Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Risale-i Nur'da günah psikolojisi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 22402" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Risâle-i Nur'da günah psikolojisi-2</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Büyük günahları işleyen mü'min kalabilir mi?</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Fıkıh kitaplarımızda büyük günahlara (kebair) geniş yer verilir. Sayıları oldukça fazladır. Bunlardan yedi tanesi üzerinde fazlaca durulur. Bunları sayıp diğerlerini fıkıh kitaplarına havale ediyorum: Adam öldürmek, zina, içki içmek, sıla-i rahmi kesmek, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid'alara taraftar olmak.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İnsanın nefsi, acele ve hazır bir dirhem lezzeti, ertelenmiş, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride gelecek bir sene azaptan daha çok çekinir. Hem insanda duygular galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz hazır bir lezzeti ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Hazır az bir sıkıntıdan, ileride büyük ertelenmiş bir azaptan daha çok çekinir. Çünkü tevehhüm, heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis de yardım etse, imân mahalli olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp olurlar. Şu halde, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his, heves ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Fenalık ve hevesler yolu, tahribat olduğu için, gayet kolaydır. İnsî ve cinnî şeytan, çabucak insanları o yola sevk edebiliyor. Çok hayret edilecek bir durumdur ki, ahiret âleminin sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın bütün ömrü boyunca dünyadan aldığı lezzet ve nimete karşılık geldiği halde, bazı biçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gitmektedirler.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İşte bu sırlar içindir ki, Kur'ân-ı Hakîm, mü'minleri pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan uzaklaştırıp hayra sevk etmektedir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Sıradan insanların önemsiz amelleri ve şahsî</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">günahları kâinatın hiddetini kendine</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">nasıl çeker?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Küfür ve dalâlet, müthiş bir tecavüzdür. Bütün varlıkları ilgilendirecek bir cinayettir. Çünkü kâinatın yaratılışının bir büyük neticesi ubudiyettir ve Cenâb-ı Hakkın Rububiyetine karşı imân ve itaatle karşılık vermektir. Halbuki kâfirler, küfürdeki inkârıyla, varlıkların yaratılış maksatları ve bekalarının sebepleri olan o büyük neticeyi reddettikleri için, bütün varlıkların hukukuna bir nev’î tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın aynalarında cilveleri görünen ve masnuatın kıymetlerini ayinedarlık cihetinde yükselten Allah'ın isimlerinin (Esmâ-i İlâhiye) cilvelerini inkâr ettikleri için, o kudsî isimlere karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini düşürmekle, o masnuata karşı bir büyük hakarettir. Hem bütün varlıkların her biri birer yüksek vazife ile görevli Rabbani birer memur derecesinde iken, küfür vasıtasıyla alçaltıp, cansız, fâni, mânâsız bir yaratık menzilesinde gösterdiğinden, bütün mahlûkatın hukukuna karşı bir nev’i tahkirdir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Küfür ve dalâlet günahı kâinatta Allah'ı tesbih eden varlıkların hukukuna bir saldırıdır. Bundan dolayı "Küfür ve dalâlet cinayeti, nihayetsiz bir cinayettir ve hadsiz bir hukuka tecavüzdür."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İmansızlıkta lezzet var mı?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebâirde birer aldatıcı şeytanî lezzet bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir lezzet yönü yoktur. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azap içinde azaptır. İşte, böyle hadsiz bir ebedî hayata çalışmayı ve imân gibi kudsî bir nura hizmeti bırakmak, tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmakta lezzet yoktur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Günahların kabirde verdiği sıkıntılar</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Dünya hayatının sonunda gidilen yer hiç şüphesiz kabirdir. Oraya ulaşıldığında ne yapılacaktır? Kabir kapısından amellerden başka bir şey geçemiyor ki. İnsan kabirde günah ve sevaplarıyla baş başadır. Bediüzzaman bu manzarayı şöyle tasvir eder: "İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryat edip nidâ ediyorum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!"</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">"İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">"El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li'l-Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Günahtan Korunma ve Kurtulma Yolları:</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">1. Manevî şirkete dahil olmak</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman'a göre, böyle fırtınalı bir zamanda, bu dehşetli hadiselere karşı, ihlâs kuvvetinden sonra en büyük kuvvet, "iştirâk-i âmâl-i uhrevîye" denilen manevî şirket düsturuyla birbirimizin amel defterine hasenat yazdırmaktır. Aynı zamanda dillerimizle, birbirimizin takvâ kalesine ve siperine kuvvet ve yardım göndermektir. Özellikle fırtınalı hücumlara hedef olan kardeşlerin, mübarek üç aylarda ve meşhur gecelerde yardımlarına koşmaktır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">2. (İman+Farzlar)- günahlar</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İmanla hayatlanmak, farzlarla süslenmek ve günahlardan kaçınmakla Müslüman bu dünya hayatından da lezzet alabilir. Said Nursî şu sözüyle hayatı en güzel şekilde yaşamanın formülünü verir: "Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">3. Günahlara karşı mânevî polisler</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Acaba adam öldürmek, zina, hırsızlık, kumar, şarap gibi sosyal hayatı zehirlendiren pek çok büyük günahları işleyenleri onlardan men etmek için, yalnız hapis korkusu ve devletin bir polisinin görmesi yeterli mi?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">O halde, her evde, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lâzım gelir ki, serkeş nefisler kendilerini o pisliklerden çeksinler. Said Nursi'ye göre, Risâle-i Nur, salih amel noktasında, imân tarafında, herkesin başında her vakit bir mânevî yasakçıyı bulundurmaktadır. Bu dünyada iman içinde lezzeti gösterdiği gibi, günahlar içinde de sıkıntıları, elemleri göstermektedir. Günah işleyen kişi cehennem hapsini ve Allah'ın gazabını hatırına getirmekle fenalıktan kolayca kurtulmaktadır. İman, kalbde, kafada sürekli mânevî bir yasakçı bıraktığından, fena meyiller histen, nefisten çıktıkça 'yasaktır' deyip kovmakta ve kaçırmaktadır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">4. Günahlardan utanmak</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Günahların insanlara verdiği utanma duygusu onları bir süre sonra terk etme yoluna götürür. Dünyada, çok namus sahipleri, cinayetlerinin verdiği utançtan kurtulmak için, kendilerine cezanın tatbikini istemişlerdir ve isteyenler de vardır. Basından takip ettiğimize göre suç işleyen bazı kimseler suçlarını itiraf ederek karakollara teslim olmaktadırlar.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">5. Nefsin kusurunu görmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Şeytanın şerrinden kurtulmanın yolu Allah'a sığınmaktır. Bediüzzaman bunun yolunu şöyle çizer: "Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur." "Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır." diyen Said Nursî, kişi kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkacağını ve itiraf etse, affa müstehak olacağını da belirtir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">6. Hastalıklara sabretmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Hastalıklara eğer sabredip şikâyet edilmezse, şu geçici bir hastalıkla sürekli pek çok hastalıklardan kurtulma imkânı vardır. En önce, sınırsız yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilâç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan imân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir. O ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında bizlere gösterdiği acz ve zaaf penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">7. Takva ve salih amel zırhına bürünmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Kur'ân-ı Hakim'in nazarında, imandan sonra en çok esas tutulan takvâ ve salih ameldir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Takvâ, yasaklardan ve günahlardan kaçınmaktır. Takvanın üç mertebesi vardır: 1. Şirki terk etmek, 2. Günahları terk etmek, 3. Allah'tan başkasını terk etmek.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Salih Amel: Emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Said Nursî, "Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır." derken şerleri def etmenin faydalı şeyleri celb etmekten önce geldiğini ifade eder. Yani takvanın salih amelden önce geldiğini belirtir. Şu zamanın dehşeti karşısında çok önemli bir de müjde verir: "Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">8. Haramları terk etmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Şu zamanın ağır şartları altında az bir salih amel çok hükmündedir. Takva içinde de bir çeşit salih amel vardır. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere karşılık sevabı vardır. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın hücumlarında bir tek kaçınmak, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş olur. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli salih amellerdir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">9. Günahlardan korunmak için niyet etmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman, "Risâle-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir." deyip günümüz günahlarına dikkat çekmekte ve "Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir." demektedir. Said Nursî günlük hayattan şöyle bir örnek verir: "Bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz. Bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken; şimdi, binler tahribatçıya mukabil, Risâle-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır."</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">10. İhlâs, sadakat ve tesanütle çalışmak</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Sosyal hayata giren kimse hangi şeye temas etse, çoğunlukla günahlara bulaşmaktadır. Her yönden gelen günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. Bu kadar günahlara karşı insanın hususî ibadet ve takvâsı nasıl mukabele edebilir? Her biri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, kurtulur?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bu tehlikelere karşı, Risâle-i Nur'un hakikî ve sadık talebelerinin aralarındaki esas düstur olan "iştirak-i âmâl-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve halis tesanüd sırrı" önemlidir. Yapılacak iş şudur: Her bir halis nur talebesi kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille karşılık verir. Bazı meleklerin kırk bin dille zikrettikleri gibi, halis, hakikî, müttakî bir nur talebesi dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder. Kurtuluşa müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risâle-i Nur dairesinde sadakat, hizmet, takvâ ve büyük günahlardan çekinmek derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">11. Gıyaben duâ etmek</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Günahlara bulaşan din kardeşlerine gıyaben, günahsız bir dille duâ etmek. O insanlara manen yardım etmiş oluyor. Sevab kefesine destek sağlanıyor.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Sonsöz</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Risâle-i Nur'da, günahları, günahların açtığı yaraları ve tedavi çarelerini bulmaya çalıştık. İşlenen günahlara karşı en güzel silâh duâ, tevbe ve istiğfardır. Bediüzzaman Said Nursî'nin sözleriyle yazımızı bitirmek istiyoruz:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">"Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayıp ve zenbi azîm biçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur'ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur'ân'ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesine ittibâdır. Gir ve tâbi ol."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">"Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesâbiyle vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse istiğfar etmeli: "Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!" demeli ve O'na yalvarmalı."</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 22402, member: 857"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Risâle-i Nur'da günah psikolojisi-2[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Büyük günahları işleyen mü'min kalabilir mi?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Fıkıh kitaplarımızda büyük günahlara (kebair) geniş yer verilir. Sayıları oldukça fazladır. Bunlardan yedi tanesi üzerinde fazlaca durulur. Bunları sayıp diğerlerini fıkıh kitaplarına havale ediyorum: Adam öldürmek, zina, içki içmek, sıla-i rahmi kesmek, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid'alara taraftar olmak.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İnsanın nefsi, acele ve hazır bir dirhem lezzeti, ertelenmiş, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride gelecek bir sene azaptan daha çok çekinir. Hem insanda duygular galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz hazır bir lezzeti ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Hazır az bir sıkıntıdan, ileride büyük ertelenmiş bir azaptan daha çok çekinir. Çünkü tevehhüm, heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis de yardım etse, imân mahalli olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp olurlar. Şu halde, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his, heves ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Fenalık ve hevesler yolu, tahribat olduğu için, gayet kolaydır. İnsî ve cinnî şeytan, çabucak insanları o yola sevk edebiliyor. Çok hayret edilecek bir durumdur ki, ahiret âleminin sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın bütün ömrü boyunca dünyadan aldığı lezzet ve nimete karşılık geldiği halde, bazı biçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gitmektedirler.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İşte bu sırlar içindir ki, Kur'ân-ı Hakîm, mü'minleri pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan uzaklaştırıp hayra sevk etmektedir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Sıradan insanların önemsiz amelleri ve şahsî[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]günahları kâinatın hiddetini kendine[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]nasıl çeker?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Küfür ve dalâlet, müthiş bir tecavüzdür. Bütün varlıkları ilgilendirecek bir cinayettir. Çünkü kâinatın yaratılışının bir büyük neticesi ubudiyettir ve Cenâb-ı Hakkın Rububiyetine karşı imân ve itaatle karşılık vermektir. Halbuki kâfirler, küfürdeki inkârıyla, varlıkların yaratılış maksatları ve bekalarının sebepleri olan o büyük neticeyi reddettikleri için, bütün varlıkların hukukuna bir nev’î tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın aynalarında cilveleri görünen ve masnuatın kıymetlerini ayinedarlık cihetinde yükselten Allah'ın isimlerinin (Esmâ-i İlâhiye) cilvelerini inkâr ettikleri için, o kudsî isimlere karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini düşürmekle, o masnuata karşı bir büyük hakarettir. Hem bütün varlıkların her biri birer yüksek vazife ile görevli Rabbani birer memur derecesinde iken, küfür vasıtasıyla alçaltıp, cansız, fâni, mânâsız bir yaratık menzilesinde gösterdiğinden, bütün mahlûkatın hukukuna karşı bir nev’i tahkirdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Küfür ve dalâlet günahı kâinatta Allah'ı tesbih eden varlıkların hukukuna bir saldırıdır. Bundan dolayı "Küfür ve dalâlet cinayeti, nihayetsiz bir cinayettir ve hadsiz bir hukuka tecavüzdür."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İmansızlıkta lezzet var mı?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebâirde birer aldatıcı şeytanî lezzet bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir lezzet yönü yoktur. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azap içinde azaptır. İşte, böyle hadsiz bir ebedî hayata çalışmayı ve imân gibi kudsî bir nura hizmeti bırakmak, tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmakta lezzet yoktur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Günahların kabirde verdiği sıkıntılar[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Dünya hayatının sonunda gidilen yer hiç şüphesiz kabirdir. Oraya ulaşıldığında ne yapılacaktır? Kabir kapısından amellerden başka bir şey geçemiyor ki. İnsan kabirde günah ve sevaplarıyla baş başadır. Bediüzzaman bu manzarayı şöyle tasvir eder: "İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryat edip nidâ ediyorum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!"[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]"İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]"El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li'l-Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Günahtan Korunma ve Kurtulma Yolları:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]1. Manevî şirkete dahil olmak[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman'a göre, böyle fırtınalı bir zamanda, bu dehşetli hadiselere karşı, ihlâs kuvvetinden sonra en büyük kuvvet, "iştirâk-i âmâl-i uhrevîye" denilen manevî şirket düsturuyla birbirimizin amel defterine hasenat yazdırmaktır. Aynı zamanda dillerimizle, birbirimizin takvâ kalesine ve siperine kuvvet ve yardım göndermektir. Özellikle fırtınalı hücumlara hedef olan kardeşlerin, mübarek üç aylarda ve meşhur gecelerde yardımlarına koşmaktır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]2. (İman+Farzlar)- günahlar[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]İmanla hayatlanmak, farzlarla süslenmek ve günahlardan kaçınmakla Müslüman bu dünya hayatından da lezzet alabilir. Said Nursî şu sözüyle hayatı en güzel şekilde yaşamanın formülünü verir: "Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]3. Günahlara karşı mânevî polisler[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Acaba adam öldürmek, zina, hırsızlık, kumar, şarap gibi sosyal hayatı zehirlendiren pek çok büyük günahları işleyenleri onlardan men etmek için, yalnız hapis korkusu ve devletin bir polisinin görmesi yeterli mi?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]O halde, her evde, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lâzım gelir ki, serkeş nefisler kendilerini o pisliklerden çeksinler. Said Nursi'ye göre, Risâle-i Nur, salih amel noktasında, imân tarafında, herkesin başında her vakit bir mânevî yasakçıyı bulundurmaktadır. Bu dünyada iman içinde lezzeti gösterdiği gibi, günahlar içinde de sıkıntıları, elemleri göstermektedir. Günah işleyen kişi cehennem hapsini ve Allah'ın gazabını hatırına getirmekle fenalıktan kolayca kurtulmaktadır. İman, kalbde, kafada sürekli mânevî bir yasakçı bıraktığından, fena meyiller histen, nefisten çıktıkça 'yasaktır' deyip kovmakta ve kaçırmaktadır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]4. Günahlardan utanmak[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Günahların insanlara verdiği utanma duygusu onları bir süre sonra terk etme yoluna götürür. Dünyada, çok namus sahipleri, cinayetlerinin verdiği utançtan kurtulmak için, kendilerine cezanın tatbikini istemişlerdir ve isteyenler de vardır. Basından takip ettiğimize göre suç işleyen bazı kimseler suçlarını itiraf ederek karakollara teslim olmaktadırlar.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]5. Nefsin kusurunu görmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Şeytanın şerrinden kurtulmanın yolu Allah'a sığınmaktır. Bediüzzaman bunun yolunu şöyle çizer: "Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur." "Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır." diyen Said Nursî, kişi kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkacağını ve itiraf etse, affa müstehak olacağını da belirtir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]6. Hastalıklara sabretmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Hastalıklara eğer sabredip şikâyet edilmezse, şu geçici bir hastalıkla sürekli pek çok hastalıklardan kurtulma imkânı vardır. En önce, sınırsız yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilâç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan imân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir. O ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında bizlere gösterdiği acz ve zaaf penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]7. Takva ve salih amel zırhına bürünmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Kur'ân-ı Hakim'in nazarında, imandan sonra en çok esas tutulan takvâ ve salih ameldir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Takvâ, yasaklardan ve günahlardan kaçınmaktır. Takvanın üç mertebesi vardır: 1. Şirki terk etmek, 2. Günahları terk etmek, 3. Allah'tan başkasını terk etmek.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Salih Amel: Emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Said Nursî, "Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır." derken şerleri def etmenin faydalı şeyleri celb etmekten önce geldiğini ifade eder. Yani takvanın salih amelden önce geldiğini belirtir. Şu zamanın dehşeti karşısında çok önemli bir de müjde verir: "Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]8. Haramları terk etmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Şu zamanın ağır şartları altında az bir salih amel çok hükmündedir. Takva içinde de bir çeşit salih amel vardır. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere karşılık sevabı vardır. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın hücumlarında bir tek kaçınmak, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş olur. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli salih amellerdir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]9. Günahlardan korunmak için niyet etmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman, "Risâle-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir." deyip günümüz günahlarına dikkat çekmekte ve "Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir." demektedir. Said Nursî günlük hayattan şöyle bir örnek verir: "Bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz. Bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken; şimdi, binler tahribatçıya mukabil, Risâle-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]10. İhlâs, sadakat ve tesanütle çalışmak[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Sosyal hayata giren kimse hangi şeye temas etse, çoğunlukla günahlara bulaşmaktadır. Her yönden gelen günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. Bu kadar günahlara karşı insanın hususî ibadet ve takvâsı nasıl mukabele edebilir? Her biri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, kurtulur?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bu tehlikelere karşı, Risâle-i Nur'un hakikî ve sadık talebelerinin aralarındaki esas düstur olan "iştirak-i âmâl-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve halis tesanüd sırrı" önemlidir. Yapılacak iş şudur: Her bir halis nur talebesi kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille karşılık verir. Bazı meleklerin kırk bin dille zikrettikleri gibi, halis, hakikî, müttakî bir nur talebesi dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder. Kurtuluşa müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risâle-i Nur dairesinde sadakat, hizmet, takvâ ve büyük günahlardan çekinmek derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]11. Gıyaben duâ etmek[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Günahlara bulaşan din kardeşlerine gıyaben, günahsız bir dille duâ etmek. O insanlara manen yardım etmiş oluyor. Sevab kefesine destek sağlanıyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Sonsöz[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Risâle-i Nur'da, günahları, günahların açtığı yaraları ve tedavi çarelerini bulmaya çalıştık. İşlenen günahlara karşı en güzel silâh duâ, tevbe ve istiğfardır. Bediüzzaman Said Nursî'nin sözleriyle yazımızı bitirmek istiyoruz:[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]"Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayıp ve zenbi azîm biçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur'ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur'ân'ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesine ittibâdır. Gir ve tâbi ol."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]"Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesâbiyle vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse istiğfar etmeli: "Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!" demeli ve O'na yalvarmalı."[/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Risale-i Nur'da günah psikolojisi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst