Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
risale-i Nurda Basiret kavramı nasıl
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="memluk" data-source="post: 169613" data-attributes="member: 9260"><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'un müteaddid yerlerinde basiretten bahs etmiştir .</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Onbirinci Suret: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Gel, ey muannid arkadaş! Bir tayyareye, ya şarka veya garba yani mazi ve müstakbele giden bir şimendifere binelim. Şu mu’cizekâr zâtın, sair yerlerde ne çeşit mu’cizeler gösterdiğini görelim.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> İşte bak, gördüğümüz menzil ve meydan ve meşher gibi acaibler, her tarafta bulunuyor. Lâkin san’atça, suretçe birbirinden ayrıdırlar.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Fakat buna iyi dikkat et ki: O sebatsız menzillerde, o devamsız meydanlarda, o bekasız meşherlerde; ne kadar bahir bir hikmetin intizamatı, ne derece zahir bir inayetin işaratı, ne mertebe âlî bir adaletin emaratı, ne derece vâsi’ bir merhametin semeratı görünüyor.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><strong> Basiretsiz</strong> olmayan herkes yakînen anlar ki: Onun hikmetinden daha ekmel bir hikmet ve inayetinden daha ecmel bir inayet ve merhametinden daha eşmel bir merhamet ve adaletinden daha ecell bir adalet olamaz ve tasavvur edilemez.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> (Sözler 10.söz)</span></span></p><p> </p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Hem hiç mümkün müdür ki, bir ağaca taktığı neticeler, meyveler miktarınca herbir zîhayata, belki lisan gibi herbir uzvuna, belki herbir masnua o derece hikmetleri, maslahatları takmakla kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu isbat edip göstersin, sonra bütün hikmetlerin en büyüğü ve bütün maslahatların en mühimmi ve bütün neticelerin en elzemi ve hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet eden ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, maslahatların menbaı ve gayesi olan beka ve likayı ve saadet-i ebediyeyi vermeyip terkederek, bütün işlerini abesiyet-i mutlaka derekesine düşürsün ve kendini o zâta benzetsin ki; öyle bir saray yapar, herbir taşında binlerce nakışlar, herbir tarafında binler zînetler ve herbir menzilinde binler kıymetdar âlât ve levazımat-ı beytiye bulundursun da sonra ona dam yapmasın, her şey çürüsün, beyhude bozulsun. Hâşâ ve kellâ!. Hayr-ı Mutlak’tan hayır gelir, Cemil-i Mutlak’tan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlak’tan abes bir şey gelmez.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Evet her kim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı ibtilâ, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, âlemler görecek. Suretçe, keyfiyetçe birbirinden ayrı oldukları halde; intizamca, acaibce, Sâni’in kudret ve hikmetini göstermekçe birbirine benzer. Hem görecek ki; o sebatsız menzillerde, o devamsız meydanlarda, o bekasız meşherlerde o kadar bahir bir hikmetin intizamatını, o derece zahir bir inayetin işaratını, o mertebe kahir bir adaletin emaratını, o derece vâsi bir merhametin semeratını görecek.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> <strong>Basiretsiz</strong> olmamak şartıyla yakînen bilecek ki: O hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz ve o âsârı görünen inayetten daha ecmel bir inayet kabil değil ve o emaratı görünen adaletten daha ecell bir adalet yoktur ve o semeratı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilmez.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> (Sözler 10.söz)</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> 29 - Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> (hutbe-i şamiye)</span></span></p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Üçüncü kısım ise: Nur gibidir; görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyle ise sen, kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle; belki kendi kendine gelir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Çünki nur; el ile tutulmaz, parmaklar ile avlanmaz, belki o nur ancak <strong>basiret </strong>nuruyla avlanır. Eğer harîs ve maddî elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Çünki öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda da giremez, kesifi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">(Lemalar 17 lema)</span></span></p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Hülâsa: Madem ki Kur’an, bütün zamanlardaki bütün insanlara nâzil olmuştur, şu şübhe addettikleri umûr-u selâse, Kur’ana nakîse değil, Kur’anın yüksek i’cazına delillerdir. Evet Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı talim eden Cenab-ı Hakk’a kasem ederim ki; o Beşîr ve Nezîr’in (A.S.M.) basar u basireti, hakikatı hayalden tefrik edememekten münezzehtir, celildir, celîdir veya insanları kandırarak mağlatalara düşürtmekten, meslek-i âlîleri ganidir, âlîdir, temizdir, tahirdir</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">.( işaratül icaz)</span></span></p><p> </p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Umum kardeşlerime birer birer selâm ediyorum.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Feyzi kardeşim!</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Sen, Isparta Vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede -Allah rahmet eylesin- mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zât, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur’un elli-altmış şakirdleri içinde celbkârane sohbet ettiği halde, yalnız bir tek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. Mütebâkisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur’un yüksek, kıymetdar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">O şakirdlerin gayet keskin kalb basireti şöyle bir hakikatı anlamış ki: Risale-i Nur’la hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mü’mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır. Çünki iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü’mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi temin eder. Velayet ise, mü’minin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablı bir hizmettir. ( Kastamonu lahikası)</span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Geliniz! Bu iki kardeşin vaziyetlerini müvazene edelim. Tâ, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık, nasıl fenalık getirir; görelim, bilelim.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır; titriyor ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnakdar bir bahçeye davet edilir. Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor ve şu bahtiyar ise leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garib şeyleri seyr ü temaşa ediyor.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black"></span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Hem o bedbaht, vahşet ve me’yusiyet ve kimsesizlik içinde azab çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümid ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Hem o bedbaht, kendini vahşi canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu Mihmandar-ı Kerim’in acib hizmetkârları ile ünsiyet edip eğleniyor. Hem o bedbaht zahiren leziz, manen zehirli yemişleri yemekle azabını ta’cil ediyor. Zira o meyveler, nümunelerdir.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Tatmaya izin var, tâ asıllarına talib olup müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Ve şu bahtiyar ise tadar, işi anlar. Yemesini te’hir eder ve intizar ile telezzüz eder. Hem o bedbaht, kendi kendine zulmetmiş.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">Gündüz gibi güzel bir hakikatı ve parlak bir vaziyeti, <strong>basiretsizliği </strong>ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvaya hakkı vardır.</span></span></p><p> <span style="font-size: 12px"><span style="color: black">( Küçük sözler)</span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanların öyle eblehleri vardır ki, şeffaf bir zerrede şemsin timsalini veya bir çiçeğin renginde şemsin tecellisini görse; şemsin o timsal ve tecellisinden, hakikî şemsin bütün levazımatını, hattâ âleme merkez olmasını ve seyyarata olan cezbini taleb edip isterler. Maahaza, o zerrede veya o çiçekte gördüğü timsal ve tecellinin bir ârızadan dolayı kayboldukları zaman, basar ve <strong>basiretinin körlüğü</strong> dolayısıyla hakikî şemsin inkârına zehab ederler. Ve keza o eblehler tecelli ile husule gelen vücud-u zıllîyi, vücud-u hakikî ve aslîden fark edemezler, birbiriyle iltibas ederler. Bunun için, bir şeyde şemsin timsalini, gölgesini gördükleri zaman; şemsin hararetini, ziyasını ve sair hususiyatını da istemeye başlarlar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> ( Mesnevi-i Nuriye)</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">İ’lem Eyyühel-Aziz!</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Basar masnuatı görüp de, basiret Sâni’i görmezse çok garib ve pek çirkin düşer.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Çünki o halde Sâni’in manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan mes’eleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlan’dır. Ve illâ Sâni’in inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">.(Mesnevi-i Nuriye)</span></span></p><p> </p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> İ’lem Eyyühel-Aziz!</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Âlemde tesadüf yoktur.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"> Evet bilhâssa bahar mevsiminde, küre-i arz bahçesinde, bütün ağaçların dallarında çiçeklerin yapraklarında, mezruatın sünbüllerinde hikmet bülbülleri, hikmet âyetlerini tanaggum ve terennüm ile inşad ettikleri iman kulağıyla, basiret gözüyle dinlenilirse, tesadüf şeytanları bile kabul ile hayran olurlar</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: black">.MESNEVİ-İ NURİYE</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="memluk, post: 169613, member: 9260"] [SIZE=3][COLOR=black]Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'un müteaddid yerlerinde basiretten bahs etmiştir .[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Onbirinci Suret: [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]Gel, ey muannid arkadaş! Bir tayyareye, ya şarka veya garba yani mazi ve müstakbele giden bir şimendifere binelim. Şu mu’cizekâr zâtın, sair yerlerde ne çeşit mu’cizeler gösterdiğini görelim.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] İşte bak, gördüğümüz menzil ve meydan ve meşher gibi acaibler, her tarafta bulunuyor. Lâkin san’atça, suretçe birbirinden ayrıdırlar.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Fakat buna iyi dikkat et ki: O sebatsız menzillerde, o devamsız meydanlarda, o bekasız meşherlerde; ne kadar bahir bir hikmetin intizamatı, ne derece zahir bir inayetin işaratı, ne mertebe âlî bir adaletin emaratı, ne derece vâsi’ bir merhametin semeratı görünüyor.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][B] Basiretsiz[/B] olmayan herkes yakînen anlar ki: Onun hikmetinden daha ekmel bir hikmet ve inayetinden daha ecmel bir inayet ve merhametinden daha eşmel bir merhamet ve adaletinden daha ecell bir adalet olamaz ve tasavvur edilemez.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] (Sözler 10.söz)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]Hem hiç mümkün müdür ki, bir ağaca taktığı neticeler, meyveler miktarınca herbir zîhayata, belki lisan gibi herbir uzvuna, belki herbir masnua o derece hikmetleri, maslahatları takmakla kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu isbat edip göstersin, sonra bütün hikmetlerin en büyüğü ve bütün maslahatların en mühimmi ve bütün neticelerin en elzemi ve hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet eden ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, maslahatların menbaı ve gayesi olan beka ve likayı ve saadet-i ebediyeyi vermeyip terkederek, bütün işlerini abesiyet-i mutlaka derekesine düşürsün ve kendini o zâta benzetsin ki; öyle bir saray yapar, herbir taşında binlerce nakışlar, herbir tarafında binler zînetler ve herbir menzilinde binler kıymetdar âlât ve levazımat-ı beytiye bulundursun da sonra ona dam yapmasın, her şey çürüsün, beyhude bozulsun. Hâşâ ve kellâ!. Hayr-ı Mutlak’tan hayır gelir, Cemil-i Mutlak’tan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlak’tan abes bir şey gelmez.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Evet her kim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı ibtilâ, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, âlemler görecek. Suretçe, keyfiyetçe birbirinden ayrı oldukları halde; intizamca, acaibce, Sâni’in kudret ve hikmetini göstermekçe birbirine benzer. Hem görecek ki; o sebatsız menzillerde, o devamsız meydanlarda, o bekasız meşherlerde o kadar bahir bir hikmetin intizamatını, o derece zahir bir inayetin işaratını, o mertebe kahir bir adaletin emaratını, o derece vâsi bir merhametin semeratını görecek.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] [B]Basiretsiz[/B] olmamak şartıyla yakînen bilecek ki: O hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz ve o âsârı görünen inayetten daha ecmel bir inayet kabil değil ve o emaratı görünen adaletten daha ecell bir adalet yoktur ve o semeratı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilmez.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] (Sözler 10.söz)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] 29 - Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa,[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] (hutbe-i şamiye)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Üçüncü kısım ise: Nur gibidir; görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyle ise sen, kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle; belki kendi kendine gelir.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Çünki nur; el ile tutulmaz, parmaklar ile avlanmaz, belki o nur ancak [B]basiret [/B]nuruyla avlanır. Eğer harîs ve maddî elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]Çünki öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda da giremez, kesifi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black](Lemalar 17 lema)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Hülâsa: Madem ki Kur’an, bütün zamanlardaki bütün insanlara nâzil olmuştur, şu şübhe addettikleri umûr-u selâse, Kur’ana nakîse değil, Kur’anın yüksek i’cazına delillerdir. Evet Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı talim eden Cenab-ı Hakk’a kasem ederim ki; o Beşîr ve Nezîr’in (A.S.M.) basar u basireti, hakikatı hayalden tefrik edememekten münezzehtir, celildir, celîdir veya insanları kandırarak mağlatalara düşürtmekten, meslek-i âlîleri ganidir, âlîdir, temizdir, tahirdir[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black].( işaratül icaz)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]Umum kardeşlerime birer birer selâm ediyorum.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Feyzi kardeşim! Sen, Isparta Vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede -Allah rahmet eylesin- mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zât, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur’un elli-altmış şakirdleri içinde celbkârane sohbet ettiği halde, yalnız bir tek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. Mütebâkisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur’un yüksek, kıymetdar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu. O şakirdlerin gayet keskin kalb basireti şöyle bir hakikatı anlamış ki: Risale-i Nur’la hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mü’mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır. Çünki iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü’mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi temin eder. Velayet ise, mü’minin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablı bir hizmettir. ( Kastamonu lahikası)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Geliniz! Bu iki kardeşin vaziyetlerini müvazene edelim. Tâ, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık, nasıl fenalık getirir; görelim, bilelim.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır; titriyor ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnakdar bir bahçeye davet edilir. Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor ve şu bahtiyar ise leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garib şeyleri seyr ü temaşa ediyor. Hem o bedbaht, vahşet ve me’yusiyet ve kimsesizlik içinde azab çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümid ve iştiyak içinde telezzüz ediyor. Hem o bedbaht, kendini vahşi canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu Mihmandar-ı Kerim’in acib hizmetkârları ile ünsiyet edip eğleniyor. Hem o bedbaht zahiren leziz, manen zehirli yemişleri yemekle azabını ta’cil ediyor. Zira o meyveler, nümunelerdir. Tatmaya izin var, tâ asıllarına talib olup müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Ve şu bahtiyar ise tadar, işi anlar. Yemesini te’hir eder ve intizar ile telezzüz eder. Hem o bedbaht, kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikatı ve parlak bir vaziyeti, [B]basiretsizliği [/B]ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvaya hakkı vardır. ( Küçük sözler)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanların öyle eblehleri vardır ki, şeffaf bir zerrede şemsin timsalini veya bir çiçeğin renginde şemsin tecellisini görse; şemsin o timsal ve tecellisinden, hakikî şemsin bütün levazımatını, hattâ âleme merkez olmasını ve seyyarata olan cezbini taleb edip isterler. Maahaza, o zerrede veya o çiçekte gördüğü timsal ve tecellinin bir ârızadan dolayı kayboldukları zaman, basar ve [B]basiretinin körlüğü[/B] dolayısıyla hakikî şemsin inkârına zehab ederler. Ve keza o eblehler tecelli ile husule gelen vücud-u zıllîyi, vücud-u hakikî ve aslîden fark edemezler, birbiriyle iltibas ederler. Bunun için, bir şeyde şemsin timsalini, gölgesini gördükleri zaman; şemsin hararetini, ziyasını ve sair hususiyatını da istemeye başlarlar.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] ( Mesnevi-i Nuriye)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black]İ’lem Eyyühel-Aziz![/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Basar masnuatı görüp de, basiret Sâni’i görmezse çok garib ve pek çirkin düşer.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Çünki o halde Sâni’in manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır veya pek dar olduğundan mes’eleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlan’dır. Ve illâ Sâni’in inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black].(Mesnevi-i Nuriye)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] İ’lem Eyyühel-Aziz![/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Âlemde tesadüf yoktur.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black] Evet bilhâssa bahar mevsiminde, küre-i arz bahçesinde, bütün ağaçların dallarında çiçeklerin yapraklarında, mezruatın sünbüllerinde hikmet bülbülleri, hikmet âyetlerini tanaggum ve terennüm ile inşad ettikleri iman kulağıyla, basiret gözüyle dinlenilirse, tesadüf şeytanları bile kabul ile hayran olurlar[/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=black].MESNEVİ-İ NURİYE[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
risale-i Nurda Basiret kavramı nasıl
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst