Rehavet ve sorumluluk

Biz yönetilenler ile her kademedeki yöneticilerin hep beraber tarihten ibret almamız ve dersler çıkarmamız, başka bir ifadeyle okun ileriye gidebilmesi için, yayın geriye çekilmesi gerektiğini bilmemiz gerekir. Böylece her iki tarafın da rehavete kapılmadan sorumluluklarını hatırlaması veya birilerinin hatırlatması gereğine inanıyoruz.
Rehavete kapılmak ve sorumluluklarımızı unutmak, insanlar için bir manevi kalb hastalığı nedenidir. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuya Hadis’i Şerif’leri ile ışık tutmuşlardır. “Ümmetimden iki sınıf vardır. Onlar iyi olduklarında toplum iyi, onlar kötü olduklarında toplum da bozulur. Bunlar yöneticiler vealimlerdir.”
Her hangi bir konuda ulaşmak istediğimiz noktaya varınca, elde edilen bu başarının rehavetle (gevşeklik, tembellik, uyuşukluk, ihmalkarlık, üşengeçlik) gölgelenmemesi gerekir. Yoksa başarının geriye doğru sayımı başlar. Hatırlayın, oruç başarısının noktalandığı iftar yemeğinden sonra üzerimize çöken rehavet, teravih namazı ile taçlandırılmalıdır ki, vücut bağışıklık kazansın, disipline edilsin ve zindelikte süreklilik sağlanabilsin.
İnsan sorumlu bir varlıktır. Akıl, irade ve ünsiyet sorumluluk sebebidir. Sorumlulukta da hesap verme yükümlülüğü ve sonunda da ödül veya ceza vardır. Üstlenilen görev her ne pahasına olursa olsun sonuçlandırılmaya çalışılmalıdır. Peygamberler de sorumludur. (*)-“Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.” (A’raf:6) (*)-“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. (Zilzal:7, 8)
SORUMLULUK BİLİNCİ ŞARTTIR.
Rehaveti reddeden ve sorumluluk bilinci kazanmış bir mümin; Bana ne, kim yaparsa yapsın. Yaş yetmiş iş bitmiş, bizden geçmiş. Etliye sütlüye karışma, suya sabuna dokunma. Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın. Dünya yansın benim hasırım yanmaz. Gelen ağam, giden paşam. Öldü kral, yaşasın yeni kral. Unumuzu eledik, eleğimizi duvara astık. Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Gemisini kurtaran kaptan. Diyemez.
Sorumsuz ve rehavete kapılanlar, sürekli bahane üretirler. Başkasını suçlarlar. Eski ümmetler gibi başkalarını göreve çağırırlar. İçinde bulundukları şartları suçlarlar. Az iş üretirler, işlerin yürümesini engellerler ve anlamamış gözükürler.
“Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden bir takım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mı edeceksin?” (A’raf:155) Velhasıl, sıfırların önüne bir rakamı gelince, bir anlam ifade ediyor.
BİR YÜKSEK KAREKTER UYGULAMASI
Hz Ebubekir (ra)’ın ilk hutbesi: "Allah'a yemin olsun ki, ben sizin en iyiniz değilim. Bu makamımda (hilafet makamı, devlet başkanlığı) istemeyerek bulundum. İstedim ki bu işi bir başkası yapsın ama olmadı. Benim size karşı Resulullah'ın davrandığı gibi davranabileceğimi mi sanıyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz. Ben öyle davranamam. Çünkü; Resulullah (sav) vahiyle destekleniyordu. Ve yanında da Cebrail (a.s.) vardı. Benim yanımda ise nefsimi bırakmayan şeytan var. Öfkelendiğim zaman benden uzaklaşınız ki, size bir zararım dokunmasın. Üzerimden gözünüzü hiç eksik etmeyin. Sırat-i müstakim (Kur’an ve Sünnet yolu) üzerindeysem bana yardım edin. Yoldan saparsam beni düzeltin. Ben bir insanım, doğruda yapabilirim, yanlış da. Eğer doğru yaparsam, Allah'a (cc) hamd edin. Hata yaparsam beni düzeltin.
GERÇEK DEĞİŞİM ve GELİŞİM
Sert karakterli olarak bilinen Hz. Ömer'in (ra)’ın hilafeti dönemindeki şu olay, yöneticinin tutumunu yansıtan en güzel örneklerdendir: Hz. Ömer (ra), üzerinde yeni bir elbiseyle hutbesine başlarken, "Dinleyiniz ve itaat ediniz." deyince, Selman-ı Farisi (ra), "Senin, dinlememizi ve itaat etmemizi istemeye hakkın yoktur." diyerek herkese eşit biçimde dağıtılan kumaşın nasıl kendisine böyle bir elbise çıkabildiğini açıklamasını istemiştir. Hz. Ömer (ra)’ın oğlu Abdullah “kendi payını babasına verdiğini” söyleyince, "Şimdi emret, dinler ve itaat ederiz" cevabını almıştır.
Bir başka konuşmasında Hz. Ömer (ra), "Bende bir eğrilik görürseniz beni doğrultunuz" demiş; müslümanlardan "Eğer sende bir eğrilik görürsek kılıçlarımızla düzeltiriz" cevabını alınca, "Halkı arasında Ömer'i kılıcıyla doğrultacak kimseler var. İhsan eden Allah'a hamd olsun" demesini bilmiştir. Ayrıca şu özdeyişi de çok manidardır. "Bizi uyarmazsanız sizde, sizi dinlemezsek bizde hayır yoktur"
VERİLEN ÖĞÜDÜ ÖZÜMSEYENLER.
Allah dostu Şeyh Edebali (ks)'un, damadı Osman Gazi'ye nasihatinden kesitler:
Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlamak sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.
Oğul! Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Oğul! En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay, kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Oğul! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden hiç korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman,) derler.
Hamd olsun, alemlerin Rabb’ı olan Cenab’ı Allah’a…
Alıntı Mehmet Ali Biçer
 
Üst