Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risale-i Nur Düsturları
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="akna" data-source="post: 197469" data-attributes="member: 1004668"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">KEMMİYETE DEĞİL, KEYFİYETE BAKMAK…</span></span></span></strong></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 22px">بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Traditional Arabic'"><span style="font-size: 22px">وَبِهِ نَسْـتَعِينُ</span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEYFİYET, Risale-i Nur’un mesleğinde sayıca çokluğa değil, belki a’zami ihlas, a’zami sadakat, a’zami tesanüd, a’zami fedakarlık, sünnete ittiba’ , takva, istiğna, iktisad, adalet, nezafet ve bunlarda sebat ve daha bunlar gibi yüksek vasıflara sahip olmak; ve bu evsafa sahip olanların tercih edilmesidir diyebiliriz. Bu KEYFİYET mevzuunun, Risale-i Nur’un meslek hayatında çok büyük bir ehemmiyeti vardır. Keyfiyet ve Kemiyet mevzuu ile alakalı parçalar aşağıda toplanmıştır. Bu derslere göre, yalnız ve yalnız Hazret-i Üstad’ı dinlemek ve başka kim olursa olsun, bu mevzuda kulak vermemek lazım gelmektedir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYET ve çokluk hırsı, ihlas hakikatine de zarar verir:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Kur’an-ı Kerim, Kemmiyetten daha çok, ihlas, sadakat ve fedakarlık gibi yüksek faziletlere sahip olmak demek olan Keyfiyeti esas alır. Nitekim Ayet (2:249)’da “Sayıca az, fakat keyfiyette yüksek olanların, kemiyetçe çok olanlara galibiyetlerinden” ve (9:25)’de “Kemiyete güvenme sebebiyle Huneyn’de mağlubiyet hadisesinden” ve (18:28) ‘de “Keyfiyeten yüksek olanlarla beraber olmaktan” ve (5:100)’de “Kötülerin çokluğuna ehemmiyet vermemekten” bahsedilmektedir. Ayrıca “Hak’tan ayrılmış olan ekseriyete ittiba’ etmemek” ve “Halk ekseriyetine uymayı gerektirmeyen hususu” da unutmamak lazımdır. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Yine Kur’an-ı Kerim’de (102:1) Ayette “Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri” buyrulmaktadır. “Biz çoğuz”, hayır “Biz çoğuz” diye yekdiğeri ile çokluk yarışı, çokluk gösterişi etmek, çokluk sevdası veya çokluk izharı ile kurumlanmak, tefahur eylemektir ki, ehl-i dünyanın umumiyetle kapılıp aldandığı bir gurur haletidir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Bu itibarla, “her türlü çokluk ve çoğalma sevdası ve çokluğa dayanıp gururlanmak ve haklılığı çokluğa dayandırmak iddiası sizi Hak’tan, marifetullahtan, ihlas ve Rıza-yi İlahiyi gaye yapmak gibi faziletlerden oyalayıp men eder” diye derin ve külli manaları haber veren mezkur ayet, KEYFİYETİN esas alınmasını ve KEMMİYETİ de ayakta tutan ruhun KEYFİYET olduğunu ifade eder. Çokluğa güvenmek, bazen kader tarafından mağlubiyete sebep olur. Elbette, KEMMİYETLE KEYFİYETİN birleşmesi ahsendir. Bu da şimdiye kadar vukua gelmemiştir. Amma, Cennet’te KEMMİYETİN tamamı KEYFİYET sahibi olacağı şüphesizdir. </span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">VAZİFEMİZ HİZMETTİR, KEMMİYETE DEĞİL, KEYFİYETE BAKARIZ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">1- “Âhir fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın haber verdiği "Mânevî fütuhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemin hemen hemen gelmesi" diye fıkrasına, bütün ruhu canımızla rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. Fakat biz Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil, keyfiyete bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında<strong><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru) çıkaramaz. Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani mehdî ve şakirtleri cenab-ı hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir.Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” (K:107)</strong></span></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYET İSE, KEYFİYETE NİSBETEN, EHEMMİYETİ AZDIR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="font-size: 12px">2- “Bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir; hem kemiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset alemleri ebedi, daimi, sabit hidemat-ı imaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz, medar da olamaz. Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalade hüsn-ü zan ve müfritane </span></strong></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>â</strong></span><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><span style="font-size: 12px">li makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz.” (K:89)</span></strong></span></strong></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'">KIYMET, KEMMİYETTE DEĞİL KEYFİYETTEDİR !!!</span></em></strong></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">3- “</span><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>Emirdağ'ında iken, Ankara'ya Nur hizmeti için gönderdiği bir talebesi, hâl-i âleme bakarak, "Bu insanlar ne zaman Nur hakîkatlerini dinleyecek? Kalın zulmet perdeleri nasıl yırtılacak? Mânevi karanlıklar nasıl izâle olacak?" diye ümitsizliğe düşer Sonra, birgün Emirdağ'ına Üstadın yanına döndüğü zaman, o büyük Üstad der: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>"Vazifemiz hizmettir; muvaffak olmak, insanlara kabul ettirmek Cenâb-ı Hakkın vazifesidir Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz Sen orada, 'Bu insanlar ne zaman Risale-i Nur'u dinleyecekler?' diye ümitsizliğe düşme, merak etme! Katiyen bil ki: Mele-i Âlânın hadsiz sakinleri, bugün Risâle-i Nur'u alkışlıyorlar Onun için, hiç ehemmiyeti yok Kıymet kemiyette değil, keyfiyettedir Bâzan bir halis ve fedakar talebe, bine mukabildir" diyerek, ye'sini giderir</strong></span><span style="font-family: 'Verdana'">” (T:463)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BİR TALEBE YÜZ DOSTA MÜRECCAHTIR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">4- “Altı senedir Isparta’da ciddi talebelerin çıkmalarına muntazırdım, bekliyordum. El-minnetü lillah, şimdi sizin ile beraber birkaç tane çıkmaya başladı. Çünkü bir talebe, yüz dosta müreccahtır. Sözler namındaki envar- Kur’aniye ise, en mühim ibadet olan ibadet-i tefekküriye nev-indendir. Şu zamanda en mühim vazife, imana hizmettir. İman saadet-i ebediyenin anahtarıdır.” (B:328)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETE EHEMMİYET VERİLMEZ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">5- “ Hem kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen o havalide bir tek Atıf’ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir. Merak etme. Hem mümkün olduğu kadar hariçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, bu atalet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maişet ibtilası zamanında, cüz-i bir iştigalde ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakiyetsiz mağlubiyet yok! Risale-i Nur’un her tarafta galibane fütuhatı var.” (K:259)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">EHEMMİYET KEYFİYETE BAKAR, KEMMİYETE BAKMAZ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">6- “Bir şerr-i cüz’i gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir. </span><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'">Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat <strong><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar kemiyete az bakar veya bakmaz.</strong></span></strong> Nasıl ki, bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir.Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşarat nev’inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet‑i İlâhiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.</span></span><span style="font-family: 'Verdana'">” (L:71)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">EHEMMİYET VE KIYMET, KEMMİYETE VE ADET ÇOKLUĞUNDA DEĞİL !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">7- “Ey</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">kâfirlerin çokluklarından ve onların bazı hakaik-i imaniyenin inkârındaki ittifaklarından telâşa düşen ve itikadını bozan biçare insan! Bil ki, kıymet ve ehemmiyet, kemiyette ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâp eder. İnsan, bazı frenkler ve frenkmeşrepler gibi ihtirâsât-ı hayvâniyede terakki ettikçe, daha şiddetli bir hayvâniyet mertebesini alır. Sen görüyorsun ki, hayvânâtın kemiyet ve adet itibarıyla hadsiz bir çokluğu varken, ona nisbeten insan gayet az iken, umum envâ-ı hayvânat üstünde sultan ve halife ve hâkim olmuştur. İşte muzır kafirler ve kafirlerin yolunda giden sefihler, Cenab-ı Hakkı’ın hayvanatından bir nevi habislerdir ki, Fatır-ı Hakim onları dünyanın imareti için halketmiştir. Mü’min ibadına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vahid-i kıyasi yapıp, akıbetinde müstehak oldukları Cehennem’e teslim eder.” (L:120)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETİN EHEMMİYETİ, MEDAR-I NAZAR OLMAMALI !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">8- “Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir </span><span style="font-family: 'Verdana'">Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazen verilir. </span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Evet, Bazen birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü Bazen birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur. Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine tarafdar olmaktır. Yoksa “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hiesidir. Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ' ile değildir. Belki hüner, rızâ-i İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla "Herkes beni dinlesin?" diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenâb-ı Hakkın zîşuur mahlûkları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin; ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları, ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevap kazandırsın. Çünkü, meselâ sen "Elhamdü lillâh" dedin. Bu kelâm, milyonlarla büyük küçük Elhamdü lillâh kelimeleri, havada izn-i İlâhî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halk etmiş. Eğer ihlâs ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rızâ-i İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez. Sevap da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır.” (L:152)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">HAZRET-İ PEYGAMBER, İNSANLARIN ÇEKİLMESİYLE VE DİNLEMEMESİYLE, DAHA ZİYADE GAYRET VE CİDDİYETLE TEBLİĞ ETMİŞ…</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">9- “Kardeşlerimizden bir kısım zâtlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor; dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki üstâd-ı mutlak, muktedâ-i küll, rehber-i ekmel olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, olan fermân-ı İâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesi ile ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü, sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidâyet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı. Öyle ise, işte ey kardeşlerim, siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı binâ etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.” (L:131)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">YİRMİ SENE İSTANBUL HİZMETİNE MUKABİL, </span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BARLA’DA SEKİZ SENEDE YÜZ DEF’A FAZLA HİZMET EDİLDİ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">10- “</span><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'">Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Hâlbuki kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerim den yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyen şüphem kalmadı</span></span><span style="font-family: 'Verdana'">” (L:161)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETİN, KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETİ AZDIR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">11- “</span><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>Madem <span style="font-family: 'Verdana'">bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye bir kudsi vazifedir.</span><span style="font-family: 'Verdana'">Hem kemmiyet ise, keyfiyete nispeten ehemmiyeti azdır.</span></strong> Hem muvakkat ve mütehavvil siyaset daireleri ebedî, daimî, sabit hizmet-i imaniyeye nispeten ehemmiyetsizdir, </span><span style="font-family: 'Verdana'">mikyas</span><span style="font-family: 'Verdana'">olmaz.</span><span style="font-family: 'Verdana'"> Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddimden fazla fevkalade hüsn-ü zan ile müfritane ali makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz. Elhak, bunda tam terakki etmişsiniz.</span><span style="font-family: 'Verdana'">” (E-1:73)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYET KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETSİZDİR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">12- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">Hakikat-i ihlâs, benim için şan’ü şerefe ve maddî ve mânevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men ediyor.<strong><span style="font-family: 'Verdana'">Hizmet-i Nuriye’ye, gerçi büyük zarar olur fakat</span></strong>,kemmiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fev kinde gördüklerinden,sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç ola bilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveselerle, o kutbun derslerini, “Hususî makamından ve hususî hissiyatından geliyor” nazarıyla bakıp, mağlûp olarak dağıtılabilirler.Bu mânâ için hizmetkârlığı,makamatlara tercih ediyorum.</span><span style="font-family: 'Verdana'">”(E-1:75)</span></span></p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">VAZİFEMİZ, DÜNYANIN MUAZZAM MESAİLİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">13- “Aziz kardeşlerim siz kat’i bilirsiniz ki: Risale-i Nur ve şakirdlerinin meşgul oldukları vazife, ruy-i zemindeki bütün muazzam mesaildendaha büyüktür. Onun için dünyevi merak-aver mes’elelere bakıp,vazife-i bakiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyve’nin dördüncü mes’elesini çok defa okuyunuz, kuvve-i maneviyeniz kırılmasın.” (E-1:43)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">DÜNYANIN EN BÜYÜK MES’ELESİ, </span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">AHİRET MES’ELESİNİN EN KÜÇÜĞÜNE MUKABİL GELMİYOR…</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">14- “Onların en büyük mes’elesi ‘muvakkat olduğu için’, bizim mes’elemizin en küçüğüne ‘bekaya baktığı için’ mukabil gelmiyor. Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam mes’elelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsi vazifemizin zararına onların küçük mes’elelerini merakla takip ediyoruz!” (E-1:44)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">GENİŞ DAİREDE VAZİFE AZ OLMAKLA BERABER, </span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BÜYÜK VAZİFELERİ UNUTTURUR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">15- “’Dünya siyasetine karışmadığımın sebebi; o geniş ve büyük dairede vazife az ve küçük olmakla beraber, cazibedarlık cihetiyle meraklıları kendiyle meşgul eder, hakiki ve büyük vazifelerini onlara unutturur veya noksan bıraktırır. Hem her halde bir tarafgirlik meylini verir, zalimlerin zulümlerini hoşgörür, şerik olur’ mealinde orada denilmiştir.” (E-1:56)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">EHL-İ HAKİKAT, HAKİKAT VE MA’RİFETULLAH’I BULMAK İÇİN</span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KESRET DAİRELERİNİ UNUTMAYA ÇALIŞIYORLAR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">16- “Hem iman ve hakikat noktasında, bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünkü gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise siyaset dairesidir. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor. Güneş gibi bir iman lâzım ki, herşeyde, her vaziyette, herbir harekette kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniyenin izini, eserini görsün, tâ o zulm-ü zulmette kalb boğulmasın, iman sönmesin; akıl, tabiat ve tesadüfe saplanmasın. Hattâ ehl-i hakikat, hakikat ve mârifetullahı bulmak için, kesret dairelerini unutmaya çalışıyorlar?tâ kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarf etmek lâzım gelen merakı, zevki, şevki, lüzumsuz fâni şeylerde telef olmasın.” (E-1:57)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BİNLER ADAM NUR DAİRESİNE GİRİP HAKİKATLERİNİ NEŞRETESE DE,</span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">SİYASETLİ CEMAATLERLE TEMASTAN MESLEĞİMİZİN ESASI OLAN İHLAS, BİZİ MEN EDİYOR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">17- “</span></span><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><u>Sual</u></span></em></strong><em><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><u>:</u> </span></strong></em><span style="font-family: 'Verdana'">Neden,<strong><span style="font-family: 'Verdana'">ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara</span></strong>ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirdlerini mümkün olduğu kadar o <strong><span style="font-family: 'Verdana'">cereyanlara temastan men</span></strong> ediyorsun?Hâlbuki<strong><span style="font-family: 'Verdana'">eğer temas etsen</span></strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'">ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neredeceklerdi</span></strong>hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><u><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'">Elcevap</span></em></strong><em><span style="font-family: 'Verdana'">:</span></em></u><span style="font-family: 'Verdana'">Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: Mesleğimizin esası olan ihlâs bizi men ediyor. Çünkü bu gaflet zamanında, hususan<strong><span style="font-family: 'Verdana'">tarafgirâne mefkûreler sahibi</span></strong><strong>, </strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'">her şeyi kendi mesleğine âlet ederek,</span></strong>hattâ<strong><span style="font-family: 'Verdana'">dinini ve uhrevî harekâtınıda o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor.</span></strong>Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Hâlbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş.<strong><span style="font-family: 'Verdana'">En iyi çare, </span></strong>cereyanların kuvveti yerine,<strong><span style="font-family: 'Verdana'"> inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır</span></strong></span></span><span style="color: black"><span style="font-family: 'Verdana'">.</span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">” (E-1:38)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KAİNATTA HİÇBİRŞEYE ALET OLMAMAK İÇİN, HARİCİ YARDIM KUVVETLERİNE RİSALE-İ NUR EHEMMİYET VERMİYOR, ARAMIYOR VE TABİİ OLMUYOR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">18- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">Neden her kese muhalif olarak, hiç kimsenin yapmadığı gibi<strong>, </strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'">sana yardım edecek çok ehemmiyetli kuvvetlere bakmıyorsun</span></strong>,istiğna gösteriyorsun? Ve her kes müştak ve talip olduğu ve Risale-i Nur’un intişarına, fütuhatına çok hizmet edeceğine o Risale-i Nur şakirdlerinin hasları müttefik oldukları ve senden kabul ettikleri büyük makamları kabul etmiyorsun, şiddetle çekiniyorsun?”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'Verdana'">Elcevap: </span></em><em><u><span style="font-family: 'Verdana'">Bu zamanda ehl-i iman öyle bir hakikate muhtaçtırlar ki</span></u></em><em><span style="font-family: 'Verdana'">,</span></em><span style="font-family: 'Verdana'"> kâinatta hiçbirşeye âlet ve tâbi ve basamak olamaz ve hiçbir garaz ve maksat onu kirletemez ve hiçbir şüphe ve felsefe onu mağlûp edemez bir tarzda iman hakikatlerini ders versin. Umum ehl-i imanın bin seneden beri teraküm etmiş dalâletlerin hücumuna karşı imanları muhafaza edilsin.</span><span style="font-family: 'Verdana'">İşte bu nokta içindir ki, dahilî ve haricî yardımcılara ve ehemmiyetli kuvvetlerine, Risale-i Nur ehemmiyet vermiyor, onları arayıp tâbi olmuyor—<strong><span style="font-family: 'Verdana'">tâ avâm-ı ehl-i imanın nazarında, hayat-ı dünyeviyenin bazı gayelerine basamak olmasın</span></strong> ve doğrudan doğruya hayat-ı bâkiye den başka hiçbir şeye âlet olmadığından, fevkalâde kuvveti ve hakikatı, hücum eden şüpheleri ve <strong><span style="font-family: 'Verdana'">tereddütleri izale</span></strong> eylesin.</span><span style="font-family: 'Verdana'">” (E-1:74)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BİN ADAMDAN BİRİ KABUL ETSE, SARSILMAMALI !!! BAZEN BİR ADAM, BİNE MUKABİL GELİYOR…</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">19- “Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur'ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">ise, o vazife-i İlahiyedir. Biz buna karışmayacağız. Mağlub da olsak, kuvve-i maneviyeye ve hizmetimize noksanlık vermeyecek. O noktada kanaat etmek lâzımdır. <em><u><strong>Meselâ: Bir zaman İslâm'ın büyük bir kahramanı Celaleddin-i Harzemşah'a demişler: "Cengiz'e karşı muzaffer olacaksın." O demiş: "Vazifemiz cihad etmektir. Bizi galib etmek vazife-i İlahiyedir. Ona karışmam."</strong></u></em>Sizin şimdiye kadar sarsılmadan hâlis hizmetinizin delaletiyle, siz de bu kahramana iktida etmişsiniz. Binden bir-iki adam sizden kabul etse, yine sarsılmamak gerektir. Bazan bir-iki adam, bine mukabil geliyor.” (E-2:55)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">NURCULAR KEMMİYETE EHEMMİYET VERMİYORLAR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">20- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">Nurcular, <strong><span style="font-family: 'Verdana'">müşterileri</span></strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'">ve kendilerine taraftarları aramaya kendilerini mecbur bilmiyorlar.</span></strong>“Vazifemiz hizmettir, müşterileri aramayız. Onlar gelsinler bizi arasınlar, bulsunlar” diyorlar. Kemiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakikî ihlâsı taşıyan bir adamı, yüz adama tercih ediyorlar.</span><span style="font-family: 'Verdana'">” (E-2:170)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">NUR, ZAHİREN KEMMİYETİN DAR CİHETİNE BAKMAZ !!! BİR MİLYON TALEBESİ BİR MİLYARA HÜKMÜNDEDİR !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">21- “İşte Nur’un zahiren, kemmiyeten dar cihetine bakmayarak hakikat cihetinde keyfiyeten geniş ve fevkalade menfaatini hissetmesi suretiyle hem de siyaset nazarıyla bütün memleket-i Osmaniyede olacak gibi ifade etmiş. O büyük veli, onun dar daireyi geniş tasavvurundan ona itiraz etmiş. Hem o zat haklı, hem hem Eski Said bir derece haklıdır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Çünki <strong><span style="font-family: 'Verdana'">Risale-i Nur imanı kurtarması cihetiyle o dar dairesi madem hayat-ı bâkiye ve ebediyeyi imanla kurtarıyor. Bir milyon talebesi, bir milyar hükmündedir.</span></strong>”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">.</span></span></p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETİN, KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETİ YOK !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">25- “Eğer sual etseniz ki: Bi'set-i enbiya ile beraber şeytanların vücudundan ekser insanlar kâfir oluyor, küfre gidiyor, zarar görüyor. "El-hükmü lil-ekser" kaidesince, ekser ondan şer görse, o vakit halk-ı şer şerdir, hattâ bi'set-i enbiya dahi rahmet değil denilebilir? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">Elcevap: Kemmiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok. Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar. Meselâ: Yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i kimyeviye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz kaldığı vakit, sû'-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma ağacı olsa, diyebilir misin ki "Suyu vermek şer oldu, ekserisini bozdu"? Elbette diyemezsin. Çünki o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti. Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan, zarar etmez; şer olmaz. Hem meselâ: Tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibariyle beşyüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa; yirmisi, yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki: "Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu"? Hayır öyle değil, belki hayırdır. Çünki o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dörtyüz kuruş fiatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.” (M:44)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">HAYVANAT-I MUZIRRA NEV’İNDEN OLAN KÜFFAR,</span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETÇE KESRETLİ, KEYFİYETÇE EHEMMİYETSİZDİR…</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">26- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">İşte nev'-i beşer bi'set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde; kemmiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nev'inden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.” (M:44)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">HASENAT VE SEYYİAT MÜVAZENESİ DE,</span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYETE BAKMAZ, KEYFİYETE BAKAR</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">27- “Cenab-ı Hak ahirette muhasebe-i a’mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın muvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağır gelse, mükafatlandırır, kabul eder; seyyiat ağır gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın muvazenesi, kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, bir tek hasene bin seyyiata tereccuh eder, affettirir.” (M:445)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">İŞ, VAHDETTEN KESRETE GEÇSE,</span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">KEMMİYET CİHETİYLE KÜLFET ZİYADELEŞİR…</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">28- “</span><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Demek kesret ve taaddüd-ü merkez, her semere için, kemmiyetçe bütün ağaç kadar külfet ve masraf ve cihazat ister. Fark yalnız keyfiyetçedir.</span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: black">Nasılki birtek nefere lâzım teçhizat-ı askeriyeyi yapmak için, orduya lâzım bütün fabrikalar kadar fabrikalar lâzımdır. Demek iş, vahdetten kesrete geçse, efrad adedince -kemmiyet cihetiyle- külfet ziyadeleşir. İşte, her nevide bilmüşahede görünen sühulet-i fevkalâde, elbette vahdetten, tevhidden gelen bir yüsr ve sühûletin eseridir.</span>” (S:305)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">ULEMA AZALDI, KEMMİYET KEYFİYETİ …</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">29- “</span><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>Bir zâtı gördüm ki yeis ile müptelâ</strong></span><span style="font-family: 'Verdana'">, <strong>bedbinlikle hasta idi</strong>. Dedi: Ulemâ azaldı, kemiyet keyfiyeti. Korkarız, dinimiz sönecek de bir zaman. Dedim: Nasıl kainat söndürülmezse, iman-ı islami’de sönemez. Öylede zeminin yüzünde çakılmış mismarlar hükmünde her an olan İslami şeair, dini minarat, İlahi maabid, şer-i maalim itfa olmazsa İslamiyet parlayacak an be-an!...</span><span style="font-family: 'Verdana'">” (S:730)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">AZ OLDUĞUMUZA ÜZÜLMEYECEĞİZ ; </span></span></em></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">ÇÜNKÜ KEYFİYETEN AZ DEĞİLİZ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">30- “Az olduğumuza üzülmeyeceğiz ! Çünki, keyfiyeten az değiliz. Kainat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemadat fazla ise de, nebatat azdır. Nebatat fazla, hayvanat az; hayvanat fazla, insanlar az; kafirler fazla, Müslümanlar az; Amiler fazla, veliler az; veliler fazla, asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar azdır.” (Ceylan Merhumun Notlarından)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BİZLER GAYET AZ OLDUĞUMUZ HALDE, HİZMET-İ KUR’ANİYE OMUZUMUZA KONULMUŞ !!!</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">31- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">Madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.</span><span style="font-family: 'Verdana'">” (Lem:159)</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px">BİN DERECE FAZLA YARDIMCILARIM VARKEN, BURADA BEN YALNIZ İKEN, YÜZ DERECE ESKİ HİZMETTEN FAZLA EDİLDİ !</span></span></em></strong></p><p></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Verdana'">32- “</span><span style="font-family: 'Verdana'">Yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul'da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı<span style="color: #535353">.</span></span><span style="font-family: 'Verdana'">” (Lem:161)</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="akna, post: 197469, member: 1004668"] [CENTER][B][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=red]KEMMİYETE DEĞİL, KEYFİYETE BAKMAK…[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/CENTER] [CENTER][SIZE=6]بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ[/SIZE] [FONT=Traditional Arabic][SIZE=6]وَبِهِ نَسْـتَعِينُ[/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]KEYFİYET, Risale-i Nur’un mesleğinde sayıca çokluğa değil, belki a’zami ihlas, a’zami sadakat, a’zami tesanüd, a’zami fedakarlık, sünnete ittiba’ , takva, istiğna, iktisad, adalet, nezafet ve bunlarda sebat ve daha bunlar gibi yüksek vasıflara sahip olmak; ve bu evsafa sahip olanların tercih edilmesidir diyebiliriz. Bu KEYFİYET mevzuunun, Risale-i Nur’un meslek hayatında çok büyük bir ehemmiyeti vardır. Keyfiyet ve Kemiyet mevzuu ile alakalı parçalar aşağıda toplanmıştır. Bu derslere göre, yalnız ve yalnız Hazret-i Üstad’ı dinlemek ve başka kim olursa olsun, bu mevzuda kulak vermemek lazım gelmektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYET ve çokluk hırsı, ihlas hakikatine de zarar verir:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]Kur’an-ı Kerim, Kemmiyetten daha çok, ihlas, sadakat ve fedakarlık gibi yüksek faziletlere sahip olmak demek olan Keyfiyeti esas alır. Nitekim Ayet (2:249)’da “Sayıca az, fakat keyfiyette yüksek olanların, kemiyetçe çok olanlara galibiyetlerinden” ve (9:25)’de “Kemiyete güvenme sebebiyle Huneyn’de mağlubiyet hadisesinden” ve (18:28) ‘de “Keyfiyeten yüksek olanlarla beraber olmaktan” ve (5:100)’de “Kötülerin çokluğuna ehemmiyet vermemekten” bahsedilmektedir. Ayrıca “Hak’tan ayrılmış olan ekseriyete ittiba’ etmemek” ve “Halk ekseriyetine uymayı gerektirmeyen hususu” da unutmamak lazımdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]Yine Kur’an-ı Kerim’de (102:1) Ayette “Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri” buyrulmaktadır. “Biz çoğuz”, hayır “Biz çoğuz” diye yekdiğeri ile çokluk yarışı, çokluk gösterişi etmek, çokluk sevdası veya çokluk izharı ile kurumlanmak, tefahur eylemektir ki, ehl-i dünyanın umumiyetle kapılıp aldandığı bir gurur haletidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]Bu itibarla, “her türlü çokluk ve çoğalma sevdası ve çokluğa dayanıp gururlanmak ve haklılığı çokluğa dayandırmak iddiası sizi Hak’tan, marifetullahtan, ihlas ve Rıza-yi İlahiyi gaye yapmak gibi faziletlerden oyalayıp men eder” diye derin ve külli manaları haber veren mezkur ayet, KEYFİYETİN esas alınmasını ve KEMMİYETİ de ayakta tutan ruhun KEYFİYET olduğunu ifade eder. Çokluğa güvenmek, bazen kader tarafından mağlubiyete sebep olur. Elbette, KEMMİYETLE KEYFİYETİN birleşmesi ahsendir. Bu da şimdiye kadar vukua gelmemiştir. Amma, Cennet’te KEMMİYETİN tamamı KEYFİYET sahibi olacağı şüphesizdir. [/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]VAZİFEMİZ HİZMETTİR, KEMMİYETE DEĞİL, KEYFİYETE BAKARIZ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]1- “Âhir fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın haber verdiği "Mânevî fütuhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemin hemen hemen gelmesi" diye fıkrasına, bütün ruhu canımızla rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. Fakat biz Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil, keyfiyete bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında[B][FONT=Verdana][B]Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru) çıkaramaz. Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani mehdî ve şakirtleri cenab-ı hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir.Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” (K:107)[/B][/FONT][/B][/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYET İSE, KEYFİYETE NİSBETEN, EHEMMİYETİ AZDIR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [B][FONT=Verdana][B][SIZE=3]2- “Bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir; hem kemiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset alemleri ebedi, daimi, sabit hidemat-ı imaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz, medar da olamaz. Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalade hüsn-ü zan ve müfritane [/SIZE][/B][/FONT][/B][FONT=Verdana][B]â[/B][/FONT][B][FONT=Verdana][B][SIZE=3]li makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz.” (K:89)[/SIZE][/B][/FONT][/B] [CENTER][SIZE=3][B][I][FONT=Verdana]KIYMET, KEMMİYETTE DEĞİL KEYFİYETTEDİR !!![/FONT][/I][/B][/SIZE][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]3- “[/FONT][FONT=Verdana][B]Emirdağ'ında iken, Ankara'ya Nur hizmeti için gönderdiği bir talebesi, hâl-i âleme bakarak, "Bu insanlar ne zaman Nur hakîkatlerini dinleyecek? Kalın zulmet perdeleri nasıl yırtılacak? Mânevi karanlıklar nasıl izâle olacak?" diye ümitsizliğe düşer Sonra, birgün Emirdağ'ına Üstadın yanına döndüğü zaman, o büyük Üstad der: [/B][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Verdana][B]"Vazifemiz hizmettir; muvaffak olmak, insanlara kabul ettirmek Cenâb-ı Hakkın vazifesidir Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz Sen orada, 'Bu insanlar ne zaman Risale-i Nur'u dinleyecekler?' diye ümitsizliğe düşme, merak etme! Katiyen bil ki: Mele-i Âlânın hadsiz sakinleri, bugün Risâle-i Nur'u alkışlıyorlar Onun için, hiç ehemmiyeti yok Kıymet kemiyette değil, keyfiyettedir Bâzan bir halis ve fedakar talebe, bine mukabildir" diyerek, ye'sini giderir[/B][/FONT][FONT=Verdana]” (T:463)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BİR TALEBE YÜZ DOSTA MÜRECCAHTIR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]4- “Altı senedir Isparta’da ciddi talebelerin çıkmalarına muntazırdım, bekliyordum. El-minnetü lillah, şimdi sizin ile beraber birkaç tane çıkmaya başladı. Çünkü bir talebe, yüz dosta müreccahtır. Sözler namındaki envar- Kur’aniye ise, en mühim ibadet olan ibadet-i tefekküriye nev-indendir. Şu zamanda en mühim vazife, imana hizmettir. İman saadet-i ebediyenin anahtarıdır.” (B:328)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETE EHEMMİYET VERİLMEZ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]5- “ Hem kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen o havalide bir tek Atıf’ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir. Merak etme. Hem mümkün olduğu kadar hariçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, bu atalet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maişet ibtilası zamanında, cüz-i bir iştigalde ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakiyetsiz mağlubiyet yok! Risale-i Nur’un her tarafta galibane fütuhatı var.” (K:259)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]EHEMMİYET KEYFİYETE BAKAR, KEMMİYETE BAKMAZ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]6- “Bir şerr-i cüz’i gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir. [/FONT][COLOR=black][FONT=Verdana]Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat [B][FONT=Verdana][B]ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar kemiyete az bakar veya bakmaz.[/B][/FONT][/B] Nasıl ki, bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir.Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşarat nev’inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet‑i İlâhiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.[/FONT][/COLOR][FONT=Verdana]” (L:71)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]EHEMMİYET VE KIYMET, KEMMİYETE VE ADET ÇOKLUĞUNDA DEĞİL !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]7- “Ey[/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=3]kâfirlerin çokluklarından ve onların bazı hakaik-i imaniyenin inkârındaki ittifaklarından telâşa düşen ve itikadını bozan biçare insan! Bil ki, kıymet ve ehemmiyet, kemiyette ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâp eder. İnsan, bazı frenkler ve frenkmeşrepler gibi ihtirâsât-ı hayvâniyede terakki ettikçe, daha şiddetli bir hayvâniyet mertebesini alır. Sen görüyorsun ki, hayvânâtın kemiyet ve adet itibarıyla hadsiz bir çokluğu varken, ona nisbeten insan gayet az iken, umum envâ-ı hayvânat üstünde sultan ve halife ve hâkim olmuştur. İşte muzır kafirler ve kafirlerin yolunda giden sefihler, Cenab-ı Hakkı’ın hayvanatından bir nevi habislerdir ki, Fatır-ı Hakim onları dünyanın imareti için halketmiştir. Mü’min ibadına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vahid-i kıyasi yapıp, akıbetinde müstehak oldukları Cehennem’e teslim eder.” (L:120)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETİN EHEMMİYETİ, MEDAR-I NAZAR OLMAMALI !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]8- “Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir [/FONT][FONT=Verdana]Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazen verilir. [/FONT][/SIZE][FONT=Verdana][SIZE=3]Evet, Bazen birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü Bazen birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur. Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine tarafdar olmaktır. Yoksa “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hiesidir. Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ' ile değildir. Belki hüner, rızâ-i İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla "Herkes beni dinlesin?" diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Verdana]Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenâb-ı Hakkın zîşuur mahlûkları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin; ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları, ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevap kazandırsın. Çünkü, meselâ sen "Elhamdü lillâh" dedin. Bu kelâm, milyonlarla büyük küçük Elhamdü lillâh kelimeleri, havada izn-i İlâhî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halk etmiş. Eğer ihlâs ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rızâ-i İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez. Sevap da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır.” (L:152)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]HAZRET-İ PEYGAMBER, İNSANLARIN ÇEKİLMESİYLE VE DİNLEMEMESİYLE, DAHA ZİYADE GAYRET VE CİDDİYETLE TEBLİĞ ETMİŞ…[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]9- “Kardeşlerimizden bir kısım zâtlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor; dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki üstâd-ı mutlak, muktedâ-i küll, rehber-i ekmel olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, olan fermân-ı İâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesi ile ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü, sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidâyet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı. Öyle ise, işte ey kardeşlerim, siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı binâ etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.” (L:131)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]YİRMİ SENE İSTANBUL HİZMETİNE MUKABİL, [/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BARLA’DA SEKİZ SENEDE YÜZ DEF’A FAZLA HİZMET EDİLDİ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]10- “[/FONT][COLOR=black][FONT=Verdana]Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Hâlbuki kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerim den yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyen şüphem kalmadı[/FONT][/COLOR][FONT=Verdana]” (L:161)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETİN, KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETİ AZDIR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]11- “[/FONT][FONT=Verdana][B]Madem [FONT=Verdana]bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye bir kudsi vazifedir.[/FONT][FONT=Verdana]Hem kemmiyet ise, keyfiyete nispeten ehemmiyeti azdır.[/FONT][/B] Hem muvakkat ve mütehavvil siyaset daireleri ebedî, daimî, sabit hizmet-i imaniyeye nispeten ehemmiyetsizdir, [/FONT][FONT=Verdana]mikyas[/FONT][FONT=Verdana]olmaz.[/FONT][FONT=Verdana] Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddimden fazla fevkalade hüsn-ü zan ile müfritane ali makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz. Elhak, bunda tam terakki etmişsiniz.[/FONT][FONT=Verdana]” (E-1:73)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYET KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETSİZDİR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]12- “[/FONT][FONT=Verdana]Hakikat-i ihlâs, benim için şan’ü şerefe ve maddî ve mânevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men ediyor.[B][FONT=Verdana]Hizmet-i Nuriye’ye, gerçi büyük zarar olur fakat[/FONT][/B],kemmiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fev kinde gördüklerinden,sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç ola bilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveselerle, o kutbun derslerini, “Hususî makamından ve hususî hissiyatından geliyor” nazarıyla bakıp, mağlûp olarak dağıtılabilirler.Bu mânâ için hizmetkârlığı,makamatlara tercih ediyorum.[/FONT][FONT=Verdana]”(E-1:75)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]VAZİFEMİZ, DÜNYANIN MUAZZAM MESAİLİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]13- “Aziz kardeşlerim siz kat’i bilirsiniz ki: Risale-i Nur ve şakirdlerinin meşgul oldukları vazife, ruy-i zemindeki bütün muazzam mesaildendaha büyüktür. Onun için dünyevi merak-aver mes’elelere bakıp,vazife-i bakiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyve’nin dördüncü mes’elesini çok defa okuyunuz, kuvve-i maneviyeniz kırılmasın.” (E-1:43)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]DÜNYANIN EN BÜYÜK MES’ELESİ, [/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]AHİRET MES’ELESİNİN EN KÜÇÜĞÜNE MUKABİL GELMİYOR…[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]14- “Onların en büyük mes’elesi ‘muvakkat olduğu için’, bizim mes’elemizin en küçüğüne ‘bekaya baktığı için’ mukabil gelmiyor. Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam mes’elelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsi vazifemizin zararına onların küçük mes’elelerini merakla takip ediyoruz!” (E-1:44)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]GENİŞ DAİREDE VAZİFE AZ OLMAKLA BERABER, [/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BÜYÜK VAZİFELERİ UNUTTURUR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]15- “’Dünya siyasetine karışmadığımın sebebi; o geniş ve büyük dairede vazife az ve küçük olmakla beraber, cazibedarlık cihetiyle meraklıları kendiyle meşgul eder, hakiki ve büyük vazifelerini onlara unutturur veya noksan bıraktırır. Hem her halde bir tarafgirlik meylini verir, zalimlerin zulümlerini hoşgörür, şerik olur’ mealinde orada denilmiştir.” (E-1:56)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]EHL-İ HAKİKAT, HAKİKAT VE MA’RİFETULLAH’I BULMAK İÇİN[/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KESRET DAİRELERİNİ UNUTMAYA ÇALIŞIYORLAR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]16- “Hem iman ve hakikat noktasında, bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünkü gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise siyaset dairesidir. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor. Güneş gibi bir iman lâzım ki, herşeyde, her vaziyette, herbir harekette kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniyenin izini, eserini görsün, tâ o zulm-ü zulmette kalb boğulmasın, iman sönmesin; akıl, tabiat ve tesadüfe saplanmasın. Hattâ ehl-i hakikat, hakikat ve mârifetullahı bulmak için, kesret dairelerini unutmaya çalışıyorlar?tâ kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarf etmek lâzım gelen merakı, zevki, şevki, lüzumsuz fâni şeylerde telef olmasın.” (E-1:57)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BİNLER ADAM NUR DAİRESİNE GİRİP HAKİKATLERİNİ NEŞRETESE DE,[/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]SİYASETLİ CEMAATLERLE TEMASTAN MESLEĞİMİZİN ESASI OLAN İHLAS, BİZİ MEN EDİYOR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]17- “[/SIZE][/FONT][SIZE=3][B][I][FONT=Verdana][U]Sual[/U][/FONT][/I][/B][I][B][FONT=Verdana][U]:[/U] [/FONT][/B][/I][FONT=Verdana]Neden,[B][FONT=Verdana]ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara[/FONT][/B]ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirdlerini mümkün olduğu kadar o [B][FONT=Verdana]cereyanlara temastan men[/FONT][/B] ediyorsun?Hâlbuki[B][FONT=Verdana]eğer temas etsen[/FONT][/B][B][FONT=Verdana]ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip, parlak hakikatlerini neredeceklerdi[/FONT][/B]hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][U][B][I][FONT=Verdana]Elcevap[/FONT][/I][/B][I][FONT=Verdana]:[/FONT][/I][/U][FONT=Verdana]Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: Mesleğimizin esası olan ihlâs bizi men ediyor. Çünkü bu gaflet zamanında, hususan[B][FONT=Verdana]tarafgirâne mefkûreler sahibi[/FONT][/B][B], [/B][B][FONT=Verdana]her şeyi kendi mesleğine âlet ederek,[/FONT][/B]hattâ[B][FONT=Verdana]dinini ve uhrevî harekâtınıda o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor.[/FONT][/B]Halbuki, hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz. Rıza-ı İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Hâlbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş.[B][FONT=Verdana]En iyi çare, [/FONT][/B]cereyanların kuvveti yerine,[B][FONT=Verdana] inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır[/FONT][/B][/FONT][/SIZE][COLOR=black][FONT=Verdana].[/FONT][/COLOR][FONT=Verdana][SIZE=3]” (E-1:38)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KAİNATTA HİÇBİRŞEYE ALET OLMAMAK İÇİN, HARİCİ YARDIM KUVVETLERİNE RİSALE-İ NUR EHEMMİYET VERMİYOR, ARAMIYOR VE TABİİ OLMUYOR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]18- “[/FONT][FONT=Verdana]Neden her kese muhalif olarak, hiç kimsenin yapmadığı gibi[B], [/B][B][FONT=Verdana]sana yardım edecek çok ehemmiyetli kuvvetlere bakmıyorsun[/FONT][/B],istiğna gösteriyorsun? Ve her kes müştak ve talip olduğu ve Risale-i Nur’un intişarına, fütuhatına çok hizmet edeceğine o Risale-i Nur şakirdlerinin hasları müttefik oldukları ve senden kabul ettikleri büyük makamları kabul etmiyorsun, şiddetle çekiniyorsun?”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][I][FONT=Verdana]Elcevap: [/FONT][/I][I][U][FONT=Verdana]Bu zamanda ehl-i iman öyle bir hakikate muhtaçtırlar ki[/FONT][/U][/I][I][FONT=Verdana],[/FONT][/I][FONT=Verdana] kâinatta hiçbirşeye âlet ve tâbi ve basamak olamaz ve hiçbir garaz ve maksat onu kirletemez ve hiçbir şüphe ve felsefe onu mağlûp edemez bir tarzda iman hakikatlerini ders versin. Umum ehl-i imanın bin seneden beri teraküm etmiş dalâletlerin hücumuna karşı imanları muhafaza edilsin.[/FONT][FONT=Verdana]İşte bu nokta içindir ki, dahilî ve haricî yardımcılara ve ehemmiyetli kuvvetlerine, Risale-i Nur ehemmiyet vermiyor, onları arayıp tâbi olmuyor—[B][FONT=Verdana]tâ avâm-ı ehl-i imanın nazarında, hayat-ı dünyeviyenin bazı gayelerine basamak olmasın[/FONT][/B] ve doğrudan doğruya hayat-ı bâkiye den başka hiçbir şeye âlet olmadığından, fevkalâde kuvveti ve hakikatı, hücum eden şüpheleri ve [B][FONT=Verdana]tereddütleri izale[/FONT][/B] eylesin.[/FONT][FONT=Verdana]” (E-1:74)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BİN ADAMDAN BİRİ KABUL ETSE, SARSILMAMALI !!! BAZEN BİR ADAM, BİNE MUKABİL GELİYOR…[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]19- “Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur'ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak [/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Verdana]ise, o vazife-i İlahiyedir. Biz buna karışmayacağız. Mağlub da olsak, kuvve-i maneviyeye ve hizmetimize noksanlık vermeyecek. O noktada kanaat etmek lâzımdır. [I][U][B]Meselâ: Bir zaman İslâm'ın büyük bir kahramanı Celaleddin-i Harzemşah'a demişler: "Cengiz'e karşı muzaffer olacaksın." O demiş: "Vazifemiz cihad etmektir. Bizi galib etmek vazife-i İlahiyedir. Ona karışmam."[/B][/U][/I]Sizin şimdiye kadar sarsılmadan hâlis hizmetinizin delaletiyle, siz de bu kahramana iktida etmişsiniz. Binden bir-iki adam sizden kabul etse, yine sarsılmamak gerektir. Bazan bir-iki adam, bine mukabil geliyor.” (E-2:55)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]NURCULAR KEMMİYETE EHEMMİYET VERMİYORLAR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]20- “[/FONT][FONT=Verdana]Nurcular, [B][FONT=Verdana]müşterileri[/FONT][/B][B][FONT=Verdana]ve kendilerine taraftarları aramaya kendilerini mecbur bilmiyorlar.[/FONT][/B]“Vazifemiz hizmettir, müşterileri aramayız. Onlar gelsinler bizi arasınlar, bulsunlar” diyorlar. Kemiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakikî ihlâsı taşıyan bir adamı, yüz adama tercih ediyorlar.[/FONT][FONT=Verdana]” (E-2:170)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]NUR, ZAHİREN KEMMİYETİN DAR CİHETİNE BAKMAZ !!! BİR MİLYON TALEBESİ BİR MİLYARA HÜKMÜNDEDİR !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]21- “İşte Nur’un zahiren, kemmiyeten dar cihetine bakmayarak hakikat cihetinde keyfiyeten geniş ve fevkalade menfaatini hissetmesi suretiyle hem de siyaset nazarıyla bütün memleket-i Osmaniyede olacak gibi ifade etmiş. O büyük veli, onun dar daireyi geniş tasavvurundan ona itiraz etmiş. Hem o zat haklı, hem hem Eski Said bir derece haklıdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]Çünki [B][FONT=Verdana]Risale-i Nur imanı kurtarması cihetiyle o dar dairesi madem hayat-ı bâkiye ve ebediyeyi imanla kurtarıyor. Bir milyon talebesi, bir milyar hükmündedir.[/FONT][/B]”[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3].[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETİN, KEYFİYETE NİSBETEN EHEMMİYETİ YOK !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]25- “Eğer sual etseniz ki: Bi'set-i enbiya ile beraber şeytanların vücudundan ekser insanlar kâfir oluyor, küfre gidiyor, zarar görüyor. "El-hükmü lil-ekser" kaidesince, ekser ondan şer görse, o vakit halk-ı şer şerdir, hattâ bi'set-i enbiya dahi rahmet değil denilebilir? [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=3]Elcevap: Kemmiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok. Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar. Meselâ: Yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i kimyeviye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz kaldığı vakit, sû'-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma ağacı olsa, diyebilir misin ki "Suyu vermek şer oldu, ekserisini bozdu"? Elbette diyemezsin. Çünki o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti. Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan, zarar etmez; şer olmaz. Hem meselâ: Tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibariyle beşyüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa; yirmisi, yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki: "Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu"? Hayır öyle değil, belki hayırdır. Çünki o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dörtyüz kuruş fiatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.” (M:44)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]HAYVANAT-I MUZIRRA NEV’İNDEN OLAN KÜFFAR,[/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETÇE KESRETLİ, KEYFİYETÇE EHEMMİYETSİZDİR…[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]26- “[/FONT][FONT=Verdana]İşte nev'-i beşer bi'set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde; kemmiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nev'inden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.” (M:44)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]HASENAT VE SEYYİAT MÜVAZENESİ DE,[/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYETE BAKMAZ, KEYFİYETE BAKAR[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]27- “Cenab-ı Hak ahirette muhasebe-i a’mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın muvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağır gelse, mükafatlandırır, kabul eder; seyyiat ağır gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın muvazenesi, kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, bir tek hasene bin seyyiata tereccuh eder, affettirir.” (M:445)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]İŞ, VAHDETTEN KESRETE GEÇSE,[/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]KEMMİYET CİHETİYLE KÜLFET ZİYADELEŞİR…[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]28- “[/SIZE][SIZE=3][COLOR=black]Demek kesret ve taaddüd-ü merkez, her semere için, kemmiyetçe bütün ağaç kadar külfet ve masraf ve cihazat ister. Fark yalnız keyfiyetçedir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Verdana][COLOR=black]Nasılki birtek nefere lâzım teçhizat-ı askeriyeyi yapmak için, orduya lâzım bütün fabrikalar kadar fabrikalar lâzımdır. Demek iş, vahdetten kesrete geçse, efrad adedince -kemmiyet cihetiyle- külfet ziyadeleşir. İşte, her nevide bilmüşahede görünen sühulet-i fevkalâde, elbette vahdetten, tevhidden gelen bir yüsr ve sühûletin eseridir.[/COLOR]” (S:305)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]ULEMA AZALDI, KEMMİYET KEYFİYETİ …[/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]29- “[/FONT][FONT=Verdana][B]Bir zâtı gördüm ki yeis ile müptelâ[/B][/FONT][FONT=Verdana], [B]bedbinlikle hasta idi[/B]. Dedi: Ulemâ azaldı, kemiyet keyfiyeti. Korkarız, dinimiz sönecek de bir zaman. Dedim: Nasıl kainat söndürülmezse, iman-ı islami’de sönemez. Öylede zeminin yüzünde çakılmış mismarlar hükmünde her an olan İslami şeair, dini minarat, İlahi maabid, şer-i maalim itfa olmazsa İslamiyet parlayacak an be-an!...[/FONT][FONT=Verdana]” (S:730)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]AZ OLDUĞUMUZA ÜZÜLMEYECEĞİZ ; [/SIZE][/FONT][/I][/B] [B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]ÇÜNKÜ KEYFİYETEN AZ DEĞİLİZ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [FONT=Verdana][SIZE=3]30- “Az olduğumuza üzülmeyeceğiz ! Çünki, keyfiyeten az değiliz. Kainat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemadat fazla ise de, nebatat azdır. Nebatat fazla, hayvanat az; hayvanat fazla, insanlar az; kafirler fazla, Müslümanlar az; Amiler fazla, veliler az; veliler fazla, asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar azdır.” (Ceylan Merhumun Notlarından)[/SIZE][/FONT] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BİZLER GAYET AZ OLDUĞUMUZ HALDE, HİZMET-İ KUR’ANİYE OMUZUMUZA KONULMUŞ !!![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]31- “[/FONT][FONT=Verdana]Madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.[/FONT][FONT=Verdana]” (Lem:159)[/FONT][/SIZE] [CENTER][B][I][FONT=Verdana][SIZE=3]BİN DERECE FAZLA YARDIMCILARIM VARKEN, BURADA BEN YALNIZ İKEN, YÜZ DERECE ESKİ HİZMETTEN FAZLA EDİLDİ ![/SIZE][/FONT][/I][/B][/CENTER] [SIZE=3][FONT=Verdana]32- “[/FONT][FONT=Verdana]Yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul'da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı[COLOR=#535353].[/COLOR][/FONT][FONT=Verdana]” (Lem:161)[/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risale-i Nur Düsturları
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst