Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="nurul reþha" data-source="post: 228685" data-attributes="member: 1008015"><p><strong>رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِ</strong></p><p></p><p style="text-align: center"><strong><span style="color: red"><img src="http://img577.imageshack.us/img577/4856/tasav.th.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: red"></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: red"></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: red">Eski Sevgililer Mezarlığı</span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong>Ürpererek geçtim eski sevgililer mezarlığından... Bu diyarın fâtihası nedir bilmedim.</strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir şehir; sokaklarında çiçek kokuları, yağmur ışıltısı. Dostların ığıl ığıl kalbe dolan sesleri. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir oyuncak; yanağındaki benden dolayı "Türkân" dediğimiz oyuncak bebek. Bir kıskançlık krizine kurban gittiğini tahmin ettiğim kayıp bebeğim. Elbiseler diktiğim, misafirliklere götürdüğüm. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir dost; evlilik kararını öfkeyle karşıladığımda "sizi utandıracağım" diyen. Uzak bir şehre giden, henüz dönmeyen...</strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir bahçe; yaz akşamlarında fesleğen serinliği. Çocuk şenliği bağışlayan yoksul yanıma. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir şiir, bir şarkı; enginde hüzün. Yavaş yavaş kelime kelime karanlığa gömülen batık bir gemi. Denizaltı olmasını umduğum...</strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir hayal; kar beyazı, gök mavisi, bahar yeşili. Güven, umut, kıymet...</strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir kitap; başka bir hayatı yaşar gibi içine daldığım. Gözyaşına gözyaşı, tebessümüne tebessüm kattığım. Bittikçe yeni baştan ve özledikçe tekrar tekrar okuduğum. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir anı; kuru güller gibi kıyamadan indirmişim toprağa. Okşar gibi örtmüşüm üzerini. Gözyaşlarımla sulamışım mezarını. Bir defne yaprağı dikmişim mezar taşı niyetine. Eski şehri bütünüyle gören yüksek tepeden, âşıklar tepesinden aldığım bir defne yaprağını... </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir mektup; elimi yaktığı gün tüllenmiş. İlk kelimesinden son kelimesine dek, ezberlemek ne demek, ateşten duygularla kalbime kazımışım. Sevgili diye başlayan, can diye biten... </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir meşguliyet; kelebek kanadı koleksiyonu yapar gibi biriktirdiklerimi dökmüşüm satırlara... Öyle canlı, öyle cansız. Yorgunluğumu alan can katan canıma, yoran kalbimi. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir çaba; nerede ezilen, hor görülen biri varsa o benimdi. Yarasını sarmak, ayağa kaldırmak vazifemdi. Çok yaralandım, çok yıkıldım. Yanlış anlaşılmak, hiç anlaşılmamak bahtsızlığımdı. Usulsüzlük imiş vusulsüzlüğüme neden, bilmemişim, öğreten olmamış. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir duâ; <em>"Sana lâyık kul, peygambere lâyık ümmet, büyüklere lâyık evlat"</em></strong> diyemedim hiç. "Lâyık olmak" imkânı elde değildi, daha o günden belliydi bu... Kulunun zannı üzereymiş evet, fark edememişim. İblis "ümitsiz" demekmiş ve kahır rüzgârı onun tohumlarını taşırmış, gönül bahçelerine. Ayrık otu gibi çalmış toprağımdan, suyumdan, güneşimden. Söküp atmamışım, öldürmüş. </p> <p style="text-align: center"> <strong><em>"Çemberimde gül oya </em></strong></p> <p style="text-align: center"> <strong><em>gülmedim doya doya" </em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir dert; dirilmesinden en çok korktuğum. Mezarına titreyerek baktığım: Sabah namazına kalkamamak... Müslümanca uyanmak, müslümanca dirilmenin alâmeti, çocukluğumdan bu yana. </strong></p> <p style="text-align: center"> <span style="font-size: 12px"><strong><em>رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا</em></strong></span> </p> <p style="text-align: center"> <strong><strong>"Rabbimiz, hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma!" </strong> (Âl-i İmran, 8) </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> "tuziğ" kelimesinden ruhuma inen girdap...</strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir zevk; denizi seyretmek... <em>"Ne zamana dek sûretin nakışlarını seyredip duracaksın?"</em> dediğinden midir, Şeyh Dakûkî ile tanışayım, içimden yolculuklar yapabileceğimi öğreneyim diye mi bilmem, yabancılaştı deniz, uzaklaştırıldı. </strong></p> <p style="text-align: center"><strong> Eski bir lezzet; şehrin ışıklarına karşı kahve eşliğinde dost sohbetleri... Ne kahve, ne dost kaldı, ne de ışıkları şehrin... </strong></p> <p style="text-align: center"> <strong><strong><em>Hâlâ başımın ağrılarını dindiren yalnız Sen'sin</em></strong>. <em>Sen'in, alnımdan eriştiğim huzurun</em>. <em>Şah damarımın ötesindeki yâr!</em></strong> </p> <p style="text-align: center"> <strong><em>"Dünle beraber gitti, cancağızım,</em></strong></p> <p style="text-align: center"> <strong><em>ne kadar söz varsa düne ait..."</em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong> (Hazret-i Mevlânâ)</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="nurul reþha, post: 228685, member: 1008015"] [b]رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِ[/b] [CENTER][B][COLOR=red][IMG]http://img577.imageshack.us/img577/4856/tasav.th.jpg[/IMG] Eski Sevgililer Mezarlığı[/COLOR] Ürpererek geçtim eski sevgililer mezarlığından... Bu diyarın fâtihası nedir bilmedim.[/B] [B] Eski bir şehir; sokaklarında çiçek kokuları, yağmur ışıltısı. Dostların ığıl ığıl kalbe dolan sesleri. [/B] [B] Eski bir oyuncak; yanağındaki benden dolayı "Türkân" dediğimiz oyuncak bebek. Bir kıskançlık krizine kurban gittiğini tahmin ettiğim kayıp bebeğim. Elbiseler diktiğim, misafirliklere götürdüğüm. [/B] [B] Eski bir dost; evlilik kararını öfkeyle karşıladığımda "sizi utandıracağım" diyen. Uzak bir şehre giden, henüz dönmeyen...[/B] [B] Eski bir bahçe; yaz akşamlarında fesleğen serinliği. Çocuk şenliği bağışlayan yoksul yanıma. [/B] [B] Eski bir şiir, bir şarkı; enginde hüzün. Yavaş yavaş kelime kelime karanlığa gömülen batık bir gemi. Denizaltı olmasını umduğum...[/B] [B] Eski bir hayal; kar beyazı, gök mavisi, bahar yeşili. Güven, umut, kıymet...[/B] [B] Eski bir kitap; başka bir hayatı yaşar gibi içine daldığım. Gözyaşına gözyaşı, tebessümüne tebessüm kattığım. Bittikçe yeni baştan ve özledikçe tekrar tekrar okuduğum. [/B] [B] Eski bir anı; kuru güller gibi kıyamadan indirmişim toprağa. Okşar gibi örtmüşüm üzerini. Gözyaşlarımla sulamışım mezarını. Bir defne yaprağı dikmişim mezar taşı niyetine. Eski şehri bütünüyle gören yüksek tepeden, âşıklar tepesinden aldığım bir defne yaprağını... [/B] [B] Eski bir mektup; elimi yaktığı gün tüllenmiş. İlk kelimesinden son kelimesine dek, ezberlemek ne demek, ateşten duygularla kalbime kazımışım. Sevgili diye başlayan, can diye biten... [/B] [B] Eski bir meşguliyet; kelebek kanadı koleksiyonu yapar gibi biriktirdiklerimi dökmüşüm satırlara... Öyle canlı, öyle cansız. Yorgunluğumu alan can katan canıma, yoran kalbimi. [/B] [B] Eski bir çaba; nerede ezilen, hor görülen biri varsa o benimdi. Yarasını sarmak, ayağa kaldırmak vazifemdi. Çok yaralandım, çok yıkıldım. Yanlış anlaşılmak, hiç anlaşılmamak bahtsızlığımdı. Usulsüzlük imiş vusulsüzlüğüme neden, bilmemişim, öğreten olmamış. [/B] [B] Eski bir duâ; [I]"Sana lâyık kul, peygambere lâyık ümmet, büyüklere lâyık evlat"[/I][/B] diyemedim hiç. "Lâyık olmak" imkânı elde değildi, daha o günden belliydi bu... Kulunun zannı üzereymiş evet, fark edememişim. İblis "ümitsiz" demekmiş ve kahır rüzgârı onun tohumlarını taşırmış, gönül bahçelerine. Ayrık otu gibi çalmış toprağımdan, suyumdan, güneşimden. Söküp atmamışım, öldürmüş. [B][I]"Çemberimde gül oya [/I][/B] [B][I]gülmedim doya doya" [/I][/B] [B] Eski bir dert; dirilmesinden en çok korktuğum. Mezarına titreyerek baktığım: Sabah namazına kalkamamak... Müslümanca uyanmak, müslümanca dirilmenin alâmeti, çocukluğumdan bu yana. [/B] [SIZE=3][B][I]رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا[/I][/B][/SIZE] [B][B]"Rabbimiz, hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma!" [/B] (Âl-i İmran, 8) [/B] [B] "tuziğ" kelimesinden ruhuma inen girdap...[/B] [B] Eski bir zevk; denizi seyretmek... [I]"Ne zamana dek sûretin nakışlarını seyredip duracaksın?"[/I] dediğinden midir, Şeyh Dakûkî ile tanışayım, içimden yolculuklar yapabileceğimi öğreneyim diye mi bilmem, yabancılaştı deniz, uzaklaştırıldı. [/B] [B] Eski bir lezzet; şehrin ışıklarına karşı kahve eşliğinde dost sohbetleri... Ne kahve, ne dost kaldı, ne de ışıkları şehrin... [/B] [B][B][I]Hâlâ başımın ağrılarını dindiren yalnız Sen'sin[/I][/B]. [I]Sen'in, alnımdan eriştiğim huzurun[/I]. [I]Şah damarımın ötesindeki yâr![/I][/B] [B][I]"Dünle beraber gitti, cancağızım,[/I][/B] [B][I]ne kadar söz varsa düne ait..."[/I][/B] [B] (Hazret-i Mevlânâ)[/B][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst