Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur'da Bilim ve Din
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 183000" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: DarkRed"><strong>Üçüncü Mukaddeme</strong></span></p><p></p><p> İsrâiliyatın bir taifesi ve hikmet-i Yunaniyenin bir kısmı, daire-i İslâmiyete duhul etmeleriyle, din süsüyle görünerek, efkârı ihtilâle verdiler. <strong>Şöyle ki:</strong> O necip kavm-i Arap, zaman-ı cahiliyette bir ümmet-i ümmiye idi. Vakta ki içlerinden hak tecellî edip istidad-ı hissiyatları uyandı da, meydanda yol açan din-i mübîni gördüklerinden, umum rağabat ve meyilleri, yalnız dinin mârifetine inhisar eylediler. Fakat kâinata olan nazarları teşrihat-ı hikemiye nazarıyla değil, belki istitraden, yalnız istidlâl için idi. Onların o hassas zevk-i tabiîlerine ilham eden, yalnız onların fıtratlarına münasip olan geniş ve ulvî muhitleri ve safî ve müstaid olan fıtrat-ı asliyeleri tâlim ve terbiye eden yalnız Kur'ân idi. </p><p></p><p></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray">Bundan sonra kavm-i Arap, sair akvamı bel' ettiği gibi, milel-i sairenin malûmatları dahi Müslüman olmaya başladığından, muharrefe olan İsrailiyat ise, Vehb, Kâ'b gibi ulema-i ehl-i kitabın İslâmiyetlerinin cihetiyle Arapların hazain-i hayalâtına bir mecrâ ve menfez bularak o efkâr-ı safiyeye karıştılar. Hem sonra da ihtiram dahi gördüler. Zira ulema-i ehl-i kitaptan İslâmiyete gelenler, İslâmiyet şerefiyle gayet celâlet ve tekemmül ettiklerinden, malûmat-ı müzahrefe-i sabıkaları makbule ve müselleme gibi oldular, reddedilmedi. <span style="color: Blue"><u><span style="color: DarkSlateGray">Çünkü İslâmiyetin usulüne musadim olmadığından, hikâyat gibi rivayet olunurken, ehemmiyetsizliği için tenkitsiz dinlenirlerdi.</span></u> </span> Fakat-hayfâ!-sonra hak olarak kabul edildiler, çok şübeh ve şükûkâta sebebiyet verdiler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong></p><p> Hem de, vakta ki şu İsrailiyat, kitap ve sünnetin bazı imaatlarına merci ve bazı mefahimlerine bir münasebetle me'haz olabilirlerdi-fakat âyât ve hadîsin mânâları değil. Belki, faraza doğru olsalardı, mâsadak ve efradından olmaları mümkün olduğundan, su-i ihtiyarlarıyla başka bir me'hazı bulmayan veya atf-ı nazar etmeyen zahirperestler, bazı âyât ve ehâdîsi o hikâyat-ı İsrailiyeye tatbik ederek tefsir eylediler. <strong><span style="color: DarkSlateGray">Halbuki, Kur'ân'ı tefsir edecek, yine Kur'ân ve hadis-i sahihtir. </span></strong>Yoksa, ahkâmı mensuh olduğu gibi, kasası dahi muharrefe olan İncil ve Tevrat değildir. Evet, mâsadakla mânâ ayrıdırlar. Halbuki, mâsadak olmaya mümkün olan şey, mânâ yerine ikame olundu. Çok da imkânât vukuata karıştırıldı.</p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkSlateGray">Hem de, vaktâ hikmet-i Yunaniyeyi Müslüman etmek için Me'mun'un asrında tercüme olundu. Fakat pek çok esâtîr ve hurâfâtın menbaından çıkan o hikmet, bir derece müteaffine olduğundan, safiye olan efkâr-ı Arabın içlerine tedahül ettiğinden, bir derece efkârları karıştırdığı gibi, tahkikten taklide bir yol açtı.</span></strong></p><p></p><p></p><p> Hem de âb-ı hayat olan İslâmiyetten kariha-i fıtriyeleriyle istinbat etmeye kabil iken, o hikmetin telemmüzüne tenezzül ettiler. Evet, nasıl ki ihtilât-ı A'câm ile kelâm-ı Mudarî'nin melekesi fesada yüz tutmakla muhakkikîn-i ulema o melekeyi muhafaza etmek için ulûm-u Arabiyenin kavaidini tedvin ettiler. Öyle de, şu hikmet ve İsrailiyat dahi, daire-i İslâmiyete duhulleriyle beraber, bazı nakkad-ı muhakkikîn-i İslâm temyiz ve tasfiyelerine teşebbüs ettiler. Fakat-hayfâ!-tamamıyla muvaffak olamadılar.</p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkSlateGray">İş bu kadar da kalmadı. Çünkü tefsir-i Kur'ân'a sarf-ı himmet edildiği vakit, bazı ehl-i zahir, Kur'ân'ın nakliyatını bazı İsrailiyata tatbik ve bir kısım akliyatını dahi hikmet-i mezbureye tevfik ettiler. Çünkü gördüler ki, Kur'ân mâkul ve menkule müştemildir. Hadis de öyle... Sonra kitap ve sünnetin bazı nakliyat-ı sâdıkalarıyla ve bazı muharref İsrailiyatın ortasında bir mutabakat ve münasebet istinbat ettiler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong></p><p> Hem de hakikî olan akliyatlarıyla mevhum ve mümevveh olan şu hikmet arasında bir müşabehet ve muvafakat tevehhüm eylediklerinden, şu mutabakat ve müşabeheti kitap ve sünnetin mânâlarına tefsir ve maksatlarına beyan zannedip hükmeylediler.</p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkSlateGray">Kellâ, sümme kellâ! Zira Kitab-ı Mu'cizü'l-Beyânın misdakı, i'câzıdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"> Müfessiri eczasıdır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Mânâsı içindedir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Sadefi de dürrdür, meder değildir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Faraza, bu mutabakatı izhar etmekten maksat, o şahid-i sadıkın tezkiyesi için olsa da, yine abestir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Zira Kur'ân-ı Mübîn, ona mekalid-i inkıyadı teslim eden öyle akıl ve naklin tezkiyelerinden pek yüksek ve ganîdir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray"><u>Çünkü o, onları tezkiye etmezse, şehadetleri mesmû olamaz. </u></span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Evet, Süreyya'yı serâda değil, semada aramak gerektir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Kur'ân'ın mâanîsini de esdafında ara. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Yoksa, karma karışık olan senin cebinden arama; zira bulamıyorsun. </span></strong></p><p><strong><span style="color: DarkSlateGray"></span></strong><strong><span style="color: DarkSlateGray">Bulsan da, sikke-i belâgat olmadığından, Kur'ân kabul etmez.</span></strong><p style="margin-left: 20px"><p style="text-align: left"> </p> <p style="text-align: left"><u><span style="color: RoyalBlue"><em>Muhakemat, s. 13-18</em></span></u></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> </p><p>Hadd-i evsatı gösterecek, ifrat ve tefriti kıracak yalnız felsefe-i şeriatla belâgat ve mantıkla hikmettir. Evet, hikmet derim, çünkü hayr-ı kesirdir. Şerri vardır, fakat cüz'îdir. Usul-ü müsellemedendir ki: <span style="color: RoyalBlue">Şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri tazammun eden emri terk etmek, şerr-i kesiri işlemek demektir. Ehvenüşşerri ihtiyar elzemdir.</span> </p><p></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong>Evet, eski hikmetin hayrı az, </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span><span style="color: DarkSlateGray"><strong>hurafatı çok, </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span><span style="color: DarkSlateGray"><strong>ezhan istidatsız, </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span><span style="color: DarkSlateGray"><strong>efkâr taklitle mukayyed, </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span><span style="color: DarkSlateGray"><strong>cehil avamda hükümfermâ olduklarından, </strong></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"><strong></strong></span><span style="color: DarkSlateGray"><strong>Selef bir derece hikmetten nehyettiler. </strong></span></p><p></p><p></p><p>Fakat şimdiki hikmet ona nispeten maddî cihetinde hayrı çok, </p><p>yalanı az;</p><p> efkâr dahi hür, </p><p>mârifet hükümfermadır. </p><p>Zaten her zamanın bir hükmü olmak gerektir.<p style="margin-left: 20px"><p style="text-align: left"> </p> <p style="text-align: left"><u><span style="color: RoyalBlue"><em>Muhakemat, s. 23-24</em></span></u></p> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 183000, member: 27"] [COLOR=DarkRed][B]Üçüncü Mukaddeme[/B][/COLOR] İsrâiliyatın bir taifesi ve hikmet-i Yunaniyenin bir kısmı, daire-i İslâmiyete duhul etmeleriyle, din süsüyle görünerek, efkârı ihtilâle verdiler. [B]Şöyle ki:[/B] O necip kavm-i Arap, zaman-ı cahiliyette bir ümmet-i ümmiye idi. Vakta ki içlerinden hak tecellî edip istidad-ı hissiyatları uyandı da, meydanda yol açan din-i mübîni gördüklerinden, umum rağabat ve meyilleri, yalnız dinin mârifetine inhisar eylediler. Fakat kâinata olan nazarları teşrihat-ı hikemiye nazarıyla değil, belki istitraden, yalnız istidlâl için idi. Onların o hassas zevk-i tabiîlerine ilham eden, yalnız onların fıtratlarına münasip olan geniş ve ulvî muhitleri ve safî ve müstaid olan fıtrat-ı asliyeleri tâlim ve terbiye eden yalnız Kur'ân idi. [B][COLOR=DarkSlateGray]Bundan sonra kavm-i Arap, sair akvamı bel' ettiği gibi, milel-i sairenin malûmatları dahi Müslüman olmaya başladığından, muharrefe olan İsrailiyat ise, Vehb, Kâ'b gibi ulema-i ehl-i kitabın İslâmiyetlerinin cihetiyle Arapların hazain-i hayalâtına bir mecrâ ve menfez bularak o efkâr-ı safiyeye karıştılar. Hem sonra da ihtiram dahi gördüler. Zira ulema-i ehl-i kitaptan İslâmiyete gelenler, İslâmiyet şerefiyle gayet celâlet ve tekemmül ettiklerinden, malûmat-ı müzahrefe-i sabıkaları makbule ve müselleme gibi oldular, reddedilmedi. [COLOR=Blue][U][COLOR=DarkSlateGray]Çünkü İslâmiyetin usulüne musadim olmadığından, hikâyat gibi rivayet olunurken, ehemmiyetsizliği için tenkitsiz dinlenirlerdi.[/COLOR][/U] [/COLOR] Fakat-hayfâ!-sonra hak olarak kabul edildiler, çok şübeh ve şükûkâta sebebiyet verdiler.[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] [/COLOR][/B] Hem de, vakta ki şu İsrailiyat, kitap ve sünnetin bazı imaatlarına merci ve bazı mefahimlerine bir münasebetle me'haz olabilirlerdi-fakat âyât ve hadîsin mânâları değil. Belki, faraza doğru olsalardı, mâsadak ve efradından olmaları mümkün olduğundan, su-i ihtiyarlarıyla başka bir me'hazı bulmayan veya atf-ı nazar etmeyen zahirperestler, bazı âyât ve ehâdîsi o hikâyat-ı İsrailiyeye tatbik ederek tefsir eylediler. [B][COLOR=DarkSlateGray]Halbuki, Kur'ân'ı tefsir edecek, yine Kur'ân ve hadis-i sahihtir. [/COLOR][/B]Yoksa, ahkâmı mensuh olduğu gibi, kasası dahi muharrefe olan İncil ve Tevrat değildir. Evet, mâsadakla mânâ ayrıdırlar. Halbuki, mâsadak olmaya mümkün olan şey, mânâ yerine ikame olundu. Çok da imkânât vukuata karıştırıldı. [B][COLOR=DarkSlateGray]Hem de, vaktâ hikmet-i Yunaniyeyi Müslüman etmek için Me'mun'un asrında tercüme olundu. Fakat pek çok esâtîr ve hurâfâtın menbaından çıkan o hikmet, bir derece müteaffine olduğundan, safiye olan efkâr-ı Arabın içlerine tedahül ettiğinden, bir derece efkârları karıştırdığı gibi, tahkikten taklide bir yol açtı.[/COLOR][/B] Hem de âb-ı hayat olan İslâmiyetten kariha-i fıtriyeleriyle istinbat etmeye kabil iken, o hikmetin telemmüzüne tenezzül ettiler. Evet, nasıl ki ihtilât-ı A'câm ile kelâm-ı Mudarî'nin melekesi fesada yüz tutmakla muhakkikîn-i ulema o melekeyi muhafaza etmek için ulûm-u Arabiyenin kavaidini tedvin ettiler. Öyle de, şu hikmet ve İsrailiyat dahi, daire-i İslâmiyete duhulleriyle beraber, bazı nakkad-ı muhakkikîn-i İslâm temyiz ve tasfiyelerine teşebbüs ettiler. Fakat-hayfâ!-tamamıyla muvaffak olamadılar. [B][COLOR=DarkSlateGray]İş bu kadar da kalmadı. Çünkü tefsir-i Kur'ân'a sarf-ı himmet edildiği vakit, bazı ehl-i zahir, Kur'ân'ın nakliyatını bazı İsrailiyata tatbik ve bir kısım akliyatını dahi hikmet-i mezbureye tevfik ettiler. Çünkü gördüler ki, Kur'ân mâkul ve menkule müştemildir. Hadis de öyle... Sonra kitap ve sünnetin bazı nakliyat-ı sâdıkalarıyla ve bazı muharref İsrailiyatın ortasında bir mutabakat ve münasebet istinbat ettiler.[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] [/COLOR][/B] Hem de hakikî olan akliyatlarıyla mevhum ve mümevveh olan şu hikmet arasında bir müşabehet ve muvafakat tevehhüm eylediklerinden, şu mutabakat ve müşabeheti kitap ve sünnetin mânâlarına tefsir ve maksatlarına beyan zannedip hükmeylediler. [B][COLOR=DarkSlateGray]Kellâ, sümme kellâ! Zira Kitab-ı Mu'cizü'l-Beyânın misdakı, i'câzıdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkSlateGray] Müfessiri eczasıdır. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Mânâsı içindedir. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Sadefi de dürrdür, meder değildir. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Faraza, bu mutabakatı izhar etmekten maksat, o şahid-i sadıkın tezkiyesi için olsa da, yine abestir. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Zira Kur'ân-ı Mübîn, ona mekalid-i inkıyadı teslim eden öyle akıl ve naklin tezkiyelerinden pek yüksek ve ganîdir. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray][U]Çünkü o, onları tezkiye etmezse, şehadetleri mesmû olamaz. [/U] [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Evet, Süreyya'yı serâda değil, semada aramak gerektir. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Kur'ân'ın mâanîsini de esdafında ara. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Yoksa, karma karışık olan senin cebinden arama; zira bulamıyorsun. [/COLOR][/B][B][COLOR=DarkSlateGray]Bulsan da, sikke-i belâgat olmadığından, Kur'ân kabul etmez.[/COLOR][/B][INDENT][LEFT] [U][COLOR=RoyalBlue][I]Muhakemat, s. 13-18[/I][/COLOR][/U] [/LEFT] [/INDENT]Hadd-i evsatı gösterecek, ifrat ve tefriti kıracak yalnız felsefe-i şeriatla belâgat ve mantıkla hikmettir. Evet, hikmet derim, çünkü hayr-ı kesirdir. Şerri vardır, fakat cüz'îdir. Usul-ü müsellemedendir ki: [COLOR=RoyalBlue]Şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri tazammun eden emri terk etmek, şerr-i kesiri işlemek demektir. Ehvenüşşerri ihtiyar elzemdir.[/COLOR] [COLOR=DarkSlateGray][B] Evet, eski hikmetin hayrı az, [/B][/COLOR][COLOR=DarkSlateGray][B]hurafatı çok, [/B][/COLOR][COLOR=DarkSlateGray][B]ezhan istidatsız, [/B][/COLOR][COLOR=DarkSlateGray][B]efkâr taklitle mukayyed, [/B][/COLOR][COLOR=DarkSlateGray][B]cehil avamda hükümfermâ olduklarından, [/B][/COLOR][COLOR=DarkSlateGray][B]Selef bir derece hikmetten nehyettiler. [/B][/COLOR] Fakat şimdiki hikmet ona nispeten maddî cihetinde hayrı çok, yalanı az; efkâr dahi hür, mârifet hükümfermadır. Zaten her zamanın bir hükmü olmak gerektir.[INDENT][LEFT] [U][COLOR=RoyalBlue][I]Muhakemat, s. 23-24[/I][/COLOR][/U][/LEFT] [/INDENT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur'da Bilim ve Din
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst