Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Risale-i Nur Dersleri - Yirmi Üçüncü Lem'a - Tabiat Risalesi - 1
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 137855" data-attributes="member: 27"><p><strong>ÜÇÜNCÜ MUHAL</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>BİRİNCİ MİSAL:</strong> Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli </p><p></p><p>bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, </p><p></p><p>içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, </p><p></p><p>ahmaklığından, <strong>“Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır”</strong> diye taharrîye </p><p></p><p>başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey </p><p></p><p>bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini</p><p></p><p>ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz </p><p></p><p>ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki,</p><p></p><p>o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı </p><p></p><p>âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın </p><p></p><p>mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, <strong>“İşte bu defterdir ki, o </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” </strong></p><p></p><p>diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.</p><p></p><p></p><p>İşte, aynen bu misal gibi, <strong>hadsiz derecede misaldeki saraydan daha </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>muntazam,</strong> daha mükemmel ve bütün etrafı mucizâne hikmetle dolu şu </p><p></p><p>saray-ı âlemin içine, inkâr-ı ulûhiyete giden tabiiyyun fikrini taşıyan vahşî </p><p></p><p>bir insan girer. Daire-i mümkinat haricinde olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun </p><p></p><p>eser-i san’atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i’râz ederek, daire-i </p><p></p><p>mümkinat içinde, kader-i İlâhînin yazar bozar bir levhası hükmünde ve </p><p></p><p>kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tagayyür eden bir defteri</p><p></p><p>olabilen ve pek yanlış ve hata olarak “tabiat” namı verilen bir mecmua-i </p><p></p><p>kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san’at-ı Rabbâniyeyi görür. Ve der</p><p></p><p>ki: <strong>“Madem bu eşya bir sebep ister. Hiçbir şeyin bu defter gibi münasebeti </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabul etmez ki, gözsüz, şuursuz, </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>kudretsiz bu defter, rububiyet-i mutlakanın işi olan ve hadsiz bir </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>kudreti iktiza eden icadı yapamaz. Fakat madem Sâni-i Kadîmi kabul </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>etmiyorum; öyleyse, en münasibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>diyeceğim”</strong> der. Biz de deriz:</p><p></p><p></p><p>Ey ahmaku’l-humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından </p><p></p><p>çıkar, arkana bak. Zerrattan seyyârâta kadar bütün mevcudat, ayrı ayrı </p><p></p><p>lisanlarla şehadet ettikleri ve parmaklarıyla işaret ettikleri bir Sâni-i Zülcelâli </p><p></p><p>gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkaş-ı </p><p></p><p>Ezelînin cilvesini gör, fermanına bak, Kur’ân’ını dinle, o hezeyanlardan kurtul.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 137855, member: 27"] [B]ÜÇÜNCÜ MUHAL Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal: BİRİNCİ MİSAL:[/B] Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, [B]“Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır”[/B] diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, [B]“İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” [/B] diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş. İşte, aynen bu misal gibi, [B]hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam,[/B] daha mükemmel ve bütün etrafı mucizâne hikmetle dolu şu saray-ı âlemin içine, inkâr-ı ulûhiyete giden tabiiyyun fikrini taşıyan vahşî bir insan girer. Daire-i mümkinat haricinde olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun eser-i san’atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i’râz ederek, daire-i mümkinat içinde, kader-i İlâhînin yazar bozar bir levhası hükmünde ve kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tagayyür eden bir defteri olabilen ve pek yanlış ve hata olarak “tabiat” namı verilen bir mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san’at-ı Rabbâniyeyi görür. Ve der ki: [B]“Madem bu eşya bir sebep ister. Hiçbir şeyin bu defter gibi münasebeti görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabul etmez ki, gözsüz, şuursuz, kudretsiz bu defter, rububiyet-i mutlakanın işi olan ve hadsiz bir kudreti iktiza eden icadı yapamaz. Fakat madem Sâni-i Kadîmi kabul etmiyorum; öyleyse, en münasibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ diyeceğim”[/B] der. Biz de deriz: Ey ahmaku’l-humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak. Zerrattan seyyârâta kadar bütün mevcudat, ayrı ayrı lisanlarla şehadet ettikleri ve parmaklarıyla işaret ettikleri bir Sâni-i Zülcelâli gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkaş-ı Ezelînin cilvesini gör, fermanına bak, Kur’ân’ını dinle, o hezeyanlardan kurtul. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Risale-i Nur Dersleri - Yirmi Üçüncü Lem'a - Tabiat Risalesi - 1
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst