ondan en iyi şekilde istifade etmelerini temin etmesi; ayrı ayrı güzellikler ifade eden mevsimleri sinesinde geliştirip istifademize arz etmesi; hava, su, toprak, taş gibi ehemmiyetli unsurlarla imdadımıza koşturulması O herşeyi görüp bilen hikmetli elin işi değil de ya nedir..?</p><p>Sonra toprak tabakasının dağlarla tespit edilip perçinlenmesi; yerin derinliklerine doğru daima homurdanıp duran dâhilî infilâk ve patlamalara karşı, zirve ve tepelerdeki kraterlerle küre-i arza nefes aldırılması; dağ ve kayalıklarla toprak tabakasının deniz istilâsından korunması ve yine o dağ silsilelerinin, ihtiyacımız olan maden ve cevherlerin mahzeni, içtiğimiz suların havuz ve deposu, tenefüs ettiğimiz havanın tasfiye inbikleri haline getirilmesi, Kudret-i Sonsuz, merhameti engîn, lütufları dağlar kadar cesametli, çaylar, ırmaklar kadar bereketli, otlar, ağaçlar kadar renkli bir Zât'ın varlığına ve birliğine delâlet etmiyor mu? Şimdi ey zavallı nankör! Bunca delil ve şâhitler O'nun ilân etmesine karşılık, eğer hâlâ inkâra sapacaksan insanlığından utan..!</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Nesl-i Cedid, post: 297173, member: 1009729"] Zemin yüzündeki herbir ağaç ve herbir çiçeği teker teker tetkîk edip üzerinde durmak, dikkatimizi dağıtabilir; ama, herkes kendi bahçesi ve kendi kapısının önündeki ağaç, çiçek ve yapraklara dikkatle bakıp dağınıklığa düşmeden onların ifade ettikleri mânâyı pekalâ anlayabilir. Anlayabilir de, Kudret-i Sonsuz'un binbir güzellik içinde önümüze serip neşrettiği, bu başdöndürücü tablolar karşısında kendinden geçer. Evet, işte şu yanıbaşımızda salınıp duran dalların, dalların bağrında raks eden yaprakların, yelpazeler gibi dönüp dönüp bize bakan ve her bakışta ayrı bir gamze çakan çiçek ve meyvelerin, mevsim bemevsim, muntazam, ölçülü; hikmet ve rahmet şakıyarak ortaya çıkmaları; rüzgârlarla salınırken, insan ruhuna en tatlı nağmeler fısıldamaları; ihsan, kerem, rahmet ve şefkat kuşağında değişik tat, değişik renk ve kokudaki meyvelerin müşterileri celbetmek için, durmadan etrafa tebessüm yağdırıp durmaları, öyle gürül gürül diller, öyle muhteşem beyanlardır ki, herbiri ayrı ayrı lisanlarıyla O Hikmet ve Kerem, O İhsan ve Kudret sahibini ilân eder ve sevdirirler. Şimdi, ey nankörlük içinde kendini başıboş zanneden talihsiz gafil! Bunca lisanlarla kendini sana tanıttırıp duyurmak, bildirip sevdirmek isteyen O İhsanı bol, O Rahmeti engin Zât'ı tanıyıp sevmezsen insanlığından utanmalısın! [CENTER][IMG]http://tr.fgulen.com/images/section.gif[/IMG] [/CENTER] Çevremizi saran herşey soluk soluğa O'nu ifâde etmekte ve O'na giden yolları aydınlatmaktadır. Zemin yüzündeki çiçeklerden denizin kabarcıklarına, onlardan da seyyârelere kadar herşeyin çehresine aydınlık çalıp geçen ziyâ, değişik dalga boylarının herbiriyle pek çok hizmetler görmesinin yanında, yeryüzü sergilerinde teşhir edilen rengârenk ve antika sanat eserlerinin görülüp tanınmasına, tanınıp takdirle alkışlanmasına da yardım etmektedir. Bunun gibi.. rüzgârlarda, yerinde bulutları birleştirme, yerinde ruhlara serinlik getirme, yerinde ot ve ağaçların döllenmesine yardım etmek gibi... çelik-çavak bir sürü hikmetli ve faydalı vazifeleri içinde O'ndan esintiler olarak gönüllerimizi ışık ve ilhamlarla doldurmaktadırlar. Hele suların serencâmesi.! En sert kayaların bağrından ve zeminin derinliklerinden fışkırıp gelen, gelirken de geçtiği yerlere hayat, canlılık ve neş'e götüren.. insanlardan hayvanlara, onlardan ot ve ağaçlara kadar herşeyin yüzünü güldüren çeşmeler, çaylar, ırmaklar tatlı çağıltılarıyla O'nu anlatmakta, O'nun rahmet, hikmet ve kudretini haykırmaktadırlar ki, başka hiçbir beyân olmasa bunların belâgatlı beyânı yeter ve artar. Ya toprağın hikâyesi.! Her bir parçasının ayrı şekilde değerlendirilmesi: Kimi yerlerin, zümrüt, zebercet, yakutlarla; kimi yerlerin çeşitli madenlerle, kimi yerlerin de petrol ve yanıcı gazlarla zenginleştirilmesi; herşeyi yerli yerinde kullanan, bir tek şeye çok vazifeler gördüren ve insanların bütün medenî ihtiyaçlarını sarıp sarmalayıp toprağın bağrında saklayan ululardan Ulu bir Zât'ın varlığını, birliğini, azamet ve ihtişâmını zeminin sînesindeki maden ve cevherlerin zerreleri sayısınca dillerle îlan etmektedirler. Şimdi ey gâfil! Eğer gök gürültüsü gibi bir sesi susturup, güneş ışığı parlaklığındaki bu ziyâde söndürebilirsen bir şey şöyle! Yoksa, bu kadar dil ve beyân karşısında sus ve utan..! [CENTER][IMG]http://tr.fgulen.com/images/section.gif[/IMG][/CENTER] Bütün varlıkların yeryüzünde teşkil ettikleri koro, O'na ait nağmelerle, ruhlara en tatlı bir mûsiki ziyâfeti takdim etmektedir: Bağ ve bahçelerimizi saran çiçek ve meyveler ve onların tat, koku ve göz kamaştırıcı güzellikleri, gelip geçenlerin yüzlerine gülümsemeleri; gülüp gülüp bizlerde ayrı ayrı arzu ve iştihâlar uyarmaları; ebetlere meftun gönüllerimize Sonsuz'dan mesajlar sunmaları, bu yerlerin Sahibi Gizli Zâtın ihsan ve keremine, hazinelerindeki nimetlerin tükenmezliğine meyve ve çiçekler sayısınca dillerle işâret etmektedirler. Hele rengârenk güzellikler kuşağı ot ve ağaçlar üzerinde kuş ve kuşçukların cıvıldayışları, cıvıldarken de bir birlerine hissiyatlarını ifâde etmeleri O'na dair öyle belâgatlı bir lisandır ki, bunları görüp duyup da O'nu tanımamak yüzbin defa körlük ve sağırlık demektir! Ya yağmurun şıpırtıları, şimşeklerin parıltıları ve gürül gürül yıldırımlar.. Sonra da, gözü yaşlarla dolu bulut ananın, otların, ağaçların imdadına koşması, çayları, çeşmeleri, kaynarları beslemesi, fezadaki gürültüler, yeryüzündeki şıpırtılar sayısınca rahmeti sonsuz O'Zat'ı vicdanlarımıza duyurmakta ve gözlerimizi aydınlatmaktadır. İşte eğer, çevremizi saran siyâdan semâmızdaki ay'a, ondan yeryüzündeki çiçekler ve çiçeklere cilve çakan böceklere kadar herşey O Zât'dan bahsettiği halde, insan nankörlük edip O'nu tanımazsa insanlığından utanmalı ve yerin dibine girmelidir. [CENTER][IMG]http://tr.fgulen.com/images/section.gif[/IMG][/CENTER] Dünyamızın hem ışık, hem hararet kaynağı olan Güneş, aynı zamanda küremizle beraber, küçüklük-büyüklük itibarıyla ayrı ayrı; uzaklık yakınlık yönünden fevkalâde farklı; sürat cihetiyle tamamen değişik oniki seyyarenin 'gezegen' nizam ve âhengine esas teşkil etmekle, bu kâinat sahibinin varlığına ve birliğine öyle parlak bir şahittir ki; onu görüp anlayan, başka delile ihtiyaç duymayacaktır. Evet o, bir taraftan, her saniye gönderdiği bunca ışık hüzmeleriyle gözlerimize ziya çalıp geçmekte, çiçeklerin bağrına renkler kokular serpmekte, dalların bağrında taht kuran meyvelerle bir başka türlü alış-veriş yapmakta; sudan toprağa, topraktan havaya değişik şeyler fısıldamakta.. diğer yandan da, çevresindeki şuursuz bu koca kütlelerle bir uzun seyahate devam etmektedir ki; bu kadar büyük ve ağır işlerin zerre kadar bir tesadüfe dahi tahammülleri olmadığı meydandadır. Zîra âhenk o kadar başdöndürücü, hareketler o kadar dakiktir ki bütün bunları eksantiriği çok geniş olan rastlantı ve tesadüflere vermek akıl ve muhakeme ile zıtlaşmak demektir..! Hele bizler için, bu feza seyahatinde hem muhteşem bir gemi, hem çok konforlu bir mesken, hem de çeşit çeşit nimet ve güzelliklerle doldurulmuş ve donatılmış bir saray olan küremiz ve onun çevresinde bir mevlevî gibi dönerek her gece ufukta ayrı bir rakam gibi belirip bizlere takvimcilik yapan ay, o kadar sırlı bir oyun ve öyle muhteşem manevralar yapmaktadırlar ki, bunları görüp de arkalarındaki plân ve programlar arkasındaki sonsuz Kudret ve ilmi görmemezlikten gelmek yüzbin defa körlük ve sağırlık demektir. [CENTER][IMG]http://tr.fgulen.com/images/section.gif[/IMG][/CENTER] Üzerinde yaşadığımız şu küre, âdeta yüzbin ağzı, her ağızda yüzbin dili ve her dilde yüzbin şahadet ve ilânı olan öyle bir kafaki, gezdiği her yerde, her şeyi bir nizam ve ölçü içinde vâreden bir gizli Zât'ın varlığını ve birliğini haykırıp durmaktadır. İlk yaratıldığı günden bu yana, her an hâl değiştirip bir başka vaziyet alması, ayrı bir lisan ve ayrı bir beyan olan bu ilâhî gemi, oluşuyla O'nu anlatmakta, dönüp duruşuyla O'nu anlatmakta, sırtında taşıdığı varlıklar sayısınca O'na şehadet etmektedir. Evet, ilk yaratılışında akıcı ve sıvı iken, taş haline getirilmesi, sonra toprağa döndürülerek hayata elverişli bir mahiyet kazandırılması; Güneşe karşı belli bir mesafede tutularak, bağrında taşıdığı misafirlerin, ondan en iyi şekilde istifade etmelerini temin etmesi; ayrı ayrı güzellikler ifade eden mevsimleri sinesinde geliştirip istifademize arz etmesi; hava, su, toprak, taş gibi ehemmiyetli unsurlarla imdadımıza koşturulması O herşeyi görüp bilen hikmetli elin işi değil de ya nedir..? Sonra toprak tabakasının dağlarla tespit edilip perçinlenmesi; yerin derinliklerine doğru daima homurdanıp duran dâhilî infilâk ve patlamalara karşı, zirve ve tepelerdeki kraterlerle küre-i arza nefes aldırılması; dağ ve kayalıklarla toprak tabakasının deniz istilâsından korunması ve yine o dağ silsilelerinin, ihtiyacımız olan maden ve cevherlerin mahzeni, içtiğimiz suların havuz ve deposu, tenefüs ettiğimiz havanın tasfiye inbikleri haline getirilmesi, Kudret-i Sonsuz, merhameti engîn, lütufları dağlar kadar cesametli, çaylar, ırmaklar kadar bereketli, otlar, ağaçlar kadar renkli bir Zât'ın varlığına ve birliğine delâlet etmiyor mu? Şimdi ey zavallı nankör! Bunca delil ve şâhitler O'nun ilân etmesine karşılık, eğer hâlâ inkâra sapacaksan insanlığından utan..! [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Penceredeki İşaretçiler
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst