Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Peygamberler ve Peygamberlerin Hayatı
Peygamberlere Yapılan Iğrenç Tuzak Ve Iftiralar
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabaselam" data-source="post: 111683" data-attributes="member: 11018"><p><strong><span style="color: darkred">Resulün inkar edenlerin tuzaklarını bozması</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Kuran'daki pek çok ayette inkar edenlerin tuzaklarının boşa çıktığı bildirilmekte ve daha da önemlisi, inkar edenlerin tuzağına karşılık, Allah'ın inkar edenlere tuzak ("düzen") kurduğu da haber verilmektedir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Al-i İmran Suresi'nin 54. ayetinde, "Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır" şeklinde buyrulur. Enfal Suresi'nde ise, inkar edenlerin Resule kurdukları tuzağa karşılık, Allah'ın da inkar edenlere tuzak kurduğu şöyle bildirilir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır." (Enfal Suresi, 30)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Zaten Allah'ın isimlerinden biri de, "Makir", yani "tuzak kuran"dır. Başka ayetlerde de Allah'ın bu sıfatı şöyle bildirilir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katı'nda onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır." (İbrahim Suresi, 46)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk." (Neml Suresi, 50)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Burada önemli bir nokta vardır: Allah'ın bu "düzen kurma" sıfatı da, az önce değindiğimiz "hor ve aşağılık kılma" sıfatı gibi, müminlerde ve özellikle de Resulde tecelli eder. Allah, çoğu kez, küfrün tuzaklarına karşılık Resulün eliyle tuzak kurar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Kuran'da bu konuyla ilgili verilen örneklerden biri de Yusuf Peygamberin yaşamıdır. Hz. Yusuf'un inkarcı karakterli kardeşleri kendisine karşı "hileli-düzen" (Yusuf Suresi, 102) kurarak küçük yaşta iken Yusuf Peygamberi kuyuya atmışlardır. Ancak Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş ve onların bu tuzağına karşılık bir tuzak kurmuştur. Ayetlerde bu olaylar şöyle haber verilir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Onlara doğru yönelerek: "Neyi kaybettiniz?" dediler. Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Allah adına, hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Öyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?" Dediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf Suresi, 70-76)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Kuran'da bildirilen bir başka tuzak örneği de Hz. İbrahim'in kavminin taptığı putları kırmasıdır. Bu olayı haber veren ayetler şöyledir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">'Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler. Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" (Enbiya Suresi, 51-67)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Resul ve "Atalar Dini" Temsilcilerinin Mücadelesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Şimdiye kadar hep Resul ile kavmin önde gelen inkarcıları arasındaki mücadeleye değindik. Oysa Resule ve onunla birlikte iman edenlere düşmanlık gösterenler yalnızca kavmin önde gelen inkarcıları değildir. Başka gruplar da benzer ya da farklı nedenlerden dolayı Resule karşı harekete geçerler. Ayrıca "önde gelenler"i de tek bir bütün olarak düşünmek doğru olmaz; bu kesimin içinde de farklı özellikleri olan gruplar vardır. İlerleyen sayfalarda Kuran'da tarif edilen bu grupları inceleyeceğiz.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bu grupların en önemlilerinden birisi, Resulün getirdiği hak dine karşı, içinde pek çok sapkın öğenin yer aldığı "atalarının dini"ni savunan tutucu gruptur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Önceki sayfalarda cahiliye toplumundan söz ederken, bu toplumun dinden koptuğunu ve Allah'ı göz ardı ettiğini söylemiştik. Bu doğrudur, ancak bir farkla: Cahiliye toplumları asıl olarak dinden, yani Allah'ın insanlara gösterdiği saf ve gerçek dinden kopmuşlardır. Yoksa bu toplumda birtakım dini inanışlar mevcuttur. Kuran'da anlatılan cahiliye toplumlarının hemen hepsinin birtakım dini inançları vardır. Bu cahiliye dinleri kimi zaman hak dine şekil yönünden benziyor da olabilir. Ancak bu "din"lerin özü, hak dinin özünden çok farklıdır. Hak din, Allah'ı bilip-tanımak ve yalnızca O'na kulluk etmek, O'ndan başka hiçbir şeye bağlanmamak, Allah'ın Resulünün izinden gitmek üzerine kuruludur. Oysa cahiliye toplumundaki din kavramı, daha çok atalara olan anlamsız bir bağlılık ve onlardan kalma gelenekleri devam ettirme isteği üstüne kuruludur. Belki cahiliye dininde Allah'ın adı sıklıkla kullanılır, ancak bu bir aldatmacadır; bu dinde gerçek bir iman ve Allah korkusu yoktur. Kuran'da, bu durum şöyle anlatılır:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar." (Müminun Suresi, 84-90)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Ayetlerde tarif edilen kişilerin durumu son derece ilginçtir: Bu kişiler kendilerine sorulan tüm sorulara doğru cevap vermekte (yani Allah'ın herşeyin yaratıcısı olduğunu tasdik etmekte)dirler. Ancak davranışları bu sözlerine uygun değildir. Bu nedenle kendilerine, "düşünmeyecek misiniz?" "sakınmayacak mısınız?" "nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?" gibi sorular sorularak, hatırlatma yapılmakta ve içinde bulundukları durumdan kurtulmaları için uyarılmaktadırlar. Bunun nedeni ise, sorulara cevap veren kişilerin gerçekte verdikleri cevapların anlamını kavramıyor oluşlarıdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Peki acaba bu garip durumun sebebi nedir?</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Sebep gayet açıktır: Söz konusu kişiler hak dinin değil, cahiliye dininin üyeleridir. Bu dinin özelliği ise, Allah'a iman, Allah korkusu, Allah'ın rızası üzerine kurulu bir inanç olmayışıdır. Bu dinin temelinde, atalardan gelen birtakım inanç ve değerlerin gelenek biçiminde korunması yatar. Üstteki ayetlerde tarif edilen kişiler, atalar dininde yer alan belli-belirsiz Allah inancını taşıyan, fakat gerçekte Allah'ın varlığını ve vasıflarını kesinlikle kavramamış olan kişilerdir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bu arada, atalar dini pek çok sapkın öğe de taşır. Bu din, hak dinin tek kaynağı olan vahiyden tamamen kopmuş ve birtakım hurafeleri kendine kaynak edinmiştir. Bu nedenle Allah inancından, ahlak anlayışına kadar pek çok konuda sapkın hükümleri vardır. Ve bundan dolayı da, Resul ve onunla birlikte iman edenler atalar dinine karşı çıkar ve toplumu gerçek dine, Allah'ın insanlar için "seçip-beğendiği" hak dine davet ederler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Ancak çoğu kez insanlar atalarının dinine bağlı kalmakta diretirler. Onların bu durumları bir ayette şöyle haber verilmiştir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?" (Maide Suresi, 104)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Önde gelenler arasında da atalar dinine bağlı kalma eğilimi yaygındır. Kuran'da bunun değişmez bir kural olduğu şöyle haber verilmiştir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">(O peygamberlerden her biri de şöyle) Demiştir: "Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?" Onlar da demişlerdi ki: "Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız." (Zuhruf Suresi, 23-24)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Peki nedir önde gelenlerin ve daha başka kimselerin atalar dinine bu kadar bağlanmalarının nedeni?</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Önde gelenlerin atalar dinine bağlı olmalarının nedeni açıktır: Bu din, kendi egemenlikleri altında olan kurulu düzeninin önemli bir parçasıdır. Bu dini kullanarak düzene sözde meşruiyet sağlamaktadırlar. Ayrıca bu dinin bazı kurallarına uyarak gerektiğinde kendilerini dindar insanlar olarak tanıtmaları ve toplumun güvenini kazanmaları son derece kolay olmaktadır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bazı insanlar da ataların dinine içinde bulundukları taassup nedeniyle bağlı kalırlar. Her türlü değişime karşı çıkan, eski olan herşeyin iyi olduğuna inanan bu kişiler, insan nefsinin eğilimlerinden biri olan taassubun (tutuculuk) içinde boğulmuşlardır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bazı kesimler ise söz konusu atalar dini sayesinde maddi çıkarlar sağlamaktadırlar ve bu dinin terk edilmesinin de kendi kurdukları ruhban sistemini yok edeceğini bilirler. Kuran'da, "Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele" (Tevbe Suresi, 34) ayetinde belirtildiği üzere, sahte bir dindarlık görüntüsüyle "insanların mallarını haksızlıkla yiyen" ruhbanların sayısı bir hayli kabarıktır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bu nedenle toplumun önemli bir kesimi, Resulün teklif ettiği hak dine karşı atalarının dininin savunuculuğunu yapmaya başlar. Hz. Hud'a "...Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım" (Araf Suresi, 70) diyen Ad kavmi; ya da Hz. Salih'e, "...Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz" (Hud Suresi, 62) diyebilen Semud kavmi; ya da Hz. Musa'ya karşı "...Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik..." (Kasas Suresi, 36) diyen Firavun çevresi, hep bu yöntemi izlemişlerdir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Bu kesimin en büyük özelliklerinden biri de, Resule ve onunla birlikte iman edenlere karşı saldırıya geçerken, kendilerini gerçek birer dindar gibi göstermeye çalışmalarıdır. Bu kişiler Allah ve din adına ortaya çıkarlar. Bu şekilde saldırı ve baskılarına sözde meşru bir zemin oluşturmaya çalışırlar. Bu son derece göstermelik bir tavırdır ve söz konusu kişilerin de gerçekte Allah'la ve O'nun seçip beğendiği din ile hiçbir ilgileri yoktur. Ancak Kuran'da haber verilen bu kişiler, tavırlarını öyle bir dereceye vardırmışlardır ki, "Resulü öldürmek" gibi olabilecek en büyük suçu işlerken bile "Allah adına" hareket ettiklerini öne sürmüşlerdir. Bu kişilerle ilgili olarak Kuran'da şöyle haber verilmektedir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">"Andolsun, biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye (demek üzere) gönderdik... (Neml Suresi, 45)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">(Salih'e) Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah Katı'nda (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik." (Neml Suresi, 47-51)</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Allah adına ortaya çıkarak Allah'a ve Resulüne savaş açanlar arasında çok önemli bir grup daha vardır. Hemen her Resulün karşılaştığı bu gruba, Kuran'da "münafık" adı verilir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Resullerin Münafıklarla Mücadelesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Önceki sayfalarda sürekli olarak Resul ve müminler ile inkar edenler arasında geçen mücadeleyi konu edindik. Ayetlerde haber verildiği üzere, inkarcıların ortak özelliği, Resule karşı olduklarını, onun getirdiği dini inkar ettiklerini açık açık söylemeleri ve onlara karşı da açık bir mücadeleye girmeleridir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred">Oysa Resul ve müminlere karşı eyleme girişen inkarcılar, yalnızca söz konusu "açık inkarcı"larla sınırlı değildir. Bir de müminlerden yana gözüken, Resule itaat ettiğini iddia eden "gizli inkarcılar" vardır ki, Resul ve müminler bunlara karşı da mücadele ederler. Kuran'da, "münafık" olarak bilinen bu iki yüzlü kişiler şöyle tarif edilir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: darkred"></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabaselam, post: 111683, member: 11018"] [B][COLOR=darkred]Resulün inkar edenlerin tuzaklarını bozması Kuran'daki pek çok ayette inkar edenlerin tuzaklarının boşa çıktığı bildirilmekte ve daha da önemlisi, inkar edenlerin tuzağına karşılık, Allah'ın inkar edenlere tuzak ("düzen") kurduğu da haber verilmektedir. Al-i İmran Suresi'nin 54. ayetinde, "Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır" şeklinde buyrulur. Enfal Suresi'nde ise, inkar edenlerin Resule kurdukları tuzağa karşılık, Allah'ın da inkar edenlere tuzak kurduğu şöyle bildirilir: "Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır." (Enfal Suresi, 30) Zaten Allah'ın isimlerinden biri de, "Makir", yani "tuzak kuran"dır. Başka ayetlerde de Allah'ın bu sıfatı şöyle bildirilir: "Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katı'nda onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır." (İbrahim Suresi, 46) "Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk." (Neml Suresi, 50) Burada önemli bir nokta vardır: Allah'ın bu "düzen kurma" sıfatı da, az önce değindiğimiz "hor ve aşağılık kılma" sıfatı gibi, müminlerde ve özellikle de Resulde tecelli eder. Allah, çoğu kez, küfrün tuzaklarına karşılık Resulün eliyle tuzak kurar. Kuran'da bu konuyla ilgili verilen örneklerden biri de Yusuf Peygamberin yaşamıdır. Hz. Yusuf'un inkarcı karakterli kardeşleri kendisine karşı "hileli-düzen" (Yusuf Suresi, 102) kurarak küçük yaşta iken Yusuf Peygamberi kuyuya atmışlardır. Ancak Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş ve onların bu tuzağına karşılık bir tuzak kurmuştur. Ayetlerde bu olaylar şöyle haber verilir: "Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız." Onlara doğru yönelerek: "Neyi kaybettiniz?" dediler. Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." "Allah adına, hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz." "Öyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?" Dediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız." Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf Suresi, 70-76) Kuran'da bildirilen bir başka tuzak örneği de Hz. İbrahim'in kavminin taptığı putları kırmasıdır. Bu olayı haber veren ayetler şöyledir: "Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik. Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler. Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz." 'Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?" "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim." "Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım." Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler. "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin." Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler. Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" (Enbiya Suresi, 51-67) Resul ve "Atalar Dini" Temsilcilerinin Mücadelesi Şimdiye kadar hep Resul ile kavmin önde gelen inkarcıları arasındaki mücadeleye değindik. Oysa Resule ve onunla birlikte iman edenlere düşmanlık gösterenler yalnızca kavmin önde gelen inkarcıları değildir. Başka gruplar da benzer ya da farklı nedenlerden dolayı Resule karşı harekete geçerler. Ayrıca "önde gelenler"i de tek bir bütün olarak düşünmek doğru olmaz; bu kesimin içinde de farklı özellikleri olan gruplar vardır. İlerleyen sayfalarda Kuran'da tarif edilen bu grupları inceleyeceğiz. Bu grupların en önemlilerinden birisi, Resulün getirdiği hak dine karşı, içinde pek çok sapkın öğenin yer aldığı "atalarının dini"ni savunan tutucu gruptur. Önceki sayfalarda cahiliye toplumundan söz ederken, bu toplumun dinden koptuğunu ve Allah'ı göz ardı ettiğini söylemiştik. Bu doğrudur, ancak bir farkla: Cahiliye toplumları asıl olarak dinden, yani Allah'ın insanlara gösterdiği saf ve gerçek dinden kopmuşlardır. Yoksa bu toplumda birtakım dini inanışlar mevcuttur. Kuran'da anlatılan cahiliye toplumlarının hemen hepsinin birtakım dini inançları vardır. Bu cahiliye dinleri kimi zaman hak dine şekil yönünden benziyor da olabilir. Ancak bu "din"lerin özü, hak dinin özünden çok farklıdır. Hak din, Allah'ı bilip-tanımak ve yalnızca O'na kulluk etmek, O'ndan başka hiçbir şeye bağlanmamak, Allah'ın Resulünün izinden gitmek üzerine kuruludur. Oysa cahiliye toplumundaki din kavramı, daha çok atalara olan anlamsız bir bağlılık ve onlardan kalma gelenekleri devam ettirme isteği üstüne kuruludur. Belki cahiliye dininde Allah'ın adı sıklıkla kullanılır, ancak bu bir aldatmacadır; bu dinde gerçek bir iman ve Allah korkusu yoktur. Kuran'da, bu durum şöyle anlatılır: "De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar." (Müminun Suresi, 84-90) Ayetlerde tarif edilen kişilerin durumu son derece ilginçtir: Bu kişiler kendilerine sorulan tüm sorulara doğru cevap vermekte (yani Allah'ın herşeyin yaratıcısı olduğunu tasdik etmekte)dirler. Ancak davranışları bu sözlerine uygun değildir. Bu nedenle kendilerine, "düşünmeyecek misiniz?" "sakınmayacak mısınız?" "nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?" gibi sorular sorularak, hatırlatma yapılmakta ve içinde bulundukları durumdan kurtulmaları için uyarılmaktadırlar. Bunun nedeni ise, sorulara cevap veren kişilerin gerçekte verdikleri cevapların anlamını kavramıyor oluşlarıdır. Peki acaba bu garip durumun sebebi nedir? Sebep gayet açıktır: Söz konusu kişiler hak dinin değil, cahiliye dininin üyeleridir. Bu dinin özelliği ise, Allah'a iman, Allah korkusu, Allah'ın rızası üzerine kurulu bir inanç olmayışıdır. Bu dinin temelinde, atalardan gelen birtakım inanç ve değerlerin gelenek biçiminde korunması yatar. Üstteki ayetlerde tarif edilen kişiler, atalar dininde yer alan belli-belirsiz Allah inancını taşıyan, fakat gerçekte Allah'ın varlığını ve vasıflarını kesinlikle kavramamış olan kişilerdir. Bu arada, atalar dini pek çok sapkın öğe de taşır. Bu din, hak dinin tek kaynağı olan vahiyden tamamen kopmuş ve birtakım hurafeleri kendine kaynak edinmiştir. Bu nedenle Allah inancından, ahlak anlayışına kadar pek çok konuda sapkın hükümleri vardır. Ve bundan dolayı da, Resul ve onunla birlikte iman edenler atalar dinine karşı çıkar ve toplumu gerçek dine, Allah'ın insanlar için "seçip-beğendiği" hak dine davet ederler. Ancak çoğu kez insanlar atalarının dinine bağlı kalmakta diretirler. Onların bu durumları bir ayette şöyle haber verilmiştir: "Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?" (Maide Suresi, 104) Önde gelenler arasında da atalar dinine bağlı kalma eğilimi yaygındır. Kuran'da bunun değişmez bir kural olduğu şöyle haber verilmiştir: "İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz." (O peygamberlerden her biri de şöyle) Demiştir: "Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?" Onlar da demişlerdi ki: "Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız." (Zuhruf Suresi, 23-24) Peki nedir önde gelenlerin ve daha başka kimselerin atalar dinine bu kadar bağlanmalarının nedeni? Önde gelenlerin atalar dinine bağlı olmalarının nedeni açıktır: Bu din, kendi egemenlikleri altında olan kurulu düzeninin önemli bir parçasıdır. Bu dini kullanarak düzene sözde meşruiyet sağlamaktadırlar. Ayrıca bu dinin bazı kurallarına uyarak gerektiğinde kendilerini dindar insanlar olarak tanıtmaları ve toplumun güvenini kazanmaları son derece kolay olmaktadır. Bazı insanlar da ataların dinine içinde bulundukları taassup nedeniyle bağlı kalırlar. Her türlü değişime karşı çıkan, eski olan herşeyin iyi olduğuna inanan bu kişiler, insan nefsinin eğilimlerinden biri olan taassubun (tutuculuk) içinde boğulmuşlardır. Bazı kesimler ise söz konusu atalar dini sayesinde maddi çıkarlar sağlamaktadırlar ve bu dinin terk edilmesinin de kendi kurdukları ruhban sistemini yok edeceğini bilirler. Kuran'da, "Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele" (Tevbe Suresi, 34) ayetinde belirtildiği üzere, sahte bir dindarlık görüntüsüyle "insanların mallarını haksızlıkla yiyen" ruhbanların sayısı bir hayli kabarıktır. Bu nedenle toplumun önemli bir kesimi, Resulün teklif ettiği hak dine karşı atalarının dininin savunuculuğunu yapmaya başlar. Hz. Hud'a "...Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım" (Araf Suresi, 70) diyen Ad kavmi; ya da Hz. Salih'e, "...Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz" (Hud Suresi, 62) diyebilen Semud kavmi; ya da Hz. Musa'ya karşı "...Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik..." (Kasas Suresi, 36) diyen Firavun çevresi, hep bu yöntemi izlemişlerdir. Bu kesimin en büyük özelliklerinden biri de, Resule ve onunla birlikte iman edenlere karşı saldırıya geçerken, kendilerini gerçek birer dindar gibi göstermeye çalışmalarıdır. Bu kişiler Allah ve din adına ortaya çıkarlar. Bu şekilde saldırı ve baskılarına sözde meşru bir zemin oluşturmaya çalışırlar. Bu son derece göstermelik bir tavırdır ve söz konusu kişilerin de gerçekte Allah'la ve O'nun seçip beğendiği din ile hiçbir ilgileri yoktur. Ancak Kuran'da haber verilen bu kişiler, tavırlarını öyle bir dereceye vardırmışlardır ki, "Resulü öldürmek" gibi olabilecek en büyük suçu işlerken bile "Allah adına" hareket ettiklerini öne sürmüşlerdir. Bu kişilerle ilgili olarak Kuran'da şöyle haber verilmektedir: "Andolsun, biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye (demek üzere) gönderdik... (Neml Suresi, 45) (Salih'e) Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah Katı'nda (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz." Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim." Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik." (Neml Suresi, 47-51) Allah adına ortaya çıkarak Allah'a ve Resulüne savaş açanlar arasında çok önemli bir grup daha vardır. Hemen her Resulün karşılaştığı bu gruba, Kuran'da "münafık" adı verilir. Resullerin Münafıklarla Mücadelesi Önceki sayfalarda sürekli olarak Resul ve müminler ile inkar edenler arasında geçen mücadeleyi konu edindik. Ayetlerde haber verildiği üzere, inkarcıların ortak özelliği, Resule karşı olduklarını, onun getirdiği dini inkar ettiklerini açık açık söylemeleri ve onlara karşı da açık bir mücadeleye girmeleridir. Oysa Resul ve müminlere karşı eyleme girişen inkarcılar, yalnızca söz konusu "açık inkarcı"larla sınırlı değildir. Bir de müminlerden yana gözüken, Resule itaat ettiğini iddia eden "gizli inkarcılar" vardır ki, Resul ve müminler bunlara karşı da mücadele ederler. Kuran'da, "münafık" olarak bilinen bu iki yüzlü kişiler şöyle tarif edilir: [/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Peygamberler ve Peygamberlerin Hayatı
Peygamberlere Yapılan Iğrenç Tuzak Ve Iftiralar
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst