Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Piyâdelerin en hayırlısı:SELEME BİN EKVÂ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 199228" data-attributes="member: 1005848"><p><span style="font-family: 'Arial'">Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı günlerdeydi. Hudeybiye'de endişeli ve huzursuz bir bekleyiş hâkimdi. Eshâb-ı kirâm, Semüre ağacının altında toplanmış, hayatları üzerine Allahın Resûlüne bî'at ediyorlardı. Aralarında kuvvetli ve cesûr bin sahâbî olan Seleme bin Ekvâ da vardı. Resûlullah efendimiz: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Seleme nerede, gelip bî'at etsin!</strong> diye seslendi. </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme tekrar bî'at etti. Bu hâl üç defa tekrarlandı. Hz. Seleme her bî'at sonunda Resûlullaha olan bağlılık için tam üç defa söz vermişti.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Amcanla senin hâlin </span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Peygamber efendimiz Seleme'yi silahsız görünce bir kalkan vermişti. Üçüncü bî'attan sonra Seleme'nin elinde kalkanı göremeyen Resûlullah efendimiz buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Sana vermiş olduğum kalkan nerede?</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Yâ Resûlallah! Amcam Âmir silâhsız idi. Ona verdim.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Resûlullah efendimiz tebessüm etti ve buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Amcanla senin hâlin, "Yâ Rabbî! Bana kendimden daha sevgili bir dost ver" diye duâ eden kimsenin hâline benzedi.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bî'attan sonra sahâbîler dağıldılar. Seleme de uzakça bir ağacın altına gidip uzandı. O sırada dört kişilik bir düşman müfrezesi yanına gelerek Resûlullaha dil uzatmaya başladılar. Resûlullaha hayatı üzerine bağlılık sözü veren cesûr sahâbî, öfkesini zor kontrol ediyordu. Çünkü Resûlullah, sahâbîlerin müşriklere karşı herhangi bir harekette bulunmalarını men etmişti. Kalkıp başka bir ağacın altına gitti. Müşrikler de silahlarını bir ağaca asıp yere uzandılar.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">O sırada vâdinin aşağı tarafından bir ses duyuldu: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Yetişin, ey muhâcirler, İbni Zuneyn öldürüldü!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu haberi duyan Seleme, daha fazla dayanamadı. Kılıcını eline aldı. Sessizce yatmakta olan müşriklerin yanına geldi. Ağaçta asılı duran kılıçlarını aldı. Sonra da bağırdı: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Kıpırdayanın başını uçururum! </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir anda neye uğradıklarını şaşıran müşrikler, korku içinde titremeye başladılar. Seleme; </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Kalkın ve arkanıza bakmadan önüme düşün! diye emir verdi.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Emrinize hazırım</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Hepsini önüne katıp Resûlullahın huzuruna getirdi. Resûlullahın vereceği emre göre davranacaktı. Resûlullah harp edilmemesi husûndaki anlaşmayı ihlâl etmek istemedi, Onun için buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Kötülüğün başı da, sonu da onların olsun. Bunları serbest bırakınız!</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Hudeybiye anlaşması gereğince, Müslümanlar Medîne'ye geri dönüyorlardı. Akşam olunca, henüz müşrik olan Lıhyanoğulları kabîlesine yakın bir yerde konakladılar. Arada yüksekçe bir tepe bulunuyordu. Resûlullah efendimiz, gece düşmanı gözetlemek için bir gönüllü aradı ve ona Allahtan magfiret dileyeceğini söyledi. Seleme hemen ileri atıldı: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Ben emrinize hazırım, yâ Resûlallah! </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">O gece tek başına düşmanın hücum tehlikesine aldırmadan nöbet bekledi. Cesâret ve fedâkârlığını bir defa daha ispatladı.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Peygamber efendimizin develerini Medîne’de otlağa götürme vazifesini bir çobanla birlikte Peygamberimizin hizmetçisi Rebâh üzerine almıştı. Hz. Seleme etrafın düşman kabîlelerle dolu olduğu bir zamanda, develerin hücuma uğrayabileceğini düşünerek Rebâh’la birlikte gitti. Gâbe dağının yokuşuna vardığı zaman Abdurrahman bin Avf’ın hizmetçisine rastladılar. Hizmetçi çok heyacanlı idi. Hz. Seleme ona sordu: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Allah iyiliğini versin, ne oldu sana?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Peygamber efendimizin develerini götürdüler.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Kim götürdü?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Gatafan ve Fezârî kabîleleri.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Ben Ekvâ'nın oğluyum</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Böylece durumu öğrenen Seleme hemen Rebâh’ı Medîne’ye haber vermek için gönderdi. Kendisi de gelecek yardım kuvvetini beklemeden tek başına eşkıyânın ardına düştü. Yaya idi, ama çok hızlı koşuyordu. Nihayet onlara yetişti. Seleme bin Ekvâ’nın kılıcı ve yayı yanında bulunuyordu. Hemen yayına ok yerleştirip onlara ok yağdırmaya başladı. </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu durumu Seleme bin Ekvâ şöyle anlatır: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Onlardan, atlı bir adama yetişip, “Al sana! Ben Ekvâ’nın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür!” diyerek bir ok attım. </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Okumun demiri, adamın omuzunu deldi. Vallahi, onlara durmadan ok atıyordum ve onları öldürüyordum.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Ağaçlık bir yerde idim. Bir süvâri dönüp bana doğru gelmeye başlayınca, bir ağacın dibine oturdum. Sonra da, bir ok atıp onu öldürdüm. Bana yönelip de, öldürmediğim hiç bir atlı yoktu. Dağ yolu darlaşıp müşrikler, boğazın dar, ok yetişmez yerine girdikleri zaman, ben de, dağın üzerine çıktım ve onlara taş atmaya başladım.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Allahın yarattığı mahlûklardan olup Resûlullah efendimize ait bulunan develeri ellerinden kurtarıp geriye alıncaya kadar onları ok ve taşa tutmaktan geri durmadım. Sonra da arkalarını bırakmadım. Onlara ok ve taş yağdırmaya devam ettim. Müşrikler benimle baş edemeyeceklerini anlayınca bir kısım develeri ve bir kısım mızrakları bırakıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Canımıza tak dedirtti</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bıraktıkları eşyayı, Resûlullah efendimiz tanısın diyerek işâret koyarak yol üzerinde bırakıyordum.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kaba kuşluk vakti olmuştu ki, Uyeyne bin Hısn el-Fezârî, baskıncı müşriklere yardıma gelmişti. Oturup kuşluk yemeklerini yemeye başladılar. Ben de, onların üst taraflarındaki küçük bir dağın tepesine çıkıp oturdum. Uyeyne onlara sordu: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Sizde görmüş olduğum bu perişan hâl nedir? </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Onlar da dediler ki:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Şu adam, canımıza tak dedirdi. Vallahi, seherden, sabahın karanlığından beri arkamızdan hiç ayrılmadı. Ellerimizdeki her şeyi bıraktırıncaya kadar bize ok yağdırdı. </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Uyeyne cevap verdi: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Onun gerisinde bıraktıklarınızı araştırmış olsaydınız, iyi olurdu. İçinizden birkaç kişi kalkıp ona doğru varsın!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Uyeyne’nin emri üzerine dört kişi kalkıp Seleme’ye yaklaşmak için dağa tırmandılar. Bundan sonrasını Seleme şöyle anlatır: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Beni, tanıyor musunuz?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Hayır, Tanıyamadık! Sen, kimsin?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Ben, Seleme bin Ekvâ’yım! Allaha yemin ederim ki, ben, sizden yakalamak istediğim kimseye muhakkak yetişirim! Sizden, beni yakalamak isteyen kimse ise, bana aslâ yetişemez!</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">İçlerinden birisi, onlara, “Ben de, onun böyle olduğunu sanıyorum!” deyince, geri dönüp gittiler.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Şehîdlikle arama girme!</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Ben de, dağdan inip Ahrem’in önünü kestim ve atının gemini tutup dedim ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Ey Ahrem! Şu kavimden sakın! Resûlullah efendimizin sahâbîleri gelip kavuşuncaya kadar onların seni kalbinden vurup şehîd etmeyeceklerinden emîn değilim! </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Ahrem bana cevaben dedi ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Ey Seleme! Eğer sen, Allaha ve âhiret gününe inanıyor, Cenneti ve Cehennemi de, hak ve gerçek tanıyorsan, benimle şehîdlik arasına girme!</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bunun üzerine atının gemini bıraktım. Sonra Ahrem atını haydutların üzerine pervasızca sürdü. Ancak müşriklerin attığı oklarla şehîd düştü.” </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme bin Ekvâ der ki:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Baskıncı müşriklerin yorup tepede bıraktıkları iki atı önüme katıp, Resûlullah efendimize getirirken amcam Âmir, bana bir tulum sulandırılmış süt ve bir tulum da su ile karşı geldi. Su ile abdest aldım, sütten de, içtim. Sonra, Peygamber efendimizin yanına geldim.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kendisi; baskıncı müşrikleri su içmekten men ettiğim suyun başında, Zû Kared’de idi. Yanında da beş yüz kişilik bir cemâ’at bulunuyordu.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Yumuşak davran</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Ben ise, Resûlullah efendimizin süvârîlerinin geldiklerini görünceye kadar bulunduğum yerden ayrılmadım. Süvârîler, ağaçların arasına girmeye başlamışlardı. Onların ilki, Ahrem Muhriz el-Esedî idi. Onun arkasında Resûlullah efendimizin süvârîsi Ebû Katâde ve Mikdâd bin Esved vardı. Baskıncı müşrikler geri dönüp kaçtılar.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Resûlullah efendimiz, baskıncı müşriklerin elinden kurtarıp geride bıraktığım develerle müşriklere bıraktırdığım her şeyi, bütün mızrakları ve kaftanları almış bulunuyordu. Dedim ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Yâ Resûlallah! Ben, onları, su içmekten men etmiştim. Onlar, şimdi çok susuzdurlar, çarpışacak güçte değiller. Yanıma yüz kişi verseniz de, onları sık boğaz edip develerden ellerinde kalanları da kurtarsam, onlardan kimseyi sağ bırakmadan öldürsem olmaz mı? </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Resûlullah efendimiz de bana sordular: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Ey Seleme! Ben, seni bıraksam, sen, bu dediğini yapabilir misin?</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Evet! Seni, Peygamberlikle şereflendiren Allahü teâlâya yemin ederim ki, yapabilirim! Resûlullah efendimiz, gülümseyerek buyurdular ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Onlara, şimdi Benî Gatafanların toprağında ziyâfet çekiliyordur! Gücün yetti mi, yumuşak davran, bağışlayıcı ol, sertliği bırak!</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme anlatır: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">“Gece Resûlullah efendimiz ve eshâbı, Bilâl-i Habeşî’nin pişirdiği etten yerken, Gatafanlardan bir adam çıkageldi ve dedi ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Filân kişi, onlar için bir deve boğazlatmıştı. Devenin derisini yüzdükleri sırada, uzaktan bir toz yükseldiğini gördüler. “Müslümanlar, sizin arkanızdan geliyor!” dediler ve kaçıp gittiler.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Piyâdelerin hayırlısı</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sabaha çıktığımız zaman, Peygamber efendimiz buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Bugün, süvârîlerimizin hayırlısı Ebû Katâde idi. Piyâdelerimizin hayırlısı da, Ebû Seleme olmuştur! </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bunları söyledikten sonra bana, birisi süvârî, birisi de yaya hissesi olmak üzere, iki hisse verdi ve ikisini benim için birleştirdi.” </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme diyor ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">“Açlık ve yorgunluğumu ancak sahâbîlere kavuştuğum zaman hissettim. Orada bulunan bir kırba sütü içip su ile de abdest alınca, ne açlığım, ne de yorgunluğum kalmadı.” </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Baskıncı müşriklerin sürüp götürdükleri yirmi deveden onu kurtarılmıştı. Geri kalan onu ise, kaçıp giden müşriklerin elinde kalmıştı.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme bin Ekvâ der ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">“Resûl-i ekrem efendimiz, beni devesinin terkisine almıştı. Medîne’ye dönülüp girilmek üzere bulunulduğu sırada idi ki, ensârdan, koşuda önüne geçilemeyen bir zât seslendi: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Medîne’ye kadar benimle koşu yarışı yapabilecek bir yarışçı yok mu? </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Su sözlerini tekrarlayıp durmaya başladı. Bu sözleri işitince, onca yorgunluğuma rağmen dedim ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Ne olur, yâ Resûlallah, bana izin ver de şununla yarışayım. </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Resûlullah buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><strong>- Yarışmak istiyorsan, yarış! </strong>Adama dedim ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Haydi sen, Medîne’ye doğru koş!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Ben de, hemen deveden atladım. Ayaklarımı pekiştirerek koşmaya başladım. Nihayet, ona yetiştim. Onun iki küreği arasına ellerimle vurup dedim ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Vallahi, senin önüne geçildi!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">O da cevap verdi: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- Ben de, öyle olduğunu sanıyorum!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Böylece Medîne’ye kadar onun önünde koştum.” </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'">Suya kandık</span></span></strong><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff8000"><span style="font-family: 'Arial'"></span></span></strong><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme bin Ekvâ şöyle anlatır: </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">“Bizler, Resûlullah efendimizin emrinde Hudeybiye’ye geldik. O gün yüzer kişilik ondört bölüktük. Kuyunun yanında, elli koyun da vardı. Kuyunun suyu bu koyunlara bile yetmiyordu.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Resûlullah efendimiz kuyunun kıyısına oturup duâ etti. Derhal kuyunun dibinden su fışkırarak yükseldi. Biz orada hem koyunları suladık, hem de kendimiz suya kandık.” </span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Seleme bundan sonraki hayatında birçok kahramanlıklar gösterdi. Hayatı boyunca yedisi Resûlullah ile birlikte olmak üzere 14 gazveye iştirak etti. Hepsinde de yiğitlik ve kahramanlık destanları yazdı.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Birçok defa Resûlullahın iltifat ve duâlarına mazhar olan bu mübârek sahâbî, Medîne’de Hicretin 74. senesinde seksen yaşında iken vefât etti.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 199228, member: 1005848"] [FONT=Arial]Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı günlerdeydi. Hudeybiye'de endişeli ve huzursuz bir bekleyiş hâkimdi. Eshâb-ı kirâm, Semüre ağacının altında toplanmış, hayatları üzerine Allahın Resûlüne bî'at ediyorlardı. Aralarında kuvvetli ve cesûr bin sahâbî olan Seleme bin Ekvâ da vardı. Resûlullah efendimiz: [B]- Seleme nerede, gelip bî'at etsin![/B] diye seslendi. Seleme tekrar bî'at etti. Bu hâl üç defa tekrarlandı. Hz. Seleme her bî'at sonunda Resûlullaha olan bağlılık için tam üç defa söz vermişti. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Amcanla senin hâlin [/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Peygamber efendimiz Seleme'yi silahsız görünce bir kalkan vermişti. Üçüncü bî'attan sonra Seleme'nin elinde kalkanı göremeyen Resûlullah efendimiz buyurdu ki: [B]- Sana vermiş olduğum kalkan nerede?[/B] - Yâ Resûlallah! Amcam Âmir silâhsız idi. Ona verdim. Resûlullah efendimiz tebessüm etti ve buyurdu ki: [B]- Amcanla senin hâlin, "Yâ Rabbî! Bana kendimden daha sevgili bir dost ver" diye duâ eden kimsenin hâline benzedi.[/B] Bî'attan sonra sahâbîler dağıldılar. Seleme de uzakça bir ağacın altına gidip uzandı. O sırada dört kişilik bir düşman müfrezesi yanına gelerek Resûlullaha dil uzatmaya başladılar. Resûlullaha hayatı üzerine bağlılık sözü veren cesûr sahâbî, öfkesini zor kontrol ediyordu. Çünkü Resûlullah, sahâbîlerin müşriklere karşı herhangi bir harekette bulunmalarını men etmişti. Kalkıp başka bir ağacın altına gitti. Müşrikler de silahlarını bir ağaca asıp yere uzandılar. O sırada vâdinin aşağı tarafından bir ses duyuldu: - Yetişin, ey muhâcirler, İbni Zuneyn öldürüldü! Bu haberi duyan Seleme, daha fazla dayanamadı. Kılıcını eline aldı. Sessizce yatmakta olan müşriklerin yanına geldi. Ağaçta asılı duran kılıçlarını aldı. Sonra da bağırdı: - Kıpırdayanın başını uçururum! Bir anda neye uğradıklarını şaşıran müşrikler, korku içinde titremeye başladılar. Seleme; - Kalkın ve arkanıza bakmadan önüme düşün! diye emir verdi. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Emrinize hazırım[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Hepsini önüne katıp Resûlullahın huzuruna getirdi. Resûlullahın vereceği emre göre davranacaktı. Resûlullah harp edilmemesi husûndaki anlaşmayı ihlâl etmek istemedi, Onun için buyurdu ki: [B]- Kötülüğün başı da, sonu da onların olsun. Bunları serbest bırakınız![/B] Hudeybiye anlaşması gereğince, Müslümanlar Medîne'ye geri dönüyorlardı. Akşam olunca, henüz müşrik olan Lıhyanoğulları kabîlesine yakın bir yerde konakladılar. Arada yüksekçe bir tepe bulunuyordu. Resûlullah efendimiz, gece düşmanı gözetlemek için bir gönüllü aradı ve ona Allahtan magfiret dileyeceğini söyledi. Seleme hemen ileri atıldı: - Ben emrinize hazırım, yâ Resûlallah! O gece tek başına düşmanın hücum tehlikesine aldırmadan nöbet bekledi. Cesâret ve fedâkârlığını bir defa daha ispatladı. Peygamber efendimizin develerini Medîne’de otlağa götürme vazifesini bir çobanla birlikte Peygamberimizin hizmetçisi Rebâh üzerine almıştı. Hz. Seleme etrafın düşman kabîlelerle dolu olduğu bir zamanda, develerin hücuma uğrayabileceğini düşünerek Rebâh’la birlikte gitti. Gâbe dağının yokuşuna vardığı zaman Abdurrahman bin Avf’ın hizmetçisine rastladılar. Hizmetçi çok heyacanlı idi. Hz. Seleme ona sordu: - Allah iyiliğini versin, ne oldu sana? - Peygamber efendimizin develerini götürdüler. - Kim götürdü? - Gatafan ve Fezârî kabîleleri. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Ben Ekvâ'nın oğluyum[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Böylece durumu öğrenen Seleme hemen Rebâh’ı Medîne’ye haber vermek için gönderdi. Kendisi de gelecek yardım kuvvetini beklemeden tek başına eşkıyânın ardına düştü. Yaya idi, ama çok hızlı koşuyordu. Nihayet onlara yetişti. Seleme bin Ekvâ’nın kılıcı ve yayı yanında bulunuyordu. Hemen yayına ok yerleştirip onlara ok yağdırmaya başladı. Bu durumu Seleme bin Ekvâ şöyle anlatır: Onlardan, atlı bir adama yetişip, “Al sana! Ben Ekvâ’nın oğluyum! Bugün alçakların öleceği gündür!” diyerek bir ok attım. Okumun demiri, adamın omuzunu deldi. Vallahi, onlara durmadan ok atıyordum ve onları öldürüyordum. Ağaçlık bir yerde idim. Bir süvâri dönüp bana doğru gelmeye başlayınca, bir ağacın dibine oturdum. Sonra da, bir ok atıp onu öldürdüm. Bana yönelip de, öldürmediğim hiç bir atlı yoktu. Dağ yolu darlaşıp müşrikler, boğazın dar, ok yetişmez yerine girdikleri zaman, ben de, dağın üzerine çıktım ve onlara taş atmaya başladım. Allahın yarattığı mahlûklardan olup Resûlullah efendimize ait bulunan develeri ellerinden kurtarıp geriye alıncaya kadar onları ok ve taşa tutmaktan geri durmadım. Sonra da arkalarını bırakmadım. Onlara ok ve taş yağdırmaya devam ettim. Müşrikler benimle baş edemeyeceklerini anlayınca bir kısım develeri ve bir kısım mızrakları bırakıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Canımıza tak dedirtti[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Bıraktıkları eşyayı, Resûlullah efendimiz tanısın diyerek işâret koyarak yol üzerinde bırakıyordum. Kaba kuşluk vakti olmuştu ki, Uyeyne bin Hısn el-Fezârî, baskıncı müşriklere yardıma gelmişti. Oturup kuşluk yemeklerini yemeye başladılar. Ben de, onların üst taraflarındaki küçük bir dağın tepesine çıkıp oturdum. Uyeyne onlara sordu: - Sizde görmüş olduğum bu perişan hâl nedir? Onlar da dediler ki: - Şu adam, canımıza tak dedirdi. Vallahi, seherden, sabahın karanlığından beri arkamızdan hiç ayrılmadı. Ellerimizdeki her şeyi bıraktırıncaya kadar bize ok yağdırdı. Uyeyne cevap verdi: - Onun gerisinde bıraktıklarınızı araştırmış olsaydınız, iyi olurdu. İçinizden birkaç kişi kalkıp ona doğru varsın! Uyeyne’nin emri üzerine dört kişi kalkıp Seleme’ye yaklaşmak için dağa tırmandılar. Bundan sonrasını Seleme şöyle anlatır: - Beni, tanıyor musunuz? - Hayır, Tanıyamadık! Sen, kimsin? [B]- Ben, Seleme bin Ekvâ’yım! Allaha yemin ederim ki, ben, sizden yakalamak istediğim kimseye muhakkak yetişirim! Sizden, beni yakalamak isteyen kimse ise, bana aslâ yetişemez![/B] İçlerinden birisi, onlara, “Ben de, onun böyle olduğunu sanıyorum!” deyince, geri dönüp gittiler. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Şehîdlikle arama girme![/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Ben de, dağdan inip Ahrem’in önünü kestim ve atının gemini tutup dedim ki: - Ey Ahrem! Şu kavimden sakın! Resûlullah efendimizin sahâbîleri gelip kavuşuncaya kadar onların seni kalbinden vurup şehîd etmeyeceklerinden emîn değilim! Ahrem bana cevaben dedi ki: [B]- Ey Seleme! Eğer sen, Allaha ve âhiret gününe inanıyor, Cenneti ve Cehennemi de, hak ve gerçek tanıyorsan, benimle şehîdlik arasına girme![/B] Bunun üzerine atının gemini bıraktım. Sonra Ahrem atını haydutların üzerine pervasızca sürdü. Ancak müşriklerin attığı oklarla şehîd düştü.” Seleme bin Ekvâ der ki: Baskıncı müşriklerin yorup tepede bıraktıkları iki atı önüme katıp, Resûlullah efendimize getirirken amcam Âmir, bana bir tulum sulandırılmış süt ve bir tulum da su ile karşı geldi. Su ile abdest aldım, sütten de, içtim. Sonra, Peygamber efendimizin yanına geldim. Kendisi; baskıncı müşrikleri su içmekten men ettiğim suyun başında, Zû Kared’de idi. Yanında da beş yüz kişilik bir cemâ’at bulunuyordu. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Yumuşak davran[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Ben ise, Resûlullah efendimizin süvârîlerinin geldiklerini görünceye kadar bulunduğum yerden ayrılmadım. Süvârîler, ağaçların arasına girmeye başlamışlardı. Onların ilki, Ahrem Muhriz el-Esedî idi. Onun arkasında Resûlullah efendimizin süvârîsi Ebû Katâde ve Mikdâd bin Esved vardı. Baskıncı müşrikler geri dönüp kaçtılar. Resûlullah efendimiz, baskıncı müşriklerin elinden kurtarıp geride bıraktığım develerle müşriklere bıraktırdığım her şeyi, bütün mızrakları ve kaftanları almış bulunuyordu. Dedim ki: - Yâ Resûlallah! Ben, onları, su içmekten men etmiştim. Onlar, şimdi çok susuzdurlar, çarpışacak güçte değiller. Yanıma yüz kişi verseniz de, onları sık boğaz edip develerden ellerinde kalanları da kurtarsam, onlardan kimseyi sağ bırakmadan öldürsem olmaz mı? Resûlullah efendimiz de bana sordular: [B]- Ey Seleme! Ben, seni bıraksam, sen, bu dediğini yapabilir misin?[/B] - Evet! Seni, Peygamberlikle şereflendiren Allahü teâlâya yemin ederim ki, yapabilirim! Resûlullah efendimiz, gülümseyerek buyurdular ki: [B]- Onlara, şimdi Benî Gatafanların toprağında ziyâfet çekiliyordur! Gücün yetti mi, yumuşak davran, bağışlayıcı ol, sertliği bırak![/B] Seleme anlatır: “Gece Resûlullah efendimiz ve eshâbı, Bilâl-i Habeşî’nin pişirdiği etten yerken, Gatafanlardan bir adam çıkageldi ve dedi ki: - Filân kişi, onlar için bir deve boğazlatmıştı. Devenin derisini yüzdükleri sırada, uzaktan bir toz yükseldiğini gördüler. “Müslümanlar, sizin arkanızdan geliyor!” dediler ve kaçıp gittiler. [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Piyâdelerin hayırlısı[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Sabaha çıktığımız zaman, Peygamber efendimiz buyurdu ki: [B]- Bugün, süvârîlerimizin hayırlısı Ebû Katâde idi. Piyâdelerimizin hayırlısı da, Ebû Seleme olmuştur! [/B] Bunları söyledikten sonra bana, birisi süvârî, birisi de yaya hissesi olmak üzere, iki hisse verdi ve ikisini benim için birleştirdi.” Seleme diyor ki: “Açlık ve yorgunluğumu ancak sahâbîlere kavuştuğum zaman hissettim. Orada bulunan bir kırba sütü içip su ile de abdest alınca, ne açlığım, ne de yorgunluğum kalmadı.” Baskıncı müşriklerin sürüp götürdükleri yirmi deveden onu kurtarılmıştı. Geri kalan onu ise, kaçıp giden müşriklerin elinde kalmıştı. Seleme bin Ekvâ der ki: “Resûl-i ekrem efendimiz, beni devesinin terkisine almıştı. Medîne’ye dönülüp girilmek üzere bulunulduğu sırada idi ki, ensârdan, koşuda önüne geçilemeyen bir zât seslendi: - Medîne’ye kadar benimle koşu yarışı yapabilecek bir yarışçı yok mu? Su sözlerini tekrarlayıp durmaya başladı. Bu sözleri işitince, onca yorgunluğuma rağmen dedim ki: - Ne olur, yâ Resûlallah, bana izin ver de şununla yarışayım. Resûlullah buyurdu ki: [B]- Yarışmak istiyorsan, yarış! [/B]Adama dedim ki: - Haydi sen, Medîne’ye doğru koş! Ben de, hemen deveden atladım. Ayaklarımı pekiştirerek koşmaya başladım. Nihayet, ona yetiştim. Onun iki küreği arasına ellerimle vurup dedim ki: - Vallahi, senin önüne geçildi! O da cevap verdi: - Ben de, öyle olduğunu sanıyorum! Böylece Medîne’ye kadar onun önünde koştum.” [/FONT][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial]Suya kandık[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=#ff8000][FONT=Arial] [/FONT][/COLOR][/B][FONT=Arial] Seleme bin Ekvâ şöyle anlatır: “Bizler, Resûlullah efendimizin emrinde Hudeybiye’ye geldik. O gün yüzer kişilik ondört bölüktük. Kuyunun yanında, elli koyun da vardı. Kuyunun suyu bu koyunlara bile yetmiyordu. Resûlullah efendimiz kuyunun kıyısına oturup duâ etti. Derhal kuyunun dibinden su fışkırarak yükseldi. Biz orada hem koyunları suladık, hem de kendimiz suya kandık.” Seleme bundan sonraki hayatında birçok kahramanlıklar gösterdi. Hayatı boyunca yedisi Resûlullah ile birlikte olmak üzere 14 gazveye iştirak etti. Hepsinde de yiğitlik ve kahramanlık destanları yazdı. Birçok defa Resûlullahın iltifat ve duâlarına mazhar olan bu mübârek sahâbî, Medîne’de Hicretin 74. senesinde seksen yaşında iken vefât etti.[/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
Piyâdelerin en hayırlısı:SELEME BİN EKVÂ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst