Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sorularla İslamiyet
Perde-i gayb açılsa, yakînim ziyadeleşmiyecek. h.z. Ali
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="müdavim" data-source="post: 180871" data-attributes="member: 5987"><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkorange"><strong>Perde-i gayb açılsa, yakînim ziyadeleşmiyecek." sözünün, imanın artıp eksilmeyeceğine de delil olduğu söyleniyor. Oysa biz bunu farklı anlıyoruz. Üstad Hz.nin bu konuda bir izahatı var mıdır? İmandaki derecât ve mertebeler, sadece tasavvufî midir? Hadisde geçen: "İmandan en zayif şube..," sözünden ne anlamalıyız?</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Cevabımız</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Değerli Kardeşimiz;</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>İmanın güç ve kuvvet noktasından artıp ve eksilmesi ehli sünnete göre caizdir. Buna delil ise, imanın hadsiz mertebe ve derecelerinin olmasıdır. Gerek Kur’anda, gerek hadislerde imanın güç ve kuvvet noktasından çok mertebe ve derecelerinin olduğu ifade edilmektedir. Muhtelif ayetlerde geçen: "İmanları artar" ifadesi ile </strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>“Ümmetimin imanı bir kefeye, Ebu Bekir’in imanı bir kefeye konulsa, Ebu Bekir’in imanı ağır basar.” </strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: navy">“İmanınızı lailaheillallah ile yenileyiniz”</span> </strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"İman, elbisenin pörsümesi gibi eskir” gibi hadis-i şerifler buna örnek teşkil ederler.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ehli sünnet alimleri de bu hususta ittifak etmişlerdir.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Kaldı ki, Risale-i Nur'un her tarafında, imanda artma ve eksilme olabileceği ve imanın taklitten tahkike çevirmenin gerekliliği, günahların imanı zayıflattığı vurgulanır. Bu da imanın artma ve eksilme kabiliyetinde olduğunu açık bir şekilde gösterir.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Hazreti Ali’nin, “Gayb perdesi açılsa, imanım ziyadeleşmeyecek.” ifadesinin imanın son mertebesine inanmıştır, şeklinde anlamak doğru değildir. Zira miraca çıkan <span style="color: navy">Hazreti Peygamberin (sav) dahi: “Ben seni (Allah'ı) hakkıyla tanıyamadım”</span> demesi buna delildir.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Dolayısı ile bu ifadenin başka bir manası olduğu anlaşılmaktadır. Bunun ne olduğunu anlamak için de, Risalelerde geçen bir misali burada tekrar etmek istiyoruz, şöyle ki:</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Meselâ, bir denizde hesabsız cevherlerin aksâmıyla dolu bir defînenin bulunduğunu farz edelim. Gavvâs dalgıçlar, o defînenin cevâhirini aramak için dalıyorlar. Gözleri kapalı olduğundan, el yordamıyla anlarlar. Bir kısmının eline uzunca bir elmas geçer. O gavvâs hükmeder ki, bütün hazîne uzun direk gibi bir elmastan ibârettir. Arkadaşlarından, başka cevâhiri işittiği vakit, hayal eder ki, o cevherler, bulduğu elmasın tâbileridir, fusûs ve nukuşlarıdır."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Bir kısmının da kürevî bir yâkut eline geçer, başkası murabbâ bir kehribar bulur ve hâkezâ, herbiri, eliyle gördüğü cevheri o hazînenin aslı ve mu'zâmı itikad edip, işittiklerini o hazînenin zevâid ve teferruâtı zanneder. O vakit hakâikın muvâzenesi bozulur, tenâsüb de gider. Çok hakikatin rengi değişir. Hakikatin hakiki rengini görmek için tevilâta ve tekellüfâta muztar kalır; hattâ, bâzan inkâr ve ta'tîle kadar giderler. Hükemâ-i İşrâkiyyunun kitaplarına ve Sünnetin mîzanıyla tartmayıp keşfiyât ve meşhudâtına itimad eden mutasavvıfînin kitaplarını teemmül eden, bu hükmümüzü bilâşüphe tasdik eder."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Demek, hakâik-ı Kur'âniyenin cinsinden ve Kur'ân'ın dersinden aldıkları halde (çünkü Kur'ân değiller) böyle nâkıs geliyor."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Bahr-i hakâik olan Kur'ân'ın âyetleri dahi o deniz içindeki defînenin bir gavvâsıdır. Lâkin, onların gözleri açık; defîneyi ihâta eder, defînede ne var ne yok görür. O defîneyi öyle bir tenâsüb ve intizam ve insicamla tavsif eder, beyân eder ki, hakiki hüsn-ü cemâli gösterir."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Bütün uhrevî ve dünyevî, ilmî ve amelî erkân-ı sitte-i imâniyenin herbirisini tafsîlen, erkân-ı hamse-i İslâmiyenin herbirisini kasden ve cidden ve saadet-i dâreyni temin eden bütün düsturları görür, gösterir. Muvâzenesini muhâfaza edip, tenâsübünü idâme edip, o hakâikın heyet-i mecmûasının tenâsübünden hâsıl olan hüsün ve cemâlin menbaından, Kur'ân'ın bir i'câz-ı mânevîsi neş'et eder."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"İşte şu sırr-ı azîmdendir ki, ulemâ-i ilm-i kelâm, Kur'ân'ın şâkirdleri oldukları halde, bir kısmı onar cild olarak erkân-ı imâniyeye dâir binler eser yazdıkları halde, Mûtezile gibi aklı nakle tercih ettikleri için, Kur'ân'ın on âyeti kadar vuzuh ile ifade ve katî ispat ve ciddî iknâ edememişler.Âdetâ, onlar uzak dağların altında lâğım yapıp, borularla tâ âlemin nihayetine kadar silsile-i esbâb ile gidip, orada silsileyi keser. Sonra âb-ı hayat hükmünde olan mârifet-i İlâhiyeyi ve vücud-u Vâcibü'l-Vücudu ispat ederler."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Âyet-i kerîme ise, her birisi birer asâ-i Mûsâ gibi, her yerde suyu çıkarabilir, herşeyden bir pencere açar, Sâni-i Zülcelâli tanıttırır. Kur'ân'ın bahrinden tereşşuh eden Arabî Katre Risâlesinde ve sâir Sözlerde şu hakikat, fiilen ispat edilmiş ve göstermişiz."</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"İşte, hem şu sırdandır ki, bâtın-ı umûra gidip, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmeyerek, meşhudâtına itimad ederek yarı yoldan dönen ve bir cemaatin riyâsetine geçip bir fırka teşkil eden fırâk-ı dâllenin bütün imamları hakâikın tenâsübünü, muvâzenesini muhâfaza edemediğindendir ki, böyle, bid'aya, dalâlete düşüp, bir cemaat-i beşeriyeyi yanlış yola sevk etmişler. İşte bunların bütün aczleri, âyât-ı Kur'âniyenin i'câzını gösterir."(1)</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>İşte, Hazreti Ali’nin yakinim ziyadeleşmeyecek dediği konu, Kur’anın bahsettiği iman’ın, olduğu gibi, kendisi tarafından kavranmasıdır. Ne, yalnız aklı ile hareket eden ilm-i kelam alimlerinin bakışı ve ne de yalnız kalben hareket eden mutasavvıfın bakışıdır.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Kısacası Hazreti Ali, iman edilmesi gereken her şeye tam ve eksiksiz iman etmiş ve o hakikatlere yakini tam olmuştur. Yani, iman edilen hakikate ne kadar iman ettiği değil, o hakikati nasıl bildiği kast edilmiştir.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Sorularla Risale-i Nur</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="müdavim, post: 180871, member: 5987"] [SIZE=3][COLOR=darkorange][B]Perde-i gayb açılsa, yakînim ziyadeleşmiyecek." sözünün, imanın artıp eksilmeyeceğine de delil olduğu söyleniyor. Oysa biz bunu farklı anlıyoruz. Üstad Hz.nin bu konuda bir izahatı var mıdır? İmandaki derecât ve mertebeler, sadece tasavvufî midir? Hadisde geçen: "İmandan en zayif şube..," sözünden ne anlamalıyız?[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Cevabımız[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Değerli Kardeşimiz;[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]İmanın güç ve kuvvet noktasından artıp ve eksilmesi ehli sünnete göre caizdir. Buna delil ise, imanın hadsiz mertebe ve derecelerinin olmasıdır. Gerek Kur’anda, gerek hadislerde imanın güç ve kuvvet noktasından çok mertebe ve derecelerinin olduğu ifade edilmektedir. Muhtelif ayetlerde geçen: "İmanları artar" ifadesi ile [/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]“Ümmetimin imanı bir kefeye, Ebu Bekir’in imanı bir kefeye konulsa, Ebu Bekir’in imanı ağır basar.” [/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=navy]“İmanınızı lailaheillallah ile yenileyiniz”[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"İman, elbisenin pörsümesi gibi eskir” gibi hadis-i şerifler buna örnek teşkil ederler.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Ehli sünnet alimleri de bu hususta ittifak etmişlerdir.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Kaldı ki, Risale-i Nur'un her tarafında, imanda artma ve eksilme olabileceği ve imanın taklitten tahkike çevirmenin gerekliliği, günahların imanı zayıflattığı vurgulanır. Bu da imanın artma ve eksilme kabiliyetinde olduğunu açık bir şekilde gösterir.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Hazreti Ali’nin, “Gayb perdesi açılsa, imanım ziyadeleşmeyecek.” ifadesinin imanın son mertebesine inanmıştır, şeklinde anlamak doğru değildir. Zira miraca çıkan [COLOR=navy]Hazreti Peygamberin (sav) dahi: “Ben seni (Allah'ı) hakkıyla tanıyamadım”[/COLOR] demesi buna delildir.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Dolayısı ile bu ifadenin başka bir manası olduğu anlaşılmaktadır. Bunun ne olduğunu anlamak için de, Risalelerde geçen bir misali burada tekrar etmek istiyoruz, şöyle ki:[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Meselâ, bir denizde hesabsız cevherlerin aksâmıyla dolu bir defînenin bulunduğunu farz edelim. Gavvâs dalgıçlar, o defînenin cevâhirini aramak için dalıyorlar. Gözleri kapalı olduğundan, el yordamıyla anlarlar. Bir kısmının eline uzunca bir elmas geçer. O gavvâs hükmeder ki, bütün hazîne uzun direk gibi bir elmastan ibârettir. Arkadaşlarından, başka cevâhiri işittiği vakit, hayal eder ki, o cevherler, bulduğu elmasın tâbileridir, fusûs ve nukuşlarıdır."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Bir kısmının da kürevî bir yâkut eline geçer, başkası murabbâ bir kehribar bulur ve hâkezâ, herbiri, eliyle gördüğü cevheri o hazînenin aslı ve mu'zâmı itikad edip, işittiklerini o hazînenin zevâid ve teferruâtı zanneder. O vakit hakâikın muvâzenesi bozulur, tenâsüb de gider. Çok hakikatin rengi değişir. Hakikatin hakiki rengini görmek için tevilâta ve tekellüfâta muztar kalır; hattâ, bâzan inkâr ve ta'tîle kadar giderler. Hükemâ-i İşrâkiyyunun kitaplarına ve Sünnetin mîzanıyla tartmayıp keşfiyât ve meşhudâtına itimad eden mutasavvıfînin kitaplarını teemmül eden, bu hükmümüzü bilâşüphe tasdik eder."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Demek, hakâik-ı Kur'âniyenin cinsinden ve Kur'ân'ın dersinden aldıkları halde (çünkü Kur'ân değiller) böyle nâkıs geliyor."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Bahr-i hakâik olan Kur'ân'ın âyetleri dahi o deniz içindeki defînenin bir gavvâsıdır. Lâkin, onların gözleri açık; defîneyi ihâta eder, defînede ne var ne yok görür. O defîneyi öyle bir tenâsüb ve intizam ve insicamla tavsif eder, beyân eder ki, hakiki hüsn-ü cemâli gösterir."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Bütün uhrevî ve dünyevî, ilmî ve amelî erkân-ı sitte-i imâniyenin herbirisini tafsîlen, erkân-ı hamse-i İslâmiyenin herbirisini kasden ve cidden ve saadet-i dâreyni temin eden bütün düsturları görür, gösterir. Muvâzenesini muhâfaza edip, tenâsübünü idâme edip, o hakâikın heyet-i mecmûasının tenâsübünden hâsıl olan hüsün ve cemâlin menbaından, Kur'ân'ın bir i'câz-ı mânevîsi neş'et eder."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"İşte şu sırr-ı azîmdendir ki, ulemâ-i ilm-i kelâm, Kur'ân'ın şâkirdleri oldukları halde, bir kısmı onar cild olarak erkân-ı imâniyeye dâir binler eser yazdıkları halde, Mûtezile gibi aklı nakle tercih ettikleri için, Kur'ân'ın on âyeti kadar vuzuh ile ifade ve katî ispat ve ciddî iknâ edememişler.Âdetâ, onlar uzak dağların altında lâğım yapıp, borularla tâ âlemin nihayetine kadar silsile-i esbâb ile gidip, orada silsileyi keser. Sonra âb-ı hayat hükmünde olan mârifet-i İlâhiyeyi ve vücud-u Vâcibü'l-Vücudu ispat ederler."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"Âyet-i kerîme ise, her birisi birer asâ-i Mûsâ gibi, her yerde suyu çıkarabilir, herşeyden bir pencere açar, Sâni-i Zülcelâli tanıttırır. Kur'ân'ın bahrinden tereşşuh eden Arabî Katre Risâlesinde ve sâir Sözlerde şu hakikat, fiilen ispat edilmiş ve göstermişiz."[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]"İşte, hem şu sırdandır ki, bâtın-ı umûra gidip, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmeyerek, meşhudâtına itimad ederek yarı yoldan dönen ve bir cemaatin riyâsetine geçip bir fırka teşkil eden fırâk-ı dâllenin bütün imamları hakâikın tenâsübünü, muvâzenesini muhâfaza edemediğindendir ki, böyle, bid'aya, dalâlete düşüp, bir cemaat-i beşeriyeyi yanlış yola sevk etmişler. İşte bunların bütün aczleri, âyât-ı Kur'âniyenin i'câzını gösterir."(1)[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]İşte, Hazreti Ali’nin yakinim ziyadeleşmeyecek dediği konu, Kur’anın bahsettiği iman’ın, olduğu gibi, kendisi tarafından kavranmasıdır. Ne, yalnız aklı ile hareket eden ilm-i kelam alimlerinin bakışı ve ne de yalnız kalben hareket eden mutasavvıfın bakışıdır.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Kısacası Hazreti Ali, iman edilmesi gereken her şeye tam ve eksiksiz iman etmiş ve o hakikatlere yakini tam olmuştur. Yani, iman edilen hakikate ne kadar iman ettiği değil, o hakikati nasıl bildiği kast edilmiştir.[/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B]Sorularla Risale-i Nur[/B][/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sorularla İslamiyet
Perde-i gayb açılsa, yakînim ziyadeleşmiyecek. h.z. Ali
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst