Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Rabıta
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 178280" data-attributes="member: 8679"><p><strong>Kim Rabıta Yapar?</strong> </p><p><strong><span style="color: blue">Rabıtaya, doğrudan doğruya Cenab-ı Hak’dan feyz almaya gücü yetmeyen mürid muhtaçtır. Eğer doğrudan doğruya feyz almaya muktedir ise, rabıtayı terketmesi vaciptir. Çünkü böyle bir durumda rabıta ile meşgul olmak, ilerleyen bir kimsenin durması veya gerilemesi demektir. Aynı zamanda bu, hicap derecesini şuhud mertebesine tercih etmek demektir. Bu ise Allah’tan yüz çevirmektir.29 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bilindiği gibi fena fi’ş-şeyh, yani şeyhte fani olmak, fena fi’llah’ın başlangıcıdır. Eğer mürid şeyhine rabıta ederken kendine bir sekir veya gaybet hali gelirse, şeyhine rabıtayı bırakır ve gelen o hale yönelir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Makamat-ı Nakşibendiyye’de nakledildiğine göre Muhammed Behaeddin Nakşibend hazretlerinin huzurunda sufilerden birisi rabıta ile meşgul oluyordu. Bir gün Hz. Nakşibend’in simasına bakarken kendine gaybet hali geldi fakat o salik ona iltifat etmedi. Hace Nakşibend buyurdu ki: “Beni bırak, o gaybete yönel. Çünkü masiva tesirinden kurtulmak ve ehlullaha göre vusul ve şuhud zamanıdır.” buyurdular.30 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Tarikatta mürid mürşit ilişkisi, muhabbet esasına dayanır. Kalpten kalbe nur ve sevgi yansıması ve aynı renge boyanma hadisesi, uzaklık ve yakınlıkla alakası olmayan bir olaydır. Salik nerede olursa olsun, herzaman şeyhinden faydalanabilir. Bunu sağlayan da rabıtadır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bunu, toprağa bağlı bir karpuzun, güneşin ısı ve ışığından istifade etmesine benzetirler. Kökü topraktan kopmamış ve güneşe karşı durmuş olduğu için her saat olgunlaşan karpuzun, belki güneşten faydalandığından haberi bile yoktur. İşte, şeyhinin yolunda rabıtaya devam eden mürid de, güneş gibi ışık saçan mürşidinin ışıkları ile biiznillah olgunlaşır.31 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Rabıtanın kuvvet derecesi, istifadenin sebebidir. Kim bu rabıtaya devam ederse, tarikatın bütün güzel halleriyle hallenir ve hakikatın olgunluklarına ulaşır. Kim rabıtayı bırakır ve devam etmezse feyzi kesilir, süluka devam edemez. Vuslat eserlerinden ve sırlarından mahrum kalır.32</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kime Rabıta Yapılır? </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Rabıta, mürşid-i kamile yapılır. Bu ise fena fillah makamından sonra bekabillah makamında bulunan, müşahede makamına vasıl olmuş, zati sıfatların hakikatına ermiş bir kamil kişidir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Eğer bir insan kendisinde bu hal ve makamlar olmadığı halde, kendisine rabıta yapılmasına izin verirse, Allah korusun işte orada ayaklar kayar ve rabıta eden de ettiren de hüsrana düşer, içinden çıkılmaz vartalarda helak olur.33</span></strong></p><p><strong>Niçin Rabıta Yapılır?</strong></p><p><strong><span style="color: blue">İlahi sıfatlarla tahakkuk etmiş ve müşahede makamına varmış bir kamil şeyhe kalbi bağlayıp, huzur ve gıyabında o zatın suretini hayalinde muhabbetle muhafaza etmek olan rabıta, başlı başına bir erdiricidir, hatta bu hususta “zikirden de önceliği vardır” denilmiştir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kamil bir şeyh oluk gibidir; feyz-i ilahi onun okyanuslar gibi geniş olan kalbinden müridin oraya bağlanmış olan kalbine akar. Rabıtaya devam etmekle mürid, şeyhinin vasıflarıyla vasıflanır, halleriyle hallenir, bir yerde onunla bütünleşir, hatta aynileşir ve şeyhini sevmeye başlar. Böylece samimiyeti, sadakati, ihlası, gayreti ve kabiliyeti nisbetinde fena fi’ş şeyh’e muvaffak olur. Bilindiği gibi o da, fena fi’r resul ve fena fi’llah’ın başlangıcıdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Rabıtasız olmaz” diyen Hasan Kamil Yılmaz, sebebini şöyle izah eder: “Çünkü rabıtanın amacı gafleti kovup kalbin zulmetini def ederek şeytanın vesveselerinden kurtulmak suretiyle “rabıta-i huzur”a ermektir. Yani salikin daima Allah’ın huzurunda bulunduğu duygusuna ermesini sağlamaktır. Her an Allah’ı karşımızda görür gibi yaşamaktır. Bunu sağlamak zor bir iştir. Çünkü Allah müşahhas bir varlık değildir. Bunu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas bir objeye ihtiyaç vardır. Tasavvufta bu obje Allah’ın en mükemmel tecellilerinin mazharı olan “İnsan-ı Kamil” konumundaki şeyhtir. Salik önce bu insan-ı kamile, ardından Hz. Resule ve Onun ardından Rabb-i müteal’e kalbini rebtetmeli ve bu suretle huzur-i kalbe erip fena fillah’a varmalıdır. Rabıtaya somuttan soyuta geçmek için ihtiyaç vardır. İnsanoğlu doğrudan “Her nerede bulunursa bulunsun Allah’ın huzurunda olduğu” duygusunu canlı tutabilmede zorlanmaktadır. Buna muktedir olabilenler için rabıtaya ihtiyaç yoktur.”34 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bilindiği gibi, “Sadıklarla beraber olunuz”,35 ayeti, rabıta hakkında getirilen delillerin başında gelir. Sufiler rabıta için maddi uzaklığın manevi yakınlığına engel olmadığını söylerler. Bu konuda Ubeydullah Ahrar (kd.s) şöyle demektedir: “Beraberlik iki türlü olur; Hissi ve manevi. Hissî beraberlik, onlarla oturup kalkmak, sohbetlerinde bulunmaktır, onlara yakın olan sohbetlerine devam eden kimsenin kalbi, onların batın nurları ile nurlanır, huyu da onların güzel huyu sayesinde güzelleşir. Manevi beraberlik, kalbi onlara bağlayıp ruhaniyetlerine yönelmektir. Bu durumda onların yakınında da olunsa, uzaklarında da bulunsa hep onlarla olunur. Aradaki manevi bağ tam olunca onların sırları bu manevi bağa ve rabıtaya sahip olanlara yansır.”36 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İmam Rabbani (ks) şöyle buyurmuştur: “Bu yüce tarikat, Resul’i Ekrem’in sünnetine iktida eden şeyhe rabıta etmek esasına bağlıdır. Bu uzun yol, ona rabıta ile kısa zamanda alınır. Cezbe kuvvetiyle bu kemalata boyanmak, ancak bu yol ile mümkün olur. Kamil mürşidin bir nazarı, kalp hastalıklarının şifasıdır. O’nun bir teveccühü, manevi hastalıkları defeder. Yolumuz muhabbet, in’ikas yani kalpten kalbe aksetme ve dostun rengine boyanma esasları üzerine kurulduktan sonra uzaklık ve yakınlık farkı yoktur. Salik nerede olursa olsun her zaman şeyhinden istifade edebilir.”37 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Yazmış olduğu “Risale-i Es’adiyye”sinde,38 rabıtaya geniş yer veren, ilgili ayet ve hadislerin yanında bir çok İslam aliminin konu hakkındaki te’yid ve teşvik edici sözlerini belirten Şeyh’ul Meşayih Muhammed Es’ad Erbilî (ks), aynı zamanda bu işin pratiğini yapan bir insan olarak görüşlerini, müridlerine yazmış olduğu mektuplarında da belirtmiştir. Rabıtanın amaç ve yararını belirten birkaç paragrafı oradan iktibas etmeyi faydalı buluyorum:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Rabıta, “Sadıklarla beraber olun”39 ayeti celilesine uyarak şeyhini hatırda bulundurmaktan ibarettir. Bunun hikmeti ise; bilindiği gibi nefis ve şeytan gibi iki amansız düşmana karşı müdafada bulunabilmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Görüyoruz ki bu düşmanlar milyonlarca mümini iğfal ederek Cenabı Hak gibi büyük bir yaratıcıya, kerim bir razık’a, ebedi bir velinimete isyan ettirerek azab ve itaba müstehak eylemekten geri kalmıyorlar ve bir kuvvete istinad etmedikçe sayısız şekavetlerinden kurtulamıyorlar. Binaenaleyh salik bu kuvveti Resulullah (sall<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/Allah.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />u aleyhi vesellem) Efendimize ulaşan bir meşayıh silsilesinde aramalı ve şeyhini Cenab-ı Hakkın sadık bir kulu oluğuna inanarak kendisine mürşidi edindiği bir kimseden manevi irtibat, kalbî sevgi, ruhanî beraberlik beklemelidir. Ruhaniyet gözle görülmeyen nurlar çeşidinden olduğundan güneş ışığı gibi yakın ve ırak mesafenin tesirinden uzaktır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Yemende olup benim gibi olan benim yanımdaki gibidir, yanımda olup benim gibi olmayan ise Yemendeki gibidir.” Farsça şiiri de bu hakikatı izah için adil bir şahittir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ne hacet<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />! Zikr olunan ayeti celiledeki ilahi fermana sarılarak Cenab ı Hakk’ın sadık bir kulunu manevi baba edinip ruhani himayesine girenlerin çalışma ve gayretleri, tarikata itaatları nisbetinde nefis ve şeytanın taarruzundan kendilerini kurtardıklarını ve geleceklerinin ise her zaman şeriat ve tarikatın emniyeti altında bulunduklarını şükranla görüp durmaktayız.”40 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Bildiğimiz gibi rabıtadan maksad feyz almaktır. Gerçek feyz kaynağı, feyzi yaratan Cenab-ı Hak’tan başkası olmadığı şüphesiz bir gerçektir. Şu kadar var ki Allah’ın sevgilisi Muhammed efendimiz Hazretleri de Cenab-ı Hakk’ın zat ve sıfatının tecelli mahalli ve mazharı bulunduğundan, “Ben onu sevince onun duyan kulağı, gören gözü ve konuşan dili olurum”.41 Hadisi kudsisine göre peygamberimizden feyz almak Cenab-ı Hak’tan feyz almak demektir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Allah’ın ve Resülünün ahlakı ile ahlaklanınız” şeklindeki peygamber emrine uyarak beşeri sıfatlardan çıkıp arzulanan güzel ahlak ile ahlaklananlar, yani tam bir “fena” duygusu ile “Fena fir-rasül” ve daha doğrusu “Fena fillah”ın üstün şerefine nail bulunanların da rabıtası. “Ona yaklaşmaya vesile, yani yol arayın”42 ayeti kerimesiyle bütün müminlere emir ve ferman buyurulmuştur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Rabıta olunacak mürşidin tavır ve ahlakı hazreti Peygamber (sav)’nin ahlakına uymadıkça rabıtadan beklenen feyzin meydana gelmesi mümkün değildir. Rabıta yapan salikin de şeyhinin ahlak-ı Muhammedi sahibi olup olmadığını şeriat ve tarikat çerçevesi içinde tahkik edip araştırması boynuna borçtur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Sizde meydana gelen bu zuhurat rabıtanızın sıhhatini müjdelediği gibi benim hakkımda da büyük bir iltifat ve teveccühat muştusudur. Binaenaleyh bir taraftan tebrik, bir taraftan da teşekkürlerimi arz ve beyana bu yüzden acele ettim, vesselamü aleyküm.”43 </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Bildiğiniz gibi kalp dış dünyamızda meydana gelen hadiselerin tesiri altında kalır. Mesela, kötü havadan vücut zarar göreceği gibi, kalp de kasvet ehli ile bir arada bulunmak ve onlarla görüşüp konuşmaktan müteesir olur. Zamanımızda ise bundan tamamiyle kurtulmak mümkün olamayacağından vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Rabıtanın hafif ve kolay şekli de vardır. Cenabı Hakk celle ve a’la Hazretleri:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">-“Sadıklarla beraber olunuz”44 buyurduğu gibi insanın fikrinin ve zihnen mürşidini hatırlayarak bu şekilde mürşidinin kendisi ile beraber bulunduğunu düşünerek davranması da rabıtadır. Siz de bu şekilde vaktinizi geçirerek Cenab-ı Hakk’ın lütfundan ümitsiz olmamalısınız. Bununla beraber yollar düzelip ve inş<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/Allah.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />-u teala sıla-i rahim olmak üzere bir defa daha buralara kadar gelip manevi babanızı sevindirirsiniz. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Muhammed Ma’sum Hazretlerinin Rabıtaya çok ehemmiyet verdiğini mektubatında gördüm. Zira rabıta düzenli yapıldıktan sonra letaifin zikri onun düzenini bozmaz. Aksine mürşidinin vazifesini yapar. Yani tarikata girmiş olan salike doğru yolu gösterir. Sahibine şer’an güzel ve çirkin olan şeyleri ilham eder”45</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 178280, member: 8679"] [B]Kim Rabıta Yapar?[/B] [B][COLOR=blue]Rabıtaya, doğrudan doğruya Cenab-ı Hak’dan feyz almaya gücü yetmeyen mürid muhtaçtır. Eğer doğrudan doğruya feyz almaya muktedir ise, rabıtayı terketmesi vaciptir. Çünkü böyle bir durumda rabıta ile meşgul olmak, ilerleyen bir kimsenin durması veya gerilemesi demektir. Aynı zamanda bu, hicap derecesini şuhud mertebesine tercih etmek demektir. Bu ise Allah’tan yüz çevirmektir.29 Bilindiği gibi fena fi’ş-şeyh, yani şeyhte fani olmak, fena fi’llah’ın başlangıcıdır. Eğer mürid şeyhine rabıta ederken kendine bir sekir veya gaybet hali gelirse, şeyhine rabıtayı bırakır ve gelen o hale yönelir. Makamat-ı Nakşibendiyye’de nakledildiğine göre Muhammed Behaeddin Nakşibend hazretlerinin huzurunda sufilerden birisi rabıta ile meşgul oluyordu. Bir gün Hz. Nakşibend’in simasına bakarken kendine gaybet hali geldi fakat o salik ona iltifat etmedi. Hace Nakşibend buyurdu ki: “Beni bırak, o gaybete yönel. Çünkü masiva tesirinden kurtulmak ve ehlullaha göre vusul ve şuhud zamanıdır.” buyurdular.30 Tarikatta mürid mürşit ilişkisi, muhabbet esasına dayanır. Kalpten kalbe nur ve sevgi yansıması ve aynı renge boyanma hadisesi, uzaklık ve yakınlıkla alakası olmayan bir olaydır. Salik nerede olursa olsun, herzaman şeyhinden faydalanabilir. Bunu sağlayan da rabıtadır. Bunu, toprağa bağlı bir karpuzun, güneşin ısı ve ışığından istifade etmesine benzetirler. Kökü topraktan kopmamış ve güneşe karşı durmuş olduğu için her saat olgunlaşan karpuzun, belki güneşten faydalandığından haberi bile yoktur. İşte, şeyhinin yolunda rabıtaya devam eden mürid de, güneş gibi ışık saçan mürşidinin ışıkları ile biiznillah olgunlaşır.31 Rabıtanın kuvvet derecesi, istifadenin sebebidir. Kim bu rabıtaya devam ederse, tarikatın bütün güzel halleriyle hallenir ve hakikatın olgunluklarına ulaşır. Kim rabıtayı bırakır ve devam etmezse feyzi kesilir, süluka devam edemez. Vuslat eserlerinden ve sırlarından mahrum kalır.32[/COLOR][/B] [B][COLOR=blue]Kime Rabıta Yapılır? [/COLOR][/B] [B][COLOR=blue]Rabıta, mürşid-i kamile yapılır. Bu ise fena fillah makamından sonra bekabillah makamında bulunan, müşahede makamına vasıl olmuş, zati sıfatların hakikatına ermiş bir kamil kişidir. Eğer bir insan kendisinde bu hal ve makamlar olmadığı halde, kendisine rabıta yapılmasına izin verirse, Allah korusun işte orada ayaklar kayar ve rabıta eden de ettiren de hüsrana düşer, içinden çıkılmaz vartalarda helak olur.33[/COLOR][/B] [B]Niçin Rabıta Yapılır?[/B] [B][COLOR=blue]İlahi sıfatlarla tahakkuk etmiş ve müşahede makamına varmış bir kamil şeyhe kalbi bağlayıp, huzur ve gıyabında o zatın suretini hayalinde muhabbetle muhafaza etmek olan rabıta, başlı başına bir erdiricidir, hatta bu hususta “zikirden de önceliği vardır” denilmiştir. Kamil bir şeyh oluk gibidir; feyz-i ilahi onun okyanuslar gibi geniş olan kalbinden müridin oraya bağlanmış olan kalbine akar. Rabıtaya devam etmekle mürid, şeyhinin vasıflarıyla vasıflanır, halleriyle hallenir, bir yerde onunla bütünleşir, hatta aynileşir ve şeyhini sevmeye başlar. Böylece samimiyeti, sadakati, ihlası, gayreti ve kabiliyeti nisbetinde fena fi’ş şeyh’e muvaffak olur. Bilindiği gibi o da, fena fi’r resul ve fena fi’llah’ın başlangıcıdır. “Rabıtasız olmaz” diyen Hasan Kamil Yılmaz, sebebini şöyle izah eder: “Çünkü rabıtanın amacı gafleti kovup kalbin zulmetini def ederek şeytanın vesveselerinden kurtulmak suretiyle “rabıta-i huzur”a ermektir. Yani salikin daima Allah’ın huzurunda bulunduğu duygusuna ermesini sağlamaktır. Her an Allah’ı karşımızda görür gibi yaşamaktır. Bunu sağlamak zor bir iştir. Çünkü Allah müşahhas bir varlık değildir. Bunu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas bir objeye ihtiyaç vardır. Tasavvufta bu obje Allah’ın en mükemmel tecellilerinin mazharı olan “İnsan-ı Kamil” konumundaki şeyhtir. Salik önce bu insan-ı kamile, ardından Hz. Resule ve Onun ardından Rabb-i müteal’e kalbini rebtetmeli ve bu suretle huzur-i kalbe erip fena fillah’a varmalıdır. Rabıtaya somuttan soyuta geçmek için ihtiyaç vardır. İnsanoğlu doğrudan “Her nerede bulunursa bulunsun Allah’ın huzurunda olduğu” duygusunu canlı tutabilmede zorlanmaktadır. Buna muktedir olabilenler için rabıtaya ihtiyaç yoktur.”34 Bilindiği gibi, “Sadıklarla beraber olunuz”,35 ayeti, rabıta hakkında getirilen delillerin başında gelir. Sufiler rabıta için maddi uzaklığın manevi yakınlığına engel olmadığını söylerler. Bu konuda Ubeydullah Ahrar (kd.s) şöyle demektedir: “Beraberlik iki türlü olur; Hissi ve manevi. Hissî beraberlik, onlarla oturup kalkmak, sohbetlerinde bulunmaktır, onlara yakın olan sohbetlerine devam eden kimsenin kalbi, onların batın nurları ile nurlanır, huyu da onların güzel huyu sayesinde güzelleşir. Manevi beraberlik, kalbi onlara bağlayıp ruhaniyetlerine yönelmektir. Bu durumda onların yakınında da olunsa, uzaklarında da bulunsa hep onlarla olunur. Aradaki manevi bağ tam olunca onların sırları bu manevi bağa ve rabıtaya sahip olanlara yansır.”36 İmam Rabbani (ks) şöyle buyurmuştur: “Bu yüce tarikat, Resul’i Ekrem’in sünnetine iktida eden şeyhe rabıta etmek esasına bağlıdır. Bu uzun yol, ona rabıta ile kısa zamanda alınır. Cezbe kuvvetiyle bu kemalata boyanmak, ancak bu yol ile mümkün olur. Kamil mürşidin bir nazarı, kalp hastalıklarının şifasıdır. O’nun bir teveccühü, manevi hastalıkları defeder. Yolumuz muhabbet, in’ikas yani kalpten kalbe aksetme ve dostun rengine boyanma esasları üzerine kurulduktan sonra uzaklık ve yakınlık farkı yoktur. Salik nerede olursa olsun her zaman şeyhinden istifade edebilir.”37 Yazmış olduğu “Risale-i Es’adiyye”sinde,38 rabıtaya geniş yer veren, ilgili ayet ve hadislerin yanında bir çok İslam aliminin konu hakkındaki te’yid ve teşvik edici sözlerini belirten Şeyh’ul Meşayih Muhammed Es’ad Erbilî (ks), aynı zamanda bu işin pratiğini yapan bir insan olarak görüşlerini, müridlerine yazmış olduğu mektuplarında da belirtmiştir. Rabıtanın amaç ve yararını belirten birkaç paragrafı oradan iktibas etmeyi faydalı buluyorum: “Rabıta, “Sadıklarla beraber olun”39 ayeti celilesine uyarak şeyhini hatırda bulundurmaktan ibarettir. Bunun hikmeti ise; bilindiği gibi nefis ve şeytan gibi iki amansız düşmana karşı müdafada bulunabilmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Görüyoruz ki bu düşmanlar milyonlarca mümini iğfal ederek Cenabı Hak gibi büyük bir yaratıcıya, kerim bir razık’a, ebedi bir velinimete isyan ettirerek azab ve itaba müstehak eylemekten geri kalmıyorlar ve bir kuvvete istinad etmedikçe sayısız şekavetlerinden kurtulamıyorlar. Binaenaleyh salik bu kuvveti Resulullah (sall[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/Allah.gif[/IMG]u aleyhi vesellem) Efendimize ulaşan bir meşayıh silsilesinde aramalı ve şeyhini Cenab-ı Hakkın sadık bir kulu oluğuna inanarak kendisine mürşidi edindiği bir kimseden manevi irtibat, kalbî sevgi, ruhanî beraberlik beklemelidir. Ruhaniyet gözle görülmeyen nurlar çeşidinden olduğundan güneş ışığı gibi yakın ve ırak mesafenin tesirinden uzaktır. “Yemende olup benim gibi olan benim yanımdaki gibidir, yanımda olup benim gibi olmayan ise Yemendeki gibidir.” Farsça şiiri de bu hakikatı izah için adil bir şahittir. Ne hacet[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG]! Zikr olunan ayeti celiledeki ilahi fermana sarılarak Cenab ı Hakk’ın sadık bir kulunu manevi baba edinip ruhani himayesine girenlerin çalışma ve gayretleri, tarikata itaatları nisbetinde nefis ve şeytanın taarruzundan kendilerini kurtardıklarını ve geleceklerinin ise her zaman şeriat ve tarikatın emniyeti altında bulunduklarını şükranla görüp durmaktayız.”40 “Bildiğimiz gibi rabıtadan maksad feyz almaktır. Gerçek feyz kaynağı, feyzi yaratan Cenab-ı Hak’tan başkası olmadığı şüphesiz bir gerçektir. Şu kadar var ki Allah’ın sevgilisi Muhammed efendimiz Hazretleri de Cenab-ı Hakk’ın zat ve sıfatının tecelli mahalli ve mazharı bulunduğundan, “Ben onu sevince onun duyan kulağı, gören gözü ve konuşan dili olurum”.41 Hadisi kudsisine göre peygamberimizden feyz almak Cenab-ı Hak’tan feyz almak demektir. “Allah’ın ve Resülünün ahlakı ile ahlaklanınız” şeklindeki peygamber emrine uyarak beşeri sıfatlardan çıkıp arzulanan güzel ahlak ile ahlaklananlar, yani tam bir “fena” duygusu ile “Fena fir-rasül” ve daha doğrusu “Fena fillah”ın üstün şerefine nail bulunanların da rabıtası. “Ona yaklaşmaya vesile, yani yol arayın”42 ayeti kerimesiyle bütün müminlere emir ve ferman buyurulmuştur. Rabıta olunacak mürşidin tavır ve ahlakı hazreti Peygamber (sav)’nin ahlakına uymadıkça rabıtadan beklenen feyzin meydana gelmesi mümkün değildir. Rabıta yapan salikin de şeyhinin ahlak-ı Muhammedi sahibi olup olmadığını şeriat ve tarikat çerçevesi içinde tahkik edip araştırması boynuna borçtur. Sizde meydana gelen bu zuhurat rabıtanızın sıhhatini müjdelediği gibi benim hakkımda da büyük bir iltifat ve teveccühat muştusudur. Binaenaleyh bir taraftan tebrik, bir taraftan da teşekkürlerimi arz ve beyana bu yüzden acele ettim, vesselamü aleyküm.”43 “Bildiğiniz gibi kalp dış dünyamızda meydana gelen hadiselerin tesiri altında kalır. Mesela, kötü havadan vücut zarar göreceği gibi, kalp de kasvet ehli ile bir arada bulunmak ve onlarla görüşüp konuşmaktan müteesir olur. Zamanımızda ise bundan tamamiyle kurtulmak mümkün olamayacağından vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır. Rabıtanın hafif ve kolay şekli de vardır. Cenabı Hakk celle ve a’la Hazretleri: -“Sadıklarla beraber olunuz”44 buyurduğu gibi insanın fikrinin ve zihnen mürşidini hatırlayarak bu şekilde mürşidinin kendisi ile beraber bulunduğunu düşünerek davranması da rabıtadır. Siz de bu şekilde vaktinizi geçirerek Cenab-ı Hakk’ın lütfundan ümitsiz olmamalısınız. Bununla beraber yollar düzelip ve inş[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/Allah.gif[/IMG]-u teala sıla-i rahim olmak üzere bir defa daha buralara kadar gelip manevi babanızı sevindirirsiniz. Muhammed Ma’sum Hazretlerinin Rabıtaya çok ehemmiyet verdiğini mektubatında gördüm. Zira rabıta düzenli yapıldıktan sonra letaifin zikri onun düzenini bozmaz. Aksine mürşidinin vazifesini yapar. Yani tarikata girmiş olan salike doğru yolu gösterir. Sahibine şer’an güzel ve çirkin olan şeyleri ilham eder”45[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Rabıta
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst