Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran, 103) |
|
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyâcını karşılayanın, Allah da ihtiyâcını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyâmet gününde ayıplarını örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58) |
|
Kalplerini birbirine Allah'ın ısındırdığı, ellerini birbirine Peygamberin tutuşturduğu ve kardeş yaptığı bir ümmetiz. Cenabı Zülcelal "Siz bir ateş çukurunun kenarında idiniz, buyuruyor, sizi oradan kurtardık ve nimetimizle kardeşler yaptık". Mü'minin mü'mine kardeşliği bir rahmet gibi, bir bereket gibi bir nimet gibi sunuluyor. Cenab-ı Peygamberin, hayatı boyunca bu kardeşlik üzerinde nasıl titrediğini biliyoruz. "Muahat-Kardeşleşme" deyimi, belki yalnızca İslam ıstılahında vardır. Allah Rasûlü, Mekke hayatı süresince bir ipek kozası zerafetinde ördüğü İslam kardeşliğini, Medine'ye gelişinde toplumlar arasında gerçekleştiriyor
Mekke müslümanları ile Medine müslümanlarını, Ensar ile Muhacirleri kucaklaştırıyor, asli ifadesiyle "kardeş" yapıyor. Bu kardeşleşmenin hangi boyutlara kadar uzandığını, siyerlerde içimiz dolarak okuyoruz. Cenab-ı Peygamber hayatı boyunca da, islam potasında erimiş, bütünleşmiş, kendi ifadeleriyle "bünyan-ı marsus-kenetlenmiş yapı" halinde bir toplum inşasına gayret ediyor. Bu toplumu anlatmak için mübarek parmaklarını birbirine geçiriyor, kenetliyor: İşte böyle olun, dercesine... Bir Yahudi'nin tahrikiyle, Evs ve Hazreç kabilesinden bir kaç kişinin vuruşmaya başladığını işitince, büyük teessüre kapılıyor.
Yanında, bir mü'minin diğerini, "kınama" edası taşıyan üslupla andığına şahid olmuşsa, derhal onu tevbe etmeye çağırıyor. Sonunda, birbirlerini Allah için sevenlerden örülmüş o mübarek Medine toplumu inşa ediliyor. Bütün çağlardaki müslümanların gıpta ile benzemeye çalıştıkları kutlu saadet çağı toplumu... (Ahmed Maraş, Altınoluk Dergisi, 1987-Nisan) |
|
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Kayyûm: Zeval bulmayan dâim, kâinatın yöneticisi, bütün varlıkların kendisine bağlı olduğu en yüce Var, kendi kendisine yeten tek Var, gökleri ve yeri ayakta tutan, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmayan demektir. |
|
Kısa Günün Kârı
Başkalarının yükünü yüklenmeli, fakat onlara yük olmamalıdır. Cefâ edenlere karşı, ses çıkarmadan vefâ göstermelidir. |
|
Lügatçe
zerafet: Zariflik, incelik, kibarlık. Nâzik davranış. Muamelede, harekette ve giyimde hoşluk ve temizlik.
pota: Bir şeyi kendi bünyesinde eritme, şekil verme yoğurma. |