Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Rahmetli Ali UÇAR abimizin peygamberlerle(a.s) bir rüyası...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="hasret" data-source="post: 54194" data-attributes="member: 3226"><p><span style="color: #cd0000"><em>Ali Uçar'ın ibretli bir rüyası </em> </span> </p><p></p><p><span style="color: #090909"><em>Îman-Kur’an hizmetiyle tanıştığı günden beri durmak dinlenmek bilmeden fırtına gibi koşuşturan Ali Uçar’ın yıllar önce gördüğü ibretli bir rüya vardır. Yıl 1969’lar. İstanbul’da, sahile yakın bir bölgede okuma programı düzenlenir. Seksen civarında öğrenci vardır. Ali Uçar, o zamanlar yirmi yaşını aşmıştır. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>Geçen günün iman hakikatları müzakereleriyle, sanki bir Cennet bahçesinde kılıyormuşcasına namaz ve zikirlerle dolduğu bu günlerde bir rüya görür Ali Uçar. Rüyasında dağ veya tepe gibi yüksekçe bir yerdedir. Davud (a.s.)’ı görür. Elinden tutan Davud (a.s.), “Sen Bediüzzaman’ın talebesisin. O eserlerinde her nebi gibi benden ve gösterdiğim mucizelerden bahsetmiş. Çok iyi anlatmış. Çok severim o bölümü” der. Tepenin kenarına kadar giderler. Aşağıda bulutlar görünmektedir. Davud (a.s.) Ali Uçar’a, “Atla aşağıya” der. Ali Uçar, “Nasıl atlarım, burası uçurum” diyerek tereddüt eder. Davud (a.s.), “Ben peygamberim. Bana güvenmiyor musun?” der. Bunun üzerine hemen atlar Ali Uçar. Davud (a.s.) da gelir. Hiçbir şey olmadan sanki paraşütle iner gibi yemyeşil bir ovaya inerler. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>Burada başta Peygamberimiz (a.s.m) olmak üzere bütün peygamberler bulunmaktadır. Muhteşem bir ziyafet vardır. Hepsi Ali Uçar’a bakar ve “Bediüzzaman’ın talebesi geldi” diye konuşurlar. Ziyafet biter ve dua edilecektir. Kim yapsın diye bakışırlarken, “Bediüzzaman’ın talebesi var. O Risale-i Nur’daki duayı okusun” derler. Tabiî Ali Uçar “Ben kimim ki?” diye düşünür ve sıkılır. Ancak bunu bir emir telâkki ederek, Haşir Risalesinde geçen, “Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız” diye başlayan duâyı okur. Duayı çok beğenirler ve memnun olurlar. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>O yıllarda bir lâhika olarak basılıp dağıtılan bu rüya, herkesin çok hoşuna gider. Bayram Ağabey ve Mehmed Emin Çiçek’le şehadet şerbetini içen Ali Uçar’ın cenaze namazından sonra iki kişiden dinlediğim bu rüyanın teferruatında farklılıklar olabilir. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>Ancak peygamberler (a.s.) ve yemek duasının beğenilmesi, rüyanın temelini oluşturuyor. Her rüya ile amel edilmez. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat’ta belirttiği gibi, rüya nübüvvetin çok mühim bir hakîkatıdır. Üstelik rüyalar ille de amelle ilgili değildir. Bazan gaybî bir teşvik, bir te’yid, bir tasdik mânâsı da vardır. İşte bu rüya da böyledir. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>Risale-i Nur hizmetiyle, hattâ çok teferruat bir mesele olan “yemek duası”yla peygamberler bile ilgilenmekte, bu hizmeti teşvik ve te’yid etmektedirler.Çünkü bu îman ve Kur’an yolu, peygamberlerin yoludur, Resulullah (a.s.m.) ve ashabının yoludur. </em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>İşte Ali Uçar’ın gençlik yıllarında, özellikle bir okuma programının nuranî atmosferinde gördüğü bu rüyanın hepimizi, bilhassa genç kardeşlerimizi teşvik eden bir hususiyeti var.</em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>Önümüzde iki yol var:, gençliğimizi heva ve heves yolunda, boş ve çoğu zaman zararlı bir şekilde geçirip, Allah göstermesin Cehennem odunu olmak. Diğeri, îman hizmetinin fedakâr bir talebesi olup, bu uğurda yaşayıp bu yolda vefat ederek, ebedî âlemde peygamberlere arkadaş olmak. Aklı ve kalbi olan ikincisinden başka bir yolu tercih eder mi?</em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>....selam ve dualarınızla....</em></span></p><p><span style="color: #090909"><em></em></span></p><p><span style="color: #090909"><em>ALINTI</em></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">Îman-Kur’an hizmetiyle tanıştığı günden beri durmak dinlenmek bilmeden fırtına gibi koşuşturan Ali Uçar’ın yıllar önce gördüğü ibretli bir rüya vardır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">Yıl 1969’lar. İstanbul’da, sahile yakın bir bölgede okuma programı düzenlenir. Seksen civarında öğrenci vardır. Ali Uçar, o zamanlar yirmi yaşını aşmıştır. Geçen günün iman hakikatları müzakereleriyle, sanki bir Cennet bahçesinde kılıyormuşcasına namaz ve zikirlerle dolduğu bu günlerde bir rüya görür Ali Uçar. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">Rüyasında dağ veya tepe gibi yüksekçe bir yerdedir. Davud (a.s.)’ı görür. Elinden tutan Davud (a.s.), “Sen Bediüzzaman’ın talebesisin. O eserlerinde her nebi gibi benden ve gösterdiğim mucizelerden bahsetmiş. Çok iyi anlatmış. Çok severim o bölümü” der. Tepenin kenarına kadar giderler. Aşağıda bulutlar görünmektedir. Davud (a.s.) Ali Uçar’a, “Atla aşağıya” der. Ali Uçar, “Nasıl atlarım, burası uçurum” diyerek tereddüt eder. Davud (a.s.), “Ben peygamberim. Bana güvenmiyor musun?” der. Bunun üzerine hemen atlar Ali Uçar. Davud (a.s.) da gelir. Hiçbir şey olmadan sanki paraşütle iner gibi yemyeşil bir ovaya inerler. Burada başta Peygamberimiz (a.s.m) olmak üzere bütün peygamberler bulunmaktadır. Muhteşem bir ziyafet vardır. Hepsi Ali Uçar’a bakar ve “Bediüzzaman’ın talebesi geldi” diye konuşurlar. Ziyafet biter ve dua edilecektir. Kim yapsın diye bakışırlarken, “Bediüzzaman’ın talebesi var. O Risale-i Nur’daki duayı okusun” derler. Tabiî Ali Uçar “Ben kimim ki?” diye düşünür ve sıkılır. Ancak bunu bir emir telâkki ederek, Haşir Risalesinde geçen, “Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız” diye başlayan duâyı okur. Duayı çok beğenirler ve memnun olurlar. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">O yıllarda bir lâhika olarak basılıp dağıtılan bu rüya, herkesin çok hoşuna gider. Bayram Ağabey ve Mehmed Emin Çiçek’le şehadet şerbetini içen Ali Uçar’ın cenaze namazından sonra iki kişiden dinlediğim bu rüyanın teferruatında farklılıklar olabilir. Ancak peygamberler (a.s.) ve yemek duasının beğenilmesi, rüyanın temelini oluşturuyor. Her rüya ile amel edilmez. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat’ta belirttiği gibi, rüya nübüvvetin çok mühim bir hakîkatıdır. Üstelik rüyalar ille de amelle ilgili değildir. Bazan gaybî bir teşvik, bir te’yid, bir tasdik mânâsı da vardır. İşte bu rüya da böyledir. Risale-i Nur hizmetiyle, hattâ çok teferruat bir mesele olan “yemek duası”yla peygamberler bile ilgilenmekte, bu hizmeti teşvik ve te’yid etmektedirler.Çünkü bu îman ve Kur’an yolu, peygamberlerin yoludur, Resulullah (a.s.m.) ve ashabının yoludur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">İşte Ali Uçar’ın gençlik yıllarında, özellikle bir okuma programının nuranî atmosferinde gördüğü bu rüyanın hepimizi, bilhassa genç kardeşlerimizi teşvik eden bir hususiyeti var. Önümüzde iki yol var:, gençliğimizi heva ve heves yolunda, boş ve çoğu zaman zararlı bir şekilde geçirip, Allah göstermesin Cehennem odunu olmak. Diğeri, îman hizmetinin fedakâr bir talebesi olup, bu uğurda yaşayıp bu yolda vefat ederek, ebedî âlemde peygamberlere arkadaş olmak. Aklı ve kalbi olan ikincisinden başka bir yolu tercih eder mi?</span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><strong>CEMİL TOKPINAR</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray">BEN KENDİ SESİNDEN DİNLEMİŞTİM BU RÜYAYI BİR KASETTE.HEM ANLATIŞI HEM DE RÜYASI ÇOK GÜZEL.ALLAH RAHMET EYLESİN..</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="hasret, post: 54194, member: 3226"] [COLOR=#cd0000][I]Ali Uçar'ın ibretli bir rüyası [/I] [/COLOR] [COLOR=#090909][I]Îman-Kur’an hizmetiyle tanıştığı günden beri durmak dinlenmek bilmeden fırtına gibi koşuşturan Ali Uçar’ın yıllar önce gördüğü ibretli bir rüya vardır. Yıl 1969’lar. İstanbul’da, sahile yakın bir bölgede okuma programı düzenlenir. Seksen civarında öğrenci vardır. Ali Uçar, o zamanlar yirmi yaşını aşmıştır. Geçen günün iman hakikatları müzakereleriyle, sanki bir Cennet bahçesinde kılıyormuşcasına namaz ve zikirlerle dolduğu bu günlerde bir rüya görür Ali Uçar. Rüyasında dağ veya tepe gibi yüksekçe bir yerdedir. Davud (a.s.)’ı görür. Elinden tutan Davud (a.s.), “Sen Bediüzzaman’ın talebesisin. O eserlerinde her nebi gibi benden ve gösterdiğim mucizelerden bahsetmiş. Çok iyi anlatmış. Çok severim o bölümü” der. Tepenin kenarına kadar giderler. Aşağıda bulutlar görünmektedir. Davud (a.s.) Ali Uçar’a, “Atla aşağıya” der. Ali Uçar, “Nasıl atlarım, burası uçurum” diyerek tereddüt eder. Davud (a.s.), “Ben peygamberim. Bana güvenmiyor musun?” der. Bunun üzerine hemen atlar Ali Uçar. Davud (a.s.) da gelir. Hiçbir şey olmadan sanki paraşütle iner gibi yemyeşil bir ovaya inerler. Burada başta Peygamberimiz (a.s.m) olmak üzere bütün peygamberler bulunmaktadır. Muhteşem bir ziyafet vardır. Hepsi Ali Uçar’a bakar ve “Bediüzzaman’ın talebesi geldi” diye konuşurlar. Ziyafet biter ve dua edilecektir. Kim yapsın diye bakışırlarken, “Bediüzzaman’ın talebesi var. O Risale-i Nur’daki duayı okusun” derler. Tabiî Ali Uçar “Ben kimim ki?” diye düşünür ve sıkılır. Ancak bunu bir emir telâkki ederek, Haşir Risalesinde geçen, “Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız” diye başlayan duâyı okur. Duayı çok beğenirler ve memnun olurlar. O yıllarda bir lâhika olarak basılıp dağıtılan bu rüya, herkesin çok hoşuna gider. Bayram Ağabey ve Mehmed Emin Çiçek’le şehadet şerbetini içen Ali Uçar’ın cenaze namazından sonra iki kişiden dinlediğim bu rüyanın teferruatında farklılıklar olabilir. Ancak peygamberler (a.s.) ve yemek duasının beğenilmesi, rüyanın temelini oluşturuyor. Her rüya ile amel edilmez. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat’ta belirttiği gibi, rüya nübüvvetin çok mühim bir hakîkatıdır. Üstelik rüyalar ille de amelle ilgili değildir. Bazan gaybî bir teşvik, bir te’yid, bir tasdik mânâsı da vardır. İşte bu rüya da böyledir. Risale-i Nur hizmetiyle, hattâ çok teferruat bir mesele olan “yemek duası”yla peygamberler bile ilgilenmekte, bu hizmeti teşvik ve te’yid etmektedirler.Çünkü bu îman ve Kur’an yolu, peygamberlerin yoludur, Resulullah (a.s.m.) ve ashabının yoludur. İşte Ali Uçar’ın gençlik yıllarında, özellikle bir okuma programının nuranî atmosferinde gördüğü bu rüyanın hepimizi, bilhassa genç kardeşlerimizi teşvik eden bir hususiyeti var. Önümüzde iki yol var:, gençliğimizi heva ve heves yolunda, boş ve çoğu zaman zararlı bir şekilde geçirip, Allah göstermesin Cehennem odunu olmak. Diğeri, îman hizmetinin fedakâr bir talebesi olup, bu uğurda yaşayıp bu yolda vefat ederek, ebedî âlemde peygamberlere arkadaş olmak. Aklı ve kalbi olan ikincisinden başka bir yolu tercih eder mi? ....selam ve dualarınızla.... ALINTI[/I][/COLOR] [FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkSlateGray]Îman-Kur’an hizmetiyle tanıştığı günden beri durmak dinlenmek bilmeden fırtına gibi koşuşturan Ali Uçar’ın yıllar önce gördüğü ibretli bir rüya vardır. Yıl 1969’lar. İstanbul’da, sahile yakın bir bölgede okuma programı düzenlenir. Seksen civarında öğrenci vardır. Ali Uçar, o zamanlar yirmi yaşını aşmıştır. Geçen günün iman hakikatları müzakereleriyle, sanki bir Cennet bahçesinde kılıyormuşcasına namaz ve zikirlerle dolduğu bu günlerde bir rüya görür Ali Uçar. Rüyasında dağ veya tepe gibi yüksekçe bir yerdedir. Davud (a.s.)’ı görür. Elinden tutan Davud (a.s.), “Sen Bediüzzaman’ın talebesisin. O eserlerinde her nebi gibi benden ve gösterdiğim mucizelerden bahsetmiş. Çok iyi anlatmış. Çok severim o bölümü” der. Tepenin kenarına kadar giderler. Aşağıda bulutlar görünmektedir. Davud (a.s.) Ali Uçar’a, “Atla aşağıya” der. Ali Uçar, “Nasıl atlarım, burası uçurum” diyerek tereddüt eder. Davud (a.s.), “Ben peygamberim. Bana güvenmiyor musun?” der. Bunun üzerine hemen atlar Ali Uçar. Davud (a.s.) da gelir. Hiçbir şey olmadan sanki paraşütle iner gibi yemyeşil bir ovaya inerler. Burada başta Peygamberimiz (a.s.m) olmak üzere bütün peygamberler bulunmaktadır. Muhteşem bir ziyafet vardır. Hepsi Ali Uçar’a bakar ve “Bediüzzaman’ın talebesi geldi” diye konuşurlar. Ziyafet biter ve dua edilecektir. Kim yapsın diye bakışırlarken, “Bediüzzaman’ın talebesi var. O Risale-i Nur’daki duayı okusun” derler. Tabiî Ali Uçar “Ben kimim ki?” diye düşünür ve sıkılır. Ancak bunu bir emir telâkki ederek, Haşir Risalesinde geçen, “Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız” diye başlayan duâyı okur. Duayı çok beğenirler ve memnun olurlar. O yıllarda bir lâhika olarak basılıp dağıtılan bu rüya, herkesin çok hoşuna gider. Bayram Ağabey ve Mehmed Emin Çiçek’le şehadet şerbetini içen Ali Uçar’ın cenaze namazından sonra iki kişiden dinlediğim bu rüyanın teferruatında farklılıklar olabilir. Ancak peygamberler (a.s.) ve yemek duasının beğenilmesi, rüyanın temelini oluşturuyor. Her rüya ile amel edilmez. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat’ta belirttiği gibi, rüya nübüvvetin çok mühim bir hakîkatıdır. Üstelik rüyalar ille de amelle ilgili değildir. Bazan gaybî bir teşvik, bir te’yid, bir tasdik mânâsı da vardır. İşte bu rüya da böyledir. Risale-i Nur hizmetiyle, hattâ çok teferruat bir mesele olan “yemek duası”yla peygamberler bile ilgilenmekte, bu hizmeti teşvik ve te’yid etmektedirler.Çünkü bu îman ve Kur’an yolu, peygamberlerin yoludur, Resulullah (a.s.m.) ve ashabının yoludur. İşte Ali Uçar’ın gençlik yıllarında, özellikle bir okuma programının nuranî atmosferinde gördüğü bu rüyanın hepimizi, bilhassa genç kardeşlerimizi teşvik eden bir hususiyeti var. Önümüzde iki yol var:, gençliğimizi heva ve heves yolunda, boş ve çoğu zaman zararlı bir şekilde geçirip, Allah göstermesin Cehennem odunu olmak. Diğeri, îman hizmetinin fedakâr bir talebesi olup, bu uğurda yaşayıp bu yolda vefat ederek, ebedî âlemde peygamberlere arkadaş olmak. Aklı ve kalbi olan ikincisinden başka bir yolu tercih eder mi? [B]CEMİL TOKPINAR[/B] BEN KENDİ SESİNDEN DİNLEMİŞTİM BU RÜYAYI BİR KASETTE.HEM ANLATIŞI HEM DE RÜYASI ÇOK GÜZEL.ALLAH RAHMET EYLESİN..[/COLOR][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Rahmetli Ali UÇAR abimizin peygamberlerle(a.s) bir rüyası...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst