Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Reklamlar
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 68119" data-attributes="member: 27"><p>“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar ve bütün kalbi pas tutar. “Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas tutmuştur” (Mutaffifin,14) ayetindeki “rân” budur.” (Tirmizî, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an, 75; İbn Mâce, Zühd, 29)</p><p> Hz. Peygamber’den rivayet edilen bu hadis, tevbeye yönelinmediği takdirde, günahın bir insanı nasıl kuşatıp fasıklığa mahkum ettiğini çok iyi anlatmaktadır. Kur’an’da yer alan tevbeyle ilgili ayetlerle (Nisa/17-18; Tahrim/8 v.b.) de birebir örtüşen bu hadisi, bireylerle ilgili olarak okuyup anlayabileceğimiz gibi, cemaat, kurum ve devlet organizasyonuyla ilgili olarak da okuyup anlayabiliriz.</p><p></p><p> Bir kimse günah işleyip de tevbeye yönelmediğinde o günah yeni günahların üreticisi, teşvikçisi, hamisi ve gerekçesi olmaya başlar. Günah günahı doğurur, günah arttıkça insanda günaha karşı var olan fıtri hassasiyet kaybolur, yüz artık kızarmaz olur. Günah normalleşmeye, sıradanlaşmaya başlar. Artık tevbe ertelenmeye, ertelendikçe de kişi üzerindeki günah kuşatması işgale dönmeye yüz tutar. Bu, tıpkı bembeyaz bir gömlek giymiş olup, gömleğine leke bulaşmasın diye titizlenen, fakat ona bir çamur damlası sıçradığında “nasıl olsa leke bulaştı ve yıkanması gerekiyor” mantığıyla artık kire, çamura karşı hassasiyetini kaybeden ve temizliği erteleyen kimsenin durumuna benzer.</p><p></p><p> Kurumlar da günah karşısında insanlar gibidir. Onlar da günah işlediğinde bunu fark ettiklerinde veya kendilerine hatırlatıldığında hemen nasuh tevbeye yönelip durumlarını düzeltmek durumundadırlar. Aksi halde giderek günah bataklığına mahkum olmaktan kurtulamazlar. Tıpkı günahtan sonra tevbe etmeyen bireyler gibi, bunu yapan kurumlar da günahı normal görmeye ve günaha gerekçe üretmeye, böylece de giderek günahın iktidarına boyun eğmeye başlarlar.</p><p></p><p> Geçmişte ve bugün İslami çizgide yayın yapmak üzere yola çıktığı iddiasında olan veya toplum tarafından kendilerine böyle bir anlam yüklenen bazı gazete ve TV kanallarına baktıkça yukarıdaki hadisi hatırlamamak elde değil maalesef.</p><p></p><p> Kuruldukları ilk dönemlerde, İslam inancının doğal bir sonucu olarak, “Allah ve Resulü’yle savaş” anlamına gelen faiz pisliğinden uzak durmak için banka reklamı almayan bazı gazete ve kanalların şimdilerde banka reklamlarını ve kârdan başka değer tanımayan kapitalist sektörün diğer ifsad edici reklamlarını alıp yayınlıyor olması tam da günahın iktidar olma sürecini anlatan bu hadisin anlattığı durumu resmediyor. Artık söz konusu gazete ve kanallar kendilerine İslami hassasiyetler adına yapılan uyarıları ve gelen tepkileri, “yaptıkları büyük hizmetleri” gerekçe göstererek kaale almıyor, günahta, haramda ısrar ettikçe de günahın ve haramın iktidarı bu kurumlarda daha da yerleşiyor, günah normalleşiyor. Günahlardan tevbe etmek yerine günaha kılıf bulma gayreti, kalplerde giderek kapkara bir hale getiriyor ve İslami hassasiyetleri ölüme mahkum ediyor.</p><p></p><p> Birkaç yıl önce “Yüzde yüz helal olacağı” vaadiyle kurulan ve İslam’ın kırmızı çizgilerini tartışılmaz ve aşılmaz kırmızı çizgileri olarak benimseme, bu kırmızı çizgilerden ekonomik veya başka sebeplerle ödün vermek gerektiğinde kapısına kilit vurmak da dahil hiçbir bedelden kaçınılmayacağı sözü verilen bir TV kanalının da giderek daha önceden kurulup da türlü gerekçelerle günaha adım adım yaklaşan ve alışan diğerleri gibi bu yolda yürümeye başladığını görmek, yeni bir hayal kırıklığını ifade ediyor benim açımdan.</p><p></p><p> Ülker grubunun, batı kapitalizminin kadın ve cinsellik istismarına dayalı reklam anlayışıyla üretilmiş “çikolata sevgilim” türünden bazı reklamlarını söz konusu kanalda görmeye başlamak, söz konusu kanalın bazı konularda sahih İslami hassasiyetleri gözetmeyen yayınlarına bizzat birebir tepki verdiği halde olumlu bir sonuç alamamış, fakat kanala dair hüsnü zannını ve umudunu da yitirmemiş olan benim açımdan “umudun sonu” anlamına gelmekte ne yazık ki. Üstelik “yüzde yüz helal” ve “kırmızı çizgilere riayet” sözü veren kurucuların da, gelen tepkilere “kanal aracılığıyla yapılan hizmetlerin büyüklüğü” söylemi üzerinden ve “kanalı sıkboğaz etmeyin” diyerek yanıt verdiğine şahit olmak, “günahın iktidarı”na giden yolun kilometre taşlarının nasıl da, hadiste bildirildiği üzere dizilmekte olduğunu anlatıyor bana.</p><p></p><p> Kimse kusura bakmasın, kimseyi eleştirmek için can atıyor değiliz. Fakat kardeşlerimizin adım adım yanlışa sürüklenmesine ve yanlışı gerekçelendirecek bir kerteye gelmesine sessiz ve izleyici kalmamızı da kimse beklemesin. Allah’ın haram kıldığı bir şey, Allah’ın dinine hizmet adına yapılamaz, savunulamaz, normalleştirilemez. Alemlerin Rabbi olan Allah muhakkak ki her şeye olduğu gibi reklam kuşaklarına da karışır ve her şeyin hesabının sorulacağı o gün işlediğimiz her ameli karşımızda buluruz. Alemlerin Rabbi’ne veremeyeceğimiz, veya versek de bir geçerliliği olmayacak cevapları, bizleri uyaran, haklı tepki gösteren kardeşlerimize vermek bizi yanlıştan kurtarmaz.</p><p></p><p> Şükrü Hüseyinoğlu</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 68119, member: 27"] “Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar ve bütün kalbi pas tutar. “Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas tutmuştur” (Mutaffifin,14) ayetindeki “rân” budur.” (Tirmizî, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an, 75; İbn Mâce, Zühd, 29) Hz. Peygamber’den rivayet edilen bu hadis, tevbeye yönelinmediği takdirde, günahın bir insanı nasıl kuşatıp fasıklığa mahkum ettiğini çok iyi anlatmaktadır. Kur’an’da yer alan tevbeyle ilgili ayetlerle (Nisa/17-18; Tahrim/8 v.b.) de birebir örtüşen bu hadisi, bireylerle ilgili olarak okuyup anlayabileceğimiz gibi, cemaat, kurum ve devlet organizasyonuyla ilgili olarak da okuyup anlayabiliriz. Bir kimse günah işleyip de tevbeye yönelmediğinde o günah yeni günahların üreticisi, teşvikçisi, hamisi ve gerekçesi olmaya başlar. Günah günahı doğurur, günah arttıkça insanda günaha karşı var olan fıtri hassasiyet kaybolur, yüz artık kızarmaz olur. Günah normalleşmeye, sıradanlaşmaya başlar. Artık tevbe ertelenmeye, ertelendikçe de kişi üzerindeki günah kuşatması işgale dönmeye yüz tutar. Bu, tıpkı bembeyaz bir gömlek giymiş olup, gömleğine leke bulaşmasın diye titizlenen, fakat ona bir çamur damlası sıçradığında “nasıl olsa leke bulaştı ve yıkanması gerekiyor” mantığıyla artık kire, çamura karşı hassasiyetini kaybeden ve temizliği erteleyen kimsenin durumuna benzer. Kurumlar da günah karşısında insanlar gibidir. Onlar da günah işlediğinde bunu fark ettiklerinde veya kendilerine hatırlatıldığında hemen nasuh tevbeye yönelip durumlarını düzeltmek durumundadırlar. Aksi halde giderek günah bataklığına mahkum olmaktan kurtulamazlar. Tıpkı günahtan sonra tevbe etmeyen bireyler gibi, bunu yapan kurumlar da günahı normal görmeye ve günaha gerekçe üretmeye, böylece de giderek günahın iktidarına boyun eğmeye başlarlar. Geçmişte ve bugün İslami çizgide yayın yapmak üzere yola çıktığı iddiasında olan veya toplum tarafından kendilerine böyle bir anlam yüklenen bazı gazete ve TV kanallarına baktıkça yukarıdaki hadisi hatırlamamak elde değil maalesef. Kuruldukları ilk dönemlerde, İslam inancının doğal bir sonucu olarak, “Allah ve Resulü’yle savaş” anlamına gelen faiz pisliğinden uzak durmak için banka reklamı almayan bazı gazete ve kanalların şimdilerde banka reklamlarını ve kârdan başka değer tanımayan kapitalist sektörün diğer ifsad edici reklamlarını alıp yayınlıyor olması tam da günahın iktidar olma sürecini anlatan bu hadisin anlattığı durumu resmediyor. Artık söz konusu gazete ve kanallar kendilerine İslami hassasiyetler adına yapılan uyarıları ve gelen tepkileri, “yaptıkları büyük hizmetleri” gerekçe göstererek kaale almıyor, günahta, haramda ısrar ettikçe de günahın ve haramın iktidarı bu kurumlarda daha da yerleşiyor, günah normalleşiyor. Günahlardan tevbe etmek yerine günaha kılıf bulma gayreti, kalplerde giderek kapkara bir hale getiriyor ve İslami hassasiyetleri ölüme mahkum ediyor. Birkaç yıl önce “Yüzde yüz helal olacağı” vaadiyle kurulan ve İslam’ın kırmızı çizgilerini tartışılmaz ve aşılmaz kırmızı çizgileri olarak benimseme, bu kırmızı çizgilerden ekonomik veya başka sebeplerle ödün vermek gerektiğinde kapısına kilit vurmak da dahil hiçbir bedelden kaçınılmayacağı sözü verilen bir TV kanalının da giderek daha önceden kurulup da türlü gerekçelerle günaha adım adım yaklaşan ve alışan diğerleri gibi bu yolda yürümeye başladığını görmek, yeni bir hayal kırıklığını ifade ediyor benim açımdan. Ülker grubunun, batı kapitalizminin kadın ve cinsellik istismarına dayalı reklam anlayışıyla üretilmiş “çikolata sevgilim” türünden bazı reklamlarını söz konusu kanalda görmeye başlamak, söz konusu kanalın bazı konularda sahih İslami hassasiyetleri gözetmeyen yayınlarına bizzat birebir tepki verdiği halde olumlu bir sonuç alamamış, fakat kanala dair hüsnü zannını ve umudunu da yitirmemiş olan benim açımdan “umudun sonu” anlamına gelmekte ne yazık ki. Üstelik “yüzde yüz helal” ve “kırmızı çizgilere riayet” sözü veren kurucuların da, gelen tepkilere “kanal aracılığıyla yapılan hizmetlerin büyüklüğü” söylemi üzerinden ve “kanalı sıkboğaz etmeyin” diyerek yanıt verdiğine şahit olmak, “günahın iktidarı”na giden yolun kilometre taşlarının nasıl da, hadiste bildirildiği üzere dizilmekte olduğunu anlatıyor bana. Kimse kusura bakmasın, kimseyi eleştirmek için can atıyor değiliz. Fakat kardeşlerimizin adım adım yanlışa sürüklenmesine ve yanlışı gerekçelendirecek bir kerteye gelmesine sessiz ve izleyici kalmamızı da kimse beklemesin. Allah’ın haram kıldığı bir şey, Allah’ın dinine hizmet adına yapılamaz, savunulamaz, normalleştirilemez. Alemlerin Rabbi olan Allah muhakkak ki her şeye olduğu gibi reklam kuşaklarına da karışır ve her şeyin hesabının sorulacağı o gün işlediğimiz her ameli karşımızda buluruz. Alemlerin Rabbi’ne veremeyeceğimiz, veya versek de bir geçerliliği olmayacak cevapları, bizleri uyaran, haklı tepki gösteren kardeşlerimize vermek bizi yanlıştan kurtarmaz. Şükrü Hüseyinoğlu [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Reklamlar
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst