Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risale-i Nur'a Yardımcı Kaynaklar - Görüş ve Tavsi
Risale-i nur’u anlama teknikleri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="sarýklý genç" data-source="post: 100911" data-attributes="member: 5985"><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>RİSALE-İ NUR’U</strong></span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>ANLAMA TEKNİKLERİ</strong></span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"></span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">“Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir.” (Barla Lahikası: 260)</span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">“Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a'saba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hâkeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır.” </span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">( Mektubat: 26. mektup. 4. Mebhas 2. Mesele )</span></span></p> </p><p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>RİSALE-İ NUR’U ANLAMA TEKNİKLERİ</strong></span></span></p> </p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">—Risale-i Nuru anlamanın, biri teknik, diğeri manevi olmak üzere 2 yolu vardır.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>BİRİNCİ KISIM:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>1- Lügat Bilgisi: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risaleleri okurken hiç bir kelimeyi anlamadan geçmemek.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Birçoklarının Risale-i Nur için “okudum anlamadım, dili çok ağır ” dediklerini görüyoruz. Dilinin ağırlığının Risale-i Nurun anlaşılmasını güçleştirdiği doğrudur. Çünkü Risale-i Nur bundan seksen sene öncesinin diliyle yazılmıştır. Risale-i Nur yazıldığı yıllarda anlaşılıyor ve bu cihette bir güçlükte hissedilmiyordu. Zaten müellif sözler kitabının başında “avam lisanıyla” yani halk lisanıyla, yazıldığını ifade eder. Aradan geçen seksen sene içerisinde, dilde yapılan muazzam tahribatın neticesinde bu eserler nispeten anlaşılmaz bir hale gelmiştir. Fakat bu hal yalnızca Risale-i Nurun değil, bundan yüz sene önce yazılmış bütün kitapların bir kaderidir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Dil alanında yapılan tahribatlar neticesinde, bizler kendi tarih ve kültüründen koparılmış bir millet haline getirildik. Maalesef bu bir vakıadır. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Böyle bir durumda, Risale-i Nurları öğrenmek isteyen kimseler olarak bize düşen vazife nedir?. Ya Risaleleri anlamak için sadeleştireceğiz ki bu hal eserin orijinaliğini bozacağından ve birçok manaların da değişmesini ve yok olmasını netice vereceğinden pek isabetli bir yol değildir. Veyahut ta biz risalelerde geçen ve bizim kültürümüzün, bizim tarihimizin bir yadigârı olan o kelimeleri öğreneceğiz. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Birçok insanın hem para hem de vakit harcayarak yabancı dil öğrenmesini yadırgamayan, hatta tasvip ve teşvik edenlerin, dünya ve ahiret saadetleri için risalelerde geçen kelimelerin öğrenilmesini yadırgamamaları gerekir.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>2- Risale-i Nura muhatap olmak: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nuru ilk önce - başkaları için değil - kendi nefsimiz için okumak.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>3- Gayeli okuma: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i nurun gayesini ve hedeflerini, kendimiz için gaye ve hedef kabul etmek. ( bu bahsi müstakil olarak ele alacağız)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>4- Kısımlara Ayırmak: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Şu rakamı ezberleyebilirmisiniz: 107114531571. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Birde şunu deneyin: 1071, 1453, 1571. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Birinci şıktaki rakamları ezberlemekte zorlanır, belki de ezberleyemeyiz. Fakat ikinci kısımdakileri çok kolay bir şekilde ezber edebiliriz. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Fark ettiyseniz yukarıdaki rakamlarla, aşağıdakiler aynı. Fakat birincisi kısımlara ayrılmadığı için zihinde tutmak zor. İkincisi kısımlara ayrılmış olduğu için ezber etmek kolay.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Zihnimizin rakamlar hakkındaki fonksiyonu, metinlerde de caridir. Yani uzun metinleri anlamak ve akılda tutmak zor olurken, kısımlara ayrılmış metinleri anlamak ve akılda tutmak kolay olmaktadır. Aynı zamanda bu yöntemle kısımlar arasındaki bağlantı ve metnin bütünlüğü de daha iyi anlaşılmaktadır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Eğitimciler bir metni en güzel şekilde anlayabilmenin onu (bütün - parça - bütün) metoduna göre okumakla olabileceğini söylemektedirler. Risale-i Nuru ve Risale-i Nur eczalarını kolay bir şekilde anlamak içinde bizim yapacağımız şey bu usule göre okumak olmalıdır. Bu usule göre okumak, risalelerin, daha kolay anlaşılmasına vesile olur.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>5- Risale-i Nur Eczalarını kısımlara ayırırken bazı noktalara dikkat etmek:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur Eczalarını kısımlara ayırırken bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Şöyle ki:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur eczaları ( Hüküm - Misal - Hakikat - Hisse ) olmak üzere 4 kısma ayrılır. Umumiyetle metnin ilk cümlelerinde bir HÜKÜM ortaya konulur. MİSALlerle bu hüküm tavzih edilir, anlaşılır bir hale getirilir. Daha sonra HAKİKAT bu misaller üzerine bina edilerek ispat edilir. En son olarak anlatılan mevzudan bizim çıkarmamız gereken ders, HİSSE ortaya konulur. ( Küçük sözleri karşılaştırınız)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bu dört kısım bazı yerlerde açık bazı yerlerde ise zımni olarak mevcuttur. Dikkatli bir bakışla bunu fark etmek mümkündür. Mesela küçük sözlerde bu çok açık olarak görünür. Pencereler risalesi, 33 penceredir ve mevzu tevhiddir. Her pencerenin başında zımni olarak “Allah vardır” hükmü mevcuttur. Mukaddimede bu zikredildiği için diğer yerlere lüzum görülmemiştir. </span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>6- Kısımlara ayırın ve numaralandırın: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Mevzuları her zaman –ama mutlaka- kısımlara ayırın. Bazı yerlerde bu taksimatı yaparken metni numaralandırın. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Mesela 6. pencere 12 maddedir ve müellif her bir maddenin başında “nasıl ki” “öylede” ifadeleriyle buna işaret eder. ( 6. pencereyi ilkönce numaralandırmadan sonrada numaralandırarak okuyun.)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Ayet-el kübranın “cevvissema”dan bahseden kısmı 4 maddedir ve buna “sonra” kelimeleriyle işaret edilir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Reşhaların sonunda kuranın tekraratı 5 maddede zikredilir ve “hem” kelimesiyle buna işaret edilir. (hem’ler ekseriyetle paragraf başlarıdır)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Misalleri çoğaltmamız mümkündür. Başta da dediğimiz gibi metni kolayca anlamanın şartı metni kısımlara ayırmaktır. Aksi halde metni anlayamayız veya az anlarız.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>7- Anahtar Kelimelere Dikkat Etmek:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Dikkat edilecek başka bir hususta, Risalelerde çokça geçen anahtar niteliğindeki kelimelerdir. Bu kelimelere dikkat etmekte mevzuun daha iyi anlaşılmasına yardım eder. Bu kelimeler: Şöyle ki, Nasıl ki, Mesela, Ezcümle, Öylede, ( veya aynen öylede ) Evet, Hem, Madem-Elbette, İşte, Demek, Elhasıl kelimeleridir..</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">a. ŞÖYLEKİ: Kendisinden önceki mübhem, kapalı bir cümlenin açıklanacağına işarettir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">b. NASILKİ - MESELA: Bu iki kelimeden sonra daima misal gelir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">c. EZCÜMLE: Anlatılan mevzuya dair bir kaç misalin anlatılacağını ifade eder.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">d. AYNEN ÖYLEDE: Misallerden hemen sonra gelen bu kelime, hakikate geçileceğine işaret eder.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">e. EVET: Bir iddiadan sonra, bu iddianın izah veya ispat edileceğine işarettir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">f. HEM: Hemler ekseriyetle paragraf başı veya madde başlarıdır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">g. Madem – ELBETTE: Her hangi bir şey ispat edileceği zaman mademlerle deliller </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">( öncüller ) ortaya konulur. Elbette kelimesinden sonra iddia ispat edilir. (netice )</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">h. İŞTE: Bazen misal ve hakikat arasında, bazen de neticenin beyan edileceği zaman kullanılır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">ı. DEMEK – ELHASIL: İkisi de neticeyi gösterirler.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>8- Fihrist ve Şemalar: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Herhangi bir şeyi anlamak, idrak edebilmek ancak onu ihata etmekle mümkündür. İhata edilemeyen bir şey anlaşılmaz veya anlaşılsa da nakıs ve cüz’i olur. Büyük, uzun risaleler çokları tarafından ihata edilemediği için anlaşılmaz olarak nitelendiriliyor veyahut bu risaleleri okuyanlar onun bütününden değil, ancak bir kısmından istifade edebiliyorlar. Bu tarz risaleleri ihata edebilmek, ancak bu risalelerin fihristlerini veya şemalarını çıkarmakla olur. Ayrıca risalelerde geçen bazı uzun karışık gibi görünen mevzularında tablolarını yapmak gerekir. Haritalar sayesinde ihata edemediğimiz büyük kara parçalarını, devletleri tanıyabiliriz. Fihrist ve şemalarda, bizim ihata edemediğimiz risaleleri, ihata etmemize, kavramamıza vesile olur. (Bu çalışmamızda yer yer buna misaller verilmiştir.)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>9- Bazı nükteler:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İhlâs risalesinin başında ihlâsın 9 hassasından bahsedilir. Dikkat edilirse ihlâs risaleside 9 maddedir. 4 ihlâsın düsturu, 2 ihlâsı kazanma yolları, 3 de ihlâsı kıran şeyler.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İktisat risalesi 7 nüktedir. Birinci nüktede iktisadın 7 özelliğinden bahsedilir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">25. Söz kuranın 40 vecihle mucize oluşundan bahseder. Baş tarafta ise kuranın tarifi vardır. Bu tarife dikkat edilirse onun da 40 madde olduğu görülür.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">30. Lem’ada İsmi Hay’dan bahsedilir ve baş tarafta İsmi Hayyın 29 hassasından bahsedilir. Gavsı A’zamın ismi A’zamı olan (يا حي ) lafzının ebcedi değeride 29 dur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Bu tarz ince işaretler risalelerde kesretle mevcuttur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Aşağıdaki ibarede ise başka bir nükte vardır: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Unsuru Akide’de üstad, felsefe ve israiliyattan bahseder ve mevzuyu şöyle bağlar: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> “Demek muhakkak oldu ki, âyâtın delâil-i i'câzının miftahı ve esrar-ı belâgatin keşşafı, yalnız belâgat-ı Arabiyenin madenindendir. Yoksa felsefe-i Yunaniyenin destgâhından değildir.” (Muhakemat. “Unsuru Akide”nin son kısımları)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Burada belagati Arabiyyenin ehemmiyeti vurgulanır ve kuranın mucizevî sırlarının ancak bu şekilde anlaşılacağı belirtilir. Yalnız dikkat edilirse üstad bu ibarelerde arab edebiyatının, belagatin şaheserleri niteliğinde olan kitaplara da işaret eder. Şöyle ki, Delaili i’caz ve Esrarı Belaga, Abdulkahir El-Cürcani’nin eserleridir. Miftah, Sekkaki’nin, Keşşaf ise Zemahşerinin eseridir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Münazaratta da buna benzer yerler var.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>10- Mütalaa, Müzakere, Münazara:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Belli günlerde beş on arkadaş bir araya gelerek bir risaleyi beraber mütalaa etmek yetişmek öğrenmek için en mühim esastır. Bu çalışma esnasında herkesin elinde aynı risale olmalıdır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Başkalarıyla beraber mütalaa sizin ilim öğrenme şevkinizi artırır. Aynı zamanda bilmediklerinizi öğrenmenize veya bildiklerinizi paylaşmaya sebeptir. Yalnız başınıza mütalaa ettiğiniz zaman bazı şeyleri yanlış, eksik veya çok güzel anlamış olabilirsiniz. Başkalarıyla beraber mütalaa ettiğiniz zaman bu yanlış ve eksiklerinizi görür aynı zamanda sizin bulduğunuz güzel bir nüktede başkalarına faydalı olur. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Üstadın “ihlâs” risalesinde tesanüdden bahsederken söyledikleri, aynı zamanda beraber yapılan mütalaalar içinde geçerlidir. Şöyle der üstad :</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hakikî, samimî bir ittifakta her bir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın her biri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. (21. Lemadan)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Müzakerelerin ehemmiyeti hakkında İbni Haldun mukaddimesinde şunları söyler: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İlimlerde meleke sahibi olmak için en kolay usul müzakereler ve ilmi münakaşalardır. Meleke tahsilinde en faydalı usül talebenin birbiriyle derslerini ve ilmi konuları çok ve derin olarak müzakere etmesi ve münazaralarda bulunmasıdır. Batı Afrika’da talebe ezberciliğe fazla önem vermekte ve ezberciliğin düşkünüdür. Bu ezberciliğin bir sonucu olarak, tahsil etmek maksadıyla çok vakit ve ömür sarf edildiği halde, talebe ilim meclislerinde ilmi münakaşalar sırasında söz söylemekten acizdir. Tahsillerini ikmal etmiş görünenlerin dahi ilimde meleke hâsıl etmemiş oldukları anlaşılmaktadır. (…) . Bunlar ilimde meleke sahibi olmak yolunun kitapta yazılanları ezberlemek sanırlar. Yukarda anlattığımız gibi bunlar melekenin ilmi münakaşalar ve münazaralarla konuları ve meseleleri zihinde yerleştirmek suretiyle kesbedileceğini unuturlar. Batı Afrika’da talebenin medreselerde ilim tahsil etme müddeti resmen 16 yıl olduğu halde Tunus’ta 5 yıl olması da bunu gösterir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> ( Mukaddime: c.2.s.446–447)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İbni Haldunun dediği gibi münazara talebelerinin şevkini artırır, ilmi meselelere karşı dikkat, ciddiyet ve merakı tahrik eder. Fakat münazaraların tehlikeleri de yok değil. Bazen münazaralarda işin içine hissiyat ve nefis girerek mevzu ilmi bir meselenin anlaşılması iken sen ben kavgasına dönüşebilmektedir. Bizler münakaşa, münazara değil müzakere ve müdavele-i efkâr tarzında meseleleri ele almamız gerekir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Kardeşlerle aramızda münazaralar olduğu takdirde de insafı elden bırakmamak, hissi ve nefsanî olmamak gerektir. Enaniyet ve nefsi emmareye itimad edilmez. Bazen tartışmalar kalp kırmağa uhuvvet ve muhabbetin yok olmasına sebep olduğu için ayet ve hadislerce de yasaklanmıştır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bu hususta üstad şöyle der: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. (…)Bu çeşit mesaili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile hakkı bulmak niyetiyle, inatsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû'-i telakkiye sebep olmadan müzakeresi caiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muarızın elinde zahir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünkü bilmediği şey'i öğrendi. Eğer kendi elinde zahir olsa, fazla bir şey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimali var. (Mektubat)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak. Fenn-i Âdâb ve İlm-i Münazara'nın uleması mabeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu: "Eğer bir mes'elenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit o münazarada bilmediği bir şeyi öğrenmiyor, belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa; zararsız, bilmediği bir mes'eleyi öğrenip, menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip, taraftar çıkar, memnun olur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarîkat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlası kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu feci' sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlahiye ile kurtulurlar.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">20. Lema’dan</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>11-Soru cevap usulü: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İslambola geldim gördüm ki sair şuubata nispeten medaris terakki etmemiştir. Bunun da sebebi kitaba nazarla istinbatı mesele etmek olan istidadı, meleke-i ilim yerinde ikame olunmuş... Ve talebelerde ademi münazara ve sual ve cevap sebebiyle şevksizlik ve melekesizlik ve atalet gibi bazı hali intaç etmiş... Bunun da ya bir himmeti âli veya bir tevağğulu tam veya müsabakayı muntiç olan sual ve cevap gibi bir şevki kasri ve harici lazımdır. (Asarı Bediiyye.s:326) </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Dikkat edilirse üstadda İbni Haldunun bahsettiği aynı şeylerden bahsediyor. Eğitimde motivasyonun (teşvikin) ehemmiyeti büyüktür. Eğitim zevkli, eğlenceli bir hale getirilirse öğrenen şahsiyetlerin daha iyi, daha çabuk öğrendiği görülür. Müzakere ve münazara gibi soru cevap usulünün de insanları şevklendiren bir özelliği vardır. Bir metni mütalaa ettikten sonra, o mevzu hakkında mütalaanın hemen arkasından veya daha sonraları yapılacak soru cevap usulü hem şahısları teşvik eden, hem de mevzunun anlaşılıp anlaşılmadığını ortaya çıkaran bir yöntemdir. Eğitimde ölçme ve değerlendirmenin ehemmiyeti büyüktür ve bu ancak soru cevap usulü ile olur. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Soru cevap risalelerden çıkarılan çeşitli meselelerden adeta bir genel malumat tarzında olabilir. Veya daha önce değindiğimiz gibi bir metni mütalaadan sonrada olabilir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bir metni incelerken şu mevzular üzerinde durunuz: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">a) Konunun ana fikri ne? Hangi mesaj verilmek isteniyor? Bunu anlamaya çalışınız.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">b) Bilemediğimiz kelimelerin manalarını öğreniniz. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">c) Metinle ilgili sorular çıkarınız ve kendi aranızda imtihanlar yapınız.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>12-Anlatım:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Çinliler şöyle demiş “sana bir balık ziyafeti çeksem, yarın senin karnın yine acıkır. Ben sana balık tutmasını öğreteyim, karnın acıktığında balık tutup yersin.” </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur eğitiminde de bir kısım insanlar balık tutup ziyafet çekiyor, bir kısımda balığı afiyetle yiyor. Fakat çoğunluğun balık yiyenler olduğu da bir gerçek. Uzun yıllar risaleleri tanıdığı halde, hala balık yemekten başka bir şey bilmeyenler maalesef bir hayli fazla. Aslında herkesin balık yiyen değil de balık tutan olmaya çalışması gerekir. Olması gereken, ideal olan budur. Fakat bunun pratiğe aktarılması da gerçekten zor. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İnsanların ekseriyetinin hizmeti imaniyye ve kuraniyyede aktif olmayışının birçok sebepleri vardır. Bunların bir kısmının haklılık payı elbette vardır. Ama çoklarının pasif olmasının temelinde onların tembelliklerinden başka bir şey yoktur. Elbette her insanın durumu bir değildir. Fakat biz elden geldiği kadar eğitime aktif olarak katılanların sayısını artırmamız gerekir. Kabiliyetli olanları açmaya çalışmadığımız takdirde onları da pasifliğe iteriz. Eğitimde pasiflik ise verimi düşürür. İstifadeyi azaltır. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> İşte anlatım metodu eğitime katılanların aktif hale gelmesinin en mühim bir sebebidir. Fakat bu metot (eğitimin her alanında olduğu gibi) kolaydan zora, azdan çoğa doğru bir seyr takip etmelidir. Aksi halde bunu uygulamak ve devam ettirebilmek zor olur. Başlangıçta üç kişiye kısa birer konu verilir. Çalışmaları için belli bir süre tanınır. Daha sonra bir araya gelindiğinde, sırayla herkesin konusunu beş dakika da anlatmaları istenir. Anlatmada ifrat ve tefrite kaçmamakta bir esas olmalıdır. Anlatmanın sonunda bir değerlendirme (anlatanları kırmadan, rencide etmeden) yapılmalıdır. Böylelikle eksikler ve güzellikler tezahür eder. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Bu anlatım başlangıçta beş dakika olursa kolay olduğu için tatbik edilebilir. Daha sonra bu süre on, onbeşe de çıkarılabilir. Şahıslar olarak da başlangıçta kabiliyetli birkaç kişi bunu yapar ve tutturulabilirse, bu hal diğerlerini de kamçılar, onlarda bu tarz çalışmaya aktif olarak katılmak isterler. Başlangıçta bazı hatalar olabilirse de onların cesaretlerini de kırmamak gerekir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> İsti’datlar, tecrübeyle inkişaf eder. Anlatım metodu talebelerin hitabet kabiliyetini geliştirir ve isti’dadlarını inkişaf ettirir. (Mal vermekle azalır, ilim vermekle çoğalır.). Kullanılmayan bilgiler ise çok çabuk unutulur. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Aynı zamanda anlatılan mevzu hem anlaşılır, hem de akılda daha çok kalır. Aynı zamanda bu öğrenmeyi zevkli bir hale getirir.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>13-Ev dersi: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Ayeti kerimede “Ey iman edenler! Nefsinizi ve ailenizi yakacağı insanlarla taşlar olan bir ateşten koruyun” (Tahrim: 6) buyrulmuştur. İslam âlimleri de bu “koruma”nın “kişinin İslamı öğrenmesi, yaşaması ve aile efradına öğretip, onlarında yaşamasına vesile olmasıdır” diye izah ediyorlar. Bu hususta peygamberimiz (asv) da “hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz” buyurmuştur. Bu ayet ve hadistende anlaşıldığı gibi, her anne, her baba kendi çocuğuna dinini öğretmekle mükelleftir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Günümüzde islami şuura sahip bir kısım anne ve babalar bile bu mevzuda ihmalkâr olabiliyor veya işi başkalarına havale edebiliyorlar. Tabii bunun yanında ifrat ederek baskıcı zora dayalı bir üslupla çoluk çocuğunu dinden imandan nefret edecek bir hale getirenlerde yok değil. Müslüman olarak biz ailemize İslami bir eğitimi vermekle mükellefiz. Başta bunu başkalarına havale edilemeyecek kadar önemli bir vazife telakki etmeliyiz. Fakat bu vazifeyi tatbik ederken önce yaşayarak, ikincisinde ise ikna ederek ve sevdirerek yapmamız gerekir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Her anne her baba evinde bir ders faaliyeti başlatabilir. Mesela evde haftada birde olsa bu yapılabilir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Üstad “Hanımlar Rehberi” adlı kitabında şöyle der: </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz bir küçük Medrese-i Nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki; bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçi olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlâd olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve âhirette davacı olarak "Ne için imanımı kurtarmadınız?" diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münafî olur.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>14-Üç Çeşit Okuma:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Risale-i Nur üç şekilde okunabilir (okunmalıdır). </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>Birinci</strong>de anlaşılsa da anlaşılmasa da sırf okumuş olmak için okuma. Bu tarz okuma faideden hali değildir. Günde 10 sahife okuyan şahıs senede 3650 sahife okumuş olacaktır. 5 sahife okuyan 1825 sahife okumuş olacaktır ki hiçte az değil. Bu tarz okuma risale mevzularının tazeliğini zihinde daima korumasına yardımcı olur. Veya unuttuğumuz şeyleri hatırlamaya vesile olur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> <strong>İkinci</strong> okuma tarzı da, mevzu araştırması şeklindedir. Mesela “Risale-i Nurda nefis terbiyesi” nasıldır. Tevhid, risalet ilh. Her bir mevzu bir araştırma mevzuu (tez) olarak ele alınarak bu mevzuun derli toplu bir hale getirilmesine çalışılabilir. Bu tür çalışmalar kafamızdaki mevzuların dağınıklıktan kurtulmasına vesile olur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> <strong>Üçüncü</strong> tarz okuma ise, bazı imani risaleleri vird edinme şeklinde okumaktır. “Ayet El-Kübra” “Haşir” “Münacat” gibi imani risaleler, ehli tarikatın yaptığı gibi vird edilerek okunduğu takdirde çok büyük feyzlere ve imanın inkişafına vesiledir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Ehli tarikat zikrin 3 mertebe olduğunu söyler. Onlara göre birinci mertebede mürid “diliyle” zikreder. Bu esnada zihin başka yerlerdedir. Fakat bu zikre devam ede ede neticede “dil” ve “kalp” birleşir. Dil “Allah” derken kalpte dağınıklıktan kurtulmuş bir halde dile refakat ederek o da “Allah” der. Bu zikre devam neticesinde ise artık “zikr” kalbe yerleşir. Zaten zikirden gayede bu hale erebilmektir. Bu merhalede “dil” sussa bile, kalp devamlı zikr üzeredir. Dünyevi haller onu zikirden alıkoymaz. Nakşibendî tarikatında “halvet der encümen” “kalabalığın içinde Allah ile beraber olma” esası da bu zikre işaret eder. Nur suresindeki “Öyle erler (ki) mallar ve alış veriş onları Allah’ı zikirden alıkoymaz” ayetini bu hale delil olarak zikrederler. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nurun imani bahislerini de vird ederek okumak, bize daha çabuk ve daha geniş iman halini telkin eder. Birinci derecede belki okurken “gözlerimiz” okur, zihnimiz başka yerlerde olur. Fakat bu okumayı her gün (veya gün aşırı) devam ettirirsek, neticede zihnimiz toparlanır, gözümüz, aklımız ve kalbimizle okumaya başlarız. Buna da devam ede ede neticede artık öyle bir hale geliriz ki, okuduğumuz şeyler bir metin, bir kitap olmaktan çıkar zihnimizin bir hali olur. Risalelerin anlattığı şeyleri zevk eder, onları aklen değil vicdanen hissederiz. Okuduğumuz şeyler üstadın anlattığı şeyler değil, artık bizim kendi hissiyatımız, kendi düşüncelerimiz olur. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hülasa bu tarz okumanın fevaidi ve mertebeleri pek çoktur.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>15-Yaylalarda Kalmamak: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Bu maddede bahsedeceğimiz mevzu risaleleri yeni okumuşlar için değil. Risaleleri uzun bir müddet okumuş ve onun ne olduğunu ve ne olmadığını anlamış kimselerle ilgilidir. Şöyle ki; </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Eğitimciler ve psikologlar öğrenim esnasında öğrenim görenlerin belli bir öğrenim devresinden sonra bir duraklama dönemine girdiklerini, fakat bunun geçici olduğunu, yine bir müddet sonra öğrenim görenlerin tekrar öğrenimde mesafe kat etmeye başladıklarını söylerler. Psikologlar bu duraklama dönemini “yayla” olarak isimlendirirler. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i nur öğreniminde de adeta böyle “yayla” tabir edebileceğimiz hallere rastlıyoruz. Bazen bazı kimseler belli bir zaman risaleleri okuduktan sonra, artık “ben biliyorum, bilmediğim şey kalmadı, bundan sonraki okuyuşum lüzumsuz ve gereksiz” gibi bir duyguya kapılırlar ve risalelerle iştigali bırakırlar. Hatta meşgul oldukları zaman bir bıkkınlık haline bile düçar olurlar. Bazıları bu dönemden sonra inişe de geçebilirler. Devam edenler ise büyük bir hazine kazanırlar.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Vazgeçenleri aldatan Risale-i Nuru yalnızca akla hitap eden, basit diğer kitaplar gibi zannetmeleridir. Hâlbuki Risale-i Nur insanın yalnızca aklına değil, ruhunun bütün latifelerine hitap eden fevkalade bir tefsirdir. Onu bir iki kere okumakla insan elbette çok istifade eder, fakat inceliklerini, sırlarını bir kere okumakla da kavrayamaz. Ondan istifade etmenin şartı ona mahrem olmakla mümkündür. İffetli hanımlar kendilerini namahremden nasıl gizliyorlarsa, risalelerde kendilerini namahreme vermez, mahrem olmanızı isterler. Ona mahrem olmakta ciddiyet ve sabırla, onu mütalaa etmek ve vazgeçmemekle olur.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Aşağıya risalelerde bu mevzuuyla ilgili bazı yerleri alıyoruz.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Sure-i İhlâs’ı arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Gördüm ki: Bendeki manevî duyguların bir kısmı birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mana tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, manevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder. Ve hâkeza... Git gide o tekrarda yalnız bir kısım letaif kalır ki; pek geç usanıyor, devam eder, daha manaya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi, ona zarar vermiyor. Lafız ve lafz-ı müşebbi' olduğu bir meal-i icmalî ile ve isim ve âlem bulundukları mana-yı örfî, onlara kâfi geliyor. Eğer manayı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir. Ve o devam eden latifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cild hükmündeki lafızları onlara kâfi geliyor ve mana vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lafızlar ile kelâmullah ve tekellüm-ü İlahî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">(26. mektup. 4. mebhasın 8. meselesi.)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Risale-i nur kuran hakikatlerini tefsir ettiği için kuranın hakikatlerindeki hal risaleyede aksetmiştir. Risale-i nur insanın yalnızca aklına hitap etmez. Elbette hep akli şeyler arayanlar diğer latifelerin fonksiyonlarını unutanlar belli bir zaman sonra bıkkınlık hissederler. Hâlbuki risaleyi tefekküri bir ibadet niyetiyle veya huzur-u daimiyi hissetmek için okusalar durum farklı olurdu. Üstad gençlik rehberinde şöyle der:</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> “İman hakikatlerinin izahı olduğu için; hem ilim, hem marifetullah, hem huzur, hem ibadettir. Şayet biri biliyor, taallüm etmeğe muhtaç değilse ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur ister. Onun için herkese lüzumlu bir derstir. (Gençlik Rehberi: )</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir. (Barla Lahikası: 260)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a'saba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hâkeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır. ( Mektubat: 26. mektup. 4. mebhasın 2. meselesinden. )</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Onuncu Söz'ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalaa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sair ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Hâlbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir. Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi' ilme her vakit ihtiyaç var. Bu risaleye nazar-ı dikkati ehemmiyetle celb etmeyi ruhum arzu ediyordu.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> ( Barla: s. 310)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Şu Otuz üç Pencereli olan Otuz üçüncü Mektup, imanı olmayanı inşâallah imana getirir. İmanı zaîf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir; daha nurani, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, "Bir pencere bana kâfi geldi, yeter" diyemezsin. Çünkü senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh her bir pencerenin ayrı ayrı faideleri vardır. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">(Mektubat: Pencereler)</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>İKİNCİ KISIM:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nuru Anlamada Manevi Cihet:</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>1- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin birinci şartı ihlâstır:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Üstad ihlâsın hassalarından bahsederken “en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd” olduğunu söyler. Başka bir yerde de “velayetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır” der. İlim öğrenmede ihlâs bir esas olduğu gibi, en büyük yardımcıdır da. İhlâslı olanlar Allahın inayetlerine mazhar olurlar ve Allah onlara kolay ve kısa yoldan ilim öğretir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">İbni haldun meşhur mukaddimesinin son kısımlarını eğitime ayırmıştır. Orada ilim taliplerine güzel tavsiyelerde bulunur. 31. fasılda şöyle söyler: “sen böyle bir hale düçar olur, duraklar veya şüphelerden dolayı akıl ve fikrinde bir karışıklık husule gelirse, akıl ve fikrinden, zihnini perdeleyen bu sözlerin engellerini ve mantığı bir tarafa atarak düşüncenin yaratılışından gelen ve tabii olan fiilinin hükmüne ihlâsa başvur. Senden önceki büyükler gibi temiz kalp ve ihlâsla Allahın yardımına sığın. Allah onlara ilham ettiği ve bilmediklerini bildirdiği gibi, senin kalbini de aydınlatır. Bu aydınlık sayesinde istediğini elde edersin, bu düşüncenin gerektirdiği vasıta sana ilham olunur. (…). Sen buna dikkat et. Ne zaman sana meseleleri anlamak güçleşirse, o zaman sen Allahın yardımına başvur. O sana doğru yolu gösterecek ve aydınlatacak olan nurları sana bağışlayacaktır. O doğru yolu göstermek suretiyle kullarını rahmetine kavuşturur, ilim ancak onun tarafından bağışlanır. ( c.3.s.150. cd.534–6.ar)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>2- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin ikinci şartı Güzel Ahlaktır:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Kur’anı Kerimde "Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri, ayetlerimi anlamaktan çevireceğim." (A’raf: 146.) buyrulmuştur. Bu ayet gösteriyor ki Kuranı hakkıyla anlayabilmek ancak güzel ahlakla mümkündür. Bu ayete dayanarak, bazı âlimler Kuranı tefsir edecek bir kimsede güzel ahlakın olmasını şart koşmuşlardır. (El-itkan: c.2.s:463). </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nurda Kur’anın bir tefsiri olması hasebiyle güzel Ahlaka sahip olmayanlar, ihlâs hasletinden uzak olanlar da, Risale-i Nuru anlamaktan mahrum kalırlar. Tabii ki bunu söylerken bütünüyle, hiç anlamazlar manasında söylemiyoruz. Elbette herkes -hatta dinsiz bile- kendince bir şeyler anlar, ama onu bütün yönleriyle, bütün incelikleriyle anlamaktan mahrum kalırlar. Bu hususta Şamlı Hafız Tevfikin Risale-i Nurda anlattığı hadiseyi aşağıya alıyoruz:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">"Ben itiraf ediyorum ki: Hizmet-i Kur'aniyedeki kemal-i ihlâs ve sırf livechillah için hizmeti, iki vaziyetim ihlâl ediyordu. Şiddetli bir tokat yedim. Çünkü ben bu memlekette garib hükmündeyim, garibim. Hem şekva olmasın, Üstadımın en mühim bir düsturu olan iktisada ve kanaate riayet etmediğimden fakr-ı hale maruzum. Hodbin, mağrur insanlarla ihtilata mecbur olduğumdan -Cenab-ı Hak affetsin- mürüvvetkârane bir surette riyaya ve tabasbusa da mecbur oluyordum. Üstadım çok defa beni ikaz ve ihtar ve tekdir ediyordu. Maatteessüf kendimi kurtaramıyordum. Hâlbuki Kur'an-ı Hakîm'in ruh-u hizmetine zıt olan bu vaziyetimden şeytan-ı cinnî ve insî istifade etmekle beraber hizmetimize de bir soğukluk, bir fütur veriyordu.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> İşte ben bu kusuruma karşı şiddetli, fakat inşâallah şefkatli bir tokat yedim. Şüphemiz kalmadı ki; bu tokat, o kusura binaen gelmiş. O tokat da şudur: Sekiz senedir ben, Üstadımın hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde, sekiz ay kadar nurlardan istifade edemedim. Bu hale hayret ettik. Ben de ve Üstadım da "Bu neden böyle oluyor?" diye esbap arıyorduk. Şimdi kat'î kanaatimiz geldi ki: O hakaik-i Kur'aniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temelluk, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor. Onun için bu nurların hakikatlerinin meali, benden uzaklaşıyor tarzında bulunarak, bana yabanî görünüyor, yabanî kalıyordu. Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum ki: Bundan sonra Cenab-ı Hak bana o hizmete lâyık ihlâs ihsan etsin, ehl-i dünyaya tasannu' ve riyadan kurtarsın. Başta Üstadım olarak, kardeşlerimden dua rica ediyorum.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Pür-kusur</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Şamlı Hâfız Tevfik</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>3- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin üçüncü şartı İlmiyle Amil Olmaktır: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> “Kırk gün helal yiyenin kalbini Allah nurlandırır ve hikmet kaynaklarını, pınarlarını kalbinden lisanına akıtır.” (İhya. C.2.s235.) İbrahim Edhemde şöyle demiştir “kemale erenler ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erebilmiştir. (ihya. C.2.s239.) bir velide şöyle der “haram lokma yiyenin a’zaları isyan eder. Yediği helal olanın da azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işleri yapmağa muvaffak olur. (İhya: c.2.s.240)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bir hadisi şerifte “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah ona bilmediğini de öğretir” buyrulmuştur. Bu hadisi takviye eden ayetler de vardır aşağıya bu ayetleri alıyoruz: </span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Enfal: 29- Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız, size Furkan (hak ile bâtılı ayıracak bir anlayış) verir, kötülüklerinizi örter ve size mağfiret eder. Allah büyük ihsân sahibidir.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hadid: 28- Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Resûlüne iman edin ki, O size rahmetinden iki kat nasip versin ve sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve size mağfiret etsin. Allah gafûrdur (mağfiret eder), rahîmdir (merhamet eder).</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Yusuf suresi -22- (Yusuf’un) gücü kemâle erince, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte muhsinleri de biz böyle mükâfatlandırırız.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Kasas–14- Musa’nın gücü kemâle erip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte muhsinleri de böyle mükâfatlandırırız.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Son iki ayete dikkat edilirse Allah hem Musa as hem de Yusuf as’a hikmet ve ilim vermiş ve muhsin olanlarada aynı şekilde hikmet ve ilim vereceğini, vaad etmiştir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Muhsin için iki mana verilmiş biri “Allah’ı görüyor gibi ibadet etmek” diğeri de “insanlara iyilik etmek”. Başka bir tarifle şunu söyleyebiliriz: insan üzerinde hukukullah ve hukuku ibad olmak üzere iki “hak” vardır. Hukukullah yani Allah’ın hakkı ona iman ve ibadettir. Hukuku ibad yani kul hakkı ise kuranın bahsettiği ahlak esaslarıdır. Muhsin bu iki hukuka riayet ederek onlara tecavüz etmeyen ve onların bizden talep ettiği fiilleri işleyen demektir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bizde (muhsin) olursak bu va’dı ilahiye göre hikmet ve ilme mazhar oluruz. Diğer ifadeyle, hem Risale-i Nuru anlama hem de daha başka ilmi eserleri anlama cihetinde inayetlere mazhar oluruz. </span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>4- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin dördüncü şartı üveysiliktir :</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Üveysilik, Veysel Karanî Hazretleri gibi, sevdiği ve kendisine bağlı olduğu zatı görmeden ve gaybî olan, muhabbet ve bağlılık ve bu muhabbetle bağlı olduğu zattan manevî feyz almak tarzıdır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Ebul Hasan Şazeli şöyle der: “evliyadan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhaniyetleri vasıtasıyla ilahi emirleri takip ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o veli kabrinde meyyit olsun… kabrinde iken müridini yetiştirir. Müridi kabrinden onun sesini işitir. Nitekim Ebul Hasan-ül Harkani şeyhi Eba Yezidi Bestamiden bu şekilde feyz almıştır.” </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">(Rabıta-i şerife: s.19)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Üstad Bediüzzaman hazretleri imam-ı Ali (ra) ve Abdulkadir Geylani hazretlerine bağlı üveysi bir zattır ve onların manevi feyz ve irşadlarına mazhar olmuştur. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> "Risale-i Nur'un mesleği tarîkat değil, hakikattir; sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman, tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır." Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkil ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor. Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyn'in (R.A.) ve Gavs-ı A'zam'ın (K.S.) -ihbarat-ı gaybiyeleriyle- şakirdlerinin bu zamanda bir dairesidir. Çünki Hazret-i Ali, üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur'dan haber verdiği gibi; Gavs-ı A'zam (K.S.) da kuvvetli bir surette Risale-i Nur'dan haber verip tercümanını teşci' etmiş. Bu mahrem dört risale, Keramet-i Aleviye ve Gavsiyeye ait dört risale inşâallah bir vakit size gönderilebilir. (…) Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı A'zam'dan (K.S.) ve Zeynelâbidîn (R.A.) ve Hasan Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (R.A.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir. ( Emirdağ: 69)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bu husus 8, 18 ve 28. lemalarda bahsedilmiştir. Arzu edenler oradan tafsilatlı bir şekilde okuyabilirler. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur talebeleri de üstadları gibi, üveysidirler. Onlarda bazı şartlar dâhilinde hem İmam Ali, hem Abdulkadir Geylani, hem de bizzat üstadları Bediüzzaman hazretlerinden manevi feyz ve ilim devşirebilirle...</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> O şartlarda ihlâs, risaleleri kuran harfleriyle yazmak ve okumak ve üstadlarına dua etmektir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Üstad bu hususta şöyle der: </span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Aziz, gayretli, ciddî, hakikatli, hâlis, dirayetli kardeşim!</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilaf-ı zaman ve mekân sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mani' teşkil etmez. Biri şarkta, biri garbda, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan bir tek maksad için bir tek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler. (23. mektubun başı)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Ben sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni' olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur. ( Kastamonu Lahikası. Birinci mektup)</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> <strong>Şimdi âlem-i melekût ve ervahta, ölmüş, vefat etmiş insanların ervâhı pek çok kesretle vardır ve bizimle münasebettardırlar. Mânevî hedâyâmız onlara gidiyor; onların nuranî feyizleri de bizlere geliyor. (Sözler. 29. söz. Ruh bahsinden)</strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Ben kasemle temin ederim ki, bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye hükmüne geçer; belki her bir sayfası bir okka şeker kadar beni memnun eder. (Kastamonu Lahikası: )</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Üstad hayatı boyunca kimseden hediye kabul etmemiştir. Hâlbuki yukarda “yazılan risalelerin kendisine büyük bir hediye” olduğunu söylüyor. Yani üstad böyle bir hediyeyi can-ü gönülden kabul ediyor. Bir önceki paragrafta ise “ölmüş zatlara bizim manevi hediyelerimizin gittiğini, onların manevi feyizlerinin de bize geldiğini” ifade ediyor. Buna göre bizim yazdığımız yazılar manevi bir hediye olarak vefat etmiş olsa bile üstada takdim edilir, ona ulaştırılır ve bunun karşılığında yazan şahıslarla üstad arasında manevi bir münasebet tesis edilir ve ondan manevi feyzler de gelir.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Buraya kadarki kısımda üstadla talebeler arası manevi irtibatla ilgili yerleri kaydettik. Bundan sonraki kısımda ise İmam Ali ve Gavsı A’zam’ın nur talebeleriyle olan manevi bağlarına işaret edeceğiz. :</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> <strong>Üstad İhlâs risalesinde şöyle der: </strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (R.A.) o mu'cizevari kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı A'zam (K.S.), o hârika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlasa binaen iltifat ediyorlar ve himayetkârane teselli verip hizmetinizi manen alkışlıyorlar. Evet, hiç şüphe etmeyiniz ki, onların bu teveccühleri, ihlâsa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem'adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz. Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz [FONT=&quot]v¬Z¬KS²9«!ö|«V«2ö«–:I¬ŞÌY<ö«—</span></span><span style="font-size: 15px">sırrıyla ihlas-ı tâmmı kazanınız.</span>[/FONT]</p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>5- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin beşinci şartı üstadın devamlı okuduğu vird ve duaları okumaktır: </strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Zikir ve duanın faziletine dair ayetler ve pek çokta hadisi şerifler vardır. Biz burada yalnızca mevzuumuzla münasebettar bir ikisini kaydedelim.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Ayeti Kerimede “siz beni zikredin, bende sizi zikredeyim” (Bakara:152) buyrulmuştur. bu ayete “siz bana itaat etmek suretiyle beni zikredin, bende yardımım ile sizi zikredeyim” manası da verilmiştir. Bu manaya göre zikir Allahın inayetini celbeder. Bu hususta şöyle bir hadiste vardır. “Allahı zikret. Çünkü o talep ettiğin şey için sana yardımcıdır.” Kenzül ummal: Hn: 1755. bundan yola çıkarak Allahı zikretmek –her şeyde olabileceği gibi – ilim öğrenmekte de büyük bir yardımcıdır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Bir başka hadis te şöyledir “Allahı zikretmek kalpler için şifadır.” (Kenzül ummal: c.1.s.414. hn.1751.) hasta adam yediği yemeğin lezzetini alamadığı gibi manen hasta olanlarda maneviyatın lezzetini alamazlar. Zikri ilahi kalplere şifa olur ve maneviyatı ve maneviyatın lezzetini kalplere hissettirir.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"> Üstad Cevşen, Celcelutiyye, Sekine gibi virdlere devam etmesiyle ve onların feyzi ile bu risalelerin tezahür ettiğini söyler. Madem risalelerin telifinde bu virdlerin feyzi mühim rol oynamıştır öyleyse risalelerin anlaşılmasında da aynı faideyi gösterirler.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Aşağıya bu mevzu ile ilgili kısımları kaydediyoruz.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>Namaz tesbihatı </strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">17. sözün zeylinde üstad namazdan sonraki tesbihatı talebeliğin şartlarından gösterir. Şöyle der : “Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.” (Sözler: )</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><strong>Sekine duası: </strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">18. lemadan</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hz. Ali (r.a.) keremallahü vechehü ecnebi hurufuna karşı şiddetli teessüf ve hiddet ettiği ve bid'aya taraftarlık eden bir kısım ulemaü's-su'a karşı şiddetli nefret ve hiddet ettiği yerde irşadkârâne bazılarla konuşuyor. Ve Hz. Cibril'in tabiriyle Sekine ismi verilen ve İsm-i Âzam sandukçası olan Esma-ı Sitteye devam edeni irşad ediyor, taltif ediyor. İşte o Esma-i Sittenin devamından tereşşüh eden ve Esmanın lemeatı olan Risale-i Nur, ve o Risale-i Nur kendi şakirtleri ile lâakal yüzer kalemle yüz parça Risale-i Nur'un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla lâakal yüz bin adamı huruf-u Kur'âniye lehine ve sünnet-i seniyeye ittibaa ve imanlarının takviyesine ve Hz. Ali'nin (r.a.) hiddet ettiği iki cereyana karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden elbette Hz. Ali'nin (r.a.) (Ya eyyühel ihvan – ey kardeşlerim) diye tabir ettiği ihvanları içinde hususî bir surette onlara bakıyor.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">28. lemadan.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hem madem o iki kasidesinde takip ettiği en mühim esas ve en büyük ders ism-i Âzamdır. Ve ism-i Âzam ile meşgul olanlar ile konuşur, teselli ve teşci' eder.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Hem madem Hz. Ali'nin (r.a.) kudsi Üstadından aldığı ve bu ümmete verdiği en mühim ders ve bu iki kaside-i gaybiyesinin mevzuu ve esas ve ruhu olan Sekine'yi ve ism-i Âzamı bu zamanda herkesten ziyade kendine vird eden ve on üç seneden beri ism-i Âzamla beraber binbir Esma-i İlahiye içinde bulunan Cevşenü'l-Kebir ile ve o Esma ile ulûm-u Kur'âniyenin hazinesini açan yüz yirmi risaleyi o Esma'nın feyzi ile Kur'ân'a tefsir yapan ve yirmi dört saatte yüz yetmiş defa Sekine ve ism-i Âzam denilen Esma-i Sitte-i Meşhureyi bin üç yüz mükerrer âyetle okuyan ve Âl-i Beytin mânevî ve gayet mühim bir mirası ve bir maden-i feyzi olan Cevşenü'l-Kebir'i kendine üstad eden ve bidayette her günde bir defa bazan üç defa tamamını okuyan ve talebesine tavsiye eden adam, Risale-i Nur müellifidir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Elbette bu mezkûr dokuz hakikat gayet kat'i bir surette netice verir ki Hz. Ali (r.a.) Ercüze ve Celcelûtiye'sinde Risale-i Nur'u alkışlıyor, haber veriyor ve müellifi ile konuşuyor, teselli ediyor. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Risale-i Nur'un Cevşen-ül Kebir'den ve Celcelutiye'den aldığı bir kuvvet ve feyizle.. (Emirdağ. 72)</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px">Yeni Said'in hususî üstadı olan İmam-ı Rabbanî, Gavs-ı A'zam ve İmam-ı Gazalî, Zeynelâbidîn (R.A.) -hususan Cevşen-ül Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım- ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali'den (Kerremallahü Vechehu) aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşen-ül Kebir'le daima onlara manevî irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risale-i Nur'dan bize gelen meşrebi almışım. (Emirdağ.210)</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="sarýklý genç, post: 100911, member: 5985"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [/SIZE][/FONT] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]RİSALE-İ NUR’U[/B][/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]ANLAMA TEKNİKLERİ[/B][/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]“Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir.” (Barla Lahikası: 260)[/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]“Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a'saba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hâkeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır.” [/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]( Mektubat: 26. mektup. 4. Mebhas 2. Mesele )[/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [CENTER][CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]RİSALE-İ NUR’U ANLAMA TEKNİKLERİ[/B][/SIZE][/FONT][/CENTER] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]—Risale-i Nuru anlamanın, biri teknik, diğeri manevi olmak üzere 2 yolu vardır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]BİRİNCİ KISIM:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]1- Lügat Bilgisi: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risaleleri okurken hiç bir kelimeyi anlamadan geçmemek.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Birçoklarının Risale-i Nur için “okudum anlamadım, dili çok ağır ” dediklerini görüyoruz. Dilinin ağırlığının Risale-i Nurun anlaşılmasını güçleştirdiği doğrudur. Çünkü Risale-i Nur bundan seksen sene öncesinin diliyle yazılmıştır. Risale-i Nur yazıldığı yıllarda anlaşılıyor ve bu cihette bir güçlükte hissedilmiyordu. Zaten müellif sözler kitabının başında “avam lisanıyla” yani halk lisanıyla, yazıldığını ifade eder. Aradan geçen seksen sene içerisinde, dilde yapılan muazzam tahribatın neticesinde bu eserler nispeten anlaşılmaz bir hale gelmiştir. Fakat bu hal yalnızca Risale-i Nurun değil, bundan yüz sene önce yazılmış bütün kitapların bir kaderidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Dil alanında yapılan tahribatlar neticesinde, bizler kendi tarih ve kültüründen koparılmış bir millet haline getirildik. Maalesef bu bir vakıadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Böyle bir durumda, Risale-i Nurları öğrenmek isteyen kimseler olarak bize düşen vazife nedir?. Ya Risaleleri anlamak için sadeleştireceğiz ki bu hal eserin orijinaliğini bozacağından ve birçok manaların da değişmesini ve yok olmasını netice vereceğinden pek isabetli bir yol değildir. Veyahut ta biz risalelerde geçen ve bizim kültürümüzün, bizim tarihimizin bir yadigârı olan o kelimeleri öğreneceğiz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Birçok insanın hem para hem de vakit harcayarak yabancı dil öğrenmesini yadırgamayan, hatta tasvip ve teşvik edenlerin, dünya ve ahiret saadetleri için risalelerde geçen kelimelerin öğrenilmesini yadırgamamaları gerekir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]2- Risale-i Nura muhatap olmak: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nuru ilk önce - başkaları için değil - kendi nefsimiz için okumak.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]3- Gayeli okuma: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i nurun gayesini ve hedeflerini, kendimiz için gaye ve hedef kabul etmek. ( bu bahsi müstakil olarak ele alacağız)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]4- Kısımlara Ayırmak: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Şu rakamı ezberleyebilirmisiniz: 107114531571. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Birde şunu deneyin: 1071, 1453, 1571. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Birinci şıktaki rakamları ezberlemekte zorlanır, belki de ezberleyemeyiz. Fakat ikinci kısımdakileri çok kolay bir şekilde ezber edebiliriz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Fark ettiyseniz yukarıdaki rakamlarla, aşağıdakiler aynı. Fakat birincisi kısımlara ayrılmadığı için zihinde tutmak zor. İkincisi kısımlara ayrılmış olduğu için ezber etmek kolay.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Zihnimizin rakamlar hakkındaki fonksiyonu, metinlerde de caridir. Yani uzun metinleri anlamak ve akılda tutmak zor olurken, kısımlara ayrılmış metinleri anlamak ve akılda tutmak kolay olmaktadır. Aynı zamanda bu yöntemle kısımlar arasındaki bağlantı ve metnin bütünlüğü de daha iyi anlaşılmaktadır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Eğitimciler bir metni en güzel şekilde anlayabilmenin onu (bütün - parça - bütün) metoduna göre okumakla olabileceğini söylemektedirler. Risale-i Nuru ve Risale-i Nur eczalarını kolay bir şekilde anlamak içinde bizim yapacağımız şey bu usule göre okumak olmalıdır. Bu usule göre okumak, risalelerin, daha kolay anlaşılmasına vesile olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]5- Risale-i Nur Eczalarını kısımlara ayırırken bazı noktalara dikkat etmek:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nur Eczalarını kısımlara ayırırken bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Şöyle ki:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nur eczaları ( Hüküm - Misal - Hakikat - Hisse ) olmak üzere 4 kısma ayrılır. Umumiyetle metnin ilk cümlelerinde bir HÜKÜM ortaya konulur. MİSALlerle bu hüküm tavzih edilir, anlaşılır bir hale getirilir. Daha sonra HAKİKAT bu misaller üzerine bina edilerek ispat edilir. En son olarak anlatılan mevzudan bizim çıkarmamız gereken ders, HİSSE ortaya konulur. ( Küçük sözleri karşılaştırınız)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bu dört kısım bazı yerlerde açık bazı yerlerde ise zımni olarak mevcuttur. Dikkatli bir bakışla bunu fark etmek mümkündür. Mesela küçük sözlerde bu çok açık olarak görünür. Pencereler risalesi, 33 penceredir ve mevzu tevhiddir. Her pencerenin başında zımni olarak “Allah vardır” hükmü mevcuttur. Mukaddimede bu zikredildiği için diğer yerlere lüzum görülmemiştir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]6- Kısımlara ayırın ve numaralandırın: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Mevzuları her zaman –ama mutlaka- kısımlara ayırın. Bazı yerlerde bu taksimatı yaparken metni numaralandırın. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Mesela 6. pencere 12 maddedir ve müellif her bir maddenin başında “nasıl ki” “öylede” ifadeleriyle buna işaret eder. ( 6. pencereyi ilkönce numaralandırmadan sonrada numaralandırarak okuyun.)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Ayet-el kübranın “cevvissema”dan bahseden kısmı 4 maddedir ve buna “sonra” kelimeleriyle işaret edilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Reşhaların sonunda kuranın tekraratı 5 maddede zikredilir ve “hem” kelimesiyle buna işaret edilir. (hem’ler ekseriyetle paragraf başlarıdır)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Misalleri çoğaltmamız mümkündür. Başta da dediğimiz gibi metni kolayca anlamanın şartı metni kısımlara ayırmaktır. Aksi halde metni anlayamayız veya az anlarız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]7- Anahtar Kelimelere Dikkat Etmek:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Dikkat edilecek başka bir hususta, Risalelerde çokça geçen anahtar niteliğindeki kelimelerdir. Bu kelimelere dikkat etmekte mevzuun daha iyi anlaşılmasına yardım eder. Bu kelimeler: Şöyle ki, Nasıl ki, Mesela, Ezcümle, Öylede, ( veya aynen öylede ) Evet, Hem, Madem-Elbette, İşte, Demek, Elhasıl kelimeleridir..[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]a. ŞÖYLEKİ: Kendisinden önceki mübhem, kapalı bir cümlenin açıklanacağına işarettir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]b. NASILKİ - MESELA: Bu iki kelimeden sonra daima misal gelir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]c. EZCÜMLE: Anlatılan mevzuya dair bir kaç misalin anlatılacağını ifade eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]d. AYNEN ÖYLEDE: Misallerden hemen sonra gelen bu kelime, hakikate geçileceğine işaret eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]e. EVET: Bir iddiadan sonra, bu iddianın izah veya ispat edileceğine işarettir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]f. HEM: Hemler ekseriyetle paragraf başı veya madde başlarıdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]g. Madem – ELBETTE: Her hangi bir şey ispat edileceği zaman mademlerle deliller [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]( öncüller ) ortaya konulur. Elbette kelimesinden sonra iddia ispat edilir. (netice )[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]h. İŞTE: Bazen misal ve hakikat arasında, bazen de neticenin beyan edileceği zaman kullanılır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]ı. DEMEK – ELHASIL: İkisi de neticeyi gösterirler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]8- Fihrist ve Şemalar: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Herhangi bir şeyi anlamak, idrak edebilmek ancak onu ihata etmekle mümkündür. İhata edilemeyen bir şey anlaşılmaz veya anlaşılsa da nakıs ve cüz’i olur. Büyük, uzun risaleler çokları tarafından ihata edilemediği için anlaşılmaz olarak nitelendiriliyor veyahut bu risaleleri okuyanlar onun bütününden değil, ancak bir kısmından istifade edebiliyorlar. Bu tarz risaleleri ihata edebilmek, ancak bu risalelerin fihristlerini veya şemalarını çıkarmakla olur. Ayrıca risalelerde geçen bazı uzun karışık gibi görünen mevzularında tablolarını yapmak gerekir. Haritalar sayesinde ihata edemediğimiz büyük kara parçalarını, devletleri tanıyabiliriz. Fihrist ve şemalarda, bizim ihata edemediğimiz risaleleri, ihata etmemize, kavramamıza vesile olur. (Bu çalışmamızda yer yer buna misaller verilmiştir.)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]9- Bazı nükteler:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İhlâs risalesinin başında ihlâsın 9 hassasından bahsedilir. Dikkat edilirse ihlâs risaleside 9 maddedir. 4 ihlâsın düsturu, 2 ihlâsı kazanma yolları, 3 de ihlâsı kıran şeyler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İktisat risalesi 7 nüktedir. Birinci nüktede iktisadın 7 özelliğinden bahsedilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]25. Söz kuranın 40 vecihle mucize oluşundan bahseder. Baş tarafta ise kuranın tarifi vardır. Bu tarife dikkat edilirse onun da 40 madde olduğu görülür.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]30. Lem’ada İsmi Hay’dan bahsedilir ve baş tarafta İsmi Hayyın 29 hassasından bahsedilir. Gavsı A’zamın ismi A’zamı olan (يا حي ) lafzının ebcedi değeride 29 dur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Bu tarz ince işaretler risalelerde kesretle mevcuttur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Aşağıdaki ibarede ise başka bir nükte vardır: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Unsuru Akide’de üstad, felsefe ve israiliyattan bahseder ve mevzuyu şöyle bağlar: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] “Demek muhakkak oldu ki, âyâtın delâil-i i'câzının miftahı ve esrar-ı belâgatin keşşafı, yalnız belâgat-ı Arabiyenin madenindendir. Yoksa felsefe-i Yunaniyenin destgâhından değildir.” (Muhakemat. “Unsuru Akide”nin son kısımları)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Burada belagati Arabiyyenin ehemmiyeti vurgulanır ve kuranın mucizevî sırlarının ancak bu şekilde anlaşılacağı belirtilir. Yalnız dikkat edilirse üstad bu ibarelerde arab edebiyatının, belagatin şaheserleri niteliğinde olan kitaplara da işaret eder. Şöyle ki, Delaili i’caz ve Esrarı Belaga, Abdulkahir El-Cürcani’nin eserleridir. Miftah, Sekkaki’nin, Keşşaf ise Zemahşerinin eseridir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Münazaratta da buna benzer yerler var.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]10- Mütalaa, Müzakere, Münazara:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Belli günlerde beş on arkadaş bir araya gelerek bir risaleyi beraber mütalaa etmek yetişmek öğrenmek için en mühim esastır. Bu çalışma esnasında herkesin elinde aynı risale olmalıdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Başkalarıyla beraber mütalaa sizin ilim öğrenme şevkinizi artırır. Aynı zamanda bilmediklerinizi öğrenmenize veya bildiklerinizi paylaşmaya sebeptir. Yalnız başınıza mütalaa ettiğiniz zaman bazı şeyleri yanlış, eksik veya çok güzel anlamış olabilirsiniz. Başkalarıyla beraber mütalaa ettiğiniz zaman bu yanlış ve eksiklerinizi görür aynı zamanda sizin bulduğunuz güzel bir nüktede başkalarına faydalı olur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Üstadın “ihlâs” risalesinde tesanüdden bahsederken söyledikleri, aynı zamanda beraber yapılan mütalaalar içinde geçerlidir. Şöyle der üstad :[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hakikî, samimî bir ittifakta her bir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın her biri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. (21. Lemadan)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Müzakerelerin ehemmiyeti hakkında İbni Haldun mukaddimesinde şunları söyler: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İlimlerde meleke sahibi olmak için en kolay usul müzakereler ve ilmi münakaşalardır. Meleke tahsilinde en faydalı usül talebenin birbiriyle derslerini ve ilmi konuları çok ve derin olarak müzakere etmesi ve münazaralarda bulunmasıdır. Batı Afrika’da talebe ezberciliğe fazla önem vermekte ve ezberciliğin düşkünüdür. Bu ezberciliğin bir sonucu olarak, tahsil etmek maksadıyla çok vakit ve ömür sarf edildiği halde, talebe ilim meclislerinde ilmi münakaşalar sırasında söz söylemekten acizdir. Tahsillerini ikmal etmiş görünenlerin dahi ilimde meleke hâsıl etmemiş oldukları anlaşılmaktadır. (…) . Bunlar ilimde meleke sahibi olmak yolunun kitapta yazılanları ezberlemek sanırlar. Yukarda anlattığımız gibi bunlar melekenin ilmi münakaşalar ve münazaralarla konuları ve meseleleri zihinde yerleştirmek suretiyle kesbedileceğini unuturlar. Batı Afrika’da talebenin medreselerde ilim tahsil etme müddeti resmen 16 yıl olduğu halde Tunus’ta 5 yıl olması da bunu gösterir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] ( Mukaddime: c.2.s.446–447)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İbni Haldunun dediği gibi münazara talebelerinin şevkini artırır, ilmi meselelere karşı dikkat, ciddiyet ve merakı tahrik eder. Fakat münazaraların tehlikeleri de yok değil. Bazen münazaralarda işin içine hissiyat ve nefis girerek mevzu ilmi bir meselenin anlaşılması iken sen ben kavgasına dönüşebilmektedir. Bizler münakaşa, münazara değil müzakere ve müdavele-i efkâr tarzında meseleleri ele almamız gerekir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Kardeşlerle aramızda münazaralar olduğu takdirde de insafı elden bırakmamak, hissi ve nefsanî olmamak gerektir. Enaniyet ve nefsi emmareye itimad edilmez. Bazen tartışmalar kalp kırmağa uhuvvet ve muhabbetin yok olmasına sebep olduğu için ayet ve hadislerce de yasaklanmıştır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bu hususta üstad şöyle der: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. (…)Bu çeşit mesaili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile hakkı bulmak niyetiyle, inatsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû'-i telakkiye sebep olmadan müzakeresi caiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muarızın elinde zahir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünkü bilmediği şey'i öğrendi. Eğer kendi elinde zahir olsa, fazla bir şey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimali var. (Mektubat)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak. Fenn-i Âdâb ve İlm-i Münazara'nın uleması mabeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu: "Eğer bir mes'elenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit o münazarada bilmediği bir şeyi öğrenmiyor, belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa; zararsız, bilmediği bir mes'eleyi öğrenip, menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip, taraftar çıkar, memnun olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarîkat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlası kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu feci' sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlahiye ile kurtulurlar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]20. Lema’dan[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]11-Soru cevap usulü: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İslambola geldim gördüm ki sair şuubata nispeten medaris terakki etmemiştir. Bunun da sebebi kitaba nazarla istinbatı mesele etmek olan istidadı, meleke-i ilim yerinde ikame olunmuş... Ve talebelerde ademi münazara ve sual ve cevap sebebiyle şevksizlik ve melekesizlik ve atalet gibi bazı hali intaç etmiş... Bunun da ya bir himmeti âli veya bir tevağğulu tam veya müsabakayı muntiç olan sual ve cevap gibi bir şevki kasri ve harici lazımdır. (Asarı Bediiyye.s:326) [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Dikkat edilirse üstadda İbni Haldunun bahsettiği aynı şeylerden bahsediyor. Eğitimde motivasyonun (teşvikin) ehemmiyeti büyüktür. Eğitim zevkli, eğlenceli bir hale getirilirse öğrenen şahsiyetlerin daha iyi, daha çabuk öğrendiği görülür. Müzakere ve münazara gibi soru cevap usulünün de insanları şevklendiren bir özelliği vardır. Bir metni mütalaa ettikten sonra, o mevzu hakkında mütalaanın hemen arkasından veya daha sonraları yapılacak soru cevap usulü hem şahısları teşvik eden, hem de mevzunun anlaşılıp anlaşılmadığını ortaya çıkaran bir yöntemdir. Eğitimde ölçme ve değerlendirmenin ehemmiyeti büyüktür ve bu ancak soru cevap usulü ile olur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Soru cevap risalelerden çıkarılan çeşitli meselelerden adeta bir genel malumat tarzında olabilir. Veya daha önce değindiğimiz gibi bir metni mütalaadan sonrada olabilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bir metni incelerken şu mevzular üzerinde durunuz: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]a) Konunun ana fikri ne? Hangi mesaj verilmek isteniyor? Bunu anlamaya çalışınız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]b) Bilemediğimiz kelimelerin manalarını öğreniniz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]c) Metinle ilgili sorular çıkarınız ve kendi aranızda imtihanlar yapınız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]12-Anlatım:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Çinliler şöyle demiş “sana bir balık ziyafeti çeksem, yarın senin karnın yine acıkır. Ben sana balık tutmasını öğreteyim, karnın acıktığında balık tutup yersin.” [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nur eğitiminde de bir kısım insanlar balık tutup ziyafet çekiyor, bir kısımda balığı afiyetle yiyor. Fakat çoğunluğun balık yiyenler olduğu da bir gerçek. Uzun yıllar risaleleri tanıdığı halde, hala balık yemekten başka bir şey bilmeyenler maalesef bir hayli fazla. Aslında herkesin balık yiyen değil de balık tutan olmaya çalışması gerekir. Olması gereken, ideal olan budur. Fakat bunun pratiğe aktarılması da gerçekten zor. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İnsanların ekseriyetinin hizmeti imaniyye ve kuraniyyede aktif olmayışının birçok sebepleri vardır. Bunların bir kısmının haklılık payı elbette vardır. Ama çoklarının pasif olmasının temelinde onların tembelliklerinden başka bir şey yoktur. Elbette her insanın durumu bir değildir. Fakat biz elden geldiği kadar eğitime aktif olarak katılanların sayısını artırmamız gerekir. Kabiliyetli olanları açmaya çalışmadığımız takdirde onları da pasifliğe iteriz. Eğitimde pasiflik ise verimi düşürür. İstifadeyi azaltır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] İşte anlatım metodu eğitime katılanların aktif hale gelmesinin en mühim bir sebebidir. Fakat bu metot (eğitimin her alanında olduğu gibi) kolaydan zora, azdan çoğa doğru bir seyr takip etmelidir. Aksi halde bunu uygulamak ve devam ettirebilmek zor olur. Başlangıçta üç kişiye kısa birer konu verilir. Çalışmaları için belli bir süre tanınır. Daha sonra bir araya gelindiğinde, sırayla herkesin konusunu beş dakika da anlatmaları istenir. Anlatmada ifrat ve tefrite kaçmamakta bir esas olmalıdır. Anlatmanın sonunda bir değerlendirme (anlatanları kırmadan, rencide etmeden) yapılmalıdır. Böylelikle eksikler ve güzellikler tezahür eder. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Bu anlatım başlangıçta beş dakika olursa kolay olduğu için tatbik edilebilir. Daha sonra bu süre on, onbeşe de çıkarılabilir. Şahıslar olarak da başlangıçta kabiliyetli birkaç kişi bunu yapar ve tutturulabilirse, bu hal diğerlerini de kamçılar, onlarda bu tarz çalışmaya aktif olarak katılmak isterler. Başlangıçta bazı hatalar olabilirse de onların cesaretlerini de kırmamak gerekir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] İsti’datlar, tecrübeyle inkişaf eder. Anlatım metodu talebelerin hitabet kabiliyetini geliştirir ve isti’dadlarını inkişaf ettirir. (Mal vermekle azalır, ilim vermekle çoğalır.). Kullanılmayan bilgiler ise çok çabuk unutulur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Aynı zamanda anlatılan mevzu hem anlaşılır, hem de akılda daha çok kalır. Aynı zamanda bu öğrenmeyi zevkli bir hale getirir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]13-Ev dersi: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Ayeti kerimede “Ey iman edenler! Nefsinizi ve ailenizi yakacağı insanlarla taşlar olan bir ateşten koruyun” (Tahrim: 6) buyrulmuştur. İslam âlimleri de bu “koruma”nın “kişinin İslamı öğrenmesi, yaşaması ve aile efradına öğretip, onlarında yaşamasına vesile olmasıdır” diye izah ediyorlar. Bu hususta peygamberimiz (asv) da “hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz” buyurmuştur. Bu ayet ve hadistende anlaşıldığı gibi, her anne, her baba kendi çocuğuna dinini öğretmekle mükelleftir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Günümüzde islami şuura sahip bir kısım anne ve babalar bile bu mevzuda ihmalkâr olabiliyor veya işi başkalarına havale edebiliyorlar. Tabii bunun yanında ifrat ederek baskıcı zora dayalı bir üslupla çoluk çocuğunu dinden imandan nefret edecek bir hale getirenlerde yok değil. Müslüman olarak biz ailemize İslami bir eğitimi vermekle mükellefiz. Başta bunu başkalarına havale edilemeyecek kadar önemli bir vazife telakki etmeliyiz. Fakat bu vazifeyi tatbik ederken önce yaşayarak, ikincisinde ise ikna ederek ve sevdirerek yapmamız gerekir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Her anne her baba evinde bir ders faaliyeti başlatabilir. Mesela evde haftada birde olsa bu yapılabilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Üstad “Hanımlar Rehberi” adlı kitabında şöyle der: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz bir küçük Medrese-i Nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki; bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçi olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlâd olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve âhirette davacı olarak "Ne için imanımı kurtarmadınız?" diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münafî olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]14-Üç Çeşit Okuma:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Risale-i Nur üç şekilde okunabilir (okunmalıdır). [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]Birinci[/B]de anlaşılsa da anlaşılmasa da sırf okumuş olmak için okuma. Bu tarz okuma faideden hali değildir. Günde 10 sahife okuyan şahıs senede 3650 sahife okumuş olacaktır. 5 sahife okuyan 1825 sahife okumuş olacaktır ki hiçte az değil. Bu tarz okuma risale mevzularının tazeliğini zihinde daima korumasına yardımcı olur. Veya unuttuğumuz şeyleri hatırlamaya vesile olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [B]İkinci[/B] okuma tarzı da, mevzu araştırması şeklindedir. Mesela “Risale-i Nurda nefis terbiyesi” nasıldır. Tevhid, risalet ilh. Her bir mevzu bir araştırma mevzuu (tez) olarak ele alınarak bu mevzuun derli toplu bir hale getirilmesine çalışılabilir. Bu tür çalışmalar kafamızdaki mevzuların dağınıklıktan kurtulmasına vesile olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [B]Üçüncü[/B] tarz okuma ise, bazı imani risaleleri vird edinme şeklinde okumaktır. “Ayet El-Kübra” “Haşir” “Münacat” gibi imani risaleler, ehli tarikatın yaptığı gibi vird edilerek okunduğu takdirde çok büyük feyzlere ve imanın inkişafına vesiledir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Ehli tarikat zikrin 3 mertebe olduğunu söyler. Onlara göre birinci mertebede mürid “diliyle” zikreder. Bu esnada zihin başka yerlerdedir. Fakat bu zikre devam ede ede neticede “dil” ve “kalp” birleşir. Dil “Allah” derken kalpte dağınıklıktan kurtulmuş bir halde dile refakat ederek o da “Allah” der. Bu zikre devam neticesinde ise artık “zikr” kalbe yerleşir. Zaten zikirden gayede bu hale erebilmektir. Bu merhalede “dil” sussa bile, kalp devamlı zikr üzeredir. Dünyevi haller onu zikirden alıkoymaz. Nakşibendî tarikatında “halvet der encümen” “kalabalığın içinde Allah ile beraber olma” esası da bu zikre işaret eder. Nur suresindeki “Öyle erler (ki) mallar ve alış veriş onları Allah’ı zikirden alıkoymaz” ayetini bu hale delil olarak zikrederler. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nurun imani bahislerini de vird ederek okumak, bize daha çabuk ve daha geniş iman halini telkin eder. Birinci derecede belki okurken “gözlerimiz” okur, zihnimiz başka yerlerde olur. Fakat bu okumayı her gün (veya gün aşırı) devam ettirirsek, neticede zihnimiz toparlanır, gözümüz, aklımız ve kalbimizle okumaya başlarız. Buna da devam ede ede neticede artık öyle bir hale geliriz ki, okuduğumuz şeyler bir metin, bir kitap olmaktan çıkar zihnimizin bir hali olur. Risalelerin anlattığı şeyleri zevk eder, onları aklen değil vicdanen hissederiz. Okuduğumuz şeyler üstadın anlattığı şeyler değil, artık bizim kendi hissiyatımız, kendi düşüncelerimiz olur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hülasa bu tarz okumanın fevaidi ve mertebeleri pek çoktur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]15-Yaylalarda Kalmamak: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Bu maddede bahsedeceğimiz mevzu risaleleri yeni okumuşlar için değil. Risaleleri uzun bir müddet okumuş ve onun ne olduğunu ve ne olmadığını anlamış kimselerle ilgilidir. Şöyle ki; [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Eğitimciler ve psikologlar öğrenim esnasında öğrenim görenlerin belli bir öğrenim devresinden sonra bir duraklama dönemine girdiklerini, fakat bunun geçici olduğunu, yine bir müddet sonra öğrenim görenlerin tekrar öğrenimde mesafe kat etmeye başladıklarını söylerler. Psikologlar bu duraklama dönemini “yayla” olarak isimlendirirler. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i nur öğreniminde de adeta böyle “yayla” tabir edebileceğimiz hallere rastlıyoruz. Bazen bazı kimseler belli bir zaman risaleleri okuduktan sonra, artık “ben biliyorum, bilmediğim şey kalmadı, bundan sonraki okuyuşum lüzumsuz ve gereksiz” gibi bir duyguya kapılırlar ve risalelerle iştigali bırakırlar. Hatta meşgul oldukları zaman bir bıkkınlık haline bile düçar olurlar. Bazıları bu dönemden sonra inişe de geçebilirler. Devam edenler ise büyük bir hazine kazanırlar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Vazgeçenleri aldatan Risale-i Nuru yalnızca akla hitap eden, basit diğer kitaplar gibi zannetmeleridir. Hâlbuki Risale-i Nur insanın yalnızca aklına değil, ruhunun bütün latifelerine hitap eden fevkalade bir tefsirdir. Onu bir iki kere okumakla insan elbette çok istifade eder, fakat inceliklerini, sırlarını bir kere okumakla da kavrayamaz. Ondan istifade etmenin şartı ona mahrem olmakla mümkündür. İffetli hanımlar kendilerini namahremden nasıl gizliyorlarsa, risalelerde kendilerini namahreme vermez, mahrem olmanızı isterler. Ona mahrem olmakta ciddiyet ve sabırla, onu mütalaa etmek ve vazgeçmemekle olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Aşağıya risalelerde bu mevzuuyla ilgili bazı yerleri alıyoruz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Sure-i İhlâs’ı arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Gördüm ki: Bendeki manevî duyguların bir kısmı birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mana tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, manevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder. Ve hâkeza... Git gide o tekrarda yalnız bir kısım letaif kalır ki; pek geç usanıyor, devam eder, daha manaya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi, ona zarar vermiyor. Lafız ve lafz-ı müşebbi' olduğu bir meal-i icmalî ile ve isim ve âlem bulundukları mana-yı örfî, onlara kâfi geliyor. Eğer manayı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir. Ve o devam eden latifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cild hükmündeki lafızları onlara kâfi geliyor ve mana vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lafızlar ile kelâmullah ve tekellüm-ü İlahî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4](26. mektup. 4. mebhasın 8. meselesi.)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Risale-i nur kuran hakikatlerini tefsir ettiği için kuranın hakikatlerindeki hal risaleyede aksetmiştir. Risale-i nur insanın yalnızca aklına hitap etmez. Elbette hep akli şeyler arayanlar diğer latifelerin fonksiyonlarını unutanlar belli bir zaman sonra bıkkınlık hissederler. Hâlbuki risaleyi tefekküri bir ibadet niyetiyle veya huzur-u daimiyi hissetmek için okusalar durum farklı olurdu. Üstad gençlik rehberinde şöyle der:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] “İman hakikatlerinin izahı olduğu için; hem ilim, hem marifetullah, hem huzur, hem ibadettir. Şayet biri biliyor, taallüm etmeğe muhtaç değilse ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur ister. Onun için herkese lüzumlu bir derstir. (Gençlik Rehberi: )[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir. (Barla Lahikası: 260)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a'saba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hâkeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır. ( Mektubat: 26. mektup. 4. mebhasın 2. meselesinden. )[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Onuncu Söz'ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalaa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sair ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Hâlbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir. Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi' ilme her vakit ihtiyaç var. Bu risaleye nazar-ı dikkati ehemmiyetle celb etmeyi ruhum arzu ediyordu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] ( Barla: s. 310)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Şu Otuz üç Pencereli olan Otuz üçüncü Mektup, imanı olmayanı inşâallah imana getirir. İmanı zaîf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir; daha nurani, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, "Bir pencere bana kâfi geldi, yeter" diyemezsin. Çünkü senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh her bir pencerenin ayrı ayrı faideleri vardır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4](Mektubat: Pencereler)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]İKİNCİ KISIM:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nuru Anlamada Manevi Cihet:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]1- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin birinci şartı ihlâstır:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Üstad ihlâsın hassalarından bahsederken “en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd” olduğunu söyler. Başka bir yerde de “velayetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır” der. İlim öğrenmede ihlâs bir esas olduğu gibi, en büyük yardımcıdır da. İhlâslı olanlar Allahın inayetlerine mazhar olurlar ve Allah onlara kolay ve kısa yoldan ilim öğretir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]İbni haldun meşhur mukaddimesinin son kısımlarını eğitime ayırmıştır. Orada ilim taliplerine güzel tavsiyelerde bulunur. 31. fasılda şöyle söyler: “sen böyle bir hale düçar olur, duraklar veya şüphelerden dolayı akıl ve fikrinde bir karışıklık husule gelirse, akıl ve fikrinden, zihnini perdeleyen bu sözlerin engellerini ve mantığı bir tarafa atarak düşüncenin yaratılışından gelen ve tabii olan fiilinin hükmüne ihlâsa başvur. Senden önceki büyükler gibi temiz kalp ve ihlâsla Allahın yardımına sığın. Allah onlara ilham ettiği ve bilmediklerini bildirdiği gibi, senin kalbini de aydınlatır. Bu aydınlık sayesinde istediğini elde edersin, bu düşüncenin gerektirdiği vasıta sana ilham olunur. (…). Sen buna dikkat et. Ne zaman sana meseleleri anlamak güçleşirse, o zaman sen Allahın yardımına başvur. O sana doğru yolu gösterecek ve aydınlatacak olan nurları sana bağışlayacaktır. O doğru yolu göstermek suretiyle kullarını rahmetine kavuşturur, ilim ancak onun tarafından bağışlanır. ( c.3.s.150. cd.534–6.ar)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]2- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin ikinci şartı Güzel Ahlaktır:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Kur’anı Kerimde "Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri, ayetlerimi anlamaktan çevireceğim." (A’raf: 146.) buyrulmuştur. Bu ayet gösteriyor ki Kuranı hakkıyla anlayabilmek ancak güzel ahlakla mümkündür. Bu ayete dayanarak, bazı âlimler Kuranı tefsir edecek bir kimsede güzel ahlakın olmasını şart koşmuşlardır. (El-itkan: c.2.s:463). [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nurda Kur’anın bir tefsiri olması hasebiyle güzel Ahlaka sahip olmayanlar, ihlâs hasletinden uzak olanlar da, Risale-i Nuru anlamaktan mahrum kalırlar. Tabii ki bunu söylerken bütünüyle, hiç anlamazlar manasında söylemiyoruz. Elbette herkes -hatta dinsiz bile- kendince bir şeyler anlar, ama onu bütün yönleriyle, bütün incelikleriyle anlamaktan mahrum kalırlar. Bu hususta Şamlı Hafız Tevfikin Risale-i Nurda anlattığı hadiseyi aşağıya alıyoruz:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]"Ben itiraf ediyorum ki: Hizmet-i Kur'aniyedeki kemal-i ihlâs ve sırf livechillah için hizmeti, iki vaziyetim ihlâl ediyordu. Şiddetli bir tokat yedim. Çünkü ben bu memlekette garib hükmündeyim, garibim. Hem şekva olmasın, Üstadımın en mühim bir düsturu olan iktisada ve kanaate riayet etmediğimden fakr-ı hale maruzum. Hodbin, mağrur insanlarla ihtilata mecbur olduğumdan -Cenab-ı Hak affetsin- mürüvvetkârane bir surette riyaya ve tabasbusa da mecbur oluyordum. Üstadım çok defa beni ikaz ve ihtar ve tekdir ediyordu. Maatteessüf kendimi kurtaramıyordum. Hâlbuki Kur'an-ı Hakîm'in ruh-u hizmetine zıt olan bu vaziyetimden şeytan-ı cinnî ve insî istifade etmekle beraber hizmetimize de bir soğukluk, bir fütur veriyordu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] İşte ben bu kusuruma karşı şiddetli, fakat inşâallah şefkatli bir tokat yedim. Şüphemiz kalmadı ki; bu tokat, o kusura binaen gelmiş. O tokat da şudur: Sekiz senedir ben, Üstadımın hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde, sekiz ay kadar nurlardan istifade edemedim. Bu hale hayret ettik. Ben de ve Üstadım da "Bu neden böyle oluyor?" diye esbap arıyorduk. Şimdi kat'î kanaatimiz geldi ki: O hakaik-i Kur'aniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temelluk, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor. Onun için bu nurların hakikatlerinin meali, benden uzaklaşıyor tarzında bulunarak, bana yabanî görünüyor, yabanî kalıyordu. Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum ki: Bundan sonra Cenab-ı Hak bana o hizmete lâyık ihlâs ihsan etsin, ehl-i dünyaya tasannu' ve riyadan kurtarsın. Başta Üstadım olarak, kardeşlerimden dua rica ediyorum.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Pür-kusur[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Şamlı Hâfız Tevfik[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]3- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin üçüncü şartı İlmiyle Amil Olmaktır: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] “Kırk gün helal yiyenin kalbini Allah nurlandırır ve hikmet kaynaklarını, pınarlarını kalbinden lisanına akıtır.” (İhya. C.2.s235.) İbrahim Edhemde şöyle demiştir “kemale erenler ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erebilmiştir. (ihya. C.2.s239.) bir velide şöyle der “haram lokma yiyenin a’zaları isyan eder. Yediği helal olanın da azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işleri yapmağa muvaffak olur. (İhya: c.2.s.240)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bir hadisi şerifte “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah ona bilmediğini de öğretir” buyrulmuştur. Bu hadisi takviye eden ayetler de vardır aşağıya bu ayetleri alıyoruz: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Enfal: 29- Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız, size Furkan (hak ile bâtılı ayıracak bir anlayış) verir, kötülüklerinizi örter ve size mağfiret eder. Allah büyük ihsân sahibidir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hadid: 28- Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Resûlüne iman edin ki, O size rahmetinden iki kat nasip versin ve sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve size mağfiret etsin. Allah gafûrdur (mağfiret eder), rahîmdir (merhamet eder).[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Yusuf suresi -22- (Yusuf’un) gücü kemâle erince, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte muhsinleri de biz böyle mükâfatlandırırız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Kasas–14- Musa’nın gücü kemâle erip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte muhsinleri de böyle mükâfatlandırırız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Son iki ayete dikkat edilirse Allah hem Musa as hem de Yusuf as’a hikmet ve ilim vermiş ve muhsin olanlarada aynı şekilde hikmet ve ilim vereceğini, vaad etmiştir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Muhsin için iki mana verilmiş biri “Allah’ı görüyor gibi ibadet etmek” diğeri de “insanlara iyilik etmek”. Başka bir tarifle şunu söyleyebiliriz: insan üzerinde hukukullah ve hukuku ibad olmak üzere iki “hak” vardır. Hukukullah yani Allah’ın hakkı ona iman ve ibadettir. Hukuku ibad yani kul hakkı ise kuranın bahsettiği ahlak esaslarıdır. Muhsin bu iki hukuka riayet ederek onlara tecavüz etmeyen ve onların bizden talep ettiği fiilleri işleyen demektir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bizde (muhsin) olursak bu va’dı ilahiye göre hikmet ve ilme mazhar oluruz. Diğer ifadeyle, hem Risale-i Nuru anlama hem de daha başka ilmi eserleri anlama cihetinde inayetlere mazhar oluruz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]4- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin dördüncü şartı üveysiliktir :[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Üveysilik, Veysel Karanî Hazretleri gibi, sevdiği ve kendisine bağlı olduğu zatı görmeden ve gaybî olan, muhabbet ve bağlılık ve bu muhabbetle bağlı olduğu zattan manevî feyz almak tarzıdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Ebul Hasan Şazeli şöyle der: “evliyadan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhaniyetleri vasıtasıyla ilahi emirleri takip ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o veli kabrinde meyyit olsun… kabrinde iken müridini yetiştirir. Müridi kabrinden onun sesini işitir. Nitekim Ebul Hasan-ül Harkani şeyhi Eba Yezidi Bestamiden bu şekilde feyz almıştır.” [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4](Rabıta-i şerife: s.19)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Üstad Bediüzzaman hazretleri imam-ı Ali (ra) ve Abdulkadir Geylani hazretlerine bağlı üveysi bir zattır ve onların manevi feyz ve irşadlarına mazhar olmuştur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] "Risale-i Nur'un mesleği tarîkat değil, hakikattir; sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman, tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır." Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkil ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor. Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyn'in (R.A.) ve Gavs-ı A'zam'ın (K.S.) -ihbarat-ı gaybiyeleriyle- şakirdlerinin bu zamanda bir dairesidir. Çünki Hazret-i Ali, üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur'dan haber verdiği gibi; Gavs-ı A'zam (K.S.) da kuvvetli bir surette Risale-i Nur'dan haber verip tercümanını teşci' etmiş. Bu mahrem dört risale, Keramet-i Aleviye ve Gavsiyeye ait dört risale inşâallah bir vakit size gönderilebilir. (…) Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı A'zam'dan (K.S.) ve Zeynelâbidîn (R.A.) ve Hasan Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (R.A.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir. ( Emirdağ: 69)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bu husus 8, 18 ve 28. lemalarda bahsedilmiştir. Arzu edenler oradan tafsilatlı bir şekilde okuyabilirler. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nur talebeleri de üstadları gibi, üveysidirler. Onlarda bazı şartlar dâhilinde hem İmam Ali, hem Abdulkadir Geylani, hem de bizzat üstadları Bediüzzaman hazretlerinden manevi feyz ve ilim devşirebilirle...[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] O şartlarda ihlâs, risaleleri kuran harfleriyle yazmak ve okumak ve üstadlarına dua etmektir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Üstad bu hususta şöyle der: [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Aziz, gayretli, ciddî, hakikatli, hâlis, dirayetli kardeşim![/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilaf-ı zaman ve mekân sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mani' teşkil etmez. Biri şarkta, biri garbda, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan bir tek maksad için bir tek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler. (23. mektubun başı)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Ben sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni' olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur. ( Kastamonu Lahikası. Birinci mektup)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [B]Şimdi âlem-i melekût ve ervahta, ölmüş, vefat etmiş insanların ervâhı pek çok kesretle vardır ve bizimle münasebettardırlar. Mânevî hedâyâmız onlara gidiyor; onların nuranî feyizleri de bizlere geliyor. (Sözler. 29. söz. Ruh bahsinden)[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Ben kasemle temin ederim ki, bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye hükmüne geçer; belki her bir sayfası bir okka şeker kadar beni memnun eder. (Kastamonu Lahikası: )[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Üstad hayatı boyunca kimseden hediye kabul etmemiştir. Hâlbuki yukarda “yazılan risalelerin kendisine büyük bir hediye” olduğunu söylüyor. Yani üstad böyle bir hediyeyi can-ü gönülden kabul ediyor. Bir önceki paragrafta ise “ölmüş zatlara bizim manevi hediyelerimizin gittiğini, onların manevi feyizlerinin de bize geldiğini” ifade ediyor. Buna göre bizim yazdığımız yazılar manevi bir hediye olarak vefat etmiş olsa bile üstada takdim edilir, ona ulaştırılır ve bunun karşılığında yazan şahıslarla üstad arasında manevi bir münasebet tesis edilir ve ondan manevi feyzler de gelir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Buraya kadarki kısımda üstadla talebeler arası manevi irtibatla ilgili yerleri kaydettik. Bundan sonraki kısımda ise İmam Ali ve Gavsı A’zam’ın nur talebeleriyle olan manevi bağlarına işaret edeceğiz. :[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] [B]Üstad İhlâs risalesinde şöyle der: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (R.A.) o mu'cizevari kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı A'zam (K.S.), o hârika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlasa binaen iltifat ediyorlar ve himayetkârane teselli verip hizmetinizi manen alkışlıyorlar. Evet, hiç şüphe etmeyiniz ki, onların bu teveccühleri, ihlâsa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem'adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz. Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz [FONT="]v¬Z¬KS²9«!ö|«V«2ö«–:I¬ŞÌY<ö«—[/SIZE][/FONT][SIZE=4]sırrıyla ihlas-ı tâmmı kazanınız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]5- Risale-i Nur’dan a’zami derecede istifade edebilmenin beşinci şartı üstadın devamlı okuduğu vird ve duaları okumaktır: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Zikir ve duanın faziletine dair ayetler ve pek çokta hadisi şerifler vardır. Biz burada yalnızca mevzuumuzla münasebettar bir ikisini kaydedelim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Ayeti Kerimede “siz beni zikredin, bende sizi zikredeyim” (Bakara:152) buyrulmuştur. bu ayete “siz bana itaat etmek suretiyle beni zikredin, bende yardımım ile sizi zikredeyim” manası da verilmiştir. Bu manaya göre zikir Allahın inayetini celbeder. Bu hususta şöyle bir hadiste vardır. “Allahı zikret. Çünkü o talep ettiğin şey için sana yardımcıdır.” Kenzül ummal: Hn: 1755. bundan yola çıkarak Allahı zikretmek –her şeyde olabileceği gibi – ilim öğrenmekte de büyük bir yardımcıdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Bir başka hadis te şöyledir “Allahı zikretmek kalpler için şifadır.” (Kenzül ummal: c.1.s.414. hn.1751.) hasta adam yediği yemeğin lezzetini alamadığı gibi manen hasta olanlarda maneviyatın lezzetini alamazlar. Zikri ilahi kalplere şifa olur ve maneviyatı ve maneviyatın lezzetini kalplere hissettirir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4] Üstad Cevşen, Celcelutiyye, Sekine gibi virdlere devam etmesiyle ve onların feyzi ile bu risalelerin tezahür ettiğini söyler. Madem risalelerin telifinde bu virdlerin feyzi mühim rol oynamıştır öyleyse risalelerin anlaşılmasında da aynı faideyi gösterirler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Aşağıya bu mevzu ile ilgili kısımları kaydediyoruz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]Namaz tesbihatı [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]17. sözün zeylinde üstad namazdan sonraki tesbihatı talebeliğin şartlarından gösterir. Şöyle der : “Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.” (Sözler: )[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][B]Sekine duası: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]18. lemadan[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hz. Ali (r.a.) keremallahü vechehü ecnebi hurufuna karşı şiddetli teessüf ve hiddet ettiği ve bid'aya taraftarlık eden bir kısım ulemaü's-su'a karşı şiddetli nefret ve hiddet ettiği yerde irşadkârâne bazılarla konuşuyor. Ve Hz. Cibril'in tabiriyle Sekine ismi verilen ve İsm-i Âzam sandukçası olan Esma-ı Sitteye devam edeni irşad ediyor, taltif ediyor. İşte o Esma-i Sittenin devamından tereşşüh eden ve Esmanın lemeatı olan Risale-i Nur, ve o Risale-i Nur kendi şakirtleri ile lâakal yüzer kalemle yüz parça Risale-i Nur'un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla lâakal yüz bin adamı huruf-u Kur'âniye lehine ve sünnet-i seniyeye ittibaa ve imanlarının takviyesine ve Hz. Ali'nin (r.a.) hiddet ettiği iki cereyana karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden elbette Hz. Ali'nin (r.a.) (Ya eyyühel ihvan – ey kardeşlerim) diye tabir ettiği ihvanları içinde hususî bir surette onlara bakıyor.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]28. lemadan.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hem madem o iki kasidesinde takip ettiği en mühim esas ve en büyük ders ism-i Âzamdır. Ve ism-i Âzam ile meşgul olanlar ile konuşur, teselli ve teşci' eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Hem madem Hz. Ali'nin (r.a.) kudsi Üstadından aldığı ve bu ümmete verdiği en mühim ders ve bu iki kaside-i gaybiyesinin mevzuu ve esas ve ruhu olan Sekine'yi ve ism-i Âzamı bu zamanda herkesten ziyade kendine vird eden ve on üç seneden beri ism-i Âzamla beraber binbir Esma-i İlahiye içinde bulunan Cevşenü'l-Kebir ile ve o Esma ile ulûm-u Kur'âniyenin hazinesini açan yüz yirmi risaleyi o Esma'nın feyzi ile Kur'ân'a tefsir yapan ve yirmi dört saatte yüz yetmiş defa Sekine ve ism-i Âzam denilen Esma-i Sitte-i Meşhureyi bin üç yüz mükerrer âyetle okuyan ve Âl-i Beytin mânevî ve gayet mühim bir mirası ve bir maden-i feyzi olan Cevşenü'l-Kebir'i kendine üstad eden ve bidayette her günde bir defa bazan üç defa tamamını okuyan ve talebesine tavsiye eden adam, Risale-i Nur müellifidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Elbette bu mezkûr dokuz hakikat gayet kat'i bir surette netice verir ki Hz. Ali (r.a.) Ercüze ve Celcelûtiye'sinde Risale-i Nur'u alkışlıyor, haber veriyor ve müellifi ile konuşuyor, teselli ediyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Risale-i Nur'un Cevşen-ül Kebir'den ve Celcelutiye'den aldığı bir kuvvet ve feyizle.. (Emirdağ. 72)[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4]Yeni Said'in hususî üstadı olan İmam-ı Rabbanî, Gavs-ı A'zam ve İmam-ı Gazalî, Zeynelâbidîn (R.A.) -hususan Cevşen-ül Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım- ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali'den (Kerremallahü Vechehu) aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşen-ül Kebir'le daima onlara manevî irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risale-i Nur'dan bize gelen meşrebi almışım. (Emirdağ.210)[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risale-i Nur'a Yardımcı Kaynaklar - Görüş ve Tavsi
Risale-i nur’u anlama teknikleri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst