Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risale-i Nur'da Bahsi Geçen Tarihi Hakikatler - Cibali Baba Kıssası
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 130840" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><u><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: Blue">Cibâli (Cebe Ali) Baba kıssası</span></span></span></strong></u></p><p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><img src="http://www.yeniasya.com.tr/2009/05/29/resim/ltf.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></span> </p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Risâle–i Nur'dan bir iktibas: </span></span></span></p> <p style="text-align: center"></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhûr ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl–i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl (akıllı) görünürken, meczupturlar. ...Meczup olduklarından, mânen "mübarek mecnun" hükmünde oluyorlar. </span></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">( Mektubat, 26. Mektup, 9. Mesele, s. 328.) </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">İstanbul'un fethi, bir meczup veliye takıldı </span></span></span></strong></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Henüz 21 yaşında iken Osmanlı tahtına geçen ve en büyük ideali İstanbul'u fethetmek olan Sultan II. Mehmet, son kuşatma hazırlıkları esnasında şunu ahdetmişti: <strong>"Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni!" </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Fetihten önceki son kuşatma harekâtına 1453'ün Nisan ayı başlarında başlandı. Kırk gün müddetle, gerekli her türlü hazırlık yapıldı, her türlü tedbir alındı. Havadan (havan topuyla), karadan, denizden (Marmara'dan, Haliç'ten) ve hatta tünellerin açıldığı sur altından yapılacak her türlü hurûç, hücûm ve taarruz harekâtı tasarlanıp plânlandı; plânlar yürürlüğe kondu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Son olarak Bizans imparatoruna yapılan <strong>"şehrin kansız teslim edilmesi"</strong> teklifine red cevabı verilince de, kuşatma çemberi daraltılarak dört koldan hücûm ile umumî taarruz harekâtı başlatılmış oldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Taarruz günlerce, haftalarca devam ettiği halde, şehir bir türlü düşmüyor, İstanbul teslim alınamıyordu. Atılan top gülleleri adeta tesirsiz kalıyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Bu vaziyet, Sultan Mehmed'i ziyadesiyle düşündürdü. Olup bitenleri sebepler, tedbirler zaviyesinden bakarak, tahlil üstüne tahliller yaptı. Ancak, yine de ortada bir maddî engel, bir tedbirsizlik, bir planlama eksikliği göremedi. Öngörülen bütün tedbirler tamam ve herşey yolunda görünüyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><strong>Peki, o halde şehir neden düşmüyor, feth–i mübin niçin tahakkuk etmiyordu? </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Sultan Mehmed, bu kez işin mânevî boyutunu düşündü. Acaba, hadisenin mânevî tarafından bir eksiklik, bir yanlışlık, yahut bir tedbirsizlik mi var diye, bu konuyu gidip hocası Akşemseddin Hazretlerine danıştı: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><strong>"Muhterem hocam, siz de bir bakıverin. Ben üzerime düşen herşeyi yaptım. Bizans'ı almak için, maddî âlemde, yani sebepler tahtında lâzım olan tedbirlerin hepsini aldım. Bu cihetten bir mâni görünmüyor. Düşündüm ki, kutlu fethin önünde acaba bir mânevî engel mi var? Böyle bir mâni varse eğer, bunu görmek ve üstesinden gelmek elbet sizin işiniz hocam. Hele bir bakıver de, o cânipte acep neler görürsünüz." </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Kalp gözü açık ve mânevî kemâlât sahibi Akşemseddin Hazretleri, talebesi olan genç padişahın sözlerini dinledikten sonra, o da ortada fethin önünde bir <strong>"mânevî düğüm"</strong>ün olabileceğine kanaat getirerek muhavereye daldı. O mânevî muhavere esnasında baktı ki, ne görsün... </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Meğerse, Bizans tarafında bulunan bir meczup veli, sur içine doğru atılan koca top mermilerini bile <strong>"Aman gâvurcuklarıma birşey olmasın"</strong> diyerek, kerâmetinin kuvvetiyle tutup tesirsiz hâle getiriyor. Dolayısıyla da, şehrin düşmesini, Bizans'ın teslim olmasını ve müjdelenmiş olan o feth-i mübînin tahakkuk etmesini mânen engellemiş oluyor. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Durumun bu merkezde olduğunu keşfeden Akşemseddin, işe evvelâ kendi nefsinden başlıyor. Ciddî bir riyazete girerek, seyr-i sülûk-i ruhani ile nefsini terbiye etmeye koyuluyor. <strong>Mânevî terakki merdivenlerinde o meczup veliye yetiştiğine, hatta onu geçtiğine kanaat getirdikten sonra ise, ellerini dergâh-ı İlâhiye açarak şu niyazda bulunuyor:</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"> <strong>"Yâ İlâhî ve yâ Rabbî! Müjde-i Peygamberî'de (asm) yer alan şu feth-i mübin için lâzım gelen herşey yapıldı. Ortada aşılamayacak hiçbir mâni kalmadı; bir tek şu 'mübarek mecnun'dan başka... O da bilmeyerek şu mukaddes fethin önüne set çekiyor, engellemeye çalışıyor. İlâhî, bu vaziyetin devamına artık tahammülüm kalmadı. Teessürüm, elemim nihayetsizdir. Yâ Rab! Ya beni bu azaptan kurtararak canımı al, ya da o mecnun veli kulunun canını al ki, feth-i mübin müyesser ola."</strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Şu hâlis ve tesirli duâ âcilen kabul edilmiş olmalı ki, Haliç tarafından sur içine doğru atılan bir top güllesi—rivâyete göre—o mecnun veliye isabet etmiş ve hemen oracıkta teslim-i ruh eylemiş. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Rivâyetler muhtelif olmakla birlikte, en kuvvetli nakillere göre, o meczup velinin ismi <strong>"Cebe Ali"</strong>den bozma <strong>"Cibâli Baba"</strong>dır. Risâle-i Nur'da da bahsi geçen Cibâli Babanın kıssası, kısaca yukarıda anlatıldığı gibidir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">İşte bu Cibâli Baba, uzun süreden beri Bizans İstanbulu'nun Müslüman mahallesinde ikamet etmektedir. Asıl ismi Cebe Ali Hazretleridir. Üstüne giymiş olduğu elbisenin bir sürü cebi vardır. Bu ceplerini şeker doldurur, mahalle aralarında dolaşır ve bu şekerlerden Rum çocuklarına ikram ederek onları peşinden koştururmuş. Mürürû-u zamanla <strong>"Cibâli"</strong>ye dönüşen Cep Ali, yahut Cebe Ali lâkabı işte buradan gelmektedir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Cibâli Baba, aynı zamanda ermiş ve kerâmet sahibi olmuş bir kişidir. Zaman içinde çocuklar gibi Rum ahalisi de onu sevmiş, benimsemiştir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Karşılıklı olarak yaşanan bu sevgi ve kaynaşma, kuşatma ve harp esnasında da devam etmiştir. Sur dışından atılan ve gök gürlemesi gibi ses çıkaran top güllesinden korkan çocuklar ve bir kısım Rum halkı, çareyi Cibâli Babaya sığınmakta bulmuşlardır. Onun etrafından toplanmışlar ve kendilerine himmet etmelerini istemişlerdir. Çünkü, onun ermiş bir mü'min olduğuna inanmışlardır. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Rivâyet bu ya, Cibâli Baba da, aşırı şefkat ve merhametinden etrafına üşüşen Rum halkı ile çocuklarını himaye etmiş ve "<strong>Aman gâvurcuklarım zarar görmesin"</strong> diyerek, atılan top mermilerini havada yakalayıp onları tesirsiz kılma kerâmetini göstermiş. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Ne derece doğrudur bilinmez; ancak, Cibâli Babanın top mermilerini havada tutup denize attığı bile rivâyet ediliyor. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Şöyle, ya da böyle; ortada son derece acip ve garip bir hadisenin yaşandığı muhakkak. Bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber'in müjdesine konu olan İstanbul'un fethi için vargücüyle çalıştıkları halde, bir mecnun veli şahsiyet çıkmış ve bu kudsî dâvânın tam aksi yönünde şaşırtıcı bir gayret ve faaliyet sergilemiştir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray">Bu tarihî vakıaya bir eserinde (Mektûbât) atıfta bulunan Bediüzzaman Hazretleri, tarih seyri içinde ve bilhassa zamanımızda var olan, benzer ve hatta beter faaliyetlerde bulunan Cibâli Babaların mârifetine dikkat çekmektedir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><strong><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkRed"><u>NOT:</u> Bazı kaynaklarda İstanbul'un fethine iştirak eden bir başka Cibâli Babadan daha söz edilmektedir. Evliya Çelebi'nin bahsettiği bu şahıs, "Bursa sübaşısı" olup, ismi yukarıda kıssasını hülâsa ettiğimiz meşhûr Cibâli Baba ile yer yer karıştırılmaktadır. Oysa, bunlar birbirinden farklı şahsiyetlerdir. </span></span></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span></span></p><p><u><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">M. Latif SALİHOĞLU</span></span></strong></span></u></p><p><u><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">29.05.2009</span></span></strong></span></u></p><p><u><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-size: 10px">Elif-Yeniasya</span></strong></span> </span></span></span></u></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 130840, member: 27"] [CENTER][U][B][FONT=Century Gothic][SIZE=5][COLOR=Blue]Cibâli (Cebe Ali) Baba kıssası[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/CENTER] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray][IMG]http://www.yeniasya.com.tr/2009/05/29/resim/ltf.jpg[/IMG][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/CENTER] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Risâle–i Nur'dan bir iktibas: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhûr ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl–i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl (akıllı) görünürken, meczupturlar. ...Meczup olduklarından, mânen "mübarek mecnun" hükmünde oluyorlar. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]( Mektubat, 26. Mektup, 9. Mesele, s. 328.) [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]İstanbul'un fethi, bir meczup veliye takıldı [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Henüz 21 yaşında iken Osmanlı tahtına geçen ve en büyük ideali İstanbul'u fethetmek olan Sultan II. Mehmet, son kuşatma hazırlıkları esnasında şunu ahdetmişti: [B]"Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni!" [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Fetihten önceki son kuşatma harekâtına 1453'ün Nisan ayı başlarında başlandı. Kırk gün müddetle, gerekli her türlü hazırlık yapıldı, her türlü tedbir alındı. Havadan (havan topuyla), karadan, denizden (Marmara'dan, Haliç'ten) ve hatta tünellerin açıldığı sur altından yapılacak her türlü hurûç, hücûm ve taarruz harekâtı tasarlanıp plânlandı; plânlar yürürlüğe kondu. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Son olarak Bizans imparatoruna yapılan [B]"şehrin kansız teslim edilmesi"[/B] teklifine red cevabı verilince de, kuşatma çemberi daraltılarak dört koldan hücûm ile umumî taarruz harekâtı başlatılmış oldu. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Taarruz günlerce, haftalarca devam ettiği halde, şehir bir türlü düşmüyor, İstanbul teslim alınamıyordu. Atılan top gülleleri adeta tesirsiz kalıyordu. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Bu vaziyet, Sultan Mehmed'i ziyadesiyle düşündürdü. Olup bitenleri sebepler, tedbirler zaviyesinden bakarak, tahlil üstüne tahliller yaptı. Ancak, yine de ortada bir maddî engel, bir tedbirsizlik, bir planlama eksikliği göremedi. Öngörülen bütün tedbirler tamam ve herşey yolunda görünüyordu. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray][B]Peki, o halde şehir neden düşmüyor, feth–i mübin niçin tahakkuk etmiyordu? [/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Sultan Mehmed, bu kez işin mânevî boyutunu düşündü. Acaba, hadisenin mânevî tarafından bir eksiklik, bir yanlışlık, yahut bir tedbirsizlik mi var diye, bu konuyu gidip hocası Akşemseddin Hazretlerine danıştı: [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray][B]"Muhterem hocam, siz de bir bakıverin. Ben üzerime düşen herşeyi yaptım. Bizans'ı almak için, maddî âlemde, yani sebepler tahtında lâzım olan tedbirlerin hepsini aldım. Bu cihetten bir mâni görünmüyor. Düşündüm ki, kutlu fethin önünde acaba bir mânevî engel mi var? Böyle bir mâni varse eğer, bunu görmek ve üstesinden gelmek elbet sizin işiniz hocam. Hele bir bakıver de, o cânipte acep neler görürsünüz." [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Kalp gözü açık ve mânevî kemâlât sahibi Akşemseddin Hazretleri, talebesi olan genç padişahın sözlerini dinledikten sonra, o da ortada fethin önünde bir [B]"mânevî düğüm"[/B]ün olabileceğine kanaat getirerek muhavereye daldı. O mânevî muhavere esnasında baktı ki, ne görsün... [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Meğerse, Bizans tarafında bulunan bir meczup veli, sur içine doğru atılan koca top mermilerini bile [B]"Aman gâvurcuklarıma birşey olmasın"[/B] diyerek, kerâmetinin kuvvetiyle tutup tesirsiz hâle getiriyor. Dolayısıyla da, şehrin düşmesini, Bizans'ın teslim olmasını ve müjdelenmiş olan o feth-i mübînin tahakkuk etmesini mânen engellemiş oluyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Durumun bu merkezde olduğunu keşfeden Akşemseddin, işe evvelâ kendi nefsinden başlıyor. Ciddî bir riyazete girerek, seyr-i sülûk-i ruhani ile nefsini terbiye etmeye koyuluyor. [B]Mânevî terakki merdivenlerinde o meczup veliye yetiştiğine, hatta onu geçtiğine kanaat getirdikten sonra ise, ellerini dergâh-ı İlâhiye açarak şu niyazda bulunuyor:[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray] [B]"Yâ İlâhî ve yâ Rabbî! Müjde-i Peygamberî'de (asm) yer alan şu feth-i mübin için lâzım gelen herşey yapıldı. Ortada aşılamayacak hiçbir mâni kalmadı; bir tek şu 'mübarek mecnun'dan başka... O da bilmeyerek şu mukaddes fethin önüne set çekiyor, engellemeye çalışıyor. İlâhî, bu vaziyetin devamına artık tahammülüm kalmadı. Teessürüm, elemim nihayetsizdir. Yâ Rab! Ya beni bu azaptan kurtararak canımı al, ya da o mecnun veli kulunun canını al ki, feth-i mübin müyesser ola."[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Şu hâlis ve tesirli duâ âcilen kabul edilmiş olmalı ki, Haliç tarafından sur içine doğru atılan bir top güllesi—rivâyete göre—o mecnun veliye isabet etmiş ve hemen oracıkta teslim-i ruh eylemiş. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Rivâyetler muhtelif olmakla birlikte, en kuvvetli nakillere göre, o meczup velinin ismi [B]"Cebe Ali"[/B]den bozma [B]"Cibâli Baba"[/B]dır. Risâle-i Nur'da da bahsi geçen Cibâli Babanın kıssası, kısaca yukarıda anlatıldığı gibidir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]İşte bu Cibâli Baba, uzun süreden beri Bizans İstanbulu'nun Müslüman mahallesinde ikamet etmektedir. Asıl ismi Cebe Ali Hazretleridir. Üstüne giymiş olduğu elbisenin bir sürü cebi vardır. Bu ceplerini şeker doldurur, mahalle aralarında dolaşır ve bu şekerlerden Rum çocuklarına ikram ederek onları peşinden koştururmuş. Mürürû-u zamanla [B]"Cibâli"[/B]ye dönüşen Cep Ali, yahut Cebe Ali lâkabı işte buradan gelmektedir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Cibâli Baba, aynı zamanda ermiş ve kerâmet sahibi olmuş bir kişidir. Zaman içinde çocuklar gibi Rum ahalisi de onu sevmiş, benimsemiştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Karşılıklı olarak yaşanan bu sevgi ve kaynaşma, kuşatma ve harp esnasında da devam etmiştir. Sur dışından atılan ve gök gürlemesi gibi ses çıkaran top güllesinden korkan çocuklar ve bir kısım Rum halkı, çareyi Cibâli Babaya sığınmakta bulmuşlardır. Onun etrafından toplanmışlar ve kendilerine himmet etmelerini istemişlerdir. Çünkü, onun ermiş bir mü'min olduğuna inanmışlardır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Rivâyet bu ya, Cibâli Baba da, aşırı şefkat ve merhametinden etrafına üşüşen Rum halkı ile çocuklarını himaye etmiş ve "[B]Aman gâvurcuklarım zarar görmesin"[/B] diyerek, atılan top mermilerini havada yakalayıp onları tesirsiz kılma kerâmetini göstermiş. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Ne derece doğrudur bilinmez; ancak, Cibâli Babanın top mermilerini havada tutup denize attığı bile rivâyet ediliyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Şöyle, ya da böyle; ortada son derece acip ve garip bir hadisenin yaşandığı muhakkak. Bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber'in müjdesine konu olan İstanbul'un fethi için vargücüyle çalıştıkları halde, bir mecnun veli şahsiyet çıkmış ve bu kudsî dâvânın tam aksi yönünde şaşırtıcı bir gayret ve faaliyet sergilemiştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray]Bu tarihî vakıaya bir eserinde (Mektûbât) atıfta bulunan Bediüzzaman Hazretleri, tarih seyri içinde ve bilhassa zamanımızda var olan, benzer ve hatta beter faaliyetlerde bulunan Cibâli Babaların mârifetine dikkat çekmektedir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray][B][SIZE=2][COLOR=DarkRed][U]NOT:[/U] Bazı kaynaklarda İstanbul'un fethine iştirak eden bir başka Cibâli Babadan daha söz edilmektedir. Evliya Çelebi'nin bahsettiği bu şahıs, "Bursa sübaşısı" olup, ismi yukarıda kıssasını hülâsa ettiğimiz meşhûr Cibâli Baba ile yer yer karıştırılmaktadır. Oysa, bunlar birbirinden farklı şahsiyetlerdir. [/COLOR][/SIZE][/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [U][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]M. Latif SALİHOĞLU[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]29.05.2009[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkSlateGray][COLOR=DarkGreen][B][SIZE=2]Elif-Yeniasya[/SIZE][/B][/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/U] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risale-i Nur'da Bahsi Geçen Tarihi Hakikatler - Cibali Baba Kıssası
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst