Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz HAREM GERÇEĞİ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 231383" data-attributes="member: 857"><p><strong>AHLAK MEKTEBI HAREM</strong></p><p> </p><p> Tarihçi İlhan Bardakçı da, hareme Tanzimatçı kafa ile bakıldığı için çarpık görüldüğünü belirterek "Tanzimat kafasının tarif ettiği harem yoktur. Yoktur ama biz İslam tohumu ile yetişen çocuklarımıza, harem düşmanlığı verirken kendimizi kurşunlamışız. Türk haremi bir mübarek manadır. Batı'nın insan babası haremlerini incelemek yerine bizim gül kokulu, ahlak mektebi olan haremlerimizi onlarla kıyaslamışızdır' diyor. Çağatay Uluçay da Harem kitabında, haremin halifenin evi olduğunu ve bu evde herkesin ibadetini yapması, Kur'an okuması gerektiğini belirttikten sonra herhalde bu düşünceden dolayı okuma- yazma bilinmesinin zaruri olduğunu vurguluyordu. Uluçayeserinde şunları söylüyor: "Gerçekten padişah kadınları okumayazma biliyorlardı. Hemen hemen hepsinin odasında bir kitaplık vardı. Bunların, çoğu zaman günlerini okumakla geçirdikleri sanılıyor. Okumanın yanında mustait cariyelerin bazımüzik aletlerini çalmayı, şarkı söylemeyi, oyun oynamayı öğrendikleri de kesindir. Bunların dışında cariyeler, dikiş dikmesini, dantila işlemesini, örgü örmesini de iyi biliyorlardı. Bunları, bu gün onlardan bize kalan eşyalardan ve elbiselerden görüp anlayabiliyoruz. Bu sebeble harem bir kültür okulu ve nezaket yuvası olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski saraylılar, acemilere 'Sarayda terbiye olmayan hiç bir yerde terbiye olamaz, burası terbiye mektebidir' diye korkuturlarmış."</p><p> </p><p> <strong>HAREMDE RAMAZAN</strong></p><p> </p><p> Osmanlı'da harem hayatı içinde "ramazan"ın özel bir yeri olduğu an laşılıyor. Müslümanlar'ın halifesinin sarayında ramazan'ın nasıl karşılandığı, 2. Abdülhamit'in kızı Ayşe Sultan'ın, 1960'ta yayınlanan "Babam Abdülhamit" isimli kitabında şöyle anlatılıyor: "Sarayda ramazanlar çok güzel olurdu. Bir hafta evvel hazırlık başlardı. Temizlik yapılır, kiler-i hümayun'dan bütün dairelere büyük sürahiler içinde türlü şuruplar, birçok iftariyeler gelirdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına altın yaldızlı kafesler kurulur, harem ağalarıyla bir imam, iki güzel sesli müezzin gelirdi. İlahiler okunarak namaz kılınırdI. Gece kapılar açılır, sahur tablaları girer, top atılıncaya kadar herkes ayakta kalırdı. Öğle üzeri de her daireye bir hoca gelir, vaaz verirdi. Akşam topla beraber zemzem-i şerifle oruç bozulur, if tar takımları hazırlanır, buzlu limonatalar, şuruplar içilirdi... Sarayın harem dairesi, ramazanda adeta cami haline girer, herkes ibadetle vakit geçirirdi..."</p><p> </p><p> <strong>KADIR GECESI ALAYI</strong></p><p> </p><p> Haremin dışında düzenlerimekle birlikte saraylıların arabalar içinde katıldıkları bu merasimi, haremin tarihini yazan çağatay Uluçay da şöylece tasvir ediyor: "Ramazanın 27. gecesi genel kadir alayı düzenlenirdi. Kadir alayı, 19. ve 20. yüzyıllarda 2. Mahmut'un yaptırdığı Tophane'deki Nusretiyye Camii ile Yıldız'daki Hamidiyye Camii meydanında yapılırdI. Gece, meydanın çevresi renkli fenerler ve fanuslarla donatılır, cami meydanı bir ışık dünyası haline gelirdi. Hava kararmadan önce haremde bulunan kadınlar ve sudanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerde dururlardı. Arabalardan inmezlerdi. Arabaların perdeleri inik dururdu.</p><p> </p><p> Harem ağaları, her arabaya gümüş tepsilerle iftariye, yemek, meyve, (yaz ise dondurma) kahve dağıtırlardI. Harem ile alayın geçeceği meydana kadar olan yol, renkli kandiller ve fenerlerle donatılırdı. Harem arabaları önlerinde ikişeı kavas, gümüş kaplamalı deri fenerler taşırlardı, Padişah camiye girdikten sonra meydanda bulunan askerlere büyük pideler ve şerbetler dağıtılırdı.</p><p> </p><p> Namaz bitinceye kadar meydanda atılan fişekler seyredilirdi. Namazdan sonra kadın efendiler ve sultanlar, şehirde yapılan şenlikleri seyretmek için kısa bir tur yaparlar, sonra harerne dönerlerdi.."</p><p> </p><p> Haremliler bu temaşaya büyük önem verirlerdi.</p><p> </p><p> Harem halkı, ramazanda ayrıca Topkapı Sarayı'nda bulunan Hırka-yı Saadet'i de ziyaret ederlerdi.</p><p> </p><p> Ramazanın ıs. günü yapılan bu ziyaret sırasında, kadınefendiler, valide sultan, sultanlar, usta ve kalfalar, en güzel elbiselerini giyerler ve Emanet-i Mukaddese Dairesi'nde sıraya girerek, bir masanın üzerine çıkarılan bohça içindeki Hırka-yı Saadet'e yüz sürer, selavat okur, dua ederlerdi.</p><p> </p><p> Haremin 1854'te Topkapı Sarayı' ndan Dolmabahçe'ye taşınmasından sonra bu merasim, daha da değer taşır olmuştu. Zira haremliler, Dolmabahçe'den Topkapı Sarayı'na doğru kapalı arabalar içinde sokaklardan ağır ağır geçerken, halk kendilerini coşku ile alkışlar, onlara tazim gösterirdi. .</p><p> <strong></strong></p><p> <strong>İlhan Bardakçı: Ahlak mektebi</strong></p><p> </p><p> Türk haremi bir mübarek manadır. Batı'nın insan babası haremlerini incelemek yerine, bizim gül kokulu, ahlak mektebi olan haremlerimizi onlara kıyaslamışızdır. Tanzimat kafasının tarif ettiği harem yoktur. Y oktur ama biz İslam tohumu ile yetişen çocuklarımıza, harem düşmanlığı verirken kendimizi kurşunlamışızdır.</p><p> </p><p> Biz hanımlarımızı, kalabalık önünde teşhir etmeyecek kadar Türk İslam muhafazakarlığının güzelliğine vurgunuz. Ama olmaz diyenler, şu pek önemli ilerici devrimcilerimiz .İçin, kadın hala harem dedikodularının malzemesidir. Peki, harem nedir? Onlara sorarsanız, Avrupa'nın bize kindarlığının hikayeleri doğrudur. Harem bir insan harası örnegidir. Milyon kere estağfurullah.</p><p> </p><p> Biz Tanzimat'tan sonra haremimizin ne olduğunu kendi kaynaklarımızdan değil, Batı'nın dağarcığından öğrenmeye merak sarmışızdır. Ne hata..</p><p> </p><p> Fetihten sonra kurulan saray haremimizin yıkılışına kadar geçen beş yüz yıllık zaman süresince aşk ve beden söylentisine rastlayamazsınız. Bu haber sizmasın diye alınan tedbirlerden değiL. Haremde, sefahat ve yatak kokan maceralar olmadığı için.</p><p> </p><p> Sadece saray hareminde değil, konak ev ve hatta kulübe haremlerimizde bile bir başka asalet, bir başka fazilet, bir başkakadının gölge hakimiyeti vardır. İnkarcılığımız, güzelliğimizi idrakimize mani olmuştur. Aslında haremlik, selamlık ayrımı, ev hayatının kadın erkek bünyesinin güçlülük ve zayıflığına göre meydana gelmiş harkuladebir dengesidir. Harem sadece kutsal makam, gizlilik değil, ama ailenin soysuzlaşmasının önlendiği Türk İslam ihtişamı demektir.</p><p> </p><p> Bizim haremirniz gül kokulu, fe sI eğen rayihalı, fazilet köşelerimizdir. "</p><p> </p><p> Harem’de şeriata uyulurdu</p><p> </p><p> Müslümanlar veTürkler, cariyelere çok iyi davranırlardı. Çünkü Hz. Muhammed (S.A.V.) "Yediklerinizden ve giydiklerinizden olara da veriniz, eziyet etmeyiniz" demişti. Bundan başka Müslümanlarea en büyük sevapıardan birisi de kölesini aza d etmekti. Hz. Muhammed: "Müslüman esiri azad eden cehennem azabından kurtulur" hadisini söylemişti.</p><p> </p><p> Bu sebeple padişahlar şeriatın emirlerine uymuşlar, almadıkları cariyeleri "çırak" etmişler, (saraydan çıkarma) cihazlarını yapmışlar, konaklar düzmüşlerdir. Azad edilenlere de, para, mal ve eşya vermişlerdir. Osmanlı hareminde daha. Orhan Bey zamanındanberi kölelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.Fakat cariyelerin haremde çoğalması, özellikleFatih'ten beri artmıştır. Çünkü, Fatih devrinde devlet idaresi devşirmelerin eline geçtiği gibi, haremde de böyle olmuştur. Nasıl devşirilen erkek çocuklar orduda ve Enderun mektebiJ.'J,de terbiye edilerek Osmanlıİmparatorluğu'nun askeriye idari kademelerine yükselme .imkanını elde etmişlerse, harerne alınan cariyeler de güzellik ve zekalarına göre usta, kalfa,ikbal, kadınefendi ve valide sultan payelerini alarak en yüksek mevkilere çıkmayı başarmışlardır. "</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 231383, member: 857"] [B]AHLAK MEKTEBI HAREM[/B] Tarihçi İlhan Bardakçı da, hareme Tanzimatçı kafa ile bakıldığı için çarpık görüldüğünü belirterek "Tanzimat kafasının tarif ettiği harem yoktur. Yoktur ama biz İslam tohumu ile yetişen çocuklarımıza, harem düşmanlığı verirken kendimizi kurşunlamışız. Türk haremi bir mübarek manadır. Batı'nın insan babası haremlerini incelemek yerine bizim gül kokulu, ahlak mektebi olan haremlerimizi onlarla kıyaslamışızdır' diyor. Çağatay Uluçay da Harem kitabında, haremin halifenin evi olduğunu ve bu evde herkesin ibadetini yapması, Kur'an okuması gerektiğini belirttikten sonra herhalde bu düşünceden dolayı okuma- yazma bilinmesinin zaruri olduğunu vurguluyordu. Uluçayeserinde şunları söylüyor: "Gerçekten padişah kadınları okumayazma biliyorlardı. Hemen hemen hepsinin odasında bir kitaplık vardı. Bunların, çoğu zaman günlerini okumakla geçirdikleri sanılıyor. Okumanın yanında mustait cariyelerin bazımüzik aletlerini çalmayı, şarkı söylemeyi, oyun oynamayı öğrendikleri de kesindir. Bunların dışında cariyeler, dikiş dikmesini, dantila işlemesini, örgü örmesini de iyi biliyorlardı. Bunları, bu gün onlardan bize kalan eşyalardan ve elbiselerden görüp anlayabiliyoruz. Bu sebeble harem bir kültür okulu ve nezaket yuvası olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski saraylılar, acemilere 'Sarayda terbiye olmayan hiç bir yerde terbiye olamaz, burası terbiye mektebidir' diye korkuturlarmış." [B]HAREMDE RAMAZAN[/B] Osmanlı'da harem hayatı içinde "ramazan"ın özel bir yeri olduğu an laşılıyor. Müslümanlar'ın halifesinin sarayında ramazan'ın nasıl karşılandığı, 2. Abdülhamit'in kızı Ayşe Sultan'ın, 1960'ta yayınlanan "Babam Abdülhamit" isimli kitabında şöyle anlatılıyor: "Sarayda ramazanlar çok güzel olurdu. Bir hafta evvel hazırlık başlardı. Temizlik yapılır, kiler-i hümayun'dan bütün dairelere büyük sürahiler içinde türlü şuruplar, birçok iftariyeler gelirdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına altın yaldızlı kafesler kurulur, harem ağalarıyla bir imam, iki güzel sesli müezzin gelirdi. İlahiler okunarak namaz kılınırdI. Gece kapılar açılır, sahur tablaları girer, top atılıncaya kadar herkes ayakta kalırdı. Öğle üzeri de her daireye bir hoca gelir, vaaz verirdi. Akşam topla beraber zemzem-i şerifle oruç bozulur, if tar takımları hazırlanır, buzlu limonatalar, şuruplar içilirdi... Sarayın harem dairesi, ramazanda adeta cami haline girer, herkes ibadetle vakit geçirirdi..." [B]KADIR GECESI ALAYI[/B] Haremin dışında düzenlerimekle birlikte saraylıların arabalar içinde katıldıkları bu merasimi, haremin tarihini yazan çağatay Uluçay da şöylece tasvir ediyor: "Ramazanın 27. gecesi genel kadir alayı düzenlenirdi. Kadir alayı, 19. ve 20. yüzyıllarda 2. Mahmut'un yaptırdığı Tophane'deki Nusretiyye Camii ile Yıldız'daki Hamidiyye Camii meydanında yapılırdI. Gece, meydanın çevresi renkli fenerler ve fanuslarla donatılır, cami meydanı bir ışık dünyası haline gelirdi. Hava kararmadan önce haremde bulunan kadınlar ve sudanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerde dururlardı. Arabalardan inmezlerdi. Arabaların perdeleri inik dururdu. Harem ağaları, her arabaya gümüş tepsilerle iftariye, yemek, meyve, (yaz ise dondurma) kahve dağıtırlardI. Harem ile alayın geçeceği meydana kadar olan yol, renkli kandiller ve fenerlerle donatılırdı. Harem arabaları önlerinde ikişeı kavas, gümüş kaplamalı deri fenerler taşırlardı, Padişah camiye girdikten sonra meydanda bulunan askerlere büyük pideler ve şerbetler dağıtılırdı. Namaz bitinceye kadar meydanda atılan fişekler seyredilirdi. Namazdan sonra kadın efendiler ve sultanlar, şehirde yapılan şenlikleri seyretmek için kısa bir tur yaparlar, sonra harerne dönerlerdi.." Haremliler bu temaşaya büyük önem verirlerdi. Harem halkı, ramazanda ayrıca Topkapı Sarayı'nda bulunan Hırka-yı Saadet'i de ziyaret ederlerdi. Ramazanın ıs. günü yapılan bu ziyaret sırasında, kadınefendiler, valide sultan, sultanlar, usta ve kalfalar, en güzel elbiselerini giyerler ve Emanet-i Mukaddese Dairesi'nde sıraya girerek, bir masanın üzerine çıkarılan bohça içindeki Hırka-yı Saadet'e yüz sürer, selavat okur, dua ederlerdi. Haremin 1854'te Topkapı Sarayı' ndan Dolmabahçe'ye taşınmasından sonra bu merasim, daha da değer taşır olmuştu. Zira haremliler, Dolmabahçe'den Topkapı Sarayı'na doğru kapalı arabalar içinde sokaklardan ağır ağır geçerken, halk kendilerini coşku ile alkışlar, onlara tazim gösterirdi. . [B] İlhan Bardakçı: Ahlak mektebi[/B] Türk haremi bir mübarek manadır. Batı'nın insan babası haremlerini incelemek yerine, bizim gül kokulu, ahlak mektebi olan haremlerimizi onlara kıyaslamışızdır. Tanzimat kafasının tarif ettiği harem yoktur. Y oktur ama biz İslam tohumu ile yetişen çocuklarımıza, harem düşmanlığı verirken kendimizi kurşunlamışızdır. Biz hanımlarımızı, kalabalık önünde teşhir etmeyecek kadar Türk İslam muhafazakarlığının güzelliğine vurgunuz. Ama olmaz diyenler, şu pek önemli ilerici devrimcilerimiz .İçin, kadın hala harem dedikodularının malzemesidir. Peki, harem nedir? Onlara sorarsanız, Avrupa'nın bize kindarlığının hikayeleri doğrudur. Harem bir insan harası örnegidir. Milyon kere estağfurullah. Biz Tanzimat'tan sonra haremimizin ne olduğunu kendi kaynaklarımızdan değil, Batı'nın dağarcığından öğrenmeye merak sarmışızdır. Ne hata.. Fetihten sonra kurulan saray haremimizin yıkılışına kadar geçen beş yüz yıllık zaman süresince aşk ve beden söylentisine rastlayamazsınız. Bu haber sizmasın diye alınan tedbirlerden değiL. Haremde, sefahat ve yatak kokan maceralar olmadığı için. Sadece saray hareminde değil, konak ev ve hatta kulübe haremlerimizde bile bir başka asalet, bir başka fazilet, bir başkakadının gölge hakimiyeti vardır. İnkarcılığımız, güzelliğimizi idrakimize mani olmuştur. Aslında haremlik, selamlık ayrımı, ev hayatının kadın erkek bünyesinin güçlülük ve zayıflığına göre meydana gelmiş harkuladebir dengesidir. Harem sadece kutsal makam, gizlilik değil, ama ailenin soysuzlaşmasının önlendiği Türk İslam ihtişamı demektir. Bizim haremirniz gül kokulu, fe sI eğen rayihalı, fazilet köşelerimizdir. " Harem’de şeriata uyulurdu Müslümanlar veTürkler, cariyelere çok iyi davranırlardı. Çünkü Hz. Muhammed (S.A.V.) "Yediklerinizden ve giydiklerinizden olara da veriniz, eziyet etmeyiniz" demişti. Bundan başka Müslümanlarea en büyük sevapıardan birisi de kölesini aza d etmekti. Hz. Muhammed: "Müslüman esiri azad eden cehennem azabından kurtulur" hadisini söylemişti. Bu sebeple padişahlar şeriatın emirlerine uymuşlar, almadıkları cariyeleri "çırak" etmişler, (saraydan çıkarma) cihazlarını yapmışlar, konaklar düzmüşlerdir. Azad edilenlere de, para, mal ve eşya vermişlerdir. Osmanlı hareminde daha. Orhan Bey zamanındanberi kölelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.Fakat cariyelerin haremde çoğalması, özellikleFatih'ten beri artmıştır. Çünkü, Fatih devrinde devlet idaresi devşirmelerin eline geçtiği gibi, haremde de böyle olmuştur. Nasıl devşirilen erkek çocuklar orduda ve Enderun mektebiJ.'J,de terbiye edilerek Osmanlıİmparatorluğu'nun askeriye idari kademelerine yükselme .imkanını elde etmişlerse, harerne alınan cariyeler de güzellik ve zekalarına göre usta, kalfa,ikbal, kadınefendi ve valide sultan payelerini alarak en yüksek mevkilere çıkmayı başarmışlardır. " [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz HAREM GERÇEĞİ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst