Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Postmodern Bağlamda Bilim - Din İlişkisi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229263" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: blue"><strong>IV. Newton ve Din</strong>41</span></p><p></p><p> Yukarıda vurguladığımız gibi, Newton pozitivist bilim anlayışının prototipi olarak bilinmektedir. Bundan dolayı da, onun dinle ilgili görüşlerinin üzerinde pek durulmamıştır. Halbuki konuyla ilgili yapılan son araştırmalar Newton'un kendi bilim anlayışını dini bir çerçevede temellendirdiğini ortaya koymuşlardır. Başka bir ifadeyle, Newton'u kâinatı tanımaya ve onun kanularını keşfetmeye sevkeden temel muharrik onun dini inançlardır. Aslında bu anlayış, bilim felsefesinde hakim olmaya başlayan yeni bilim yorumuyla da uyum içindededir. </p><p></p><p></p><p> Newton alıcısını bilmediğimiz, 1690'daki bir mektubunda şöyle yazmaktadır: "Bir Tanrı'yla ilgili bilgilerimize vahiyden başka yol olmadığıyla ilgili görüşünüze gelince, evet böyle bir yol doğanın yapısıdır."42</p><p></p><p></p><p> Newton bu mektubunda, daha sonra R. Bentley'e yazdığı mektuplarında da tekrarladığı, üç kavramı birleştirmektedir: Vahiy, Uluhiyet ve Doğanın yapısının sistematik olarak ardarda gelmesi. Vahyin sistematik kavramını doğanın yapısında açıkça görmek önemlidir. Başka bir ifadeyle, vurgu yapının sistematik oluşu fikri üzerine olmalıdır. Bunun, olayların oldukça Spinozacı bir açıdan, yani vahiy ve uluhiyetin (tabiattaki) çatının kaynağı olduğu, şeklinde ele alınmasıyla karıştırılmaması gerektiğini belirtmeye gerek yoktur. Doğanın yapısı bizatihi Tanrı veya Uluhiyetle karıştırılmamalıdır. Çünkü doğanın yapısı matematik, mekanik ve geometrinin sınırları içerisinde kavrayabileceğimiz bir sistemdir. Newton, doğa felsefesinin matematik ilkelerinden söz etmektedir. Başka bir ifade ile, dünya sistemi doğanın kuvvetlerini ve olaylarını kavramamızı sağlayan matematik ilkeler vasıtasıyla anlaşılır. </p><p></p><p></p><p> Ancak, doğadaki bu işleyişlerle ilgili kavrayış da sadece vahiy vasıtasıyladır. Bu ince ayrılıklar, meşhur Clark-Leibniz mektuplaşmalarında açıklandığı gibi, Leibniz hesabına birçok yanlış anlamalara sebep olmuştur. Uzay bir Sensorium olarak degil de, kuvvetlerin madde üzerine etki yaptığı bir yapı olarak anlaşılmalıdır. </p><p></p><p></p><p> Yine, Newton 10 Aralık 1692 tarihinde Bendey'e yazdığı bir mektubunda teolojik konularla ilgili tutumuyla ilgili şüpheleri şöylece gidermektedir. (Newton'un "sistem" ve "ilkeler" i kullanmasında çok tutarlı olduğuna dikkat edilmelidir.</p><p></p><p></p><p> "Sistemimiz hakkındaki Kitabımı yazdığımda, bir gözümü daima Uluhiyete İnanan insanların inançlarıyla uyuşacak ilkelerde tuttum. (Yazdıklarımın) bu gaye için faydalı olduğunu görmenin bana verdiği sevinci başka hiçbir şey veremez."43</p><p></p><p> </p><p> "Doğanın yapısı"yla ilgili mektubuyla elbette ki tutarlı olan bu alıntı, birçok yorumcu tarafından Newton'un dini tavrını belirlemede kullanılmıştır. Bununla beraber, hemencecik anlaşılması gereken sistem ve ilkeler kavramlarının mantıki kullanımlarıdır. Bu ilkeler, Descartes'ı ima ederek, felsefi değildirler; belki doğaları matematiksel olup, doğanın yapısını ve sistemini açıklarlar.</p><p></p><p></p><p> Pantokratora dönersek: Newton, General Scholiumi'da defalarca sistem kavramını vurgular. Yukarıda Newton'un bilim anlaşının arkaplanında bulunan temel varsayım ve inançlara işaret ederken alıntıladığımız şu ifadeler aynı zamanda Newton'cu sistemi ve bu sistemin Yaratıcısını şöyle tanımlar: </p><p></p><p></p><p> "Güneş, gezegenler ve kuyruklu yıldızların bu muhteşem sistemi ancak zeka ve güç sahibi bir varlığın izni ve hakimiyeti ile olabilir. Eğer sabit yıldızlar benzer sistemlerin merkezi iseler, bunlar da yine bir varlığın izniyledir. Hepsi Onun hakimiyeti altındadırlar... Bu Varlık her şeyi, dünyanın ruhu olarak değil, belki hepsinin sahibi (Rabbi) olarak yönetir; bu hakimiyetinden dolayı da O alışıldığı gibi " Rab ", "Tanrı" Pantakrator veya " Alemin Rabbi " olarak çağrılır......."44</p><p></p><p> </p><p> Böylece bu alemin hakimi kendi İradesiyle bu dünya sisteminin en iyi şekilde nasıl çalışacağı konusunda en iyi kararı verir. Bundan dolayı, Leibniz'in yaptığı gibi, Pantokrator'u sadece ara sıra saati kuran, tamir eden ve ayarlayan bir saatçi olarak düşünmek yanıltıcı olur. Newton'un ifadesiyle Pantokrator kendini açıklamak zorunda değildir. Zira insan Pantokrator'un sistemini, matematik ilkeler anlamında ancak vahiy aracılığıyla anlayabilir. Newton, spekülasyona yol açacağından, başka dünya sistemlerinin imkânı sorununu açık bırakır. Bilindiği gibi Newton hipotezlerden hoşlanmamaktadır. Newton'un durumu John.Lock'la tamamen uyuşmaktadır. Lock'un Essay'inde işaret ettiği gibi, insanın yeryüzünde yeterli bir hayat sürebilmesi için Tanrı yeterli olan her şeyi yaratmıştır.45 İnsan bu dünyadaki durumuyla yetinmelidir. Lira Tanrı insana bu dünyadaki yetenekleri ölçüsünde makul bir hayat sürebilmek için yeterli zekayı ihsan etmiştir. Bu şekilde ele alınınca Newton ve Lock'un epistemolojileri mutedil ve aynı zamanda zekicedir. Çünkü her ikisi de kendi felsefi ve dini varsayımlarıyla ters düşmeyecek uygun bir epistemoloji tasarlamışlardır. </p><p></p><p></p><p> Newton'un sistem ve ilkelerle karşılıklı oynaması Hegel'in diyalektiğine oldukça yaklaşmaktadır. Gerçekten de Hegel'in ilkeleri öznelden nesnele, mutlak Zihin veya Ruha, diyalektik hareket şeklinde açıklanmıştır. Bununla beraber, dünya ve dünyadaki olayların ilkeler ve sistemlerle anlaşılabileceğiyle ilgili temel düşünce ortak bir zemin oluşturmakta, Hegel ve Newton bu konuda elbette uyuşmaktalar. İnsan, rasyonel olan dünyayı ve Tanrının ilahi düzenini tanımak, kavramak ve anlamak için ilkelerini keşfetmeli ve onları ancak bu ilkeler vasıtasıyla keşfedilebilen sistemin yapısına uygulamalıdır. Dairesel bir epistemoloji şekli Hegel ve Newton'ca kabul edilebilmektedir. Bu anlamda her ikisi de üstün sistematik düşünürlerdir.</p><p></p><p></p><p> Newton'un, Principia'nın 1713 tarihli ikinci baskısının General Scholim'una eklediği Lord Ruler olarak Tanrı veya Pantakrator kavramı Bentley'in sorularına bir cevaptı. Anglikan kilise adamı, klasik bilimci ve Trinity College'ın 1700-1740 yıllarında müdürlüğünü yapan Bentley, Newton'un mekanik doğa felsefesini Hıristiyan Uluhiyet anlayışıyla nasıl bağdaştırdığını araştırıyordu. Bentley mütevazı bir eleştirmen ve daha sonrada Newtorı un bir dostu ve destekleyicisi olarak, Newton 'un sisteminin matematiksel ilkelerini bilmediğinden üstadına danışıyordu. Bentley 1692 tarihinde Boyle seminercilerinin ilki olarak davet edildiğinde, Newton'la olan bu danışmalarından da istifade ederek: ateizm, teizm, Hobbisizm ve imansızlara karşı imanı savunuyordu. Gerçekten de daha sonraları William Whiston ve Samuel Clarke tarafından da verilen Boyle seminerleri devlet ve kilise adamları üzerinde çok olumlu etkiler yaptı. Newton'un tutumunun doğruluğu ve sağlamlağı, Boyle seminerlerinde neşredildiği şekliyle, Anglikan kilise liderleri arasında büyük bir kabul gördü. 1690'larda Kartezyencilik yok olmaya yüz tutmuştu. Bu Kıta Avrupası, özellikle de Leydn Üniversitesi ve kimyacı Boerhaave'in köklü ve ağırlıklı olarak Newton tarafında olduğu Hollanda, için geçerliydi. Bununla beraber, bu durumda kaderin bir cilvesi de bulunmaktadır: Bir yüzyıl sonraki felsefelerce seküler nedenlerle sömürülecek olan Newton'cu sistem, 1690'ların ustaları ve Newton'cuları tarafından imanı korumak için kullanılıyordu.46</p><p></p><p> </p><p> Newton'un yazılarında göz önüne alınması gereken bir ayrılık var: Bu da doğa biliminin, deneyciliğin, doğrulamanın ve mantıkî dalların bilimsel yöntemi bağlamında bir doğa bilimini savunmak ve bir bütün olarak bilimsel etkinliğin meşruiyyetidir. Özellikle Descartes'ın dualist anlayışını ve programını toptan ve eleştirmeden kabul eden çağdaş zihinler, doğayı araştırma ve inceleme projesinin bütününde dinî bağlamdaki bir yasallığın gözden çıkarılması eğilimindeler. Kısaca ifade edersek, eğer çağdaş bilim yapmak istiyorsan, bütün dinî inanç ve duyarlılıklarını bırakmak zorundasın. İşte Kartezyenciliğin eleştirilmeden kabulü. Halbuki dünyanın Descartes tarafından res cogitans ve res extensa olarak ikiye bölündüğünü çok iyi biliyoruz. Buna rağmen, Descartes için dünyanın yapısının kaynağı ve hayatî aracı hâlâ Hıristiyanlığın Uluhiyetiydi. Descartes epistemoloji anlayışını geliştirirken, Uluhiyeti bilimsel projeyle bağdaştırmada zorluklarla karşılaşmıştı. O da alçak gönüllükle Uluhiyeti "ahlâki olarak iyi Tanrı" bağlamında ele aldı. Ahlâki olarak iyi bir Tanrı kavramına sahip olmanın anlamı, Onunla ilgili olarak endişelenmemen ve kendi işine bakmandı. Newton böyle değildi. Newton faal olarak Tanrısını takip etti. Newton 'un bir bilim adamı olarak Descartes hakkındaki fikri çok iyi değildi. Hatta Fransız düşünürü küçümsüyordu. Descartes ahlâk olarak iyi Tanrısında, epistemolojik bir yasallık bulurken, Newton ise dünya sistemini Pantakrator kavramı bağlamında yasallaştırmıştı. ". .. Tek olan Tanrı: ezeli, ebedi, her yerde hazır, alim-i mutlak, kadir-i mutlak, her şeyin yaratıcısı, hakim-i mutlak, adil-i mutlak, mutlak iyi (hayr-mahz) olup mukaddestir."47 </p><p></p><p></p><p> Newton bu satırları yazarken dürüst ve ciddiydi. Bununla beraber Descartes için aynı şey söylenemez. Özellikte has dostlarına yazdığı mektuplarında.48 Böylece Newtorı’cu bilim bir yanda doğanın kuvvetlerini tanımlayacak şekilde madde, uzay, zaman ve hareket halindeki cisimlerle ilgili ciddi bir yöntem yerleştirmiş; öte yandan da o, ilahi bir bağlamı varsayarak ve hatta doğa felsefesinin matematiksel ilkelerini meşrulaştırmak için Bentley tarafından açıklama yapmaya davet edilmiştir. Newton ise Pantakrator kavramıyla cevap vermiştir.</p><p></p><p></p><p> Doğa kanunlarını veya doğal fenomeni sistemli bir şekilde tanımlama ve anlamak için karmaşık sembolik ve matematiksel bir dil geliştirme ayrı bir şeydir; bunun yasallığını kanıtlamaya çalışma ise daha başka bir şeydir. Sadece hesaplamalar yapan ve yaptıkları hesaplamaların başarılı olduğu ortaya çıkınca da işlerinin orada bittiğini ileri sürenlerin olduğu doğrudur. Örneğin uzay gemisinin aya, ileride başka bir gezegene, inmesi gibi. Yine de böyle bir teşebbüs nasıl meşru olur? </p><p></p><p></p><p> Yasallık hakkında açık olmanın özellikle de içinde bulunduğumuz ve Post-modernizm diye adlandırılan dönemde çok zaruri olduğu açıktır. Zira yasallık, eldeki bir proje, program ve fikrin rasyonel olarak değerlendirilirken, argumanın iyi temellendirilmesi ve iyi şekillendirilmesi demektir. Newton bu olgunun farkındaydı. Üstelik. yasallık süreci çağdaş bilim bağlamında bir sekülerizm çıkaracağı ve bundan dolayı da Tanrısız bir disiplin ve halkın meydana geleceği anlamına gelmez. Newton'cu bilimde durumun böyle olmadığını açıkça ifâde edebiliriz.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229263, member: 27"] [COLOR=blue][B]IV. Newton ve Din[/B]41[/COLOR] Yukarıda vurguladığımız gibi, Newton pozitivist bilim anlayışının prototipi olarak bilinmektedir. Bundan dolayı da, onun dinle ilgili görüşlerinin üzerinde pek durulmamıştır. Halbuki konuyla ilgili yapılan son araştırmalar Newton'un kendi bilim anlayışını dini bir çerçevede temellendirdiğini ortaya koymuşlardır. Başka bir ifadeyle, Newton'u kâinatı tanımaya ve onun kanularını keşfetmeye sevkeden temel muharrik onun dini inançlardır. Aslında bu anlayış, bilim felsefesinde hakim olmaya başlayan yeni bilim yorumuyla da uyum içindededir. Newton alıcısını bilmediğimiz, 1690'daki bir mektubunda şöyle yazmaktadır: "Bir Tanrı'yla ilgili bilgilerimize vahiyden başka yol olmadığıyla ilgili görüşünüze gelince, evet böyle bir yol doğanın yapısıdır."42 Newton bu mektubunda, daha sonra R. Bentley'e yazdığı mektuplarında da tekrarladığı, üç kavramı birleştirmektedir: Vahiy, Uluhiyet ve Doğanın yapısının sistematik olarak ardarda gelmesi. Vahyin sistematik kavramını doğanın yapısında açıkça görmek önemlidir. Başka bir ifadeyle, vurgu yapının sistematik oluşu fikri üzerine olmalıdır. Bunun, olayların oldukça Spinozacı bir açıdan, yani vahiy ve uluhiyetin (tabiattaki) çatının kaynağı olduğu, şeklinde ele alınmasıyla karıştırılmaması gerektiğini belirtmeye gerek yoktur. Doğanın yapısı bizatihi Tanrı veya Uluhiyetle karıştırılmamalıdır. Çünkü doğanın yapısı matematik, mekanik ve geometrinin sınırları içerisinde kavrayabileceğimiz bir sistemdir. Newton, doğa felsefesinin matematik ilkelerinden söz etmektedir. Başka bir ifade ile, dünya sistemi doğanın kuvvetlerini ve olaylarını kavramamızı sağlayan matematik ilkeler vasıtasıyla anlaşılır. Ancak, doğadaki bu işleyişlerle ilgili kavrayış da sadece vahiy vasıtasıyladır. Bu ince ayrılıklar, meşhur Clark-Leibniz mektuplaşmalarında açıklandığı gibi, Leibniz hesabına birçok yanlış anlamalara sebep olmuştur. Uzay bir Sensorium olarak degil de, kuvvetlerin madde üzerine etki yaptığı bir yapı olarak anlaşılmalıdır. Yine, Newton 10 Aralık 1692 tarihinde Bendey'e yazdığı bir mektubunda teolojik konularla ilgili tutumuyla ilgili şüpheleri şöylece gidermektedir. (Newton'un "sistem" ve "ilkeler" i kullanmasında çok tutarlı olduğuna dikkat edilmelidir. "Sistemimiz hakkındaki Kitabımı yazdığımda, bir gözümü daima Uluhiyete İnanan insanların inançlarıyla uyuşacak ilkelerde tuttum. (Yazdıklarımın) bu gaye için faydalı olduğunu görmenin bana verdiği sevinci başka hiçbir şey veremez."43 "Doğanın yapısı"yla ilgili mektubuyla elbette ki tutarlı olan bu alıntı, birçok yorumcu tarafından Newton'un dini tavrını belirlemede kullanılmıştır. Bununla beraber, hemencecik anlaşılması gereken sistem ve ilkeler kavramlarının mantıki kullanımlarıdır. Bu ilkeler, Descartes'ı ima ederek, felsefi değildirler; belki doğaları matematiksel olup, doğanın yapısını ve sistemini açıklarlar. Pantokratora dönersek: Newton, General Scholiumi'da defalarca sistem kavramını vurgular. Yukarıda Newton'un bilim anlaşının arkaplanında bulunan temel varsayım ve inançlara işaret ederken alıntıladığımız şu ifadeler aynı zamanda Newton'cu sistemi ve bu sistemin Yaratıcısını şöyle tanımlar: "Güneş, gezegenler ve kuyruklu yıldızların bu muhteşem sistemi ancak zeka ve güç sahibi bir varlığın izni ve hakimiyeti ile olabilir. Eğer sabit yıldızlar benzer sistemlerin merkezi iseler, bunlar da yine bir varlığın izniyledir. Hepsi Onun hakimiyeti altındadırlar... Bu Varlık her şeyi, dünyanın ruhu olarak değil, belki hepsinin sahibi (Rabbi) olarak yönetir; bu hakimiyetinden dolayı da O alışıldığı gibi " Rab ", "Tanrı" Pantakrator veya " Alemin Rabbi " olarak çağrılır......."44 Böylece bu alemin hakimi kendi İradesiyle bu dünya sisteminin en iyi şekilde nasıl çalışacağı konusunda en iyi kararı verir. Bundan dolayı, Leibniz'in yaptığı gibi, Pantokrator'u sadece ara sıra saati kuran, tamir eden ve ayarlayan bir saatçi olarak düşünmek yanıltıcı olur. Newton'un ifadesiyle Pantokrator kendini açıklamak zorunda değildir. Zira insan Pantokrator'un sistemini, matematik ilkeler anlamında ancak vahiy aracılığıyla anlayabilir. Newton, spekülasyona yol açacağından, başka dünya sistemlerinin imkânı sorununu açık bırakır. Bilindiği gibi Newton hipotezlerden hoşlanmamaktadır. Newton'un durumu John.Lock'la tamamen uyuşmaktadır. Lock'un Essay'inde işaret ettiği gibi, insanın yeryüzünde yeterli bir hayat sürebilmesi için Tanrı yeterli olan her şeyi yaratmıştır.45 İnsan bu dünyadaki durumuyla yetinmelidir. Lira Tanrı insana bu dünyadaki yetenekleri ölçüsünde makul bir hayat sürebilmek için yeterli zekayı ihsan etmiştir. Bu şekilde ele alınınca Newton ve Lock'un epistemolojileri mutedil ve aynı zamanda zekicedir. Çünkü her ikisi de kendi felsefi ve dini varsayımlarıyla ters düşmeyecek uygun bir epistemoloji tasarlamışlardır. Newton'un sistem ve ilkelerle karşılıklı oynaması Hegel'in diyalektiğine oldukça yaklaşmaktadır. Gerçekten de Hegel'in ilkeleri öznelden nesnele, mutlak Zihin veya Ruha, diyalektik hareket şeklinde açıklanmıştır. Bununla beraber, dünya ve dünyadaki olayların ilkeler ve sistemlerle anlaşılabileceğiyle ilgili temel düşünce ortak bir zemin oluşturmakta, Hegel ve Newton bu konuda elbette uyuşmaktalar. İnsan, rasyonel olan dünyayı ve Tanrının ilahi düzenini tanımak, kavramak ve anlamak için ilkelerini keşfetmeli ve onları ancak bu ilkeler vasıtasıyla keşfedilebilen sistemin yapısına uygulamalıdır. Dairesel bir epistemoloji şekli Hegel ve Newton'ca kabul edilebilmektedir. Bu anlamda her ikisi de üstün sistematik düşünürlerdir. Newton'un, Principia'nın 1713 tarihli ikinci baskısının General Scholim'una eklediği Lord Ruler olarak Tanrı veya Pantakrator kavramı Bentley'in sorularına bir cevaptı. Anglikan kilise adamı, klasik bilimci ve Trinity College'ın 1700-1740 yıllarında müdürlüğünü yapan Bentley, Newton'un mekanik doğa felsefesini Hıristiyan Uluhiyet anlayışıyla nasıl bağdaştırdığını araştırıyordu. Bentley mütevazı bir eleştirmen ve daha sonrada Newtorı un bir dostu ve destekleyicisi olarak, Newton 'un sisteminin matematiksel ilkelerini bilmediğinden üstadına danışıyordu. Bentley 1692 tarihinde Boyle seminercilerinin ilki olarak davet edildiğinde, Newton'la olan bu danışmalarından da istifade ederek: ateizm, teizm, Hobbisizm ve imansızlara karşı imanı savunuyordu. Gerçekten de daha sonraları William Whiston ve Samuel Clarke tarafından da verilen Boyle seminerleri devlet ve kilise adamları üzerinde çok olumlu etkiler yaptı. Newton'un tutumunun doğruluğu ve sağlamlağı, Boyle seminerlerinde neşredildiği şekliyle, Anglikan kilise liderleri arasında büyük bir kabul gördü. 1690'larda Kartezyencilik yok olmaya yüz tutmuştu. Bu Kıta Avrupası, özellikle de Leydn Üniversitesi ve kimyacı Boerhaave'in köklü ve ağırlıklı olarak Newton tarafında olduğu Hollanda, için geçerliydi. Bununla beraber, bu durumda kaderin bir cilvesi de bulunmaktadır: Bir yüzyıl sonraki felsefelerce seküler nedenlerle sömürülecek olan Newton'cu sistem, 1690'ların ustaları ve Newton'cuları tarafından imanı korumak için kullanılıyordu.46 Newton'un yazılarında göz önüne alınması gereken bir ayrılık var: Bu da doğa biliminin, deneyciliğin, doğrulamanın ve mantıkî dalların bilimsel yöntemi bağlamında bir doğa bilimini savunmak ve bir bütün olarak bilimsel etkinliğin meşruiyyetidir. Özellikle Descartes'ın dualist anlayışını ve programını toptan ve eleştirmeden kabul eden çağdaş zihinler, doğayı araştırma ve inceleme projesinin bütününde dinî bağlamdaki bir yasallığın gözden çıkarılması eğilimindeler. Kısaca ifade edersek, eğer çağdaş bilim yapmak istiyorsan, bütün dinî inanç ve duyarlılıklarını bırakmak zorundasın. İşte Kartezyenciliğin eleştirilmeden kabulü. Halbuki dünyanın Descartes tarafından res cogitans ve res extensa olarak ikiye bölündüğünü çok iyi biliyoruz. Buna rağmen, Descartes için dünyanın yapısının kaynağı ve hayatî aracı hâlâ Hıristiyanlığın Uluhiyetiydi. Descartes epistemoloji anlayışını geliştirirken, Uluhiyeti bilimsel projeyle bağdaştırmada zorluklarla karşılaşmıştı. O da alçak gönüllükle Uluhiyeti "ahlâki olarak iyi Tanrı" bağlamında ele aldı. Ahlâki olarak iyi bir Tanrı kavramına sahip olmanın anlamı, Onunla ilgili olarak endişelenmemen ve kendi işine bakmandı. Newton böyle değildi. Newton faal olarak Tanrısını takip etti. Newton 'un bir bilim adamı olarak Descartes hakkındaki fikri çok iyi değildi. Hatta Fransız düşünürü küçümsüyordu. Descartes ahlâk olarak iyi Tanrısında, epistemolojik bir yasallık bulurken, Newton ise dünya sistemini Pantakrator kavramı bağlamında yasallaştırmıştı. ". .. Tek olan Tanrı: ezeli, ebedi, her yerde hazır, alim-i mutlak, kadir-i mutlak, her şeyin yaratıcısı, hakim-i mutlak, adil-i mutlak, mutlak iyi (hayr-mahz) olup mukaddestir."47 Newton bu satırları yazarken dürüst ve ciddiydi. Bununla beraber Descartes için aynı şey söylenemez. Özellikte has dostlarına yazdığı mektuplarında.48 Böylece Newtorı’cu bilim bir yanda doğanın kuvvetlerini tanımlayacak şekilde madde, uzay, zaman ve hareket halindeki cisimlerle ilgili ciddi bir yöntem yerleştirmiş; öte yandan da o, ilahi bir bağlamı varsayarak ve hatta doğa felsefesinin matematiksel ilkelerini meşrulaştırmak için Bentley tarafından açıklama yapmaya davet edilmiştir. Newton ise Pantakrator kavramıyla cevap vermiştir. Doğa kanunlarını veya doğal fenomeni sistemli bir şekilde tanımlama ve anlamak için karmaşık sembolik ve matematiksel bir dil geliştirme ayrı bir şeydir; bunun yasallığını kanıtlamaya çalışma ise daha başka bir şeydir. Sadece hesaplamalar yapan ve yaptıkları hesaplamaların başarılı olduğu ortaya çıkınca da işlerinin orada bittiğini ileri sürenlerin olduğu doğrudur. Örneğin uzay gemisinin aya, ileride başka bir gezegene, inmesi gibi. Yine de böyle bir teşebbüs nasıl meşru olur? Yasallık hakkında açık olmanın özellikle de içinde bulunduğumuz ve Post-modernizm diye adlandırılan dönemde çok zaruri olduğu açıktır. Zira yasallık, eldeki bir proje, program ve fikrin rasyonel olarak değerlendirilirken, argumanın iyi temellendirilmesi ve iyi şekillendirilmesi demektir. Newton bu olgunun farkındaydı. Üstelik. yasallık süreci çağdaş bilim bağlamında bir sekülerizm çıkaracağı ve bundan dolayı da Tanrısız bir disiplin ve halkın meydana geleceği anlamına gelmez. Newton'cu bilimde durumun böyle olmadığını açıkça ifâde edebiliriz. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Postmodern Bağlamda Bilim - Din İlişkisi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst