Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risale-i Nur’dan Müsbet Avrupa’ya Bakış
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ali Said" data-source="post: 134955" data-attributes="member: 8283"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Avrupa ve batıdan neye müşteri olduğumuzu bilmeliyiz. Müşteri olduklarımız esasta ve özde bizim malımızdır. Malımıza sahip çıkacağız ve onu geri alıp istimal edeceğiz. Amma ecnebilerde müşteri olmadığımız günah ve kötülükler ise malumdur. Onlar zaten büyük hatalar yapılarak içimizde epey müşteri bulmuştur. Onlara tekrar müşteri olmak ise ahmaklık olur. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bediüzzaman buna da şöyle işaret etmektedir. “Ecnebiyede terakkiyât-ı medeniyyeye yardım edecek -fünun ve sanayi gibi- maalmemnuniye alacağız. Amma medeniyetin zünub ve mesavisi(günah ve kötülükleri)olarak bazı âdât ve ahlâk-ı seyyiyeki…(Eski Said Eserleri,2009,s:174)” onları almayacağız.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Avrupa’nın güzelliklerinin tahsil edilmesinin zorluğundan dolayı, kolay taklit edilen günahlarını ve kötülüklerini aldığımız için kadınlaşmış erkek ve erkekleşmiş kadın durumuna düştüğümüzü de beyan eden Bediüzzaman;”Biz ise aldığımız vakit sû-i tâlî cihetiyle ve sû-i intihap tarikıyla müşkilü’t-tahsil mehasin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-i medeniyeti kesbettiğimizden, muhannes gibi, yani erkekleşmiş kadın gibi oluruz. Kadın erkek gibi giyinse maskara olur. Erkek kadın gibi süslense muhannesliktir, yakışmaz. Mert ve âlihimmet, zîbüziverle müzahref cilveli hanım gibi olmamalı.(Eski Said Eserleri,2009,s:174)” tespitlerinde de bulunur.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Avrupa hem yeraltı zenginlikleri olarak hem de iklim ve nüfus bakımından mehasin-i medeniyete ulaşmakta çok avantajlı bir kıtadır. O nedenle de;”Avrupa’dan mehasin-i medeniyetin iktibasına muhtacız...( Eski Said Eserleri,2009,s:42) “Çünkü mehasin-i medeniyet umum akvamın ve medeniyetlerin fikirlerinin ve çalışmalarının neticesidir. Ortak aklın ürünüdür.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>“İlim Çin’de de olsa talep ediniz. Zira ilim öğrenmek her müslümana farzdır.” ( Beyhaki)” diyen bir dinin mensupları olarak; “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lazımdır ki; Onlar Avrupa'dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber adat-ı milliyeyi muhafaza ettiler. (Eski Said Eserleri,2009,s:175) “ diyen Bediüzzaman ne kadar güzel bir benzetme ile meseleyi izah etmektedir. Mehasin-i Medeniyeyi alırken adat-ı milliyeyi muhafaza etmek ve kesb-i medeniyette Japonlara benzemek. Çünkü Üstad Japonları” müteharrî-i hakikat” olarak görmektedir.” Bizim âdât-ı milliyemiz İslâmiyette neşvünema bulduğu için, iki cihetle sarılmak zaruridir.( Eski Said Eserleri,2009,s:175)” diye ifade eden Bediüzzaman milli âdetlerimizin İslamiyetle ortaya çıktığını söylemektedir. Onun için de İslâmiyetten elimizi gevşetmeden mehasin-i medeniyeti iktibas etmek durumundayız.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bediüzzaman medeniyetin mehasini ile mesavisini de nazara veriyor ve şöyle diyor. “Medeniyetin mehasiniyle beraber mesavisi (kötülükleri) de terakki edip garip ve aldatıcı bir surete girmiş. Bu seyyiatın en fenası ve medeniyetin muharribi (yıkıcısı) ve bâr-ı giranı(ağır yükü),sefahat ve havaic-i gayr-ı zarurîde(zorunlu olmayan ihtiyaçlarda) israfat ve maişetteki müsavatsızlıktır.( Eski Said Eserleri,2009,s:42)” Burada çok dikkat çekici bir tespit var. Medeniyetin en fenası ve yıkıcı tahribini yapan fiiller sefahat, israfat ve adaletsiz geçim dağılımı. İşte sefih medeniyet bu cihetlerle beşeriyete çok fena tahribatlar yapmış ve yapmaya da devam etmektedir. Ancak mehasin-i medeniye; hakkaniyet, adalet ve kanunda inhisar-ı kuvvet prensipleri ile inşallah medeniyet-i hakikiye tezahür ederek sefih medeniyetin tahribatını tamir ederek insanlığa sulh-u umumiyi yaşatacağından ümitvarız.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Medeniyetin iyiliklerini kötülüklerinden ayırıcı temyiz edici bir hâkim gerektiğini de şu cümlelerden anlıyoruz. Medeniyetin iyilikleri ile beraber kötülüklerinin de içimize sokulmaması için bize temyiz edici (ayırıcı) hâkim bir kanun, bir prensip gerekir. ”Mehasinle beraber seyyiat da medeniyetimiz içine sokulmamak için bize öyle bir kanun-u hâkim ve mümeyyiz lâzım ki, heva ve hevese galebe etsin. ( Eski Said Eserleri,2009,s:42 )” Elbette bu temyiz edici hâkim vazifesini Kur’an ve sünnet-i Resulullah(asm)’ın bu asrımızda manevi bir dersi ve tefsiri olan Risale-i Nurlar yapabilir ve yapmalıdır.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Mehasin-i medeniyetin iktibasında ve istimalinde çok endişe edilecek bir durum yoktur. Çünkü”Avrupa ve Amerika'dan getirilen hakikatler yine İslam’ın malı olan fen ve sanatı tevhid nuru ile yoğurarak hayata geçirmeliyiz.(Tarihçe-i Hayat-s:140) “ Bediüzzaman bunun da ölçüsünü vermiş, fen ve sanatın tevhid nuru ile yoğrularak marifetullah miracları olarak alıp kullanmamızı söylemiştir. Çünkü her bir fen Allah’ın isimlerine istinad etmekte ve esma tecillisi olarak nur-u tevhidi göstermektedir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bediüzzaman hem ümit hem de denge insanıdır. İstikbale ait İslam’ın taliini müjdelemekte ve bunun yolunu da Şeriat-ı Garra’nın terbiyesi ile olacağını söylemektedir. “Asaya'nın bahtını, İslamiyetin taliini açacak yalnız meşrutiyet ve hürriyettir. Fakat Şeriat-ı Garra'nın terbiyesinde kalmak şartıyla.(Muhakemat-s:47)” demektedir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bütün bunlarla beraber medeniyetteki güzelliklerin daha mükemmel olarak İslamiyet’te var olduğu bir hakikattir. Bu manada Bediüzzaman şu ifadelerde bulunur.” Acaba istikbale karşı ehl-i iman ve İslâm için böyle maddî ve mânevî terakkiyata vesile ve kuvvetli, sarsılmaz esbab varken ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açıldığı halde, nasıl meyus olup ye'se düşüyorsunuz ve âlem-i İslâmın kuvve-i mâneviyesini de kırıyorsunuz? Ve ye’is ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki, "Dünya herkese ve ecnebilere terakki dünyasıdır. Fakat, yalnız biçare ehl-i İslâm için tedennî dünyası oldu" diye pek yanlış bir hatâya düşüyorsunuz.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Mâdem meylülistikmal (tekâmül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten derc edilmiş. Elbette, beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa, istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâmda nev-i beşerin eski hatîatına kefaret olacak bir saadet-i dünyeviyeyi de gösterecek inşaallah.( Eski Said Eserleri,2009,s:337)”</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Medeniyetteki bütün güzelliklerin; ya açık bir şekilde emredilerek ve ya o güzelliğe taraftarlık göstererek veyahutta onu yasaklamamak suretiyle, bunların veya bunlardan daha güzelinin İslamda mevcut olduğu görülecektir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bediüzzaman ecnebilere karşı tavır ve duruşumuzun da ölçüsünü vermekte ve onlara bakışımızı şöyle ifade etmektedir.”Ecnebilere düşman nazarı ile değil, belki saadetimizi ve i'lay-ı kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hadim nazarı ile bakacağız. (Eski Said Eserleri,2009,s:92)” Burada şu noktalar önemlidir.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Birincisi, ecnebilere düşman nazarı ile bakmayacağız. Çünkü” Hemde düşmanlarımız onlar(ecnebiler) değil, cehalet, zaruret, itilaftır.( Eski Said Eserleri,2009,s:91 )”</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>İkincisi, bizim saadetimizi ve i'lay-ı kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar etmeleri.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Üçüncüsü, onlara dost ve hizmetkâr nazarı ile bakılması.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu manada Hutbe-i Şamiye’deki şu kısımda çok manidardır.” Hem de düşmanlarımız onlar değil; asıl bizi bu kadar düşürüp i'lâ-yı kelimetullaha mâni olan ve cehalet neticesi olan muhalefet-i şeriattır. Ve zaruret ve onun semeresi olan su-i ahlâk ve harekettir ve ihtilâf ve onun mahsulü olan ağraz ve nifaktır ki, ittihadımız bu üç insafsız düşmana hücumdur.</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Amma ecnebîlerin vahşî oldukları kurun-u vustada, İslâmiyet vahşete karşı husumet ve taassuba mecbur olduğu halde adalet ve itidalini muhafaza etmiş. Hiçbir vakit engizisyon gibi etmemiş. Ve zaman-ı medeniyette ecnebîler medenî ve kuvvetli olduklarından, zararlı olan husumet ve taassup zâil olmuştur. Zira din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti, mahbup ve ulvî olduğunu, evâmirine imtisalen ef'al ve ahlâk ile göstermekledir. İcbar ve husumet, vahşîlerin vahşetine karşıdır.( Eski Said Eserleri,Reddü’l Evham,2009,s:72)”</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Son sözler yine asrın Bediisinden; “İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'âniye ve imaniye olacak. (Eski Said Eserleri,Hutbe-i Şamiye,2009,s:326) </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ey Cami-i Emevîdeki kardeşlerim ve yarım asır sonraki âlem-i İslâm camiindeki ihvanlarım! Acaba baştan buraya kadar olan mukaddemeler netice vermiyor mu ki, istikbalin kıt'alarında hakikî ve mânevî hâkim olacak ve beşeri dünyevî ve uhrevî saadete sevk edecek yalnız İslâmiyettir ve İslâmiyete inkılâp etmiş ve hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak İsevîlerin hakikî dinidir ki Kur'ân'a tâbi olur, ittifak eder.( Eski Said Eserleri, Hutbe-i Şamiye,2009,s:334) </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red">"Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!"</span>( Eski Said Eserleri, Sünuhat,2009,s:495)</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Risale Haber</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>vanasyanur</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ali Said, post: 134955, member: 8283"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Avrupa ve batıdan neye müşteri olduğumuzu bilmeliyiz. Müşteri olduklarımız esasta ve özde bizim malımızdır. Malımıza sahip çıkacağız ve onu geri alıp istimal edeceğiz. Amma ecnebilerde müşteri olmadığımız günah ve kötülükler ise malumdur. Onlar zaten büyük hatalar yapılarak içimizde epey müşteri bulmuştur. Onlara tekrar müşteri olmak ise ahmaklık olur. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bediüzzaman buna da şöyle işaret etmektedir. “Ecnebiyede terakkiyât-ı medeniyyeye yardım edecek -fünun ve sanayi gibi- maalmemnuniye alacağız. Amma medeniyetin zünub ve mesavisi(günah ve kötülükleri)olarak bazı âdât ve ahlâk-ı seyyiyeki…(Eski Said Eserleri,2009,s:174)” onları almayacağız.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Avrupa’nın güzelliklerinin tahsil edilmesinin zorluğundan dolayı, kolay taklit edilen günahlarını ve kötülüklerini aldığımız için kadınlaşmış erkek ve erkekleşmiş kadın durumuna düştüğümüzü de beyan eden Bediüzzaman;”Biz ise aldığımız vakit sû-i tâlî cihetiyle ve sû-i intihap tarikıyla müşkilü’t-tahsil mehasin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-i medeniyeti kesbettiğimizden, muhannes gibi, yani erkekleşmiş kadın gibi oluruz. Kadın erkek gibi giyinse maskara olur. Erkek kadın gibi süslense muhannesliktir, yakışmaz. Mert ve âlihimmet, zîbüziverle müzahref cilveli hanım gibi olmamalı.(Eski Said Eserleri,2009,s:174)” tespitlerinde de bulunur.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Avrupa hem yeraltı zenginlikleri olarak hem de iklim ve nüfus bakımından mehasin-i medeniyete ulaşmakta çok avantajlı bir kıtadır. O nedenle de;”Avrupa’dan mehasin-i medeniyetin iktibasına muhtacız...( Eski Said Eserleri,2009,s:42) “Çünkü mehasin-i medeniyet umum akvamın ve medeniyetlerin fikirlerinin ve çalışmalarının neticesidir. Ortak aklın ürünüdür.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]“İlim Çin’de de olsa talep ediniz. Zira ilim öğrenmek her müslümana farzdır.” ( Beyhaki)” diyen bir dinin mensupları olarak; “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lazımdır ki; Onlar Avrupa'dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber adat-ı milliyeyi muhafaza ettiler. (Eski Said Eserleri,2009,s:175) “ diyen Bediüzzaman ne kadar güzel bir benzetme ile meseleyi izah etmektedir. Mehasin-i Medeniyeyi alırken adat-ı milliyeyi muhafaza etmek ve kesb-i medeniyette Japonlara benzemek. Çünkü Üstad Japonları” müteharrî-i hakikat” olarak görmektedir.” Bizim âdât-ı milliyemiz İslâmiyette neşvünema bulduğu için, iki cihetle sarılmak zaruridir.( Eski Said Eserleri,2009,s:175)” diye ifade eden Bediüzzaman milli âdetlerimizin İslamiyetle ortaya çıktığını söylemektedir. Onun için de İslâmiyetten elimizi gevşetmeden mehasin-i medeniyeti iktibas etmek durumundayız.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bediüzzaman medeniyetin mehasini ile mesavisini de nazara veriyor ve şöyle diyor. “Medeniyetin mehasiniyle beraber mesavisi (kötülükleri) de terakki edip garip ve aldatıcı bir surete girmiş. Bu seyyiatın en fenası ve medeniyetin muharribi (yıkıcısı) ve bâr-ı giranı(ağır yükü),sefahat ve havaic-i gayr-ı zarurîde(zorunlu olmayan ihtiyaçlarda) israfat ve maişetteki müsavatsızlıktır.( Eski Said Eserleri,2009,s:42)” Burada çok dikkat çekici bir tespit var. Medeniyetin en fenası ve yıkıcı tahribini yapan fiiller sefahat, israfat ve adaletsiz geçim dağılımı. İşte sefih medeniyet bu cihetlerle beşeriyete çok fena tahribatlar yapmış ve yapmaya da devam etmektedir. Ancak mehasin-i medeniye; hakkaniyet, adalet ve kanunda inhisar-ı kuvvet prensipleri ile inşallah medeniyet-i hakikiye tezahür ederek sefih medeniyetin tahribatını tamir ederek insanlığa sulh-u umumiyi yaşatacağından ümitvarız.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Medeniyetin iyiliklerini kötülüklerinden ayırıcı temyiz edici bir hâkim gerektiğini de şu cümlelerden anlıyoruz. Medeniyetin iyilikleri ile beraber kötülüklerinin de içimize sokulmaması için bize temyiz edici (ayırıcı) hâkim bir kanun, bir prensip gerekir. ”Mehasinle beraber seyyiat da medeniyetimiz içine sokulmamak için bize öyle bir kanun-u hâkim ve mümeyyiz lâzım ki, heva ve hevese galebe etsin. ( Eski Said Eserleri,2009,s:42 )” Elbette bu temyiz edici hâkim vazifesini Kur’an ve sünnet-i Resulullah(asm)’ın bu asrımızda manevi bir dersi ve tefsiri olan Risale-i Nurlar yapabilir ve yapmalıdır.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Mehasin-i medeniyetin iktibasında ve istimalinde çok endişe edilecek bir durum yoktur. Çünkü”Avrupa ve Amerika'dan getirilen hakikatler yine İslam’ın malı olan fen ve sanatı tevhid nuru ile yoğurarak hayata geçirmeliyiz.(Tarihçe-i Hayat-s:140) “ Bediüzzaman bunun da ölçüsünü vermiş, fen ve sanatın tevhid nuru ile yoğrularak marifetullah miracları olarak alıp kullanmamızı söylemiştir. Çünkü her bir fen Allah’ın isimlerine istinad etmekte ve esma tecillisi olarak nur-u tevhidi göstermektedir.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bediüzzaman hem ümit hem de denge insanıdır. İstikbale ait İslam’ın taliini müjdelemekte ve bunun yolunu da Şeriat-ı Garra’nın terbiyesi ile olacağını söylemektedir. “Asaya'nın bahtını, İslamiyetin taliini açacak yalnız meşrutiyet ve hürriyettir. Fakat Şeriat-ı Garra'nın terbiyesinde kalmak şartıyla.(Muhakemat-s:47)” demektedir.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bütün bunlarla beraber medeniyetteki güzelliklerin daha mükemmel olarak İslamiyet’te var olduğu bir hakikattir. Bu manada Bediüzzaman şu ifadelerde bulunur.” Acaba istikbale karşı ehl-i iman ve İslâm için böyle maddî ve mânevî terakkiyata vesile ve kuvvetli, sarsılmaz esbab varken ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açıldığı halde, nasıl meyus olup ye'se düşüyorsunuz ve âlem-i İslâmın kuvve-i mâneviyesini de kırıyorsunuz? Ve ye’is ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki, "Dünya herkese ve ecnebilere terakki dünyasıdır. Fakat, yalnız biçare ehl-i İslâm için tedennî dünyası oldu" diye pek yanlış bir hatâya düşüyorsunuz.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Mâdem meylülistikmal (tekâmül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten derc edilmiş. Elbette, beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa, istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâmda nev-i beşerin eski hatîatına kefaret olacak bir saadet-i dünyeviyeyi de gösterecek inşaallah.( Eski Said Eserleri,2009,s:337)”[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Medeniyetteki bütün güzelliklerin; ya açık bir şekilde emredilerek ve ya o güzelliğe taraftarlık göstererek veyahutta onu yasaklamamak suretiyle, bunların veya bunlardan daha güzelinin İslamda mevcut olduğu görülecektir.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bediüzzaman ecnebilere karşı tavır ve duruşumuzun da ölçüsünü vermekte ve onlara bakışımızı şöyle ifade etmektedir.”Ecnebilere düşman nazarı ile değil, belki saadetimizi ve i'lay-ı kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hadim nazarı ile bakacağız. (Eski Said Eserleri,2009,s:92)” Burada şu noktalar önemlidir.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Birincisi, ecnebilere düşman nazarı ile bakmayacağız. Çünkü” Hemde düşmanlarımız onlar(ecnebiler) değil, cehalet, zaruret, itilaftır.( Eski Said Eserleri,2009,s:91 )” İkincisi, bizim saadetimizi ve i'lay-ı kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar etmeleri. Üçüncüsü, onlara dost ve hizmetkâr nazarı ile bakılması.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Bu manada Hutbe-i Şamiye’deki şu kısımda çok manidardır.” Hem de düşmanlarımız onlar değil; asıl bizi bu kadar düşürüp i'lâ-yı kelimetullaha mâni olan ve cehalet neticesi olan muhalefet-i şeriattır. Ve zaruret ve onun semeresi olan su-i ahlâk ve harekettir ve ihtilâf ve onun mahsulü olan ağraz ve nifaktır ki, ittihadımız bu üç insafsız düşmana hücumdur.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Amma ecnebîlerin vahşî oldukları kurun-u vustada, İslâmiyet vahşete karşı husumet ve taassuba mecbur olduğu halde adalet ve itidalini muhafaza etmiş. Hiçbir vakit engizisyon gibi etmemiş. Ve zaman-ı medeniyette ecnebîler medenî ve kuvvetli olduklarından, zararlı olan husumet ve taassup zâil olmuştur. Zira din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti, mahbup ve ulvî olduğunu, evâmirine imtisalen ef'al ve ahlâk ile göstermekledir. İcbar ve husumet, vahşîlerin vahşetine karşıdır.( Eski Said Eserleri,Reddü’l Evham,2009,s:72)”[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Son sözler yine asrın Bediisinden; “İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'âniye ve imaniye olacak. (Eski Said Eserleri,Hutbe-i Şamiye,2009,s:326) Ey Cami-i Emevîdeki kardeşlerim ve yarım asır sonraki âlem-i İslâm camiindeki ihvanlarım! Acaba baştan buraya kadar olan mukaddemeler netice vermiyor mu ki, istikbalin kıt'alarında hakikî ve mânevî hâkim olacak ve beşeri dünyevî ve uhrevî saadete sevk edecek yalnız İslâmiyettir ve İslâmiyete inkılâp etmiş ve hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak İsevîlerin hakikî dinidir ki Kur'ân'a tâbi olur, ittifak eder.( Eski Said Eserleri, Hutbe-i Şamiye,2009,s:334) [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B][COLOR=Red]"Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!"[/COLOR]( Eski Said Eserleri, Sünuhat,2009,s:495)[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Risale Haber[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]vanasyanur [/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risale-i Nur’dan Müsbet Avrupa’ya Bakış
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst