Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimizin Hayatı
peygamberlik devri...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 193920" data-attributes="member: 1005848"><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: #ff6666"><span style="font-family: 'Tahoma'">İKİNCİ KISIM</span></span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: #ff6666"><span style="font-family: 'Tahoma'">HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN </span></span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: #ff6666"><span style="font-family: 'Tahoma'">PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süresine "Mekke Devri" (610- 622);</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de "Medine Devri" (622-632) denir.</span></span></strong> </p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">BİRİNCİ BÖLÜM</span></span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">MEKKE DEVRİ</span></span></strong> </p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBER OLUŞU</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">1- HİRA'DA İNZİVÂ</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı. (49)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hakk, O'nu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman "Sen Allah elçisisin..." diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.(50)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">2-İLK VAHY</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">610 yılı Ramazan ayının(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil'i gördü. Melek O'na:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Oku" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Oku" diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ben okuma bilmem..." cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i sıktıktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu. </span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Yaratan Rabb'ının adıyle oku. O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir." (El-Alak Sûresi, 1-5).</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ya Muhammed. Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im" dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil'i gördü.(54) Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice'ye:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin..." (55)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">3- VARAKA'NIN SÖZERİ</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka'ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncil'i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz. İsâ'nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk'ın Musâ'ya göndermiş olduğu Cibril'dir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim... Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin..." (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü. </span></span></strong> </p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> </p><p><strong><span style="color: black">(49) Tarih-i Din-i İslâm, 2/60</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(50) İbn Hişâm, 1/250</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(51) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3 (Hadis No:3); İbn Hişâm, 1/249-250</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(52) Bkz. el- Bakara Sûresi, 185</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(53) Bkz. el- Kadr Sûresi, 1</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(54) İbn Hişâm, 1/253</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(55) Bkz. el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(56) Bkz. el-Buhârî, 1/3;Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)</span></strong> </p><p> </p><p><strong><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm" target="_blank"><u><span style="color: #663366">Sayfa başı</span></u></a></strong></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">II- NEBÎLİK VE RASÛLLUK</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'"> Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik".</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">(Fetih Sûresi, 8)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İlk vahiy'den sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan dönerken, bir ses işitti. Başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hira'daki mağarada gelen meleği gördü. Korku ve heyecân içinde evine döndü.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Hemen beni örtünüz, beni örtünüz." dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt (Namaz'da tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket." (el-Müddessir Sûresi, 1-5).</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) "Nebî" olmuş, henüz başkalarına "Hak Dini" tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile "Risâlet" verildi. Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">1- İSLÂMDA İLK İBÂDET</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">2- İLK MÜSLÜMANLAR</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'"> "İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır."</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">(Vâkıa Sûresi, 10)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd.(59) ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">a ) Hz. Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Evliliğinden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), eşi Hz. Hatice'nin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu. (60) Ebû Tâlib'in âilesi ise pek kalabalıktı. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali'yi yanına almıştı. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)'in yanında kalıyordu.(61)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi'nin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de birleşir.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir'i İslâm'a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa'd, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata "İlk Müslümanlar" (Sabıkûn-i İslâm) denilir.</span></span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong><span style="color: black">(57) İlk vahiy ile ikinci vahiy arasında geçen "fetret-i vahy" süresinin ne kadar devâm ettiğine dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yıl arasında değişmektedir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 1/11. Hadis No: 4'ün açıklaması) Olayların seyrine göre, 1-2 aydan daha çok olmaması gerekir. 2-3 yıl gibi uzun süre olduğunu söyleyenler, "gizli dâvet" süresi ile "fetret-i vahy"i ayıramamış olmalıdırlar.</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(58) İbn Hişâm, 1/260-261; Tecrid Tercemesi, 2/231, (Hadis No: 227'nin açıklaması); Tâhir Olgun, İbâdet Târihi, 28, İstanbul, 1946</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(59) Zeyd, Kudâa kabilesindendi. Küçük yaşta esir edilmiş, köle olarak satılmıştı. Hz. Hatice, evliliklerinden sonra O'nu Hz. Muhammed (s.a.s.)'e hediye etti. Babası Hârise, oğlunu araya araya nihâyet Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında buldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisini âzâd ederek babası ile gitmesine izin verdi. Fakat Zeyd, babası ile gitmedi; "babam da sensin, annem de..." diyerek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'den ayrılmadı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de onu evlâd edindi. (İbn Hişâm, 1/265), Kur'an-ı Kerîm'de açık olarak adı geçen sahâbî, yalnızca Zeyd'dir. (el-Ahzâb Sûresi, 37) Peygamberimiz (s.a.s.) onu Ümmü Eymen ile evlendirmiş, bu evlilikten meşhûr komutan "Üsâme" doğmuştur. Zeyd, Hicretin 8'inci yılında Mûte Savaşında şehid olmuştur. (Geniş bilgi için bkz. Tecrid Ter. 4/538 - 540, Hadis No: 644)</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(60) Bkz. ed-Duhâ Sûresi, 8</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(61) Abbas da aynı maksatla Câfer'i yanına almıştı. (Bkz. İbn Hişâm, 1/263)</span></strong> </p><p> </p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: "Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız..." (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm'a dâvet ediyordu.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan "Erkam"ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve "Dâr-ı İslâm" denildi.(64/1)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut" (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları..." diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey Kureyş cemâati, size "şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Hepsi bir ağızdan:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin..." dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah'a inanıp, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim..."(64/2)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. "O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'"> -"Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak." (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)</span></span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong><span style="color: black">(62) İbn Hişâm, 1/280</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(63) Târih-i Din-i İslâm, 2/145; Bu esnâda Müslümanlık çevrede de yavaş yavaş duyuluyor, ağızdan ağıza yayılıyordu. "Muhammed (s.a.s.) yeni bir din çıkarmış.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten haberler geliyormuş... diye alay edenler oluyordu.</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(64/1) Târih-i Din-i İslâm, 2/151,</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361, (Hadis No: 327)</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi, 8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(66) İbnü'l-Esîr,a.g..e., 2/60-61; Târih-i Din-i İslâm, 2/154</span></strong> </p><p> </p><p><strong><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm" target="_blank"><u><span style="color: #663366">Sayfa Başı </span></u></a></strong></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâm'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden..." diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece "alay devri" başlamış oldu.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş'e içinde) dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde, "bunlar gerçekten sapık kimseler" derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz..." (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, "hakaret devri" başladı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyş'in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekke'de Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş'e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">2- İŞKENCE DÖNEMİ</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm'dan oluşan bir hey'et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib'e gelerek:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim..." dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyş'e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu anlatarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam..." diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim." dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş'e karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasını istedi. Ebû Leheb'den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">b) Kureyş'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Başvurması</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Ebû Tâlib'e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)'e geldiler:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma..." dediler. Rasûlullah (s.a.s.):</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah'a ibadet ediniz...." diye cevâp verdi. (70)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">- "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder..." diyerek gittiler.(71)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. 'Bu yalancı bir sihirbâzdır' dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey... dediler". (Sa'd Sûresi, 4-5).</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.(73)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüştü. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)'de: "Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demişti."(75)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl bunlardandı.(76)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla "mecnûn, falcı, şâir sihirbaz" gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça O'na da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı (77) Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş. Müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi.</span></span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(67) İbn Hişâm, 1/283-284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/63</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(68) İbn Hişâm, 1/284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/64; Târih-i Din-i islâm, 2/156</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(69) İbn Hişâm, 1/287; Târih-i Din-i İslâm, 2/158</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(70) İbn Hîşâm, 1/315-316; Târih-i Din-i İslâm, 2/161</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(71) Târih-i Din-i İslâm, 2/163</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(72) İbn Hişâm, 1/287</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(73) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/254</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(74) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/253</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(75) "Kalbi imânla dolu olduğu halde, zor ve baskı altında olan kimseler dışında, imândan sonra Allah'ı inkâr edip gönlünü küfre açan kimselere Allah katından bir gazap vardır. Büyük azâb da onlar içindir." (en-Nahl Sûresi, 106) anlamındaki âyet-i kerime o olaydan sonra indi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(76) İbnü'l-Esîr, 2/66-70; Zâdü'l-Meâd, 2/117; Tecrid Tercemesi 6/ H.No 1017'nin izahı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(77) el-Buharî, 4/240; Tecrid Tercemesi 10/45-48 (Hadis No : 1544); İbnül Esîr, a.g.e. 2/279</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman Tur'">(78) el-Buhârî, 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/377-378 (Hadis No: 314); Rasûlüllah (s.a.s.) namazını bitirdikten sonra, üç defa: "Allahım, Kureyş'i Sana havale ediyorum" buyurmuş sonra da orada aralarında gülüşüp istihza etmekte olan Ebû Cehil, Utbe b. Rabia, Şeybe, b. Rabia, Velid b. Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef'i isim isim sayarak, "Allahım, şu güruhu sana havale ediyorum" buyurmuştur. Bunların hepsi de Bedir Savaşında öldürülerek bir çukura atıldılar. Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 10/47-48</span></span></strong> </p><p> </p><p><strong><a href="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm" target="_blank"><u><span style="color: #663366">Sayfa Başı</span></u></a></strong></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">3- HABEŞİSTAN'A HİCRET</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'"> "Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür."</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">(en-Nahl Sûresi, 41)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.) </span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "secde âyeti" bulunduğu için, Allah'a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müşriklerin putlarından "Lât, Uzza ve Menât'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar'dı.(81)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi'si (82) Ashame'ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?"</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-Hayır, hepsi hürdür.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-Onlara borcumuz mu var?</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-Hayır, hiç birinde alacağımız yok.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-Öyle bir isteğimiz yok.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-O halde bizden ne istiyorlar?</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Amr cevap verdi:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular."</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu iddialara karşı Câfer:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allah'ı tanıttı. Yalnız O'na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı. </span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Biz O'na inandık. O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık..." dedi. Kur'ân-ı Kerim'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı.(84) Hz. İsâ ve Meryem'le ilgili olarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın. Ey Harûn'un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi... dediler. Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz... dediler. Çocuk: Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun.. dedi".</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur." (Meryem Sûresi, 27, 34)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsây'a gelen sözlerle aynı kaynaktan," dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti.(85)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Ertesi gün, Amr Necâşi'nin huzuruna çıkarak:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Onlar Hz. İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar", diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi. Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu idiaya karşı Câfer:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Biz, Hz. İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur'ân'da ne bildirmişse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu.</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah'ın Peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir rûhdur..." (en-Nisâ Sûresi, 171)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"-Hz. İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. O'nu Hz İsâ müjdelemişti..." dedi. Sonra, Kureyş elçilerine: </span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)</span></span></strong> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Tahoma'">Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M.). Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar. (628 M.) Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü. (628 M.)</span></span></strong> </p><p><img src="http://file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><strong><span style="color: black">(79) İbn Hişâm, 2/344-353; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/76-77; Zâdü'l-Meâd, 2/117</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(80) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/77; İbn Hişâm, 2/3; Zâdü'l-Meâd, 2/118</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(81) İbnü'l-Esîr, a.g.e, 2/78.</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(82) "Necâşi", Habeş hükümdârlarının ünvanıdır.</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(83) İbn Hişâm, 1/356-357; İbnü'l-Esîr, 2/79; Zâdü'l-Meâd, 2/121</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(84) İbn Hişâm, 1/359-360; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/79-81; Târih-i Din-i İslâm, 2/216-218</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(85) İbn Hişâm, 1/360; Târih-i Din-i İslâm, 2/221</span></strong> </p><p><strong><span style="color: black">(86) İbn Hişâm, 1/361-362; İbnü'l-Esîr, 2/81</span></strong></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p></p><p> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 193920, member: 1005848"] [COLOR=windowtext] [CENTER][CENTER][B][COLOR=#ff6666][FONT=Tahoma]İKİNCİ KISIM[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=#ff6666][FONT=Tahoma]HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=#ff6666][FONT=Tahoma]PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süresine "Mekke Devri" (610- 622);[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de "Medine Devri" (622-632) denir.[/FONT][/COLOR][/B] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]BİRİNCİ BÖLÜM[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]MEKKE DEVRİ[/FONT][/COLOR][/B] [/CENTER] [CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'İN PEYGAMBER OLUŞU[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]1- HİRA'DA İNZİVÂ[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı. (49)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hakk, O'nu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman "Sen Allah elçisisin..." diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.(50)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]2-İLK VAHY[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]610 yılı Ramazan ayının(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil'i gördü. Melek O'na:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Oku" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Oku" diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ben okuma bilmem..." cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i sıktıktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Yaratan Rabb'ının adıyle oku. O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir." (El-Alak Sûresi, 1-5).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Ya Muhammed. Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im" dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil'i gördü.(54) Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice'ye:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice'ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin..." (55)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]3- VARAKA'NIN SÖZERİ[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka'ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncil'i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz. İsâ'nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk'ın Musâ'ya göndermiş olduğu Cibril'dir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim... Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin..." (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü. [/FONT][/COLOR][/B] [CENTER][CENTER][IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black](49) Tarih-i Din-i İslâm, 2/60[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](50) İbn Hişâm, 1/250[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](51) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3 (Hadis No:3); İbn Hişâm, 1/249-250[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](52) Bkz. el- Bakara Sûresi, 185[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](53) Bkz. el- Kadr Sûresi, 1[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](54) İbn Hişâm, 1/253[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](55) Bkz. el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](56) Bkz. el-Buhârî, 1/3;Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)[/COLOR][/B] [B][COLOR=black] [/COLOR][/B] [B][URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm"][U][COLOR=#663366]Sayfa başı[/COLOR][/U][/URL][/B] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]II- NEBÎLİK VE RASÛLLUK[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma] Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik".[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma](Fetih Sûresi, 8)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İlk vahiy'den sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan dönerken, bir ses işitti. Başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hira'daki mağarada gelen meleği gördü. Korku ve heyecân içinde evine döndü.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Hemen beni örtünüz, beni örtünüz." dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt (Namaz'da tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket." (el-Müddessir Sûresi, 1-5).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) "Nebî" olmuş, henüz başkalarına "Hak Dini" tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile "Risâlet" verildi. Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]1- İSLÂMDA İLK İBÂDET[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]2- İLK MÜSLÜMANLAR[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma] "İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır."[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma](Vâkıa Sûresi, 10)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd.(59) ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]a ) Hz. Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Evliliğinden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), eşi Hz. Hatice'nin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu. (60) Ebû Tâlib'in âilesi ise pek kalabalıktı. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali'yi yanına almıştı. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)'in yanında kalıyordu.(61)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olması[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi'nin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de birleşir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir'i İslâm'a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa'd, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata "İlk Müslümanlar" (Sabıkûn-i İslâm) denilir.[/FONT][/COLOR][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B][COLOR=black](57) İlk vahiy ile ikinci vahiy arasında geçen "fetret-i vahy" süresinin ne kadar devâm ettiğine dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yıl arasında değişmektedir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 1/11. Hadis No: 4'ün açıklaması) Olayların seyrine göre, 1-2 aydan daha çok olmaması gerekir. 2-3 yıl gibi uzun süre olduğunu söyleyenler, "gizli dâvet" süresi ile "fetret-i vahy"i ayıramamış olmalıdırlar.[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](58) İbn Hişâm, 1/260-261; Tecrid Tercemesi, 2/231, (Hadis No: 227'nin açıklaması); Tâhir Olgun, İbâdet Târihi, 28, İstanbul, 1946[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](59) Zeyd, Kudâa kabilesindendi. Küçük yaşta esir edilmiş, köle olarak satılmıştı. Hz. Hatice, evliliklerinden sonra O'nu Hz. Muhammed (s.a.s.)'e hediye etti. Babası Hârise, oğlunu araya araya nihâyet Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında buldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisini âzâd ederek babası ile gitmesine izin verdi. Fakat Zeyd, babası ile gitmedi; "babam da sensin, annem de..." diyerek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'den ayrılmadı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de onu evlâd edindi. (İbn Hişâm, 1/265), Kur'an-ı Kerîm'de açık olarak adı geçen sahâbî, yalnızca Zeyd'dir. (el-Ahzâb Sûresi, 37) Peygamberimiz (s.a.s.) onu Ümmü Eymen ile evlendirmiş, bu evlilikten meşhûr komutan "Üsâme" doğmuştur. Zeyd, Hicretin 8'inci yılında Mûte Savaşında şehid olmuştur. (Geniş bilgi için bkz. Tecrid Ter. 4/538 - 540, Hadis No: 644)[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](60) Bkz. ed-Duhâ Sûresi, 8[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](61) Abbas da aynı maksatla Câfer'i yanına almıştı. (Bkz. İbn Hişâm, 1/263)[/COLOR][/B] [B][COLOR=black] [/COLOR][/B] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: "Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız..." (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm'a dâvet ediyordu.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan "Erkam"ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve "Dâr-ı İslâm" denildi.(64/1)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut" (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları..." diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey Kureyş cemâati, size "şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Hepsi bir ağızdan:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin..." dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah'a inanıp, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim..."(64/2)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. "O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma] -"Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak." (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)[/FONT][/COLOR][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B][COLOR=black](62) İbn Hişâm, 1/280[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](63) Târih-i Din-i İslâm, 2/145; Bu esnâda Müslümanlık çevrede de yavaş yavaş duyuluyor, ağızdan ağıza yayılıyordu. "Muhammed (s.a.s.) yeni bir din çıkarmış.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten haberler geliyormuş... diye alay edenler oluyordu.[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](64/1) Târih-i Din-i İslâm, 2/151,[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361, (Hadis No: 327)[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi, 8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](66) İbnü'l-Esîr,a.g..e., 2/60-61; Târih-i Din-i İslâm, 2/154[/COLOR][/B] [B][COLOR=black] [/COLOR][/B] [B][URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm"][U][COLOR=#663366]Sayfa Başı [/COLOR][/U][/URL][/B] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İslâm'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden..." diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece "alay devri" başlamış oldu.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş'e içinde) dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde, "bunlar gerçekten sapık kimseler" derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz..." (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, "hakaret devri" başladı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Kureyş'in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekke'de Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş'e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]2- İŞKENCE DÖNEMİ[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]a) Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm'dan oluşan bir hey'et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib'e gelerek:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim..." dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyş'e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu anlatarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam..." diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim." dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş'e karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasını istedi. Ebû Leheb'den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]b) Kureyş'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Başvurması[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Ebû Tâlib'e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)'e geldiler:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma..." dediler. Rasûlullah (s.a.s.):[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah'a ibadet ediniz...." diye cevâp verdi. (70)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]- "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder..." diyerek gittiler.(71)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. 'Bu yalancı bir sihirbâzdır' dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey... dediler". (Sa'd Sûresi, 4-5).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.(73)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüştü. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)'de: "Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demişti."(75)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl bunlardandı.(76)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla "mecnûn, falcı, şâir sihirbaz" gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça O'na da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı (77) Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş. Müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi.[/FONT][/COLOR][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](67) İbn Hişâm, 1/283-284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/63[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](68) İbn Hişâm, 1/284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/64; Târih-i Din-i islâm, 2/156[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](69) İbn Hişâm, 1/287; Târih-i Din-i İslâm, 2/158[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](70) İbn Hîşâm, 1/315-316; Târih-i Din-i İslâm, 2/161[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](71) Târih-i Din-i İslâm, 2/163[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](72) İbn Hişâm, 1/287[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](73) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/254[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](74) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/253[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](75) "Kalbi imânla dolu olduğu halde, zor ve baskı altında olan kimseler dışında, imândan sonra Allah'ı inkâr edip gönlünü küfre açan kimselere Allah katından bir gazap vardır. Büyük azâb da onlar içindir." (en-Nahl Sûresi, 106) anlamındaki âyet-i kerime o olaydan sonra indi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](76) İbnü'l-Esîr, 2/66-70; Zâdü'l-Meâd, 2/117; Tecrid Tercemesi 6/ H.No 1017'nin izahı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](77) el-Buharî, 4/240; Tecrid Tercemesi 10/45-48 (Hadis No : 1544); İbnül Esîr, a.g.e. 2/279[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times New Roman Tur](78) el-Buhârî, 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/377-378 (Hadis No: 314); Rasûlüllah (s.a.s.) namazını bitirdikten sonra, üç defa: "Allahım, Kureyş'i Sana havale ediyorum" buyurmuş sonra da orada aralarında gülüşüp istihza etmekte olan Ebû Cehil, Utbe b. Rabia, Şeybe, b. Rabia, Velid b. Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef'i isim isim sayarak, "Allahım, şu güruhu sana havale ediyorum" buyurmuştur. Bunların hepsi de Bedir Savaşında öldürülerek bir çukura atıldılar. Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 10/47-48[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black] [/COLOR][/B] [B][URL="file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ppage-3.htm"][U][COLOR=#663366]Sayfa Başı[/COLOR][/U][/URL][/B] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Tahoma]3- HABEŞİSTAN'A HİCRET[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma] "Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür."[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma](en-Nahl Sûresi, 41)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M.) [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "secde âyeti" bulunduğu için, Allah'a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müşriklerin putlarından "Lât, Uzza ve Menât'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali'nin ağabeyi Câfer Tayyar'dı.(81)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi'si (82) Ashame'ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?"[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-Hayır, hepsi hürdür.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-Onlara borcumuz mu var?[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-Hayır, hiç birinde alacağımız yok.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-Öyle bir isteğimiz yok.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-O halde bizden ne istiyorlar?[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Amr cevap verdi:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular."[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Bu iddialara karşı Câfer:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allah'ı tanıttı. Yalnız O'na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Biz O'na inandık. O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık..." dedi. Kur'ân-ı Kerim'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı.(84) Hz. İsâ ve Meryem'le ilgili olarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın. Ey Harûn'un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi... dediler. Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz... dediler. Çocuk: Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun.. dedi".[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur." (Meryem Sûresi, 27, 34)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsây'a gelen sözlerle aynı kaynaktan," dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti.(85)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Ertesi gün, Amr Necâşi'nin huzuruna çıkarak:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Onlar Hz. İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar", diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi. Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Bu idiaya karşı Câfer:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]-"Biz, Hz. İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur'ân'da ne bildirmişse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah'ın Peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir rûhdur..." (en-Nisâ Sûresi, 171)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"-Hz. İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. O'nu Hz İsâ müjdelemişti..." dedi. Sonra, Kureyş elçilerine: [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Tahoma]Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M.). Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar. (628 M.) Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü. (628 M.)[/FONT][/COLOR][/B] [IMG]file:///D:/karışık%20bilgiler/Din/Biyografiler/Peygamberimiz/Peygamberimizin%20Hayati/ivyrule.GIF[/IMG] [B][COLOR=black](79) İbn Hişâm, 2/344-353; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/76-77; Zâdü'l-Meâd, 2/117[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](80) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/77; İbn Hişâm, 2/3; Zâdü'l-Meâd, 2/118[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](81) İbnü'l-Esîr, a.g.e, 2/78.[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](82) "Necâşi", Habeş hükümdârlarının ünvanıdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](83) İbn Hişâm, 1/356-357; İbnü'l-Esîr, 2/79; Zâdü'l-Meâd, 2/121[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](84) İbn Hişâm, 1/359-360; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/79-81; Târih-i Din-i İslâm, 2/216-218[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](85) İbn Hişâm, 1/360; Târih-i Din-i İslâm, 2/221[/COLOR][/B] [B][COLOR=black](86) İbn Hişâm, 1/361-362; İbnü'l-Esîr, 2/81[/COLOR][/B] [COLOR=windowtext] [/COLOR] [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Peygamberimizin Hayatı
peygamberlik devri...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst