Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Risale-i Nur'lar Sharjah kitap fuarında -
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 276509" data-attributes="member: 1016557"><p><span style="color: red">Said Nursi: Başöğretmenimiz annemizdir</span></p><p> 24 Kasım 2011 / 13:43</p><p> Bediüzzaman: ''Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.''</p><p> </p><p> <u><span style="color: #00f"><strong>Fatih Karaşahan'ın haberi</strong></span></u></p><p> <strong>RİSALE HABER - </strong>24 Kasım öğretmenlerimizi onure etmek için ayrılmış sembolik bir gün. Öğretmenler ve öğretmenlik mesleğinin Risale-i Nur'da ve Bediüzzaman'ın hayatında önemli bir yer var.</p><p> Risale-i Nur'da daha çok "Muallim" kelimesi bir çok yerde geçmektedir. Peygamberimiz (s.a.v) için bir çok yerde Muallim-i Ekber sıfatını kullanan Bediüzzaman Hazretleri, Kur'an-ı Kerim için de muallim kelimesini kullanmaktadır.</p><p> Bununla birlikte Said Nursi, Peygamberimiz'in (s.a.v) "Cennet ayakları altındadır" diyerek övdüğü, insanın bir vesile-i hayatı olan anneleri, insanın "en birinci üstadı" ve "en tesirli muallimi" olarak nitelendirmiştir.</p><p> Bu vesileyle, anlattıkları bilim ve ilimlerle bize Allah'ı anlatan değerli öğretmenlerimizin ve bize eğitimin özünü veren annelerimizin öğretmenler gününü kutlarız.</p><p> <strong>Risale-i Nur'da konuyla ilgili geçen bazı parçalar şöyle:</strong></p><p> <strong>MUALLİM-İ EKBER RESUL-İ EKREM'DİR</strong></p><p> İKİNCİ MESELE: İsm-i Hakem ve Hakîm, bedâhet derecesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet ve istilzam ediyor denilebilir.</p><p> Evet, madem gayet mânidar bir kitap, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san’at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette, herbir harfinde yüzer mânâlar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebîr-i kâinatın muhatabı olan nev-i insan içinde, elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitapta bulunan kudsî ve hakikî hikmetleri ders verecek; belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek; belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbâniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak; ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemâl-i san’atını, cemâl-i esmâsını bildirecek, âyinedarlık edecek. Ve o Hâlık, bütün mevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahlûklarından mukabele istediğinden, o zîşuurların namına birisi o geniş tezahürât-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyetle mukabele edip, ber ve bahri cezbeye getirecek, semâvat ve arzı çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdisle o zîşuurların nazarını o san’atların Sâniine çevirecek; ve kudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur’ân-ı Azîmüşşanla, o Sâni-i Hakem-i Hakîmin makasıd-ı İlâhiyesini en güzel bir surette gösterecek; ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürât-ı cemâliye ve celâliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, güneşin vücudu gibi bu kâinata lâzımdır, zarurîdir. [Otuzuncu Lem'a]</p><p> YEDİNCİ REŞHA</p><p> İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu. [On Dokuzuncu Söz]</p><p> <strong>TESLİM OLDUĞUM KUR'AN-I BANA MUALLİM YAPTI</strong></p><p> Malûmdur ki, insan, hasbelkader çok yollara sülûk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir. Bazan kurtulursa da, bazan da boğulur. Ben de kader-i İlâhînin sevkiyle pek acip bir yola girmiştim. Ve pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye, beni Kur’ân’a teslim edip, Kur’ân’ı bana muallim yaptı. İşte, Kur’ân’dan aldığım dersler sâyesinde o belâlardan halâs olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum. [Katre]</p><p> <strong>İNSANIN EN BİRİNCİ ÜSTADI ve TESİRLİ MUALLİMİ VALİDESİDİR</strong></p><p> Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.</p><p> Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:</p><p> Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum. [Yirmi Dördüncü Lem'a]</p><p></p><p><span style="color: red">Yayının her çeşidi sırren tenevverettir</span></p><p></p><p> 23 Kasım 2011 / 23:55</p><p> Abdullah Yeğin ağabey ve Fevzi Allahverdi ile Risale-i Nur’daki konular üzerine bir sohbetin notları…</p><p> </p><p> <span style="color: #00f"><u><strong><span style="font-family: 'verdana'">Röportaj: Dursun Sivri-RisaleHaber</span></strong></u></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Abdullah Yeğin ağabeyi Fevzi Allahverdi ile birlikte Ulus Hacı Bayram semtindeki AHİ Vakfına restore edilmiş mekanda dersanede ders okurken bulduk. Kastamonu Lahikasından Hoca Haşmet’in sualine, Feyzi ve Emin ağabeylerin naklettiği cevabı olan bölümü okudu. Ahir zamana dair hadislerin yorumunu yapan bazı hocalar gibi bugün de farklı yorumlar yapıyorlar. Ortaokul döneminden beri Üstad Bediüzzaman hazretlerinin yakınında bulunmuş ve el’an devam eden asırlık mânevi çınar saff-ı evvel Abdullah Yeğin ağabeyi görmüşken fırsat bulup bir iki sual sorduk.</span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Sonra sohbetin akışına göre memuriyet hakkında suallerimiz oldu. Zira Üstad memuriyete Münazarat’ta “Çingenelik” olarak tavsif ettiği bir ibare de vardı. Gerçi öğretmenler için işin ortası yok, ya minarenin doruğu ya da kuyunun dibi benzetmesini yapıyor. Dindar öğretmen ve aksi düşünceye sahip olanların talebelerin üzerindeki etkisini tarif etmek için. Diğer bir sualimiz de Beiüzzaman’ın kabri konusunda olmuştu. Tahiri Mutlu ağabeyin “ilânihaye gizli kalmayacak ileride Mevlâna nın kabri gibi yeri belli olacak” şeklindeki hatıra notlarını hatırlattık. Tahir abi ismi geçince öncelikle gayet nazik bir üslupla kendi mülâhazasını beyan ettiler.</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Abdullah yeğin okuyor:</span></strong></p><p> </p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Azîz, Sadık, Muhterem Kardeşimiz Hoca Haşmet!</span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Senin, müceddid hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: Evet bu zaman hem îman ve din için, hem hayat-ı içtimai ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i îmaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.</span></em></p><p> </p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivâyât-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, îmanî hakaikteki tecdid itibariyledir. Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i dîniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mâna veriyorlar. </span></em></p><p> </p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeten kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'nin ve cemaatindeki şahs-ı mânevîde ancak içtima 'edebilir. Bu asırda, Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur'un hakikatına ve şâkirdlerinin şahs-ı mânevîsine, hakaik-i îmaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede tesirli ve fâtihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zındıka ve dalâlet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüzbinler ehl-i îmanın îmanlarını kurtardığını kırkbinler adam şehadet eder.</span></em></p><p> </p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zâtınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz.</span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'verdana'">Risale-i Nur şakirdlerinden Emin, Feyzi, Kâmil…</span></em></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">HAYAT-I İÇTİMAİYEDE HİZMET EDENLER YAVAŞ YAVAŞ EHL-İ İMANDAN KİMSELER OLUYOR</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Abdullah ağabey, bu anlamlı mektubun ardından size birkaç soru sorabilir miyiz?</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Buyurun sorun… biliyorsak cevap veririz</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Üstad üç mühim vazifeden bahsediyor. Hayat-ı içtimaiye ve şeriat, hukuku amme ve siyaset diğeri de hakaik-i imaniyeyi muhafaza… Bu mühim vazifelerden ilk ikisi için ehemmiyetli bir müceddidin lazım geldiğini beyan ediyor. Fakat bu iki vazifede de etkin bir müceddit bu zamanda gelemeyeceğine göre iman hakikatlerini beyan edecek olan Zatın diğer iki vazifeyi de şahs-ı manevi vasıtasıyla yerine getireceğini söylüyor. Bunu nasıl anlamlıyız?</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Şimdi hayat-ı içtimaiyede hizmet edenler yavaş yavaş ehl-i imandan kimseler oluyor. Bu insanların bir çoğu Risale-i Nur okumuş kimseler. Onlar din namına, İslamiyet namına hangi hizmeti yapıyorlarsa yine hepsi Risale-i Nur hesabına yapılıyor. Şimdiki hayat-ı içtimaiyenin bu denli müsbet değişmesi Risale-i Nur’un bir meyvesi, bir kerametidir. Bir çoğu da bunun farkındadır…</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">ÜSTAD SİYASİLERE “SİZ İSLAM HALKINI ARKANIZA ALIN” DİYOR</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Hayat-ı içtimaiye ile şeriatı birlikte zikrediyor Üstad hazretleri. Çünkü birbiriyle tamamen bağlantılı. Aynı şekilde hukuk-u amme ve siyaseti de bir kategoride değerlendiriyor…</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Üstad bu mektupta soruyu soran şahsa çok güzel bir yanıt vermiş. O kişi müceddidi soruyor. Üstad ise Mehdi’yi anlatarak, bir nevi: “Senin o müceddidden beklediğini bu zamanda ancak Mehdi yapabilir” diyor. Hem imanı tecdid eden, hem hayat-ı içtimaiyeye bakan, hem de hukuk-u ammeye bakan vazifenin yerine getirilmesini, hepsini Risale-i Nur sağlıyor. Mesela Üstadın Muhakemat, Münazarat, Hutbe-i Şamiye gibi eski eserlerinin hepsi Risale-i Nur’un içinde mevcut. Şimdi hükümetten biri de onu okur, ona göre hareket ederse o vazifeler yerine gelmiş olur. Üstad Hazretleri “Siz İslam halkını arkanıza alın” diyor siyaset yapanlara. “Bu alem-i İslamın Türkiye’ye olan ihtilafı ortadan kalksın” diyor. Bunları ta en başından beri söylüyor ama daha yeni, şimdiki siyaset alem-i islamı arkasına aldı. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">BAĞDAT PAKTI KURULDU DİYE ÜSTAD BAYRAM EDİYOR</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">O gün Menderes Irak’la, İran’la Bağdat paktı’nı kurdu diye, Üstad bayram ediyor. Üstad, “Benim hayatımda beklediğim buydu. Siz bu ırkçılığı kaldırdınız” diye onları hep tebrik ediyor. ”Alem-i İslama büyük bir kuvvettir bu” diyor. Demek şimdiki siyasete de düşen bu. Üstad, “Bu hükümet, bu millet, yakın bir gelecekte şerefini, haysiyetini, mefahir-i tarihiyesini ve mevcudiyetini Risale-i Nur’un ibrazıyla gösterecek” diyor. Şimdi bizim hükümetimiz, Diyanetimiz, gittiği bütün Arap ülkelerine: “Şu kitapları önce sen oku, sonra da gençliğine bastır ve okut” dese, bir okuyacaklar ki, “Allah Allah benim çocuğum da buna muhtaç, bütün alimlerim de buna muhtaç…” Şeriatla yönetilen ülkelere de gitse bunu duyacak, dünyadaki bütün ülkelere de gitse bunu duyacak. Mesela Hıristiyan ülkesine sorsa, “Kardeşim gençliğinizden memnun musunuz? Gençleriniz kiliseye devam ediyor mu? İstikbale nasıl bakıyorsunuz?” Cevabı yok. Çünkü mektebinde imansızlık okutuyor. İman yok, din yok… </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">İLERİDE GELECEK OLAN DA ZATEN NUR CEMAATİ</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bizimki dese, “Al şu kitabı bu sorunun temeli Allah’a inanmamaktan kaynaklanıyor.” Böylece hayat-ı içtimaiyeyi, hukuk-u ammeyi temin etmiş de olacaklar. Geçenlerde bir papaz itiraf etti, “Nur talebelerinin arasındaki uhuvveti biz Amerika’ya taşıyabilirsek Amerika’yı kurtarabiliriz. Yoksa biz batacağız.” Üstad hazretleri “ben şimdi bu iman hizmetini yapıyorum. O şahıs ileride gelecek” diyor. İleride gelecek olan da zaten Nur cemaati. Yine onun cemaati… Bazıları tutturmuş ileride gelecek, ileride… diye. Bu vazifeleri Risale-i Nur şimdi yapıyor zaten. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">MEHDİ GELSİN DE NE YAPSIN? YAPACAĞI İŞ KALMADI Kİ</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Aslında soru gelecek zat diye sorulduğu için, Üstad hazretleri de cevabında niçin “gelecek” kelimesini kullanıyor? </span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Fevzi Allahverdi: </span></strong><span style="font-family: 'verdana'">Bayram ağabey bazen bu konuyu sorar Üstad’a. Üstad hazretleri O’na “Üstad’ın varken hala gelecek diyorsun” diye cevap verir. Şimdi “Mehdi gelecek, ileride gelecek” deniyor. Mehdi gelsin de ne yapsın? Yapacağı iş kalmadı ki Risale-i Nurdan sonra. Eğer tarihi geri çevirip de, yeniden Osmanlı’nın yıkılışına dönersek, imansızlığın meslek haline geldiği yıllara… İmansızlığın iman olduğunu zannediyorlardı. Risale-i Nur onların kafasına vura vura imanı anlattı. En muarızları dahi imana getirdi. Dünyada bu böyle oldu. İman-ı külli… Rusya ne diyordu? “Ben Allah inancını değil ülkeden, dünyadan sileceğim.” Şimdi ne diyorlar? “Biz çöktük, yıkıldık. Memleketimizi de batırdık. Gelin caminizi de açın. Kilisenizi de açın.” Bunların hepsi Risale-i Nurlar sayesinde oldu işte. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bazılarının iddia ettiği gibi, “Mehdi geldi, devlet idaresini eline alıyor” gibi şeyler mümkün olsaydı Üstad bu hakikatleri yazamazdı. Zamanı kalmazdı. Okurken bile şimdi koca bir külliyat… </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">EĞİTİM NOKTASINDA ÖYLE İNCELİKLER SUNUYOR Kİ</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Şimdi Üstad İstanbul’a gelince Osmanlının kötü durumuna bakarak, bunun çaresini düşünüyor. Mesela eğitim noktasında öyle incelikler sunuyor ki, ben bir cümle okuyorum. Kafam çatlıyor yani. Eğitimde, ekonomide, rejimde, diyanette, siyasette, hepsinin hukukunu inceden inceye vazeden eserler bunlar. Mesela Üstad diyor ki, “<span style="font-family: 'verdana'">Memurîn hakkıyla vazifesini îfa etse, </span><em><span style="font-family: 'verdana'">memur olmayan</span></em><span style="font-family: 'verdana'"> ilcaât-ı </span><em><span style="font-family: 'verdana'">zamana muvafık</span></em><span style="font-family: 'verdana'"> sa'yetse, sefahete vakit bulmayacaktır.” Şimdi neden insanlar sefahate vakit bulabiliyor? Sorusuna en güzel cevap bu. Çünkü akşama kadar oturuyor, vazifesini hakkıyla yerine getirmiyor. Risale-i Nur talebesi de değil ki Cevşen okusun, Kur’an okusun, Risale-i Nur okusun… Diğer tarafta Avrupa işsize para veriyor. Bu verilemez. Oturmakla para kazanıyorlar. Ya da; “Al sana bu işi yap ama mahsulünü ben alacağım” dese gene olur. Yani açıktan para vermektense, çalıştırıp karşılığını verebilir. </span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">ÜSTAD EĞİTİMDE “TAKSİMÜL AMAL YAPIN” DİYOR</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Başka bir örnek vereyim. Mesela eğitimde, “Allah kader-i ezelide her bir şahsı ayrı bir kabiliyetle yarattığından taksimül amal yapın” diyor. Şimdi Avrupa ne yapmaya çalışıyor? Çocuk yaştan bu insanın eğilimi ne tarafa diye bunu tespite çalışıyor. Meyli, zevki, keşfi, hangi tarafaysa eğitimde onu o tarafa yönlendiriyor. “Biz bunu yapmadık. Cehennem cehline muhatap olduk. Mazide bunu yaptık. İlim cennetine dahil olduk” diyor Üstad. Bakın eğitimde Avrupanın yıllarca inceleyerek bu gün ancak ulaşabildiği şeyi Üstad o zaman söylüyor. “Taksimül amal yapın” diyor. Çünkü Allah kaderi ezeli de herkesi ayrı bir kabiliyette yaratmış. Yani memleket meselelerine dair ne varsa hepsini yazmış, sorunları tesbit edip, çözüm yollarını göstermiş Üstad Hazretleri…</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">MEMUR OLMANIN ŞARTLARI</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Abdullah Yeğin: </span></strong><span style="font-family: 'verdana'">Memur olmanın da üç şartı var;</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Birincisi; mesleğini Risale-i Nura alet edecek, vasıta yapacak. Hem işini yapacak hem de etrafındaki insanlara Risale-i Nur’u tanıtacak veya hizmetinin şekline göre vesile olacak.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">İkincisi:mesleğini pürüzsüz, eksiksiz, doğru-dürüst yapacak. Aldığı maaşı helal ettirecek şekilde çalışacak.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Üçüncüsü; Aldığı maaşı lüzumsuz yere harcamayacak. Yani israf etmeyecek. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bu üçünü yapan memur olabilir. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bunu yapmayan Nur talebesi çok zarar görür. Yani eline çok para geçiyor diye çocuğuna araba alıyor. Hanımına araba alıyor. Ben Avusturya da gördüm. Her evde iki, üç araba var. Her tarafta iki, üç katlı, bahçeli evler… </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">NEŞRİYATIN HER ÇEŞİDİ SIRRAN TENEVVERET…</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Abdullah ağabey başta okuduğunuz mektubun sonunda Feyzi ve Emin ağabeyleri zikrettiniz. Tabi siz Üstadın zamanında yaşadınız. O günkü hizmet tarzıyla alakalı Feyzi ve Emin ağabeyler gibi talebelerle yaptığınız hizmetler ve o zamanın hizmet şartlarından biraz bahsedebilir misiniz? </span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Anlatacak çok şey var ama kardeşler hepsini Risale Haber’de yayınlayamazlar. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Bir ağabeyimiz “İnternet: Sırren tenevveret” diyor</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Zaten Celcelutiye’de dahi buna önemli işaret ediyor: “sırran tenevveret.” Lem’alarda izah ediyor. Neşriyatın her çeşidi sırran tenevveret…</span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">BEDİÜZZAMAN’IN CELCELUTİYE’DE OKUMADIĞI BÖLÜM</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Peki Celcelutiye demişken bizzat size soralım. Üstad hazretleri Celcelutiye okurken, “Bir yer var okumuyorum, okusam bunların binini bir anda götürürürüm” diyor. O bölüm şu an mevcut mu?</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">O gibi şeylere pek benim aklım ermez. Ama bir yer varmış sanırım. Ben burayı okumuyorum dediği… Ama işte Üstadın mesleğinde bu yok. Dünyayı istemiyordu. Her zaman derdi: “Biz istihdam olunuyoruz. Allah (c.c) bizi çok mühim işlerde çalıştırıyor. Bizim haberimiz olmadan çalıştırılıyoruz. Ben bir kuru üzüm çubuğu gibiyim. Ben hizmetkarlıktan başka bir şeyi kabul etmiyorum.” Makam, mevki, nam, şöhret istemiyordu. Yani mezarının gizli olmasını vasiyet etmesinin sebebi de gene bu. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">ÜSTADIN MEZARININ GİZLİ KALMASI İLÂNİHAYE Mİ OLACAK?</span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Tahir ağabeyle ilgili yazılan bir kitapta bu konu kendisine soruluyor. O da: “Olur mu kardeşim? Belli bir zaman sonra onun da Mevlana gibi türbesi olacak” diye cevaplıyor.</span></strong></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Tahir ağabeyin kim olduğu bellidir. Üstadın has talebelerindendir. Şimdi biz mezar ziyaretinin ne olduğunu bizzat gözümüzle Urfa’da gördük. Üstadımızı ziyarete gelenlere bakıyorsun, adam okuyor, üflüyor, oradaki çeşmeden akan suyla şerbet yapıp hastalarına içiriyor. Toprağını ceplerine koyup götürüyor. Şeker getiriyor evden mezarın üstüne bırakıyor. Biraz sonra alıp tekrar evine götürüyor. Sonra mezara karşı namaz mı kılınır? Şafii mezhebinde varmış. Düşünün, Üstad böyle ister mi? Bakın Suudi Arabistan’a neden mezarların hepsini dümdüz yapmış? Böyle Avrupa mezarlarına benzetmemiş. </span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Biz zat anlatmıştı. “Benim mezarımı çekiçlerle, taşlarla yapacaklar” demiş. Şimdi öyle mezarlar yapıyorlar ki çimentoyla beraber bina yapar gibi mezar yapıyorlar. Mısır’da kabirleri öyle bir yapmışlar ki. Fakir fukara hepsi mezarlıkta yatıp kalkıyor. Ev gibi yapmışlar… Yani İslamiyette mezarlığa kıymet vermek diye bir şey yok ki… Yani sağ kalanlara işaret olsun diye bir taş koyup, işte mezar burada demeye müsaade var. </span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-family: 'verdana'"><a href="http://www.risalehaber.com/" target="_blank">www.RisaleHaber.com</a> </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'verdana'"></span></strong></p><p></p><p><span style="color: green">Risale-i Nur'lar Sharjah kitap fuarında </span><span style="color: blue">- FOTO</span></p><p></p><p> 24 Kasım 2011 / 10:23</p><p> BAE'e bağlı Sharjah'da düzenlenen kitap fuarına Türkiye'den sadece 3 yayınevi katıldı. </p><p> </p><p> <span style="color: #00f"><u><strong>Risale Haber - Haber Merkezi</strong></u></span></p><p> Birleşik Arap Emirliklerine bağlı Sharjah Emirliği'nde düzenlenen kitap fuarına Türkiye'den sadece 3 yayınevi katıldı.</p><p> Risale Haber'e açıklama yapan Abdülkerim Baybara 16 Kasım'da başlayan Sharjah Kitap fuarına Türkiye'den Risale-i Nur üzerine yayın yapan Sözler Neşriyat, Nil Yayınları ve Hayrat Neşriyat'ın katıldığını belirtti. 26 Kasım'a kadar fuarın devam edeceğini bildiren Baybara, BAE'de bir kitap fuarına 3 yayınevimizin birden katılmasının önemli bir gelişme olduğunu ve hizmete vesile olmasını arzu ettiklerini ifade etti.</p><p> <a href="http://www.risalehaber.com/gallery.php?id=372" target="_blank"><span style="color: #f00"><strong>Sharjah Kitap fuarından fotoğraflar için TIKLAYINIZ</strong></span></a></p><p></p><p>Atatürk: Tunceli'deki icraatlarımızın neticesi...</p><p></p><p> 24 Kasım 2011 / 09:34</p><p> TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de yaşananlardan haberdar olduğunu ortaya koydu</p><p> </p><p> CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün "Atatürk, Dersim Katliamından haberdardı" sözleriyle başlayan tartışma büyüyor. TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de yaşananlardan haberdar olduğunu ortaya koydu.</p><p> CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün bir röportajında söylediği "Dersim Katliamından Atatürk'ün haberi vardı" sözleri büyük bir tartışmanın da kapısını araladı. Başbakan Erdoğan'ın da dahil olduğu tartışma, CHP içinde yeni bir Kemalizm polemiğini daha başlattı. Gündemi meşgul eden bu tartışmanın öznesi olan Atatürk'ün, gerçekten Dersim'e yönelik yapılan askeri harekâtlarda Atatürk'ün rolü var mıydı?</p><p> <strong>"Dersim halkı cahildir!"</strong></p><p> TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de neler yaşandığını bildiğini gösteriyor. Askeri harekâtlar henüz başlamadan önce, 1 Kasım 1935 günü TBMM'de hitap eden Atatürk, <strong>'Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünüldüğünü' </strong>açıklamış. Bundan 1 ay sonra Meclis'e getirilen "Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun" görüşmelerinde konuşan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Dersimliler hakkında şu ifadeleri kullanıyor: "Halkı cahildir. Halkı fakir olur ve eli de silahlı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz. Aşağı yukarı her memleketin elinde böyle geri kalmış yerleri vardır. Burada zuhur eden vukuatlar müteaddid harekâtı askeriyeyi icap ettirmiştir."</p><p> <strong>Meclis'te ilk Dersim tartışması</strong></p><p> Tunceli'nin idaresi hakkında "Vilayetin yönetimi için korkomutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan seçilir" maddesiyle başlayan kanun hakkında söz isteyen Trabzon mebusu Raif Karadeniz, neden Tunceli'ye yönelik ayrı bir kanun getirildiğini hayretle şu sözlerle soruyor: "Tunceli vilayetinde, memleketin diğer taraflarında tatbik edilen usullerden ayrı bir usul tatbik edilmesinin manası nedir? Arkadaşım bu noktaya itiraz etmemişlerdir. Fakat asil itiraz edilmesi lazım gelen mesele budur. Biz; muayyen bir mıntıkada hususi bir kanun yapıyoruz. Orada yaşayan vatandaşlar ancak bu kanun dairesinde Devletle münasebete girişecekler. Bunun manası fevkaladeliktir."</p><p> Yine söz alan Dahiliye Vekili Kaya, Karadeniz'in merakını şu sözlerle gidermeye çalışıyor: Hadiselerin ehemmiyeti nispidir. Eğer memleket 25 sene evvelki halinde olsaydı ki hepimiz o zamanı hatırlarız, bu gün Dersimin halini de normal görürdük. Bu gün Cumhuriyetin kuvveti sayesinde memleketin hiçbir yerinde bir hadise vuku bulmamakta iken, orada vukua gelen ufacık bir hadise kulaklarımıza ağır geliyor. Bunun için orada içtimai tedbirlerle asayiş ve intizamı korumak mecburiyetini hissediyoruz.</p><p> <strong>Dersim, medeniyet ve refah için bombaladı</strong></p><p> Kemal Atatürk'ün de Dersim hareketleri hakkında meclis kürsüsünden mebuslara hitap ettiği anlaşıldı. <strong>1 Kasım 1937 günü mecliste konuşan Atatürk, Dersim Harekâtları hakkında şu sözleri sarf ediyor: "Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım. Tunceli'ndeki icraatımızın neticeleri, bu hakikatin yakın ifadesidir."</strong></p><p> <strong>İnönü, "Sel seferleri" diyor</strong></p><p> Askeri harekatların başarıya ulaştığından bahsederek, şu ifadeleri kullanıyor: "Büyük Meclisin malumudur ki Hükümet iki seneden beri Tunceli mıntıkasında hususi Islahat Programı tatbik etmektedir. Bu program, bu mıntıkayı medenileştirmek için bütün vasıtalarla ve hususi hükümler dahilinde orada geniş bir çalışma teferruatını ihtiva etmektedir. Mukavemet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Biz buna "Sel seferleri" dedik."</p><p> <strong>Milli Gazete</strong></p><p></p><p><span style="color: red">Risale-i Nur okulda hangi metotla okutulacak?</span></p><p></p><p><span style="color: red"> 20 Kasım 2011 / 23:58</span></p><p><span style="color: red"> Risale Akademi “Risale-i Nur Eğitimi” çalıştayı düzenliyor. Çalıştay koordinatörü B. Said Çiftçi sorularımızı cevapladı</span></p><p><span style="color: red"> </span></p><p><span style="color: red"> <span style="color: #00f"><u><strong>Röportaj: Ahmet Bilgi-RisaleHaber</strong></u></span></span></p><p><span style="color: red"> <em>Risale Akademi 17 Aralık 2011 tarihinde “Risale-i Nur Eğitimi” çalıştayı düzenliyor. Çalıştay koordinatörü B. Said Çiftçi çalıştayla ilgili sorularımızı cevapladı.</em></span></p><p><span style="color: red"> <strong>“Risale-i Nur Eğitimi” üzerine bir çalıştay düzenliyorsunuz; amacınız nedir?</strong></span></p><p><span style="color: red"> Risale Akademi olarak düzenlediğimiz bu çalıştayla iki amacımız var. </span></p><p><span style="color: red"> Birincisi, “Risale-i Nur’un eğitimi”dir ki, Bediüzzaman hazretleri hayattayken başlayan, nur dershanelerinde Risale-i Nur’un şahsi veya grupla okunması yöntemiyle anlaşılmaya çalışılması üzerine kurgulu sistemin daha etkili ve daha sistematik olarak geliştirilmesini sağlamak. Bu çerçevede “Risale-i Nur eğitiminde iyi örnekler”i paylaşmak. </span></p><p><span style="color: red"> İkinci amaç ise, “Risale-i Nurla eğitim”dir ki, okul ortamında öğrenilmesi amacıyla, Risalelerin öğrenme amaçlarını, yöntem ve etkinliklerini, kazanım ve öğrenme çıktılarını, ölçme ve değerlendirme (özellikle alternatif) araçlarını eğitim bilimleri içinde sistemleştirmek.</span></p><p><span style="color: red"> <strong>RİSALE-İ NUR OKULLARDA OKUTULSAYDI HANGİ METOTLA GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİRDİ?</strong></span></p><p><span style="color: red"> <strong>Biraz daha açar mısınız?</strong></span></p><p><span style="color: red"> Risale-i Nur’un öğrenilerek manalarının hayata geçirilmesine zemin hazırlayan ve büyük nur camiasının olmazsa olmazlarından olan medrese-i Nuriyelerde verilen eğitimin pedagojik temellerini gözden geçirmek ve daha sistematik bir hale getirilmesine dair bu hizmette emeği geçmiş, hem pratiği ve hem de teorisi olan görüşleri paylaşmaktır. Bu amaca bağlı olarak, ayrıca, Risale-i Nur eğitimcisinin profilini, dershanelerdeki öğrenme ortamlarını ve öğrenme materyallerini gözden geçirmektir. Burada hedef “Daha nitelikli Risale-i Nur talebesi” yetiştirme etkinliklerini konunun uzmanlarıyla birlikte gözden geçirmektir.</span></p><p><span style="color: red"> İkinci amaç ise yepyeni bir hedefi olan bir çalışma. Risale-i Nur’un formel eğitim sisteminde yerini belirlemektir. Şöyle bir sorunun cevabı nedir –mesela-: “Risale-i Nur okullarda okutulsaydı, bu nasıl ve hangi metotla gerçekleştirilebilirdi?”</span></p><p><span style="color: red"> Buna benzer sorulara Bediüzzaman’ın izin verdiği “şerh, izah ve tanzim” boyutundan baktığımızda, eğitim bilimlerinin düsturlarından faydalanmak gerektiği ortaya çıkıyor. Onun için eğitim entelektüellerine yaptığımız çağrıdaki ana başlıklar bu amacı gösteriyor. Risale-i Nur’un öğrenme alanlarının belirlenmesi. Öğrenme alanlarının alt konularının belirlenmesi. Her konunun kazanımlarının (öğrenme çıktılarının) neler olduğunun deşifre edilmesi, öğrenme etkinliklerinin dokümante edilmesi, öğrenme materyalleri, araç ve gereçlerinin ortaya çıkarılması, öğrenmenin ölçme ve değerlendirilmesi gibi pedagojik formasyonun tüm aşamalarını kapsayan bir çalışmanın zeminini ve bunları gerçekleştirecek beyin kaynaklarını arıyoruz Risale Akademi olarak.</span></p><p><span style="color: red"> <strong>RİSALE-İ NUR’UN BİR EĞİTİM VİZYONU VAR</strong></span></p><p><span style="color: red"> <strong>Sizi bu çalışmaya sevk eden sebepler nelerdir?</strong></span></p><p><span style="color: red"> Pozitivist anlayışın ürünü olarak fen bilimleri bir dönem çok popülerdi. Çünkü merkez üssü otoriter yönetimler olan devletler, fen bilimlerini dünya egemenliğinin, sömürünün bir aracı olarak kullandılar. Teknolojiyi bu amaçlarla geliştirip dünya savaşlarına sebebiyet verdiler. Sonra sosyal bilimler ve sağlık bilimleri öne çıktı. Çünkü “insan” keşfedildi. BM ve içindeki insancıl yapılar insan topluluklarını önceleyince sosyal bilimler öne çıktı ve hala önde. Ama bu arada otoritenin bekasına beyin gücü yetiştirmekte kullanılan eğitim alanı, son çeyrekte insanı önceleyince, eğitimin amacının da insanı keşfetmek, onu anlamak ve onun fıtratına göre eğitim vermek olduğu ortaya çıktı. Hatta önceleri sosyal bilimlerin içindeyken, eğitim bilimleri bağımsızlığına bile kavuştu. Böylece eğitim döndü dolaştı Bediüzzaman’ın “insanın bu dünyaya gönderiliş gayesi taallümle tekemmül etmektir” tezine geldi. Çünkü Risale-i Nur’un bir eğitim vizyonu, bir de ulaşmak istediği bir model insan var. Bu modele de bizim ortaya çıkarmamızı istediği eğitim stratejileriyle ulaşmayı hedeflemektedir.</span></p><p><span style="color: red"> <strong>BİLİMSEL DELLALLIK YAPMAK</strong></span></p><p><span style="color: red"> Şu anda dünyada, özellikle ABD ve Avrupa’da Eğitim Bilimleri dünyada en hızlı gelişen bir alan. Çünkü, insanla ilgili konu çok. İnsan bozulunca sosyal alanlar da bozuluyor. İnsan bozulunca insanın kullandığı teknolojinin amacı değişiyor; teknoloji insanlığı ve onun manevi ve maddi değerlerini tahrip etmekte kullanılıyor. İşte bakın, Bediüzzaman’ın ne kadar ileri görüşlü olduğunu, ana konusu “insan” olan Risale-i Nur’u yazmasından anlıyoruz. Risale Akademi olarak bizim de yaptığımız şey insan türünün aradığı bu hakikatleri duyurmak, bilimsel dellallık yapmaktır.</span></p><p><span style="color: red"> <strong>RİSALE-İ NUR’UN ÇOKLU ZEKÂ AÇISINDAN İNCELENMESİ DURUMUNDA…</strong></span></p><p><span style="color: red"> <strong>Eğitim Bilimleri alanında dünyada hangi gelişmeler var?</strong></span></p><p><span style="color: red"> Şu anda en popüler konuların başında 21. Yüzyıl insanlarının düşünme ve öğrenme üst becerilerindeki değişimler gelmektedir. Teknolojinin, özellikle internetin yaygınlaşmasıyla, alt düzey zihni beceriler doğal öğrenme yollarıyla okul dışında da kazanılıyor. İnsanın düşünme düzeyindeki kapasite o kadar yükseldi ki okullar ve okullarda okutulan müfredatlar bunları karşılamıyor. Artık ya okullara gerek kalmayacak veya okullar varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa daha üst hedefleri olan kurumlar haline dönüşmelidir.</span></p><p><span style="color: red"> Üst düzey zihinsel beceriler yanında, pozitivist gelenek nedeniyle ihmal edilen “duyuşsal beceriler” de artık gündemde. Nasıl ki üst düzey zihinsel beceriler akıl dairesinin tasarrufuyla ilgiliyse, duyuşsal beceriler de kalp dairesinin tasarrufunda olan becerilerdir. Akıl-kalp birlikteliği, maddi-manevi eğitimin birlikteliği, aklın nuru ile kalbin ziyasının ittifakı artık gündemde. Duyuşsal beceriler “Duygusal zekâ” “Ruhsal zekâ” vb. olarak da ele alınıyor ve okullarda ve iş yerlerinde kullanılıyor.</span></p><p><span style="color: red"> Bunun yanında, uygulanmakta olan çoklu zekâ var. Risale-i Nur’un çoklu zekâ açısından incelenmesi durumunda, bir sohbette, her meslekten ve her yaş grubundan bulunan insanların nasıl ondan istifade ettikleri anlaşılacaktır. Risale-i Nur’u okul öncesi eğitim gören çocuklardan başlayarak üstün zekâlı çocukların eğitimine kadar geniş bir yelpazede yer alan öğrenci grubunun istifadesine nasıl sunabileceğimizi konuşmamız lazım. Yetişkinlerin eğitimi ve hayat boyu öğrenme perspektifinden de yine aynı soruyu tekrarlamak gerekiyor.</span></p><p><span style="color: red"> Risale-i Nur’u inceleyen bir eğitim bilimci onda çok farklı şeyler görecektir. Ondaki öğrenme alanları insana en gerekli alanlardır. Dünya ölçeğinde, okulların etkinliğinin kaybolmasının en temel sebeplerinden birinin, okulların (ders programlarıyla birlikte) gelen neslin temel ihtiyaçlarına cevap verememesidir. Öğrenimin sadece sayısal alan hâkimiyetiyle değil, sözel ve ruhsal alanlarla birleştirilmesi gereği gündemdedir. Onun için dünyada eğitimciler sıkça toplanıp geleceği kestirmeye, 2025, 2050, 2075’de nasıl bir insan gelecek sorusunun cevabını tahmin etmeye çalışıyorlar.</span></p><p><span style="color: red"> Peki, Risale-i Nur gibi eğitim bilimleri açısından hazine kaynak olan eserleri okuyanlar bu konuda neler düşünüyorlar? Kıyametin kopmasını geciktirmek istiyorsak insan üzerine daha çok yoğunlaşmak gerekiyor. Bana göre Risale-i Nur, müfredatı görünmeyen bir ders kitabıdır. Biz eğitimcilerin işi onun arka planındaki görünmeyen müfredatını ortaya koyup görünebilir yapmaktır.</span></p><p><span style="color: red"> <strong>HİÇBİR İNSAN RİSALESİZ KALMASIN!</strong></span></p><p><span style="color: red"> <strong>Çağrınız nedir?</strong></span></p><p><span style="color: red"> “Risale-i Nur’u okumak ve okutmak” gayesine matuf olarak, gelin bu hakikatleri hem geleneksel dershane eğitimi anlayışımızı eğitim bilimlerinin yöntemleriyle verelim. Hem de resmi eğitim çerçevesi içinde verebilelim. Eğitim bilimci akademisyenler başta olmak üzere bu konuda kendini yetkin, tecrübeli gören, bu konuda sözüm var diyen herkesi bu konularda kafa yormaya, düşüncelerini ve hazırlıklarını 17 Aralık 2011’de bizimle paylaşmaya davet ediyoruz. Risale Akademi olarak “Hiçbir insan Risalesiz kalmasın!” diyoruz.</span></p><p><span style="color: red"> <strong><a href="http://www.risalehaber.com/" target="_blank">www.RisaleHaber.com</a> </strong></span></p><p><span style="color: red"></span></p><p><span style="color: red"></span></p><p><span style="color: red"></span>Cemaatin mahsulatını bir şahsa atfetmek</p><p></p><p> 24 Kasım 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi</p><p> </p><p> <em><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p><p> İ’lem eyyühe’l-aziz! </p><p> </p><p> İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden—hasenatı intaç eden—semeratı bir şahsa isnad ve ona mal ederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır.</p><p> Çünkü, bir cemaatin cüz-ü ihtiyârîsiyle kesb ettikleri mahsulâtı bir şahsa atfetmek, o şahsın, icad derecesinde harikulâde bir kudrete mâlik olduğuna delâlet eder. Hattâ eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilâheleri, böyle zâlimâne tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsulüdür.</p><p> </p><p> <em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p><p><em><strong> </strong></em> </p><p> <u><strong>SÖZLÜK</strong></u></p><p><u><strong> </strong></u>acip : hayret verici, tuhaf</p><p> atfetmek : bir işi veya sözü bir kimseye yüklemek, dayandırmak</p><p> besâtet : tek unsurdan meydana gelen eser, sadelik</p><p> binaenaleyh : bundan dolayı</p><p> celb eden : çeken</p><p> cemaat : topluluk</p><p> Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</p><p> cüz-ü ihtiyârî : insanda bulunan sınırlı irade</p><p> delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek</p><p> ferdiyet : teklik, birlik</p><p> fesübhânallah : “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında bir hayret ifadesi</p><p> feyiz : bereket, bolluk</p><p> feyz-i İlâhî : Allah’ın feyzi, lütfu</p><p> gaflet : dalgınlık, dinî sorumluluklarını unutup dünya ile ilgili şeylere dalma</p><p> habbe : dane, tohum</p><p> hâli : boş; uzak</p><p> halk etmek : yaratmak</p><p> hardale : hardal tanesi</p><p> harikulâde : olağanüstü</p><p> hasenat : iyi ameller, hayırlar</p><p> husûle gelmek : meydana gelmek</p><p> i’lem eyyühe’l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki!</p><p> icad : var etme, yapma</p><p> ihata etmek : içine almak, kapsamak</p><p> ilâhe : tanrıça</p><p> inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek</p><p> intaç eden : sonuç veren</p><p> isnad etmek : dayandırmak</p><p> kesb etmek : kazanmak</p><p> kesret : çokluk</p><p> kudret : güç, iktidar</p><p> kuvve-i hafıza : hafıza gücü, bellek</p><p> lâtife : duyu, ince hislerden herbiri</p><p> mahal : yer</p><p> mahsul : ürün; elde edilen şey</p><p> mahsulât : ürünler; elde edilen şeyler</p><p> mal etmek : yüklemek, ait olduğunu göstermek</p><p> mâlik olmak : sahip olmak</p><p> mesai : çalışma; çalışmalar, çabalar</p><p> min haysü lâ yeş’ur : hissedilmeden; farkına varılmadan</p><p> miskinlik : zavallılık</p><p> muhtelif : çeşitli</p><p> mukavemet etmek : dayanmak, karşı koymak</p><p> nazar : bakış açısı</p><p> sahra : geniş çöl; ova</p><p> semerat : meyveler; neticeler</p><p> suret : şekil, tarz</p><p> şirk-i hafî : gizli şirk, gizli küfür</p><p> şuur : bilinç</p><p> tâbi : bağlı</p><p> tabir edilen : adlandırılan</p><p> tasavvurat-ı şeytaniye : şeytanî tasavvurlar; şeytandan gelen tasarılar, kurgular</p><p> terettüp eden : sonuç olarak çıkan</p><p> terkip : çok sayıdaki unsurların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan eser, birleşik</p><p> vahdet : birlik</p><p> vaziyet : durum, hâl</p><p> Vesenî : putperest</p><p> Yunanî : Eski Yunanlılar döneminde çeşitli varlıklara ve tabiat olaylarına ilâhlık veren bâtıl dinlere mensup olan</p><p> zâlimâne : zalimce</p><p> zikir : Allah’ı anma</p><p> zikreden : Allah’ı anan</p><p> zulüm : haksızlık</p><p></p><p>Şehit öğretmenler Kur'an ve dualarla anıldı</p><p></p><p> 24 Kasım 2011 / 08:27</p><p> Van Depreminde şehit olan 75 öğretmen için, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle anma programı düzenlendi</p><p> </p><p> Van Depreminde şehit olan 75 öğretmen için, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle Samsun'da düzenlenen anma programda Kur’ânı Kerim okundu, dualar edildi, ilâhiler söylendi.</p><p> </p><p> Van Depremi’nde şehit olan 75 öğretmen, Türkiye’yi bir kez daha yasa boğdu. 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle Karadeniz Eğitim Yardımlaşma Derneği (KEYDER), depremde şehit olan öğretmenler için anma programı düzenledi. Afette vefet eden öğretmenlerin ailelerinin de katıldığı anma programında gözyaşı sel oldu. Geceye telefonla bağlanan Van Millî Eğitim Müdürü Ali İhsan Sayılır, depremde büyük acılar yaşadıklarını belirterek, şehit öğretmenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına ve eğitim camiasına da baş sağlığı diledi.</p><p> Anma programında hafız Mustafa Özyılmaz, dâvetlilere Kur’ân-ı Kerim tilâveti sundu. Eğitim şehitlerinin öz geçmişlerinden hazırlanan videolarının izlendiği gecede duâlar edildi. Sanatçı Süleyman Erkişi, seslendirdiği ilâhilerle geceye renk katarken, davetlilere Kur'ân-ı Kerimler dağıtılarak toplu hatim yapıldı. KEYDER Başkanı Osman Kabaş, depremde şehit olan öğretmenler için hazırladıkları anma programını, ailelerinin acısını bir nebze hafifletmeyi ve bu acıyı paylaşmak amacıyla hazırladıklarını söyledi. </p><p> <strong>Cihan</strong></p><p></p><p></p><p><span style="color: blue">Hür Adam-Said Nursi için 20 yıl bekledik</span></p><p></p><p> 24 Kasım 2011 / 08:44</p><p> Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen Sinema Söyleşileri programında bu ayki konusu Hür Adam filmi oldu</p><p> </p><p> Tiyatro ve sinema Oyuncusu Zuhal Öztürk'ün moderatörlüğünde gerçekleşen programın konukları; Hür Adam filminin başrol Oyuncusu Mürşüt Ağa Bağ ve filmin senaristleri Mehmet Uyar ve Ahmet Çetin oldu.</p><p> <strong>"Film İçin 20 Yıl Bekledik" </strong></p><p> Gösterime girmeden tartışmaları da beraberinde getiren filmin senaristlerinden Mehmet Uyar, bu projenin gerçekleşmesi için 20 yıl beklendiğini ve bu uzun yılların ardından filmin çekim aşamasına geçildiğini ifade etti. Filmin diğer senaristi Ahmet Çetin ise filmin senaryosunun ortaya çıkarılması için Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili uzun soluklu araştırmalar yaptıklarını aktarırken, tarihte önemli izler bırakmış olan bu önemli şahsın hayat felsefesini anlamaya çalıştıklarını aktardı.</p><p> <strong>"Sabrı Öğrendim" </strong></p><p> Filmin baş rol Oyuncusu olan Mürşit Ağa Bağ ise, böyle bir karakteri oynamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu ifade ederken, "Büyük bir sorumluluk aldım ama bu sorumluluktan asla korkmadım" dedi. Ağa Bağ, film öncesi Said Nursi'yi tanımadığını ama rol teklifi geldiğinde içinde bulunduğu sorgulama anlarına ışık tuttuğunu söyledi. Ağa Bağ konuşmasında, oynağı rolle topluma faydalı olmak istediğinin altını çizerken, gelecek tepkilere de hazır olduğunu açıkladı. Ağa Bağ, "Zor ve bir o kadar da cesaret isteyen bir roldü. Rolü kabul ederken çevremden gelebilecek tüm tepkilere ise hazırdım. Bu değerli şahsı tam anlamıyla yansıtabilmek için uzun çalışmalarım oldu. Onu anlamaya ve hissetmeye çalıştım. Bu hissediş, o dönem beni sakatlığa kadar sürükleyecek olan sağlık sorunlarımı bir yana itmemi sağladı. Çekim sırasında duyduğum fiziksel acı, bana daha fazla sabırlı olmayı öğretmişti. Bu acı bu değerli şahsın çektiği acıların yanında bir hiçti. Bu rol bana çok şey kazandırdı ve umarım toplumda bu değerli şahsı daha iyi anlama şansına ulaşmıştır" dedi.</p><p> Filmin senaristlerinden Ahmet Çetin, Mürşit Ağa Bağ'ın Bediüzzaman Said Nursi'yi iyi tanıyabilmek ve onu yansıtabilmek için geceleri dahi çalıştığını aktarırken, oyuncunun çekimler öncesi yirmi kilo verdiğini söyledi. Çetin, senaryo aşaması boyunca Said Nursi'yi kimin oynayacağının merak konusu olduğu ama sonuçta seçilen Oyuncunun bu önemli şahsiyeti başarıyla beyaz perdeye taşıdığını belirtti.</p><p> Mehmet Uyar ise konuyla ilgili olarak, "Bu büyük şahsiyeti sinema karelerine sığdırmak bizim için çok zordu. Büyük bir hassasiyet içinde başlattığımız bu çalışma başrol oyuncusu ve tüm kadro ve aynı zamanda sonuç itibariyle başarılı bir çalışma oldu" dedi.</p><p> Program katılımcılardan gelen soruların cevaplandırılmasıyla son buldu.</p><p> <strong>Haberler</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 276509, member: 1016557"] [COLOR=red]Said Nursi: Başöğretmenimiz annemizdir[/COLOR] 24 Kasım 2011 / 13:43 Bediüzzaman: ''Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.'' [U][COLOR=#00f][B]Fatih Karaşahan'ın haberi[/B][/COLOR][/U] [B]RİSALE HABER - [/B]24 Kasım öğretmenlerimizi onure etmek için ayrılmış sembolik bir gün. Öğretmenler ve öğretmenlik mesleğinin Risale-i Nur'da ve Bediüzzaman'ın hayatında önemli bir yer var. Risale-i Nur'da daha çok "Muallim" kelimesi bir çok yerde geçmektedir. Peygamberimiz (s.a.v) için bir çok yerde Muallim-i Ekber sıfatını kullanan Bediüzzaman Hazretleri, Kur'an-ı Kerim için de muallim kelimesini kullanmaktadır. Bununla birlikte Said Nursi, Peygamberimiz'in (s.a.v) "Cennet ayakları altındadır" diyerek övdüğü, insanın bir vesile-i hayatı olan anneleri, insanın "en birinci üstadı" ve "en tesirli muallimi" olarak nitelendirmiştir. Bu vesileyle, anlattıkları bilim ve ilimlerle bize Allah'ı anlatan değerli öğretmenlerimizin ve bize eğitimin özünü veren annelerimizin öğretmenler gününü kutlarız. [B]Risale-i Nur'da konuyla ilgili geçen bazı parçalar şöyle:[/B] [B]MUALLİM-İ EKBER RESUL-İ EKREM'DİR[/B] İKİNCİ MESELE: İsm-i Hakem ve Hakîm, bedâhet derecesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet ve istilzam ediyor denilebilir. Evet, madem gayet mânidar bir kitap, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san’at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette, herbir harfinde yüzer mânâlar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebîr-i kâinatın muhatabı olan nev-i insan içinde, elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitapta bulunan kudsî ve hakikî hikmetleri ders verecek; belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek; belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbâniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak; ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemâl-i san’atını, cemâl-i esmâsını bildirecek, âyinedarlık edecek. Ve o Hâlık, bütün mevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahlûklarından mukabele istediğinden, o zîşuurların namına birisi o geniş tezahürât-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyetle mukabele edip, ber ve bahri cezbeye getirecek, semâvat ve arzı çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdisle o zîşuurların nazarını o san’atların Sâniine çevirecek; ve kudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur’ân-ı Azîmüşşanla, o Sâni-i Hakem-i Hakîmin makasıd-ı İlâhiyesini en güzel bir surette gösterecek; ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürât-ı cemâliye ve celâliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, güneşin vücudu gibi bu kâinata lâzımdır, zarurîdir. [Otuzuncu Lem'a] YEDİNCİ REŞHA İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu. [On Dokuzuncu Söz] [B]TESLİM OLDUĞUM KUR'AN-I BANA MUALLİM YAPTI[/B] Malûmdur ki, insan, hasbelkader çok yollara sülûk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir. Bazan kurtulursa da, bazan da boğulur. Ben de kader-i İlâhînin sevkiyle pek acip bir yola girmiştim. Ve pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye, beni Kur’ân’a teslim edip, Kur’ân’ı bana muallim yaptı. İşte, Kur’ân’dan aldığım dersler sâyesinde o belâlardan halâs olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum. [Katre] [B]İNSANIN EN BİRİNCİ ÜSTADI ve TESİRLİ MUALLİMİ VALİDESİDİR[/B] Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur. Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum: Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum. [Yirmi Dördüncü Lem'a] [COLOR=red]Yayının her çeşidi sırren tenevverettir[/COLOR] 23 Kasım 2011 / 23:55 Abdullah Yeğin ağabey ve Fevzi Allahverdi ile Risale-i Nur’daki konular üzerine bir sohbetin notları… [COLOR=#00f][U][B][FONT=verdana]Röportaj: Dursun Sivri-RisaleHaber[/FONT][/B][/U][/COLOR][B][FONT=verdana][/FONT][/B] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [FONT=verdana]Abdullah Yeğin ağabeyi Fevzi Allahverdi ile birlikte Ulus Hacı Bayram semtindeki AHİ Vakfına restore edilmiş mekanda dersanede ders okurken bulduk. Kastamonu Lahikasından Hoca Haşmet’in sualine, Feyzi ve Emin ağabeylerin naklettiği cevabı olan bölümü okudu. Ahir zamana dair hadislerin yorumunu yapan bazı hocalar gibi bugün de farklı yorumlar yapıyorlar. Ortaokul döneminden beri Üstad Bediüzzaman hazretlerinin yakınında bulunmuş ve el’an devam eden asırlık mânevi çınar saff-ı evvel Abdullah Yeğin ağabeyi görmüşken fırsat bulup bir iki sual sorduk.[/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Sonra sohbetin akışına göre memuriyet hakkında suallerimiz oldu. Zira Üstad memuriyete Münazarat’ta “Çingenelik” olarak tavsif ettiği bir ibare de vardı. Gerçi öğretmenler için işin ortası yok, ya minarenin doruğu ya da kuyunun dibi benzetmesini yapıyor. Dindar öğretmen ve aksi düşünceye sahip olanların talebelerin üzerindeki etkisini tarif etmek için. Diğer bir sualimiz de Beiüzzaman’ın kabri konusunda olmuştu. Tahiri Mutlu ağabeyin “ilânihaye gizli kalmayacak ileride Mevlâna nın kabri gibi yeri belli olacak” şeklindeki hatıra notlarını hatırlattık. Tahir abi ismi geçince öncelikle gayet nazik bir üslupla kendi mülâhazasını beyan ettiler.[/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Abdullah yeğin okuyor:[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [I][FONT=verdana]Azîz, Sadık, Muhterem Kardeşimiz Hoca Haşmet![/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana]Senin, müceddid hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: Evet bu zaman hem îman ve din için, hem hayat-ı içtimai ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i îmaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.[/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana] [/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana]Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivâyât-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, îmanî hakaikteki tecdid itibariyledir. Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i dîniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mâna veriyorlar. [/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana] [/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana]Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeten kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'nin ve cemaatindeki şahs-ı mânevîde ancak içtima 'edebilir. Bu asırda, Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur'un hakikatına ve şâkirdlerinin şahs-ı mânevîsine, hakaik-i îmaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede tesirli ve fâtihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zındıka ve dalâlet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüzbinler ehl-i îmanın îmanlarını kurtardığını kırkbinler adam şehadet eder.[/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana] [/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana]Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zâtınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz.[/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [I][FONT=verdana]Risale-i Nur şakirdlerinden Emin, Feyzi, Kâmil…[/FONT][/I][FONT=verdana][/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]HAYAT-I İÇTİMAİYEDE HİZMET EDENLER YAVAŞ YAVAŞ EHL-İ İMANDAN KİMSELER OLUYOR[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Abdullah ağabey, bu anlamlı mektubun ardından size birkaç soru sorabilir miyiz?[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Buyurun sorun… biliyorsak cevap veririz[/FONT] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]Üstad üç mühim vazifeden bahsediyor. Hayat-ı içtimaiye ve şeriat, hukuku amme ve siyaset diğeri de hakaik-i imaniyeyi muhafaza… Bu mühim vazifelerden ilk ikisi için ehemmiyetli bir müceddidin lazım geldiğini beyan ediyor. Fakat bu iki vazifede de etkin bir müceddit bu zamanda gelemeyeceğine göre iman hakikatlerini beyan edecek olan Zatın diğer iki vazifeyi de şahs-ı manevi vasıtasıyla yerine getireceğini söylüyor. Bunu nasıl anlamlıyız?[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Şimdi hayat-ı içtimaiyede hizmet edenler yavaş yavaş ehl-i imandan kimseler oluyor. Bu insanların bir çoğu Risale-i Nur okumuş kimseler. Onlar din namına, İslamiyet namına hangi hizmeti yapıyorlarsa yine hepsi Risale-i Nur hesabına yapılıyor. Şimdiki hayat-ı içtimaiyenin bu denli müsbet değişmesi Risale-i Nur’un bir meyvesi, bir kerametidir. Bir çoğu da bunun farkındadır…[/FONT] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]ÜSTAD SİYASİLERE “SİZ İSLAM HALKINI ARKANIZA ALIN” DİYOR[/FONT][/B] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]Hayat-ı içtimaiye ile şeriatı birlikte zikrediyor Üstad hazretleri. Çünkü birbiriyle tamamen bağlantılı. Aynı şekilde hukuk-u amme ve siyaseti de bir kategoride değerlendiriyor…[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Üstad bu mektupta soruyu soran şahsa çok güzel bir yanıt vermiş. O kişi müceddidi soruyor. Üstad ise Mehdi’yi anlatarak, bir nevi: “Senin o müceddidden beklediğini bu zamanda ancak Mehdi yapabilir” diyor. Hem imanı tecdid eden, hem hayat-ı içtimaiyeye bakan, hem de hukuk-u ammeye bakan vazifenin yerine getirilmesini, hepsini Risale-i Nur sağlıyor. Mesela Üstadın Muhakemat, Münazarat, Hutbe-i Şamiye gibi eski eserlerinin hepsi Risale-i Nur’un içinde mevcut. Şimdi hükümetten biri de onu okur, ona göre hareket ederse o vazifeler yerine gelmiş olur. Üstad Hazretleri “Siz İslam halkını arkanıza alın” diyor siyaset yapanlara. “Bu alem-i İslamın Türkiye’ye olan ihtilafı ortadan kalksın” diyor. Bunları ta en başından beri söylüyor ama daha yeni, şimdiki siyaset alem-i islamı arkasına aldı. [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]BAĞDAT PAKTI KURULDU DİYE ÜSTAD BAYRAM EDİYOR[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]O gün Menderes Irak’la, İran’la Bağdat paktı’nı kurdu diye, Üstad bayram ediyor. Üstad, “Benim hayatımda beklediğim buydu. Siz bu ırkçılığı kaldırdınız” diye onları hep tebrik ediyor. ”Alem-i İslama büyük bir kuvvettir bu” diyor. Demek şimdiki siyasete de düşen bu. Üstad, “Bu hükümet, bu millet, yakın bir gelecekte şerefini, haysiyetini, mefahir-i tarihiyesini ve mevcudiyetini Risale-i Nur’un ibrazıyla gösterecek” diyor. Şimdi bizim hükümetimiz, Diyanetimiz, gittiği bütün Arap ülkelerine: “Şu kitapları önce sen oku, sonra da gençliğine bastır ve okut” dese, bir okuyacaklar ki, “Allah Allah benim çocuğum da buna muhtaç, bütün alimlerim de buna muhtaç…” Şeriatla yönetilen ülkelere de gitse bunu duyacak, dünyadaki bütün ülkelere de gitse bunu duyacak. Mesela Hıristiyan ülkesine sorsa, “Kardeşim gençliğinizden memnun musunuz? Gençleriniz kiliseye devam ediyor mu? İstikbale nasıl bakıyorsunuz?” Cevabı yok. Çünkü mektebinde imansızlık okutuyor. İman yok, din yok… [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]İLERİDE GELECEK OLAN DA ZATEN NUR CEMAATİ[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Bizimki dese, “Al şu kitabı bu sorunun temeli Allah’a inanmamaktan kaynaklanıyor.” Böylece hayat-ı içtimaiyeyi, hukuk-u ammeyi temin etmiş de olacaklar. Geçenlerde bir papaz itiraf etti, “Nur talebelerinin arasındaki uhuvveti biz Amerika’ya taşıyabilirsek Amerika’yı kurtarabiliriz. Yoksa biz batacağız.” Üstad hazretleri “ben şimdi bu iman hizmetini yapıyorum. O şahıs ileride gelecek” diyor. İleride gelecek olan da zaten Nur cemaati. Yine onun cemaati… Bazıları tutturmuş ileride gelecek, ileride… diye. Bu vazifeleri Risale-i Nur şimdi yapıyor zaten. [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]MEHDİ GELSİN DE NE YAPSIN? YAPACAĞI İŞ KALMADI Kİ[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Aslında soru gelecek zat diye sorulduğu için, Üstad hazretleri de cevabında niçin “gelecek” kelimesini kullanıyor? [/FONT][/B] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]Fevzi Allahverdi: [/FONT][/B][FONT=verdana]Bayram ağabey bazen bu konuyu sorar Üstad’a. Üstad hazretleri O’na “Üstad’ın varken hala gelecek diyorsun” diye cevap verir. Şimdi “Mehdi gelecek, ileride gelecek” deniyor. Mehdi gelsin de ne yapsın? Yapacağı iş kalmadı ki Risale-i Nurdan sonra. Eğer tarihi geri çevirip de, yeniden Osmanlı’nın yıkılışına dönersek, imansızlığın meslek haline geldiği yıllara… İmansızlığın iman olduğunu zannediyorlardı. Risale-i Nur onların kafasına vura vura imanı anlattı. En muarızları dahi imana getirdi. Dünyada bu böyle oldu. İman-ı külli… Rusya ne diyordu? “Ben Allah inancını değil ülkeden, dünyadan sileceğim.” Şimdi ne diyorlar? “Biz çöktük, yıkıldık. Memleketimizi de batırdık. Gelin caminizi de açın. Kilisenizi de açın.” Bunların hepsi Risale-i Nurlar sayesinde oldu işte. [/FONT] [FONT=verdana]Bazılarının iddia ettiği gibi, “Mehdi geldi, devlet idaresini eline alıyor” gibi şeyler mümkün olsaydı Üstad bu hakikatleri yazamazdı. Zamanı kalmazdı. Okurken bile şimdi koca bir külliyat… [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]EĞİTİM NOKTASINDA ÖYLE İNCELİKLER SUNUYOR Kİ[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Şimdi Üstad İstanbul’a gelince Osmanlının kötü durumuna bakarak, bunun çaresini düşünüyor. Mesela eğitim noktasında öyle incelikler sunuyor ki, ben bir cümle okuyorum. Kafam çatlıyor yani. Eğitimde, ekonomide, rejimde, diyanette, siyasette, hepsinin hukukunu inceden inceye vazeden eserler bunlar. Mesela Üstad diyor ki, “[FONT=verdana]Memurîn hakkıyla vazifesini îfa etse, [/FONT][I][FONT=verdana]memur olmayan[/FONT][/I][FONT=verdana] ilcaât-ı [/FONT][I][FONT=verdana]zamana muvafık[/FONT][/I][FONT=verdana] sa'yetse, sefahete vakit bulmayacaktır.” Şimdi neden insanlar sefahate vakit bulabiliyor? Sorusuna en güzel cevap bu. Çünkü akşama kadar oturuyor, vazifesini hakkıyla yerine getirmiyor. Risale-i Nur talebesi de değil ki Cevşen okusun, Kur’an okusun, Risale-i Nur okusun… Diğer tarafta Avrupa işsize para veriyor. Bu verilemez. Oturmakla para kazanıyorlar. Ya da; “Al sana bu işi yap ama mahsulünü ben alacağım” dese gene olur. Yani açıktan para vermektense, çalıştırıp karşılığını verebilir. [/FONT][/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]ÜSTAD EĞİTİMDE “TAKSİMÜL AMAL YAPIN” DİYOR[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Başka bir örnek vereyim. Mesela eğitimde, “Allah kader-i ezelide her bir şahsı ayrı bir kabiliyetle yarattığından taksimül amal yapın” diyor. Şimdi Avrupa ne yapmaya çalışıyor? Çocuk yaştan bu insanın eğilimi ne tarafa diye bunu tespite çalışıyor. Meyli, zevki, keşfi, hangi tarafaysa eğitimde onu o tarafa yönlendiriyor. “Biz bunu yapmadık. Cehennem cehline muhatap olduk. Mazide bunu yaptık. İlim cennetine dahil olduk” diyor Üstad. Bakın eğitimde Avrupanın yıllarca inceleyerek bu gün ancak ulaşabildiği şeyi Üstad o zaman söylüyor. “Taksimül amal yapın” diyor. Çünkü Allah kaderi ezeli de herkesi ayrı bir kabiliyette yaratmış. Yani memleket meselelerine dair ne varsa hepsini yazmış, sorunları tesbit edip, çözüm yollarını göstermiş Üstad Hazretleri…[/FONT] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]MEMUR OLMANIN ŞARTLARI[/FONT][/B] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]Abdullah Yeğin: [/FONT][/B][FONT=verdana]Memur olmanın da üç şartı var;[/FONT] [FONT=verdana]Birincisi; mesleğini Risale-i Nura alet edecek, vasıta yapacak. Hem işini yapacak hem de etrafındaki insanlara Risale-i Nur’u tanıtacak veya hizmetinin şekline göre vesile olacak.[/FONT] [FONT=verdana]İkincisi:mesleğini pürüzsüz, eksiksiz, doğru-dürüst yapacak. Aldığı maaşı helal ettirecek şekilde çalışacak.[/FONT] [FONT=verdana]Üçüncüsü; Aldığı maaşı lüzumsuz yere harcamayacak. Yani israf etmeyecek. [/FONT] [FONT=verdana]Bu üçünü yapan memur olabilir. [/FONT] [FONT=verdana]Bunu yapmayan Nur talebesi çok zarar görür. Yani eline çok para geçiyor diye çocuğuna araba alıyor. Hanımına araba alıyor. Ben Avusturya da gördüm. Her evde iki, üç araba var. Her tarafta iki, üç katlı, bahçeli evler… [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]NEŞRİYATIN HER ÇEŞİDİ SIRRAN TENEVVERET…[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Abdullah ağabey başta okuduğunuz mektubun sonunda Feyzi ve Emin ağabeyleri zikrettiniz. Tabi siz Üstadın zamanında yaşadınız. O günkü hizmet tarzıyla alakalı Feyzi ve Emin ağabeyler gibi talebelerle yaptığınız hizmetler ve o zamanın hizmet şartlarından biraz bahsedebilir misiniz? [/FONT][/B][FONT=verdana][/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Anlatacak çok şey var ama kardeşler hepsini Risale Haber’de yayınlayamazlar. [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Bir ağabeyimiz “İnternet: Sırren tenevveret” diyor[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Zaten Celcelutiye’de dahi buna önemli işaret ediyor: “sırran tenevveret.” Lem’alarda izah ediyor. Neşriyatın her çeşidi sırran tenevveret…[/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]BEDİÜZZAMAN’IN CELCELUTİYE’DE OKUMADIĞI BÖLÜM[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana]Peki Celcelutiye demişken bizzat size soralım. Üstad hazretleri Celcelutiye okurken, “Bir yer var okumuyorum, okusam bunların binini bir anda götürürürüm” diyor. O bölüm şu an mevcut mu?[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]O gibi şeylere pek benim aklım ermez. Ama bir yer varmış sanırım. Ben burayı okumuyorum dediği… Ama işte Üstadın mesleğinde bu yok. Dünyayı istemiyordu. Her zaman derdi: “Biz istihdam olunuyoruz. Allah (c.c) bizi çok mühim işlerde çalıştırıyor. Bizim haberimiz olmadan çalıştırılıyoruz. Ben bir kuru üzüm çubuğu gibiyim. Ben hizmetkarlıktan başka bir şeyi kabul etmiyorum.” Makam, mevki, nam, şöhret istemiyordu. Yani mezarının gizli olmasını vasiyet etmesinin sebebi de gene bu. [/FONT] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]ÜSTADIN MEZARININ GİZLİ KALMASI İLÂNİHAYE Mİ OLACAK?[/FONT][/B] [B][FONT=verdana] [/FONT][/B] [B][FONT=verdana]Tahir ağabeyle ilgili yazılan bir kitapta bu konu kendisine soruluyor. O da: “Olur mu kardeşim? Belli bir zaman sonra onun da Mevlana gibi türbesi olacak” diye cevaplıyor.[/FONT][/B] [FONT=verdana] [/FONT] [FONT=verdana]Tahir ağabeyin kim olduğu bellidir. Üstadın has talebelerindendir. Şimdi biz mezar ziyaretinin ne olduğunu bizzat gözümüzle Urfa’da gördük. Üstadımızı ziyarete gelenlere bakıyorsun, adam okuyor, üflüyor, oradaki çeşmeden akan suyla şerbet yapıp hastalarına içiriyor. Toprağını ceplerine koyup götürüyor. Şeker getiriyor evden mezarın üstüne bırakıyor. Biraz sonra alıp tekrar evine götürüyor. Sonra mezara karşı namaz mı kılınır? Şafii mezhebinde varmış. Düşünün, Üstad böyle ister mi? Bakın Suudi Arabistan’a neden mezarların hepsini dümdüz yapmış? Böyle Avrupa mezarlarına benzetmemiş. [/FONT] [FONT=verdana]Biz zat anlatmıştı. “Benim mezarımı çekiçlerle, taşlarla yapacaklar” demiş. Şimdi öyle mezarlar yapıyorlar ki çimentoyla beraber bina yapar gibi mezar yapıyorlar. Mısır’da kabirleri öyle bir yapmışlar ki. Fakir fukara hepsi mezarlıkta yatıp kalkıyor. Ev gibi yapmışlar… Yani İslamiyette mezarlığa kıymet vermek diye bir şey yok ki… Yani sağ kalanlara işaret olsun diye bir taş koyup, işte mezar burada demeye müsaade var. [/FONT] [FONT=verdana] [/FONT] [B][FONT=verdana][URL="http://www.risalehaber.com/"]www.RisaleHaber.com[/URL] [/FONT][/B] [COLOR=green]Risale-i Nur'lar Sharjah kitap fuarında [/COLOR][COLOR=blue]- FOTO[/COLOR] 24 Kasım 2011 / 10:23 BAE'e bağlı Sharjah'da düzenlenen kitap fuarına Türkiye'den sadece 3 yayınevi katıldı. [COLOR=#00f][U][B]Risale Haber - Haber Merkezi[/B][/U][/COLOR] Birleşik Arap Emirliklerine bağlı Sharjah Emirliği'nde düzenlenen kitap fuarına Türkiye'den sadece 3 yayınevi katıldı. Risale Haber'e açıklama yapan Abdülkerim Baybara 16 Kasım'da başlayan Sharjah Kitap fuarına Türkiye'den Risale-i Nur üzerine yayın yapan Sözler Neşriyat, Nil Yayınları ve Hayrat Neşriyat'ın katıldığını belirtti. 26 Kasım'a kadar fuarın devam edeceğini bildiren Baybara, BAE'de bir kitap fuarına 3 yayınevimizin birden katılmasının önemli bir gelişme olduğunu ve hizmete vesile olmasını arzu ettiklerini ifade etti. [URL="http://www.risalehaber.com/gallery.php?id=372"][COLOR=#f00][B]Sharjah Kitap fuarından fotoğraflar için TIKLAYINIZ[/B][/COLOR][/URL] Atatürk: Tunceli'deki icraatlarımızın neticesi... 24 Kasım 2011 / 09:34 TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de yaşananlardan haberdar olduğunu ortaya koydu CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün "Atatürk, Dersim Katliamından haberdardı" sözleriyle başlayan tartışma büyüyor. TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de yaşananlardan haberdar olduğunu ortaya koydu. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün bir röportajında söylediği "Dersim Katliamından Atatürk'ün haberi vardı" sözleri büyük bir tartışmanın da kapısını araladı. Başbakan Erdoğan'ın da dahil olduğu tartışma, CHP içinde yeni bir Kemalizm polemiğini daha başlattı. Gündemi meşgul eden bu tartışmanın öznesi olan Atatürk'ün, gerçekten Dersim'e yönelik yapılan askeri harekâtlarda Atatürk'ün rolü var mıydı? [B]"Dersim halkı cahildir!"[/B] TBMM tutanakları, Atatürk'ün Dersim'de neler yaşandığını bildiğini gösteriyor. Askeri harekâtlar henüz başlamadan önce, 1 Kasım 1935 günü TBMM'de hitap eden Atatürk, [B]'Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünüldüğünü' [/B]açıklamış. Bundan 1 ay sonra Meclis'e getirilen "Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun" görüşmelerinde konuşan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Dersimliler hakkında şu ifadeleri kullanıyor: "Halkı cahildir. Halkı fakir olur ve eli de silahlı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz. Aşağı yukarı her memleketin elinde böyle geri kalmış yerleri vardır. Burada zuhur eden vukuatlar müteaddid harekâtı askeriyeyi icap ettirmiştir." [B]Meclis'te ilk Dersim tartışması[/B] Tunceli'nin idaresi hakkında "Vilayetin yönetimi için korkomutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan seçilir" maddesiyle başlayan kanun hakkında söz isteyen Trabzon mebusu Raif Karadeniz, neden Tunceli'ye yönelik ayrı bir kanun getirildiğini hayretle şu sözlerle soruyor: "Tunceli vilayetinde, memleketin diğer taraflarında tatbik edilen usullerden ayrı bir usul tatbik edilmesinin manası nedir? Arkadaşım bu noktaya itiraz etmemişlerdir. Fakat asil itiraz edilmesi lazım gelen mesele budur. Biz; muayyen bir mıntıkada hususi bir kanun yapıyoruz. Orada yaşayan vatandaşlar ancak bu kanun dairesinde Devletle münasebete girişecekler. Bunun manası fevkaladeliktir." Yine söz alan Dahiliye Vekili Kaya, Karadeniz'in merakını şu sözlerle gidermeye çalışıyor: Hadiselerin ehemmiyeti nispidir. Eğer memleket 25 sene evvelki halinde olsaydı ki hepimiz o zamanı hatırlarız, bu gün Dersimin halini de normal görürdük. Bu gün Cumhuriyetin kuvveti sayesinde memleketin hiçbir yerinde bir hadise vuku bulmamakta iken, orada vukua gelen ufacık bir hadise kulaklarımıza ağır geliyor. Bunun için orada içtimai tedbirlerle asayiş ve intizamı korumak mecburiyetini hissediyoruz. [B]Dersim, medeniyet ve refah için bombaladı[/B] Kemal Atatürk'ün de Dersim hareketleri hakkında meclis kürsüsünden mebuslara hitap ettiği anlaşıldı. [B]1 Kasım 1937 günü mecliste konuşan Atatürk, Dersim Harekâtları hakkında şu sözleri sarf ediyor: "Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım. Tunceli'ndeki icraatımızın neticeleri, bu hakikatin yakın ifadesidir."[/B] [B]İnönü, "Sel seferleri" diyor[/B] Askeri harekatların başarıya ulaştığından bahsederek, şu ifadeleri kullanıyor: "Büyük Meclisin malumudur ki Hükümet iki seneden beri Tunceli mıntıkasında hususi Islahat Programı tatbik etmektedir. Bu program, bu mıntıkayı medenileştirmek için bütün vasıtalarla ve hususi hükümler dahilinde orada geniş bir çalışma teferruatını ihtiva etmektedir. Mukavemet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Biz buna "Sel seferleri" dedik." [B]Milli Gazete[/B] [COLOR=red]Risale-i Nur okulda hangi metotla okutulacak?[/COLOR] [COLOR=red] 20 Kasım 2011 / 23:58 Risale Akademi “Risale-i Nur Eğitimi” çalıştayı düzenliyor. Çalıştay koordinatörü B. Said Çiftçi sorularımızı cevapladı [/COLOR] [COLOR=red] [COLOR=#00f][U][B]Röportaj: Ahmet Bilgi-RisaleHaber[/B][/U][/COLOR] [I]Risale Akademi 17 Aralık 2011 tarihinde “Risale-i Nur Eğitimi” çalıştayı düzenliyor. Çalıştay koordinatörü B. Said Çiftçi çalıştayla ilgili sorularımızı cevapladı.[/I] [B]“Risale-i Nur Eğitimi” üzerine bir çalıştay düzenliyorsunuz; amacınız nedir?[/B] Risale Akademi olarak düzenlediğimiz bu çalıştayla iki amacımız var. Birincisi, “Risale-i Nur’un eğitimi”dir ki, Bediüzzaman hazretleri hayattayken başlayan, nur dershanelerinde Risale-i Nur’un şahsi veya grupla okunması yöntemiyle anlaşılmaya çalışılması üzerine kurgulu sistemin daha etkili ve daha sistematik olarak geliştirilmesini sağlamak. Bu çerçevede “Risale-i Nur eğitiminde iyi örnekler”i paylaşmak. İkinci amaç ise, “Risale-i Nurla eğitim”dir ki, okul ortamında öğrenilmesi amacıyla, Risalelerin öğrenme amaçlarını, yöntem ve etkinliklerini, kazanım ve öğrenme çıktılarını, ölçme ve değerlendirme (özellikle alternatif) araçlarını eğitim bilimleri içinde sistemleştirmek. [B]RİSALE-İ NUR OKULLARDA OKUTULSAYDI HANGİ METOTLA GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİRDİ?[/B] [B]Biraz daha açar mısınız?[/B] Risale-i Nur’un öğrenilerek manalarının hayata geçirilmesine zemin hazırlayan ve büyük nur camiasının olmazsa olmazlarından olan medrese-i Nuriyelerde verilen eğitimin pedagojik temellerini gözden geçirmek ve daha sistematik bir hale getirilmesine dair bu hizmette emeği geçmiş, hem pratiği ve hem de teorisi olan görüşleri paylaşmaktır. Bu amaca bağlı olarak, ayrıca, Risale-i Nur eğitimcisinin profilini, dershanelerdeki öğrenme ortamlarını ve öğrenme materyallerini gözden geçirmektir. Burada hedef “Daha nitelikli Risale-i Nur talebesi” yetiştirme etkinliklerini konunun uzmanlarıyla birlikte gözden geçirmektir. İkinci amaç ise yepyeni bir hedefi olan bir çalışma. Risale-i Nur’un formel eğitim sisteminde yerini belirlemektir. Şöyle bir sorunun cevabı nedir –mesela-: “Risale-i Nur okullarda okutulsaydı, bu nasıl ve hangi metotla gerçekleştirilebilirdi?” Buna benzer sorulara Bediüzzaman’ın izin verdiği “şerh, izah ve tanzim” boyutundan baktığımızda, eğitim bilimlerinin düsturlarından faydalanmak gerektiği ortaya çıkıyor. Onun için eğitim entelektüellerine yaptığımız çağrıdaki ana başlıklar bu amacı gösteriyor. Risale-i Nur’un öğrenme alanlarının belirlenmesi. Öğrenme alanlarının alt konularının belirlenmesi. Her konunun kazanımlarının (öğrenme çıktılarının) neler olduğunun deşifre edilmesi, öğrenme etkinliklerinin dokümante edilmesi, öğrenme materyalleri, araç ve gereçlerinin ortaya çıkarılması, öğrenmenin ölçme ve değerlendirilmesi gibi pedagojik formasyonun tüm aşamalarını kapsayan bir çalışmanın zeminini ve bunları gerçekleştirecek beyin kaynaklarını arıyoruz Risale Akademi olarak. [B]RİSALE-İ NUR’UN BİR EĞİTİM VİZYONU VAR[/B] [B]Sizi bu çalışmaya sevk eden sebepler nelerdir?[/B] Pozitivist anlayışın ürünü olarak fen bilimleri bir dönem çok popülerdi. Çünkü merkez üssü otoriter yönetimler olan devletler, fen bilimlerini dünya egemenliğinin, sömürünün bir aracı olarak kullandılar. Teknolojiyi bu amaçlarla geliştirip dünya savaşlarına sebebiyet verdiler. Sonra sosyal bilimler ve sağlık bilimleri öne çıktı. Çünkü “insan” keşfedildi. BM ve içindeki insancıl yapılar insan topluluklarını önceleyince sosyal bilimler öne çıktı ve hala önde. Ama bu arada otoritenin bekasına beyin gücü yetiştirmekte kullanılan eğitim alanı, son çeyrekte insanı önceleyince, eğitimin amacının da insanı keşfetmek, onu anlamak ve onun fıtratına göre eğitim vermek olduğu ortaya çıktı. Hatta önceleri sosyal bilimlerin içindeyken, eğitim bilimleri bağımsızlığına bile kavuştu. Böylece eğitim döndü dolaştı Bediüzzaman’ın “insanın bu dünyaya gönderiliş gayesi taallümle tekemmül etmektir” tezine geldi. Çünkü Risale-i Nur’un bir eğitim vizyonu, bir de ulaşmak istediği bir model insan var. Bu modele de bizim ortaya çıkarmamızı istediği eğitim stratejileriyle ulaşmayı hedeflemektedir. [B]BİLİMSEL DELLALLIK YAPMAK[/B] Şu anda dünyada, özellikle ABD ve Avrupa’da Eğitim Bilimleri dünyada en hızlı gelişen bir alan. Çünkü, insanla ilgili konu çok. İnsan bozulunca sosyal alanlar da bozuluyor. İnsan bozulunca insanın kullandığı teknolojinin amacı değişiyor; teknoloji insanlığı ve onun manevi ve maddi değerlerini tahrip etmekte kullanılıyor. İşte bakın, Bediüzzaman’ın ne kadar ileri görüşlü olduğunu, ana konusu “insan” olan Risale-i Nur’u yazmasından anlıyoruz. Risale Akademi olarak bizim de yaptığımız şey insan türünün aradığı bu hakikatleri duyurmak, bilimsel dellallık yapmaktır. [B]RİSALE-İ NUR’UN ÇOKLU ZEKÂ AÇISINDAN İNCELENMESİ DURUMUNDA…[/B] [B]Eğitim Bilimleri alanında dünyada hangi gelişmeler var?[/B] Şu anda en popüler konuların başında 21. Yüzyıl insanlarının düşünme ve öğrenme üst becerilerindeki değişimler gelmektedir. Teknolojinin, özellikle internetin yaygınlaşmasıyla, alt düzey zihni beceriler doğal öğrenme yollarıyla okul dışında da kazanılıyor. İnsanın düşünme düzeyindeki kapasite o kadar yükseldi ki okullar ve okullarda okutulan müfredatlar bunları karşılamıyor. Artık ya okullara gerek kalmayacak veya okullar varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa daha üst hedefleri olan kurumlar haline dönüşmelidir. Üst düzey zihinsel beceriler yanında, pozitivist gelenek nedeniyle ihmal edilen “duyuşsal beceriler” de artık gündemde. Nasıl ki üst düzey zihinsel beceriler akıl dairesinin tasarrufuyla ilgiliyse, duyuşsal beceriler de kalp dairesinin tasarrufunda olan becerilerdir. Akıl-kalp birlikteliği, maddi-manevi eğitimin birlikteliği, aklın nuru ile kalbin ziyasının ittifakı artık gündemde. Duyuşsal beceriler “Duygusal zekâ” “Ruhsal zekâ” vb. olarak da ele alınıyor ve okullarda ve iş yerlerinde kullanılıyor. Bunun yanında, uygulanmakta olan çoklu zekâ var. Risale-i Nur’un çoklu zekâ açısından incelenmesi durumunda, bir sohbette, her meslekten ve her yaş grubundan bulunan insanların nasıl ondan istifade ettikleri anlaşılacaktır. Risale-i Nur’u okul öncesi eğitim gören çocuklardan başlayarak üstün zekâlı çocukların eğitimine kadar geniş bir yelpazede yer alan öğrenci grubunun istifadesine nasıl sunabileceğimizi konuşmamız lazım. Yetişkinlerin eğitimi ve hayat boyu öğrenme perspektifinden de yine aynı soruyu tekrarlamak gerekiyor. Risale-i Nur’u inceleyen bir eğitim bilimci onda çok farklı şeyler görecektir. Ondaki öğrenme alanları insana en gerekli alanlardır. Dünya ölçeğinde, okulların etkinliğinin kaybolmasının en temel sebeplerinden birinin, okulların (ders programlarıyla birlikte) gelen neslin temel ihtiyaçlarına cevap verememesidir. Öğrenimin sadece sayısal alan hâkimiyetiyle değil, sözel ve ruhsal alanlarla birleştirilmesi gereği gündemdedir. Onun için dünyada eğitimciler sıkça toplanıp geleceği kestirmeye, 2025, 2050, 2075’de nasıl bir insan gelecek sorusunun cevabını tahmin etmeye çalışıyorlar. Peki, Risale-i Nur gibi eğitim bilimleri açısından hazine kaynak olan eserleri okuyanlar bu konuda neler düşünüyorlar? Kıyametin kopmasını geciktirmek istiyorsak insan üzerine daha çok yoğunlaşmak gerekiyor. Bana göre Risale-i Nur, müfredatı görünmeyen bir ders kitabıdır. Biz eğitimcilerin işi onun arka planındaki görünmeyen müfredatını ortaya koyup görünebilir yapmaktır. [B]HİÇBİR İNSAN RİSALESİZ KALMASIN![/B] [B]Çağrınız nedir?[/B] “Risale-i Nur’u okumak ve okutmak” gayesine matuf olarak, gelin bu hakikatleri hem geleneksel dershane eğitimi anlayışımızı eğitim bilimlerinin yöntemleriyle verelim. Hem de resmi eğitim çerçevesi içinde verebilelim. Eğitim bilimci akademisyenler başta olmak üzere bu konuda kendini yetkin, tecrübeli gören, bu konuda sözüm var diyen herkesi bu konularda kafa yormaya, düşüncelerini ve hazırlıklarını 17 Aralık 2011’de bizimle paylaşmaya davet ediyoruz. Risale Akademi olarak “Hiçbir insan Risalesiz kalmasın!” diyoruz. [B][URL="http://www.risalehaber.com/"]www.RisaleHaber.com[/URL] [/B] [/COLOR]Cemaatin mahsulatını bir şahsa atfetmek 24 Kasım 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi [I][B]Bismillahirrahmanirrahim[/B][/I] İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden—hasenatı intaç eden—semeratı bir şahsa isnad ve ona mal ederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. Çünkü, bir cemaatin cüz-ü ihtiyârîsiyle kesb ettikleri mahsulâtı bir şahsa atfetmek, o şahsın, icad derecesinde harikulâde bir kudrete mâlik olduğuna delâlet eder. Hattâ eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilâheleri, böyle zâlimâne tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsulüdür. [I][B]Bediüzzaman Said Nursi [/B][/I] [U][B]SÖZLÜK [/B][/U]acip : hayret verici, tuhaf atfetmek : bir işi veya sözü bir kimseye yüklemek, dayandırmak besâtet : tek unsurdan meydana gelen eser, sadelik binaenaleyh : bundan dolayı celb eden : çeken cemaat : topluluk Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah cüz-ü ihtiyârî : insanda bulunan sınırlı irade delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek ferdiyet : teklik, birlik fesübhânallah : “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında bir hayret ifadesi feyiz : bereket, bolluk feyz-i İlâhî : Allah’ın feyzi, lütfu gaflet : dalgınlık, dinî sorumluluklarını unutup dünya ile ilgili şeylere dalma habbe : dane, tohum hâli : boş; uzak halk etmek : yaratmak hardale : hardal tanesi harikulâde : olağanüstü hasenat : iyi ameller, hayırlar husûle gelmek : meydana gelmek i’lem eyyühe’l-aziz : Ey aziz kardeşim bil ki! icad : var etme, yapma ihata etmek : içine almak, kapsamak ilâhe : tanrıça inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek intaç eden : sonuç veren isnad etmek : dayandırmak kesb etmek : kazanmak kesret : çokluk kudret : güç, iktidar kuvve-i hafıza : hafıza gücü, bellek lâtife : duyu, ince hislerden herbiri mahal : yer mahsul : ürün; elde edilen şey mahsulât : ürünler; elde edilen şeyler mal etmek : yüklemek, ait olduğunu göstermek mâlik olmak : sahip olmak mesai : çalışma; çalışmalar, çabalar min haysü lâ yeş’ur : hissedilmeden; farkına varılmadan miskinlik : zavallılık muhtelif : çeşitli mukavemet etmek : dayanmak, karşı koymak nazar : bakış açısı sahra : geniş çöl; ova semerat : meyveler; neticeler suret : şekil, tarz şirk-i hafî : gizli şirk, gizli küfür şuur : bilinç tâbi : bağlı tabir edilen : adlandırılan tasavvurat-ı şeytaniye : şeytanî tasavvurlar; şeytandan gelen tasarılar, kurgular terettüp eden : sonuç olarak çıkan terkip : çok sayıdaki unsurların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan eser, birleşik vahdet : birlik vaziyet : durum, hâl Vesenî : putperest Yunanî : Eski Yunanlılar döneminde çeşitli varlıklara ve tabiat olaylarına ilâhlık veren bâtıl dinlere mensup olan zâlimâne : zalimce zikir : Allah’ı anma zikreden : Allah’ı anan zulüm : haksızlık Şehit öğretmenler Kur'an ve dualarla anıldı 24 Kasım 2011 / 08:27 Van Depreminde şehit olan 75 öğretmen için, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle anma programı düzenlendi Van Depreminde şehit olan 75 öğretmen için, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle Samsun'da düzenlenen anma programda Kur’ânı Kerim okundu, dualar edildi, ilâhiler söylendi. Van Depremi’nde şehit olan 75 öğretmen, Türkiye’yi bir kez daha yasa boğdu. 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle Karadeniz Eğitim Yardımlaşma Derneği (KEYDER), depremde şehit olan öğretmenler için anma programı düzenledi. Afette vefet eden öğretmenlerin ailelerinin de katıldığı anma programında gözyaşı sel oldu. Geceye telefonla bağlanan Van Millî Eğitim Müdürü Ali İhsan Sayılır, depremde büyük acılar yaşadıklarını belirterek, şehit öğretmenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına ve eğitim camiasına da baş sağlığı diledi. Anma programında hafız Mustafa Özyılmaz, dâvetlilere Kur’ân-ı Kerim tilâveti sundu. Eğitim şehitlerinin öz geçmişlerinden hazırlanan videolarının izlendiği gecede duâlar edildi. Sanatçı Süleyman Erkişi, seslendirdiği ilâhilerle geceye renk katarken, davetlilere Kur'ân-ı Kerimler dağıtılarak toplu hatim yapıldı. KEYDER Başkanı Osman Kabaş, depremde şehit olan öğretmenler için hazırladıkları anma programını, ailelerinin acısını bir nebze hafifletmeyi ve bu acıyı paylaşmak amacıyla hazırladıklarını söyledi. [B]Cihan[/B] [COLOR=blue]Hür Adam-Said Nursi için 20 yıl bekledik[/COLOR] 24 Kasım 2011 / 08:44 Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen Sinema Söyleşileri programında bu ayki konusu Hür Adam filmi oldu Tiyatro ve sinema Oyuncusu Zuhal Öztürk'ün moderatörlüğünde gerçekleşen programın konukları; Hür Adam filminin başrol Oyuncusu Mürşüt Ağa Bağ ve filmin senaristleri Mehmet Uyar ve Ahmet Çetin oldu. [B]"Film İçin 20 Yıl Bekledik" [/B] Gösterime girmeden tartışmaları da beraberinde getiren filmin senaristlerinden Mehmet Uyar, bu projenin gerçekleşmesi için 20 yıl beklendiğini ve bu uzun yılların ardından filmin çekim aşamasına geçildiğini ifade etti. Filmin diğer senaristi Ahmet Çetin ise filmin senaryosunun ortaya çıkarılması için Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili uzun soluklu araştırmalar yaptıklarını aktarırken, tarihte önemli izler bırakmış olan bu önemli şahsın hayat felsefesini anlamaya çalıştıklarını aktardı. [B]"Sabrı Öğrendim" [/B] Filmin baş rol Oyuncusu olan Mürşit Ağa Bağ ise, böyle bir karakteri oynamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu ifade ederken, "Büyük bir sorumluluk aldım ama bu sorumluluktan asla korkmadım" dedi. Ağa Bağ, film öncesi Said Nursi'yi tanımadığını ama rol teklifi geldiğinde içinde bulunduğu sorgulama anlarına ışık tuttuğunu söyledi. Ağa Bağ konuşmasında, oynağı rolle topluma faydalı olmak istediğinin altını çizerken, gelecek tepkilere de hazır olduğunu açıkladı. Ağa Bağ, "Zor ve bir o kadar da cesaret isteyen bir roldü. Rolü kabul ederken çevremden gelebilecek tüm tepkilere ise hazırdım. Bu değerli şahsı tam anlamıyla yansıtabilmek için uzun çalışmalarım oldu. Onu anlamaya ve hissetmeye çalıştım. Bu hissediş, o dönem beni sakatlığa kadar sürükleyecek olan sağlık sorunlarımı bir yana itmemi sağladı. Çekim sırasında duyduğum fiziksel acı, bana daha fazla sabırlı olmayı öğretmişti. Bu acı bu değerli şahsın çektiği acıların yanında bir hiçti. Bu rol bana çok şey kazandırdı ve umarım toplumda bu değerli şahsı daha iyi anlama şansına ulaşmıştır" dedi. Filmin senaristlerinden Ahmet Çetin, Mürşit Ağa Bağ'ın Bediüzzaman Said Nursi'yi iyi tanıyabilmek ve onu yansıtabilmek için geceleri dahi çalıştığını aktarırken, oyuncunun çekimler öncesi yirmi kilo verdiğini söyledi. Çetin, senaryo aşaması boyunca Said Nursi'yi kimin oynayacağının merak konusu olduğu ama sonuçta seçilen Oyuncunun bu önemli şahsiyeti başarıyla beyaz perdeye taşıdığını belirtti. Mehmet Uyar ise konuyla ilgili olarak, "Bu büyük şahsiyeti sinema karelerine sığdırmak bizim için çok zordu. Büyük bir hassasiyet içinde başlattığımız bu çalışma başrol oyuncusu ve tüm kadro ve aynı zamanda sonuç itibariyle başarılı bir çalışma oldu" dedi. Program katılımcılardan gelen soruların cevaplandırılmasıyla son buldu. [B]Haberler[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Risale-i Nur'lar Sharjah kitap fuarında -
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst