Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Soru Cevap
Risale-i Nur Soru Cevap 7 : Nefis
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kübra nur" data-source="post: 302444" data-attributes="member: 1017751"><p><strong><span style="font-size: 9px">Risale-i nur hakikatlarının ışığında nefs terbiyesine mütaala edecek olursak;</span></strong></p><p> <strong></strong></p><p><strong>Evet iman kalbde, kafada daimî bir manevî yasakçı bıraktığından fena meyelanlar histen, nefisten çıktıkça "yasaktır" der, tardeder kaçırır.</strong></p><p> </p><p> <span style="color: #800000"><strong> Evet insanın fiilleri kalbin, hissin temayülatından çıkar.</strong></span> <span style="color: #000000">O temayülat, ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeğe çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevkedip mağlub etmez.</span></p><p><span style="color: #000000">Hutbe-i Şamiye (77-78)</span></p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"> </span></p><p><span style="color: #000000"><strong> Birinci Hatvede:</strong> فَلاَ تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ âyeti işaret ettiği gibi: </span><span style="color: #a52a2a"><strong>Tezkiye-i nefs etmemek.</strong></span><span style="color: #000000"> Zira insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvelâ ve bizzât yalnız zâtını sever, başka herşeyi nefsine feda eder. Mabud'a lâyık bir tarzda nefsini medheder. Mabud'a lâyık bir tenzih ile nefsini meayibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Nefsine perestiş eder tarzında şiddetle müdafaa eder. Hattâ fıtratında tevdi edilen ve Mabud-u Hakikî'nin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazat ve istidadı, kendi nefsine sarfederek مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَوَيهُ sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. </span><span style="color: #a52a2a"><strong>İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathiri: Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.</strong></span><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"> <strong>İkinci Hatvede:</strong> وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللّهَ فَاَنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi; şu haletin aksidir.</span><strong><span style="color: #a52a2a"> Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.</span></strong></p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"></span><span style="color: #000000"> <strong>Üçüncü Hatvede:</strong> مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ dersini verdiği gibi: Nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu hatvede:</span><span style="color: #a52a2a"><strong> Nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp; bütün mehasin ve kemalâtını, Fâtır-ı Zülcelal tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir.</strong></span><span style="color: #000000"> Şu mertebede tezkiyesi, قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا sırrıyla şudur ki:</span><span style="color: #a52a2a"><strong> Kemalini kemalsizlikte, kudretini aczde, gınasını fakrda bilmektir.</strong></span></p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"></span><span style="color: #000000"> <strong> Dördüncü Hatvede:</strong> كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ dersini verdiği gibi: Nefs, kendini serbest ve müstakil ve bizzât mevcud bilir. Ondan bir nevi rububiyet dava eder. Mabuduna karşı adavetkârane bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikatı derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:</span><span style="color: #a52a2a"><strong> Herşey nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuddur, hâdistir, madumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur.</strong></span><span style="color: #000000"> Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse; kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikî'den gaflet etse; yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümat-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat </span><span style="color: #a52a2a"><strong>enaniyeti bırakıp, bizzât nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikî'nin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira bütün mevcudat, esmasının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcib-ül Vücud'u bulan, herşeyi bulur.</strong></span>Sözler ( 477 - 478 )</p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"> Nefs-i emmareyi terbiye, bütün hakikat ve tarikat yollarının en ehemmiyetli mes'elesi ve mücadelesi olup asrımızda üstadımızın; ehli dalalet eneye binmiş dalalet vadilerinde koşuyor, ehli hak için eneyi bırakmak elzemdir, </span><span style="color: #000000">ifadesiyle</span><span style="color: #000000"> ne derece zaruret kesbettiği, enenin istimalini zamanın muhtaç mütehayyirlerine enfes, şahşına münhasır beyan-ı âlisiyle o enenin vahid-i kıyasi, alet-i inkişaf vechesini gösterek, nefsin nihayet suûda ve sukuta mazhariyetini, iki gunsunun biri cennete diğeri cehenneme uzandığı birinden enbiyalar diğerinden nemrutlar, firavunlar şeddatlar zuhur ettiğini müşahade ettiriyor. Elhamdülillahi ala ni'metihi. </span></p><p><span style="color: #000000"></span><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"></span></p><p><span style="color: #000000"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kübra nur, post: 302444, member: 1017751"] [B][SIZE=1]Risale-i nur hakikatlarının ışığında nefs terbiyesine mütaala edecek olursak;[/SIZE] Evet iman kalbde, kafada daimî bir manevî yasakçı bıraktığından fena meyelanlar histen, nefisten çıktıkça "yasaktır" der, tardeder kaçırır.[/B] [COLOR=#800000][B] Evet insanın fiilleri kalbin, hissin temayülatından çıkar.[/B][/COLOR] [COLOR=#000000]O temayülat, ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeğe çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevkedip mağlub etmez. Hutbe-i Şamiye (77-78) [B] Birinci Hatvede:[/B] فَلاَ تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ âyeti işaret ettiği gibi: [/COLOR][COLOR=#a52a2a][B]Tezkiye-i nefs etmemek.[/B][/COLOR][COLOR=#000000] Zira insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvelâ ve bizzât yalnız zâtını sever, başka herşeyi nefsine feda eder. Mabud'a lâyık bir tarzda nefsini medheder. Mabud'a lâyık bir tenzih ile nefsini meayibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Nefsine perestiş eder tarzında şiddetle müdafaa eder. Hattâ fıtratında tevdi edilen ve Mabud-u Hakikî'nin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazat ve istidadı, kendi nefsine sarfederek مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَوَيهُ sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. [/COLOR][COLOR=#a52a2a][B]İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathiri: Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.[/B][/COLOR][COLOR=#000000] [/COLOR] [COLOR=#000000] [B]İkinci Hatvede:[/B] وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللّهَ فَاَنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi; şu haletin aksidir.[/COLOR][B][COLOR=#a52a2a] Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.[/COLOR][/B] [COLOR=#000000] [/COLOR][COLOR=#000000] [B]Üçüncü Hatvede:[/B] مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ dersini verdiği gibi: Nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu hatvede:[/COLOR][COLOR=#a52a2a][B] Nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp; bütün mehasin ve kemalâtını, Fâtır-ı Zülcelal tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir.[/B][/COLOR][COLOR=#000000] Şu mertebede tezkiyesi, قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا sırrıyla şudur ki:[/COLOR][COLOR=#a52a2a][B] Kemalini kemalsizlikte, kudretini aczde, gınasını fakrda bilmektir.[/B][/COLOR] [COLOR=#000000] [/COLOR][COLOR=#000000] [B] Dördüncü Hatvede:[/B] كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ dersini verdiği gibi: Nefs, kendini serbest ve müstakil ve bizzât mevcud bilir. Ondan bir nevi rububiyet dava eder. Mabuduna karşı adavetkârane bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikatı derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:[/COLOR][COLOR=#a52a2a][B] Herşey nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuddur, hâdistir, madumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur.[/B][/COLOR][COLOR=#000000] Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse; kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikî'den gaflet etse; yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümat-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat [/COLOR][COLOR=#a52a2a][B]enaniyeti bırakıp, bizzât nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikî'nin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira bütün mevcudat, esmasının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcib-ül Vücud'u bulan, herşeyi bulur.[/B][/COLOR]Sözler ( 477 - 478 ) [COLOR=#000000] Nefs-i emmareyi terbiye, bütün hakikat ve tarikat yollarının en ehemmiyetli mes'elesi ve mücadelesi olup asrımızda üstadımızın; ehli dalalet eneye binmiş dalalet vadilerinde koşuyor, ehli hak için eneyi bırakmak elzemdir, [/COLOR][COLOR=#000000]ifadesiyle[/COLOR][COLOR=#000000] ne derece zaruret kesbettiği, enenin istimalini zamanın muhtaç mütehayyirlerine enfes, şahşına münhasır beyan-ı âlisiyle o enenin vahid-i kıyasi, alet-i inkişaf vechesini gösterek, nefsin nihayet suûda ve sukuta mazhariyetini, iki gunsunun biri cennete diğeri cehenneme uzandığı birinden enbiyalar diğerinden nemrutlar, firavunlar şeddatlar zuhur ettiğini müşahade ettiriyor. Elhamdülillahi ala ni'metihi. [/COLOR][COLOR=#000000] [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Soru Cevap
Risale-i Nur Soru Cevap 7 : Nefis
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst