Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Risâle-i Nur, tamamlanmamış bir tefsir midir? - Senai DEMİRCİ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Kýrýk Testi" data-source="post: 204748" data-attributes="member: 358"><p><strong>Risâle-i Nur, tamamlanamamış bir tefsir midir?(Senai Demirci)</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Genç bir arkadaşımın kanaati: “Risale-i Nur kısmî bir tefsir. Öyle değil mi?” “Niye ki?” diye sordum hışımla. Cevap: “Çünkü Kur’ân’ın tüm ayetlerini açıklamıyor. Her ayeti alıntılamıyor. Onayladım genç arkadaşımı: “Doğrudur; eğer Risale’ye <em>tefsir</em> diye bakıyorsan, kısmîdir. Daha açıkçası, <em>tamamlanmamıştır</em>.”</span> </span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Birçok Risale okuyucusunun içinde saklı bir sorudur bu… “Keşke ‘Risale-i Nur’da geçen ayetler’ listeleri yapmaya gerek kalmasaydı. Keşke Kur’ân’ın hepsini alıntılasaydı Üstad…” Vakit bulamadı mı yoksa?</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur, Kur’ân’ın tüm ayetlerini alıntılamıyor; doğru. Tüm ayetleri alıntılasaydı, genç arkadaşıma göre “tam” bir tefsir olacaktı.</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Bu hüküm birkaç soruyu sormayı unutturuyor : Bizi Kur’ân’la tanıştıran her kitap tefsir mi olmak zorundadır? Eğer tefsirse, Kur’ân’ın hepsini alıntılamak zorunda mıdır?</span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Ben de sordum genç arkadaşıma: “Bir tefsirin tamamlanmışlığını ya da eksikliğini Kur’ân’dan yaptığı “alıntıların” <em>niceliği </em>mi belirler? “Kur’ân’dan alıntılarının <em>niteliğine</em> ne dersin?” Risale-i Nur söz konusu olduğunda, gözden kaçan sır tam da budur. Risale’ye bir “tefsir” şablonu içinde bakarsak, tamamlanmış değildir, tüm ayetlere değinmemiştir.</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: green"><span style="font-size: 15px">Tefsir, tanım gereği, ayetlere dışından bakar; denizi sahilden seyrettirir bize.. Denizle ilişkiniz, dışarıda kalarak bakmaksa, tüm kıyıları gezseniz de ıslanmazsınız, denizden inci çıkaramazsınız. Daha önemlisi denizle ilişki biçimimizi değiştirmektir; bir kıyıdan bir kereliğine dalarsak, denizin içine gireriz, ıslanırız, yeterince derinleşirsek inci ve mercanlar çıkarırız. Artık denizi <em>yaşarız</em>; seyretmekten öte deneyimleriz denizi. Denizleşiriz. Şu halde, isterseniz denizin sadece bir yerinden dalalım, denizi her yerinden seyredene göre oldukça farklı bir iş yapmış oluruz. </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: green"><span style="font-size: 15px">Denize dalmak, denizi seyretmekle sayısal olarak kıyaslanmaz. Biri az, diğeri çok değildir. Kıyıdan seyretmelerin hepsini toplasak, bir tane ıslanma etmez. Seyir, ıslanma değildir; ama ıslanma seyretmeyi de içerir.</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: green"><span style="font-size: 15px">Ancak, ıslanmak seyretmeyi içerir diye, tüm ıslanmalara seyir adını koyarsak, ıslanmaya da, ıslanmayı göze alana da haksızlık etmiş oluruz. Dahası, kıyısında kalarak, sadece yüzeyiyle tarif ettiğimiz “deniz”e de haksızlık etmiş oluruz. </span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: green"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur, sonuçta, Kur’ân’ı tefsir eder ama tefsir etmekten farklı bir iş yapar. Bu fark, alıntıladığı ayetlerin sayısının çokluğuna değil, ayetlerle kurduğu özel ilişkiye dayanır. </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: red"><span style="font-size: 15px">Misal mi?</span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: red"><span style="font-size: 15px">Birinci Söz, “besmele” ayetiyle başlıyor. Birinci Söz, besmele’nin tefsiridir” diyebiliriz o halde. Doğru; ama, Birinci Söz’ün besmele ayetiyle kurduğu ilişki, tefsirlerinkine benzemez. Birinci Söz, “bismillah”ın harfleri ve kelimeleri üzerinde bir yorumda bulunmaz. İçimizi harekete geçirecek bir öykü anlatır. Biri mağrur diğeri mütevazı iki adamın kendilerine ve varoluşa bakışlarını kıyaslar. Başımızı hikayedeki adamın omuzları üstüne koyar. Besmele çekmenin faziletlerinden söz etmez Birinci Söz. </span></span></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: indigo"><span style="font-size: 15px"><img src="http://www.risalehaber.com/images/other/risaleinur.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />Besmele’nin siyak ve sibakıyla/bağlamıyla ilgilenmez. “Bismillah”ı sevap olsun diye <em>demeyi</em> değil, “Bismillah”ı sahici bir hayat kodu olarak <em>yaşamayı </em>önceler.Dışarıdan seyretmez “besmele”yi;içimizdeki gurur ve tevazu sarkaçlanmalarının sesi olarak hisseder, hissettirir. Sorar ve sordurur: “Ey nefsim, mağrur musun, mütevazı mı?” Aniden denize düşmüş gibi, ‘besmele’nin gerçeği tarafından her yönden kuşatıldığımızı fark ederiz. Bir yaşama tavrı olarak, içimizden ve içerden “okuruz” besmeleyi… </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: indigo"><span style="font-size: 15px">“Bismillah” demek, söylememiz gereken bir vecibe olmaktan öte, fıtratımızda izini bulduğumuz, kendimizi akışının yatağına bıraktığımız bir gerçeklik oluverir. “Besmele” varoluşun temel ifadesi olarak algılanır. Başlarında kocaman ağaçları taşıyan tohumların telaffuz ettiği, sert taşları yarıp geçen yumuşacık kök ve damarların seslendirdiği “varoluş ayet”i olarak selamlar bizi… </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: indigo"><span style="font-size: 15px">Kâinat Kitabı’nın her sayfasının, her cümlesinin başında “bismillah” yazdığını görürüz hayretle. Ve Kur’ân’ın varlığı bir kitap gibi okumaya değer gördüğünü, varlığın bir okunası olduğunu fark ederiz Birinci Söz’le. Besmele’yi bu şekilde, “okuyuş”; “Oku! Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” [Alak, 1] ayetlerinin anlam ırmağına yatırır akleden kalbimizi. Böylece, Besmele’yi “oku”mayı, Rabbimizin yaratma tercihi üzerinden gerçekleştiririz. Risale’nin “besmele”yi oku(t)ma biçimi, Alak Sûresi’nin “Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” ayetinin uygulamasıdır. </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: indigo"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Şu halde, Risale’de Alak Sûresi’nin ilk ayetleri alıntılanmamış diyebilir miyiz? Alıntılamaktan daha fazlasını yapar Risale; alınır ayetten. Sözüne ayeti katıyor olmaktan öte sözünü ayetten yapar. “İkra” ayeti hakkında, alıntılayan “tefsir”den daha fazlasını yapmışken, bu ayeti alıntılamıyor diye Risale’yi eksik bulmak insafsızlık değil mi?</span> </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: darkred"><span style="font-size: 15px">Misali biraz daha derinleştirelim: “Oku…” diyen ayeti, ayetin “oku” demesince “okumak” nasılmış bir bakalım. Yine, Birinci Söz’den alıntı yapıyorum: “….o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi <em>fekul nadrib biasâke’lhacer</em> emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı <em>yâ narü küni berden ve selâma</em> âyetini okuyorlar.”</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><strong><span style="color: darkred"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Dikkat: Alıntıyı yaparken, ayetlerin aslını konduğu yere kasten meal yazmadım. Çünkü buraya ayet diye meal koyarsam, doku uyuşmazlığıyla ifadelerin diri akışı kesmiş olurum. Ayeti takdim eden/alıntılayan cümlenin tüm kelimeleri ayetin mealine dair ipucu verirken, mealin manayı daraltıcı etkisinden de kaçınıyor. Kurulan cümleler bizi mealin dillendirdiğinden de yoksun bırakmıyor; ayetin anlam nehrinin aktığı yatağın yönüne de işaret ediyor.<span style="color: red">**</span></span></span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><strong><span style="color: darkred"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Okumanı Rabbini yaratan bilerek yap diyor ya ilk ayet… O ipek gibi yumuşak damarları ve kökleri böyle yaratmayı tercih eden Rabbinin adıyla “oku” ki, her birinin “bismillah” dediğini işitesin. İnce, nazenin yaprakları yaz boyu güneş karşısında yanmadan var eden, her birini tazecik güller eyleyen Rabbinin böyle yaratması üzerinden “oku” ki, varlığın ağzına koyasın “bismillah”ı… </span></span></span></strong></span></p><p> </p><p><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“Bismillahirrahmanirrahîm” ayetine alıntılayarak değil de, alınarak yaklaştığımızda, fekulnadrib biasâke’lhacer ve yâ nâru künü berden ve selâma ayetlerinin elinde yoğrulurken buluyoruz aklımızı. Bu yeni ayetlerle tanıştığımızda ayetten söz ederken bulmuyoruz kendimizi; sözümüz ayetten oluyor, özümüz ayete temas ediyor. </span></span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Birinci Söz</span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"> misali burada bitti. Misali verme gerekçemi tekrar hatırlatıyorum. Risale-i Nur, tefsirlerin yöntemiyle yaklaşsaydı, her ayetten söz etmediği için “tamamlanmamış” bir tefsir diye nitelenebilirdi. Oysa Risale-i Nur, muhterem Fırıncı ağabeyin formüle etmesiyle, “tefsir değil iksir”dir; vahiyle ilişkisi “tam”dır, tamamlanmıştır. Sorun, Risale’nin vahiyle ilişkisinin, “tam anlanmış” olmamasıdır. <span style="color: red">Sorun, Risale’yi Risale okumak için değil, Kur’ân okumak için okuduğumuzu unutmaktır.</span></span> </span></span></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Tüm bunları bir yana koyalım. Hakikat Çekirdekleri’nden bir alıntı yapalım. Risale-i Nur’u önceden bir çekirdek olarak kalbinin tarlasına eken Said Nursî aşağıdaki sözünü unutmuş olabilir mi? Şimdi elimizde binlerce sümbüllü başaklar olarak duran Risale’nin tarlaya ekilme biçimini ele veriyor bu cümle: </span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">“Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay [ağzındaki kusmuğu] verir.” </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Demek ki, <em>irşad</em>, hakikatle ilişkimizi kuş-yavru ilişkisinden koyun-kuzu ilişkisine yükseltmekle başarılabilir. Koyun ile kuzusu arasındaki ilişki “süt” üzerinden yürür. Kuş ile yavrusu arasındaki ilişki, “ kay/kusmuk” üzerinden yürür. Kuşun ağzında “alıntılar” vardır; hangi yaprağı hangi ağaçtan <em>iktibas</em> ettiğini görmek hiç de zor değildir. Ancak, kuş bütün ormanı gezse, her ağacın her yaprağını “alıntılasa” da, yavrusuna “süt” vermez. Daha çok “iktibas” yapması, ağzındakini süt yapmaya yetmez. Çünkü “süt” ile “kay” arasındaki fark nicel değil niteldir. Önemli olan ilişki biçimini, besleme tarzını değiştirmektir. </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px">Koyun kuzusuna “süt” verir. Sindirdiği, apayrı bir tada dönüştürdüğü, kendi tecrübesinden geçirerek yeniden ürettiği, yeni olarak ortaya koyduğu, sıcak ve taze bir “ilişki” sunar. Evet, “ilişki” sunar; sadece süt değil. Kuzunun süt emmesi “annesiyle” sıcak ve güncel bir ilişki anlamına gelir. Sütün içinde ormanı hatırlatan bir “alıntı” görülmez; ne yaprak rengi vardır ne çiçek şekli… Ama süt veren, ormandan söz etmekten fazlasını yapar, ormanı sözü eyler, sözünü ormandan inşa eder. Koyun ormanın bir bölümünden beslenmiş olsa bile, ormanının bütününe dair “tat” verir kuzusuna, kuzusunu ormanın tadına çağırır.</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: green">Kur’ân’dan beslenen ve bizi koyunun kuzusunu beslemesi gibi Kur’ân’la besleyen Risale-i Nur, Kur’ân’dan yaptığı alıntıların miktarıyla değerlendirilemez. Risale’nin bize verdiği “süt”te Kur’ân’ın bir bölümü olsa bile tamamının tadı vardır. Risale’yi tam anlamayınca, Kur’ân’ın tamamına ulaştığı fark edilmez. Bu durum ise, Risale’yi değil, Kur’ân’ı tam anlamamayı doğurur. </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="color: purple"><span style="font-size: 15px"><span style="color: green">Sözün özü: Risale’yi kendi dünyamızda <em>tamamlamak</em> için Risale’yi <em>tam anlamak</em> gerekiyor vesselâm…</span> </span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">** Risale-i Nur<span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">’un vahiyle kurduğu “bağ” dıştan değil, tasvirinde zorlandığım “iç/ten” bir bağ. “İçeriden” bir kavrayış. Vahyin anlam alanını-kaçınılmaz olarak- daraltan meal üzerinden değil, anlamın aktığı yatakta yıkanmış ve yaşanmış/yaşanabilir bir ifadelerle “bağ”lanıyoruz vahye:</span> </span></span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Misal: </span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">“Öyleyse, o Mahbûb-u Ezelî’nin kendi Habîbine söylettirdiği şu ferman-ı ezelîyi dinle, ittibâ et: [<em>Yirmi Dördüncü Söz</em>’den]</span></span></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Âl-i İmran’ın 31. ayetini bu cümleyle takdim ediyor Said Nursî. Meali şöyle: <em>“Söyle ki [ey Habibim], Allah’a muhabbetiniz varsa, bana tâbi olun ki Allah da size muhabbet etsin.”</em> </span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Ayetin anlam eşiğine bizi incelikle ve ustalıkla taşıyan bir-iki sayfalık “muhabbet bahsi” bir tarafa, bahsin bu son cümlesinin her kelimesi, aklımızı anlamın yörüngesine oturtuyor:</span></span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Söyle ki: “Söylettirdiği”</span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Allah’a muhabbetiniz var...: “Mahbub-u Ezelî” [Allah’a muhabbet eden O’nu Mahbub-u Ezelî olarak bulur.] </span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">…ise: “Öyleyse”</span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">bana: “Habîbine” </span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">tâbi olun: “dinle, ittiba e[t]” (Ayette, “hemen ittiba et” anlamını besleyen “fe” ibaresi bile ‘dinle[r dinlemez] ittiba et’ diye cümleye taşınıyor.)</span></span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"><strong>ta ki Allah da size muhabbet etsin: “Habîb” [O size muhabbet ederse, siz Habib/sevilen olursun.]</strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Kýrýk Testi, post: 204748, member: 358"] [b]Risâle-i Nur, tamamlanamamış bir tefsir midir?(Senai Demirci)[/b] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=darkred]Genç bir arkadaşımın kanaati: “Risale-i Nur kısmî bir tefsir. Öyle değil mi?” “Niye ki?” diye sordum hışımla. Cevap: “Çünkü Kur’ân’ın tüm ayetlerini açıklamıyor. Her ayeti alıntılamıyor. Onayladım genç arkadaşımı: “Doğrudur; eğer Risale’ye [I]tefsir[/I] diye bakıyorsan, kısmîdir. Daha açıkçası, [I]tamamlanmamıştır[/I].”[/COLOR] [/SIZE][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Birçok Risale okuyucusunun içinde saklı bir sorudur bu… “Keşke ‘Risale-i Nur’da geçen ayetler’ listeleri yapmaya gerek kalmasaydı. Keşke Kur’ân’ın hepsini alıntılasaydı Üstad…” Vakit bulamadı mı yoksa?[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Risale-i Nur, Kur’ân’ın tüm ayetlerini alıntılamıyor; doğru. Tüm ayetleri alıntılasaydı, genç arkadaşıma göre “tam” bir tefsir olacaktı.[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Bu hüküm birkaç soruyu sormayı unutturuyor : Bizi Kur’ân’la tanıştıran her kitap tefsir mi olmak zorundadır? Eğer tefsirse, Kur’ân’ın hepsini alıntılamak zorunda mıdır?[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Ben de sordum genç arkadaşıma: “Bir tefsirin tamamlanmışlığını ya da eksikliğini Kur’ân’dan yaptığı “alıntıların” [I]niceliği [/I]mi belirler? “Kur’ân’dan alıntılarının [I]niteliğine[/I] ne dersin?” Risale-i Nur söz konusu olduğunda, gözden kaçan sır tam da budur. Risale’ye bir “tefsir” şablonu içinde bakarsak, tamamlanmış değildir, tüm ayetlere değinmemiştir.[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=green][SIZE=4]Tefsir, tanım gereği, ayetlere dışından bakar; denizi sahilden seyrettirir bize.. Denizle ilişkiniz, dışarıda kalarak bakmaksa, tüm kıyıları gezseniz de ıslanmazsınız, denizden inci çıkaramazsınız. Daha önemlisi denizle ilişki biçimimizi değiştirmektir; bir kıyıdan bir kereliğine dalarsak, denizin içine gireriz, ıslanırız, yeterince derinleşirsek inci ve mercanlar çıkarırız. Artık denizi [I]yaşarız[/I]; seyretmekten öte deneyimleriz denizi. Denizleşiriz. Şu halde, isterseniz denizin sadece bir yerinden dalalım, denizi her yerinden seyredene göre oldukça farklı bir iş yapmış oluruz. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=green][SIZE=4]Denize dalmak, denizi seyretmekle sayısal olarak kıyaslanmaz. Biri az, diğeri çok değildir. Kıyıdan seyretmelerin hepsini toplasak, bir tane ıslanma etmez. Seyir, ıslanma değildir; ama ıslanma seyretmeyi de içerir.[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=green][SIZE=4]Ancak, ıslanmak seyretmeyi içerir diye, tüm ıslanmalara seyir adını koyarsak, ıslanmaya da, ıslanmayı göze alana da haksızlık etmiş oluruz. Dahası, kıyısında kalarak, sadece yüzeyiyle tarif ettiğimiz “deniz”e de haksızlık etmiş oluruz. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=green][SIZE=4]Risale-i Nur, sonuçta, Kur’ân’ı tefsir eder ama tefsir etmekten farklı bir iş yapar. Bu fark, alıntıladığı ayetlerin sayısının çokluğuna değil, ayetlerle kurduğu özel ilişkiye dayanır. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=red][SIZE=4]Misal mi?[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=red][SIZE=4]Birinci Söz, “besmele” ayetiyle başlıyor. Birinci Söz, besmele’nin tefsiridir” diyebiliriz o halde. Doğru; ama, Birinci Söz’ün besmele ayetiyle kurduğu ilişki, tefsirlerinkine benzemez. Birinci Söz, “bismillah”ın harfleri ve kelimeleri üzerinde bir yorumda bulunmaz. İçimizi harekete geçirecek bir öykü anlatır. Biri mağrur diğeri mütevazı iki adamın kendilerine ve varoluşa bakışlarını kıyaslar. Başımızı hikayedeki adamın omuzları üstüne koyar. Besmele çekmenin faziletlerinden söz etmez Birinci Söz. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=indigo][SIZE=4][IMG]http://www.risalehaber.com/images/other/risaleinur.jpg[/IMG]Besmele’nin siyak ve sibakıyla/bağlamıyla ilgilenmez. “Bismillah”ı sevap olsun diye [I]demeyi[/I] değil, “Bismillah”ı sahici bir hayat kodu olarak [I]yaşamayı [/I]önceler.Dışarıdan seyretmez “besmele”yi;içimizdeki gurur ve tevazu sarkaçlanmalarının sesi olarak hisseder, hissettirir. Sorar ve sordurur: “Ey nefsim, mağrur musun, mütevazı mı?” Aniden denize düşmüş gibi, ‘besmele’nin gerçeği tarafından her yönden kuşatıldığımızı fark ederiz. Bir yaşama tavrı olarak, içimizden ve içerden “okuruz” besmeleyi… [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=indigo][SIZE=4]“Bismillah” demek, söylememiz gereken bir vecibe olmaktan öte, fıtratımızda izini bulduğumuz, kendimizi akışının yatağına bıraktığımız bir gerçeklik oluverir. “Besmele” varoluşun temel ifadesi olarak algılanır. Başlarında kocaman ağaçları taşıyan tohumların telaffuz ettiği, sert taşları yarıp geçen yumuşacık kök ve damarların seslendirdiği “varoluş ayet”i olarak selamlar bizi… [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=indigo][SIZE=4]Kâinat Kitabı’nın her sayfasının, her cümlesinin başında “bismillah” yazdığını görürüz hayretle. Ve Kur’ân’ın varlığı bir kitap gibi okumaya değer gördüğünü, varlığın bir okunası olduğunu fark ederiz Birinci Söz’le. Besmele’yi bu şekilde, “okuyuş”; “Oku! Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” [Alak, 1] ayetlerinin anlam ırmağına yatırır akleden kalbimizi. Böylece, Besmele’yi “oku”mayı, Rabbimizin yaratma tercihi üzerinden gerçekleştiririz. Risale’nin “besmele”yi oku(t)ma biçimi, Alak Sûresi’nin “Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” ayetinin uygulamasıdır. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=indigo][SIZE=4][COLOR=darkred]Şu halde, Risale’de Alak Sûresi’nin ilk ayetleri alıntılanmamış diyebilir miyiz? Alıntılamaktan daha fazlasını yapar Risale; alınır ayetten. Sözüne ayeti katıyor olmaktan öte sözünü ayetten yapar. “İkra” ayeti hakkında, alıntılayan “tefsir”den daha fazlasını yapmışken, bu ayeti alıntılamıyor diye Risale’yi eksik bulmak insafsızlık değil mi?[/COLOR] [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=darkred][SIZE=4]Misali biraz daha derinleştirelim: “Oku…” diyen ayeti, ayetin “oku” demesince “okumak” nasılmış bir bakalım. Yine, Birinci Söz’den alıntı yapıyorum: “….o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi [I]fekul nadrib biasâke’lhacer[/I] emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı [I]yâ narü küni berden ve selâma[/I] âyetini okuyorlar.”[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [B][COLOR=darkred][SIZE=4][FONT=Comic Sans MS]Dikkat: Alıntıyı yaparken, ayetlerin aslını konduğu yere kasten meal yazmadım. Çünkü buraya ayet diye meal koyarsam, doku uyuşmazlığıyla ifadelerin diri akışı kesmiş olurum. Ayeti takdim eden/alıntılayan cümlenin tüm kelimeleri ayetin mealine dair ipucu verirken, mealin manayı daraltıcı etkisinden de kaçınıyor. Kurulan cümleler bizi mealin dillendirdiğinden de yoksun bırakmıyor; ayetin anlam nehrinin aktığı yatağın yönüne de işaret ediyor.[COLOR=red]**[/COLOR][/FONT][/SIZE][/COLOR][/B] [FONT=arial][B][COLOR=darkred][SIZE=4][FONT=Comic Sans MS]Okumanı Rabbini yaratan bilerek yap diyor ya ilk ayet… O ipek gibi yumuşak damarları ve kökleri böyle yaratmayı tercih eden Rabbinin adıyla “oku” ki, her birinin “bismillah” dediğini işitesin. İnce, nazenin yaprakları yaz boyu güneş karşısında yanmadan var eden, her birini tazecik güller eyleyen Rabbinin böyle yaratması üzerinden “oku” ki, varlığın ağzına koyasın “bismillah”ı… [/FONT][/SIZE][/COLOR][/B][/FONT] [B][COLOR=purple][SIZE=4][FONT=Comic Sans MS]“Bismillahirrahmanirrahîm” ayetine alıntılayarak değil de, alınarak yaklaştığımızda, fekulnadrib biasâke’lhacer ve yâ nâru künü berden ve selâma ayetlerinin elinde yoğrulurken buluyoruz aklımızı. Bu yeni ayetlerle tanıştığımızda ayetten söz ederken bulmuyoruz kendimizi; sözümüz ayetten oluyor, özümüz ayete temas ediyor. [/FONT][/SIZE][/COLOR][/B] [FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4][FONT=Comic Sans MS]Birinci Söz[/FONT][FONT=Comic Sans MS] misali burada bitti. Misali verme gerekçemi tekrar hatırlatıyorum. Risale-i Nur, tefsirlerin yöntemiyle yaklaşsaydı, her ayetten söz etmediği için “tamamlanmamış” bir tefsir diye nitelenebilirdi. Oysa Risale-i Nur, muhterem Fırıncı ağabeyin formüle etmesiyle, “tefsir değil iksir”dir; vahiyle ilişkisi “tam”dır, tamamlanmıştır. Sorun, Risale’nin vahiyle ilişkisinin, “tam anlanmış” olmamasıdır. [COLOR=red]Sorun, Risale’yi Risale okumak için değil, Kur’ân okumak için okuduğumuzu unutmaktır.[/COLOR][/FONT] [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Tüm bunları bir yana koyalım. Hakikat Çekirdekleri’nden bir alıntı yapalım. Risale-i Nur’u önceden bir çekirdek olarak kalbinin tarlasına eken Said Nursî aşağıdaki sözünü unutmuş olabilir mi? Şimdi elimizde binlerce sümbüllü başaklar olarak duran Risale’nin tarlaya ekilme biçimini ele veriyor bu cümle: [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]“Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay [ağzındaki kusmuğu] verir.” [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Demek ki, [I]irşad[/I], hakikatle ilişkimizi kuş-yavru ilişkisinden koyun-kuzu ilişkisine yükseltmekle başarılabilir. Koyun ile kuzusu arasındaki ilişki “süt” üzerinden yürür. Kuş ile yavrusu arasındaki ilişki, “ kay/kusmuk” üzerinden yürür. Kuşun ağzında “alıntılar” vardır; hangi yaprağı hangi ağaçtan [I]iktibas[/I] ettiğini görmek hiç de zor değildir. Ancak, kuş bütün ormanı gezse, her ağacın her yaprağını “alıntılasa” da, yavrusuna “süt” vermez. Daha çok “iktibas” yapması, ağzındakini süt yapmaya yetmez. Çünkü “süt” ile “kay” arasındaki fark nicel değil niteldir. Önemli olan ilişki biçimini, besleme tarzını değiştirmektir. [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4]Koyun kuzusuna “süt” verir. Sindirdiği, apayrı bir tada dönüştürdüğü, kendi tecrübesinden geçirerek yeniden ürettiği, yeni olarak ortaya koyduğu, sıcak ve taze bir “ilişki” sunar. Evet, “ilişki” sunar; sadece süt değil. Kuzunun süt emmesi “annesiyle” sıcak ve güncel bir ilişki anlamına gelir. Sütün içinde ormanı hatırlatan bir “alıntı” görülmez; ne yaprak rengi vardır ne çiçek şekli… Ama süt veren, ormandan söz etmekten fazlasını yapar, ormanı sözü eyler, sözünü ormandan inşa eder. Koyun ormanın bir bölümünden beslenmiş olsa bile, ormanının bütününe dair “tat” verir kuzusuna, kuzusunu ormanın tadına çağırır.[/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=green]Kur’ân’dan beslenen ve bizi koyunun kuzusunu beslemesi gibi Kur’ân’la besleyen Risale-i Nur, Kur’ân’dan yaptığı alıntıların miktarıyla değerlendirilemez. Risale’nin bize verdiği “süt”te Kur’ân’ın bir bölümü olsa bile tamamının tadı vardır. Risale’yi tam anlamayınca, Kur’ân’ın tamamına ulaştığı fark edilmez. Bu durum ise, Risale’yi değil, Kur’ân’ı tam anlamamayı doğurur. [/COLOR][/SIZE][/B][/FONT][/FONT] [COLOR=green] [/COLOR] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][COLOR=purple][SIZE=4][COLOR=green]Sözün özü: Risale’yi kendi dünyamızda [I]tamamlamak[/I] için Risale’yi [I]tam anlamak[/I] gerekiyor vesselâm…[/COLOR] [/SIZE][/COLOR][/B][/FONT][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]** Risale-i Nur[FONT=arial][FONT=Comic Sans MS]’un vahiyle kurduğu “bağ” dıştan değil, tasvirinde zorlandığım “iç/ten” bir bağ. “İçeriden” bir kavrayış. Vahyin anlam alanını-kaçınılmaz olarak- daraltan meal üzerinden değil, anlamın aktığı yatakta yıkanmış ve yaşanmış/yaşanabilir bir ifadelerle “bağ”lanıyoruz vahye:[/FONT] [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]Misal: [/COLOR][/SIZE][/B][/FONT][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]“Öyleyse, o Mahbûb-u Ezelî’nin kendi Habîbine söylettirdiği şu ferman-ı ezelîyi dinle, ittibâ et: [[I]Yirmi Dördüncü Söz[/I]’den][/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]Âl-i İmran’ın 31. ayetini bu cümleyle takdim ediyor Said Nursî. Meali şöyle: [I]“Söyle ki [ey Habibim], Allah’a muhabbetiniz varsa, bana tâbi olun ki Allah da size muhabbet etsin.”[/I] [/COLOR][/SIZE][/B][/FONT][/FONT] [FONT=arial][FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]Ayetin anlam eşiğine bizi incelikle ve ustalıkla taşıyan bir-iki sayfalık “muhabbet bahsi” bir tarafa, bahsin bu son cümlesinin her kelimesi, aklımızı anlamın yörüngesine oturtuyor:[/COLOR][/SIZE][/B][/FONT][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]Söyle ki: “Söylettirdiği”[/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]Allah’a muhabbetiniz var...: “Mahbub-u Ezelî” [Allah’a muhabbet eden O’nu Mahbub-u Ezelî olarak bulur.] [/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]…ise: “Öyleyse”[/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]bana: “Habîbine” [/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][B][SIZE=4][COLOR=red]tâbi olun: “dinle, ittiba e[t]” (Ayette, “hemen ittiba et” anlamını besleyen “fe” ibaresi bile ‘dinle[r dinlemez] ittiba et’ diye cümleye taşınıyor.)[/COLOR][/SIZE][/B][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=red][B]ta ki Allah da size muhabbet etsin: “Habîb” [O size muhabbet ederse, siz Habib/sevilen olursun.][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Risâle-i Nur, tamamlanmamış bir tefsir midir? - Senai DEMİRCİ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst