Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risâle-i Nur’un Üslûbuna Dair
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Nûrolog" data-source="post: 131346" data-attributes="member: 12613"><p><strong>Edebiyatta Anlatım Metotları </strong></p><p>Edebiyatta nesir türü eserlerde kullanılan anlatım biçimleri şu başlıklar altında gösterilmiştir: </p><p><em>a) Açıklama (Açıklayıcı Anlatım), </em></p><p><em>b) Tasvir (Tasvirci-Betimleyici Anlatım, </em></p><p><em>c) Tahkiye (Hikayeci Anlatım), </em></p><p><em>d) Tartışma (Tartışmacı Anlatım).</em> </p><p>Bu anlatım biçimleri zaman zaman birlikte ve iç içe de kullanılmış; mesela bir hikayeci anlatım içinde tasvirci (betimleyici) anlatımdan da yararlanılmıştır. Ayrıca, bu anlatım biçimleriyle birlikte, “Düşünceyi Geliştirme Yolları” denilen; Tanımlama, Karşılaştırma (Mukayese), Örneklendirme, Alıntılama (Tanık Gösterme), Benzetme (Teşbih), Somutlaştırma, Tümdengelim, Tümevarım, Soru-Cevap vb. yöntemlerden de yararlanılmaktadır. </p><p>Düşüncelerin anlatımında ve aktarımında bütün bunlar değişik yöntem olarak kullanılırken ayrıca anlatımdan yalınlık, açıklık, akıcılık, duruluk ve özgünlük de beklenmektedir. Anlatımda gereksiz hiçbir kelime bulunmamalı, anlam açık ve anlaşılır olmalı, dil sürçmelerine ve söyleyiş zorluğuna fırsat verilmemeli, aynı kelimelerin sıkça tekrarlanmasından uzak durulmalı, orijinalliğe önem verilmeli ve başkaları taklit edilmemelidir. </p><p><strong>Risâle-i Nur’da Anlatım Metotları </strong></p><p>Said Nursî, hiçbir zaman üslûp endişesi taşımamıştır ve her zaman nazm-ı maaniyi ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte risalelerin tümüne bakıldığında edebiyatta kullanılan anlatım metotlarından yararlanıldığı, bunların kullanıldığı görülecektir. Risâle-i Nurların değişik yerlerinden bu anlatım metotlarına ve düşünceyi geliştirme yollarına örnekler vermeye çalışalım. </p><p>Mu’cizat-ı Kur’aniye’de geçen, “Kur’an nedir, tarifi nasıldır?” sualine verilen cevap; </p><p>“Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi; ve şu âlem-i gayb ve şahadet kitabının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlâhiyenin manevî hazinelerinin keşşafı; ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakikatın miftahı; ve âlem-i şahadette âlem-i gaybın lisanı;… ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddestir.” 12 </p><p>Bir kısmını atlayarak verdiğimiz bu metinde (tek cümleden oluşmuştur ki bu cümle 172 kelimeden, 33 terkip ve tamlamadan, 23 tane “ve”, 8 tane de “hem” bağlacından kurulmuştur.) Kur’an’ın tanımı yapılırken hem Tanımlama ve Benzetme gibi düşünceyi geliştirme yollarından hem de Açıklayıcı ve Tasvirci Anlatımlardan yararlanılmış, ayrıca secili ve kafiyeli kelimelerle akıcı ve âlî bir üslup da kullanılmıştır, denebilir. </p><p>Sözlerin (Risâle-i Nurların) şerh, izah ve tanzimiyle ilgili olarak aşağıya aldığımız metin, Açıklayıcı ve Tartışmacı Anlatıma örnek olabilir. </p><p>“Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki: Bu dürus-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehitler de olsalar, vazifeleri –ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emarelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa, soğuk bir muarazaya veya nakıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur’an’ın tereşşuhatıdır. Bizler, taksimü’l-amal cihetiyle, her birimiz bir vazife deruhte edip, o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.”13 </p><p><strong>Risâle-i Nurlarda bilhassa Hikayeci Anlatımın yeri bir başkadır. Bediüzzaman, hakikatlerin daha iyi anlaşılabilmesi için sıkça hikayeciklerden yararlanmıştır.</strong> </p><p><em>Birinci Söz’de, “Bedevi Arap çöllerinde seyahat eden iki adamın hikayesi” (Besmelenin önemine dair) </em></p><p><em>İkinci Söz’de, “Biri hodbin talihsiz, diğeri hudabin bahtiyar iki adamın hikayesi” (İmanda ne kadar büyük bir saadet olduğuna dair) </em></p><p><em>Üçüncü Söz’de, “Uzak bir şehre gitmek için emir alan iki askerin hikayesi” (İbadetin önemine dair) </em></p><p><em>Dördüncü Söz’de, “Büyük bir hakimin iki hizmetkarını, her birine 24 altın vererek bir çiftliğe göndermesi” (Namazın kıymet ve ehemmiyetine dair) </em></p><p><em>Beşinci Söz’de, “Seferberlikte, bir taburda, biri muallem, vazi-feperver; diğeri acemi, nefisperver iki askerin hikayesi” (Namaz kılmak ve büyük günahları işlememeye dair) bunlardan bir kaçıdır. </em></p><p>Said Nursi, bunlar gibi pek çok yerde önce hikayecikleri anlatmış, arkasından da hakikatlere geçerek dersler vermiştir. Buralarda Hikayeci Anlatımla birlikte Tasvirci Anlatımdan ve Karşılaştırmalardan da yararlanmıştır. </p><p>Ayrıca bu sözlerdeki konu sıralamasına da dikkat etmekte fayda var, diye düşünüyorum. Çünkü burada aşamalı bir anlatım mevcuttur. Birinci Söz’de Besmele ile başlıyor, İkinci Söz’de Allah’a iman, Üçüncü Söz’de ibadet, Dördüncü Söz’de namaz ve Beşinci Söz’de namaz kılmak ve büyük günahları işlememekle ilgili bir sıralanış dikkatleri çekmektedir. </p><p>Şimdi Sekizinci Söz’de geçen şu ifadelere dikkat edelim: </p><p>“İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahraya girdi. Birden müthiş bir sada işitti. Baktı ki, dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı, ta altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz, biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha, içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat, etrafını almışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri var.”14 </p><p>Burada Hikayeci ve Tasvirci Anlatımlarla birlikte mecazlardan ve teşbihlerden sıkça yararlanılmıştır. Buradaki betimlemelerde geçen; sahra, arslan, altmış arşın derinliğindeki kuyu, kuyunun duvarındaki göğermiş ağaç, biri beyaz biri siyah iki fare, ejderha, ısırıcı muzır haşerat, incir ağacındaki muhtelif meyveler vb. mecazların ve teşbihlerin ne anlama geldikleri harika bir şekilde izah edilmesi Risale üslubunun en belirgin özelliklerindendir, denilebilir. </p><p>Yine Mu’cizat-ı Kur’aniyede geçen ve bir kısmını atlayarak aldığımız; </p><p>“Kur’ân’ın altı ciheti nuranidir, sıdk ve hakkaniyetini gösterir. Evet, altında hüccet ve bürhan direkleri; üstünde sikke-i i’caz lem’aları; önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn hediyeleri; ve arkasında nokta-i istinadı vahy-i semavî hakikatleri;… Kur’an semavî, hakkaniyetli ve kendi Hâlık-ı Rahîm’inin mübarek kelamı olduğunu imza ediyor.”15 cümlesinde (Bu cümledeki kelime sayısı 216, Farsça terkip 14, “ve” bağlacı 26’dır.) Kur’an’ın açıklaması yapıldığı için Açıklayıcı Anlatımla birlikte, aynı zamanda somutlaştırmadan yararlanılmıştır. Kur’an’ın altı ciheti soyut (mücerret) olduğu halde alt-üst, ön-arka, sağ-sol taraflarıyla somut (müşahhas) hale getirilmiştir. </p><p>“Kardeşlerim, enaniyetin içimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf Lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez; öyle de, bu heyetimizin şahs-ı manevisinde her biriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.”16 </p><p>Burada ise, enaniyet ve kıskançlık somutlaştırılırken, insan uzuvlarının rekabet etmemesi örneği verilerek Örneklendirmeden ve uzuvların bu durumu heyetimizin şahs-ı manevisine benzetilerek de Benzetmeden yararlanılmıştır, denilebilir. </p><p>Kur’an’ın bir mu’cize-i maneviyesi olan Risâle-i Nurların ayet ve hadisleri tefsir etmesi yanında bazı kişi ve kaynaklardan da alıntı yaptığı örnekler de vardır. Bunlara Alıntılama veya Tanık Gösterme de denilmektedir. Aşağıda, Yirmi Altıncı Lem’a’dan aldığımız bölüm buna örnek olabileceği gibi, Somutlaştırmaya ve Benzetmeye de örnek olabilir. </p><p>“DÖRDÜNCÜ RİCA: Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-ı bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alakalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatiatlar gördüm. Niyâzî-i Mısrî gibi feryat eyleyerek dedim: </p><p>Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, </p><p>Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. </p><p>Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib, </p><p>Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber.”17 </p><p>Düşünceyi geliştirme yollarından biri olan Tümdengelim için ise aşağıdaki örneği gösterebiliriz; </p><p>“İşte, mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinden eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakiki insan ve hakiki insan içinde geçmiş vezaifi en azami bir derecede, en ekmel bir surette ifa eden zat, elbette bir Mirac-ı Azîm ile Kab-ı Kavseyne çıkacak, saadet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmet açacak, imanın hakaik-ı gaybiyesini görecek, yine o olabilir.”18 Burada, (mevcudat – zîhayat – zîşuur – hakiki insan – en ekmel zat) sıralaması genelden özele doğru olduğu için Tümdengelime örnek olabilir. </p><p><strong>Risalelerde sıkça rastlanan düşünceyi geliştirme yollarından birisi de Karşılaştırmadır. İman ile küfür, İslam medeniyeti ile Avrupa medeniyeti, küçük sözlerde geçen hikayeciklerdeki sağ yolun ve sol yolun yolcuları vb. karşılaştırmalar yapılmıştır. </strong></p><p><em>Birinci Söz’de geçen hikayedeki iki adamın karşılaştırmasını örnek gösterebiliriz; </em></p><p><em>“İşte böyle bir seyahat için, iki adam sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. Mütevazii bir reisin ismini aldı, mağrur almadı. Alanı her yerde selametle gezdi. Bir katıüttarika rast gelse, der: ‘Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şaki defolur ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatında öyle belalar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.”19 </em></p><p>Yine Risâle-i Nurlarda sıkça kullanılan yöntemlerden birisi de Soru–Cevaptır. Said Nursi, zaman zaman sorulan sorulara, zaman zaman da akla ve hayale gelebilecek sorulara da cevaplar vermiştir. </p><p>“Neden, senin Kur’an’dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var? Ki, müfessirlerin ve ariflerin sözlerinde nadiren bulunur. Bazen bir satırda bir sayfa kadar kuvvet var, bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor. </p><p>Elcevap: Güzel bir cevaptır. Şeref, i’caz-ı Kur’an’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpeva derim: Ekseriyet itibariyle öyledir. Çünkü, yazılan sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, imandır; marifet değil, şahadettir, şuhuttur; taklit değil, tahkiktir; iltizam değil, iz’andır; tasavvuf değil, hakikattir; dava değil, dava içinde bürhandır.”20 </p><p>Hitabet yöntemine de Risale-i Nurların pek çok yerinde başvurulmuştur. Bilhassa Mesnevî-i Nûriye’nin Reşhalar, Lâsiyyemâlar, Katre/Hatime’de “Arkadaş!” hitabını; diğer kısımlarda (Hubâb, Habbe, Zerre vs.) “i’lem, eyyühe’l-azîz!” hitabı sıkça kullanılmıştır. </p><p>* Örnek: </p><p>* “Arkadaş! Tevhid, iki çeşit olur.” </p><p>* “İ’lem, eyyühe’l- azîz! Bâzen bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkarına sebep olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihatasızlığı da inkara sebep olur.”21 </p><p>“Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.” </p><p>* “Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız.” </p><p>Bediüzzaman Said Nursi, pek çok yerde kendi nefsine hitap eder ki “empati”nin en anlamlı şeklini gösterir. </p><p>*“Ey bedbaht nefsim!” </p><p>*“Ey şikemperver nefsim!” </p><p>*“Ey sabırsız nefsim!” </p><p>*“Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve ahireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim!” </p><p>Başta Onuncu Söz’ün Hakikatlerinde olmak üzere değişik yerlerde de “Hiç mümkün müdür ki, …” veya “Hiç kabil midir ki, …” diyerek okuyucunun aklına gelebilecek şüpheleri izale ederek haşrin varlığını ispat etmiştir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Nûrolog, post: 131346, member: 12613"] [B]Edebiyatta Anlatım Metotları [/B] Edebiyatta nesir türü eserlerde kullanılan anlatım biçimleri şu başlıklar altında gösterilmiştir: [I]a) Açıklama (Açıklayıcı Anlatım), b) Tasvir (Tasvirci-Betimleyici Anlatım, c) Tahkiye (Hikayeci Anlatım), d) Tartışma (Tartışmacı Anlatım).[/I] Bu anlatım biçimleri zaman zaman birlikte ve iç içe de kullanılmış; mesela bir hikayeci anlatım içinde tasvirci (betimleyici) anlatımdan da yararlanılmıştır. Ayrıca, bu anlatım biçimleriyle birlikte, “Düşünceyi Geliştirme Yolları” denilen; Tanımlama, Karşılaştırma (Mukayese), Örneklendirme, Alıntılama (Tanık Gösterme), Benzetme (Teşbih), Somutlaştırma, Tümdengelim, Tümevarım, Soru-Cevap vb. yöntemlerden de yararlanılmaktadır. Düşüncelerin anlatımında ve aktarımında bütün bunlar değişik yöntem olarak kullanılırken ayrıca anlatımdan yalınlık, açıklık, akıcılık, duruluk ve özgünlük de beklenmektedir. Anlatımda gereksiz hiçbir kelime bulunmamalı, anlam açık ve anlaşılır olmalı, dil sürçmelerine ve söyleyiş zorluğuna fırsat verilmemeli, aynı kelimelerin sıkça tekrarlanmasından uzak durulmalı, orijinalliğe önem verilmeli ve başkaları taklit edilmemelidir. [B]Risâle-i Nur’da Anlatım Metotları [/B] Said Nursî, hiçbir zaman üslûp endişesi taşımamıştır ve her zaman nazm-ı maaniyi ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte risalelerin tümüne bakıldığında edebiyatta kullanılan anlatım metotlarından yararlanıldığı, bunların kullanıldığı görülecektir. Risâle-i Nurların değişik yerlerinden bu anlatım metotlarına ve düşünceyi geliştirme yollarına örnekler vermeye çalışalım. Mu’cizat-ı Kur’aniye’de geçen, “Kur’an nedir, tarifi nasıldır?” sualine verilen cevap; “Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi; ve şu âlem-i gayb ve şahadet kitabının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlâhiyenin manevî hazinelerinin keşşafı; ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakikatın miftahı; ve âlem-i şahadette âlem-i gaybın lisanı;… ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddestir.” 12 Bir kısmını atlayarak verdiğimiz bu metinde (tek cümleden oluşmuştur ki bu cümle 172 kelimeden, 33 terkip ve tamlamadan, 23 tane “ve”, 8 tane de “hem” bağlacından kurulmuştur.) Kur’an’ın tanımı yapılırken hem Tanımlama ve Benzetme gibi düşünceyi geliştirme yollarından hem de Açıklayıcı ve Tasvirci Anlatımlardan yararlanılmış, ayrıca secili ve kafiyeli kelimelerle akıcı ve âlî bir üslup da kullanılmıştır, denebilir. Sözlerin (Risâle-i Nurların) şerh, izah ve tanzimiyle ilgili olarak aşağıya aldığımız metin, Açıklayıcı ve Tartışmacı Anlatıma örnek olabilir. “Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki: Bu dürus-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehitler de olsalar, vazifeleri –ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emarelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa, soğuk bir muarazaya veya nakıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur’an’ın tereşşuhatıdır. Bizler, taksimü’l-amal cihetiyle, her birimiz bir vazife deruhte edip, o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.”13 [B]Risâle-i Nurlarda bilhassa Hikayeci Anlatımın yeri bir başkadır. Bediüzzaman, hakikatlerin daha iyi anlaşılabilmesi için sıkça hikayeciklerden yararlanmıştır.[/B] [I]Birinci Söz’de, “Bedevi Arap çöllerinde seyahat eden iki adamın hikayesi” (Besmelenin önemine dair) İkinci Söz’de, “Biri hodbin talihsiz, diğeri hudabin bahtiyar iki adamın hikayesi” (İmanda ne kadar büyük bir saadet olduğuna dair) Üçüncü Söz’de, “Uzak bir şehre gitmek için emir alan iki askerin hikayesi” (İbadetin önemine dair) Dördüncü Söz’de, “Büyük bir hakimin iki hizmetkarını, her birine 24 altın vererek bir çiftliğe göndermesi” (Namazın kıymet ve ehemmiyetine dair) Beşinci Söz’de, “Seferberlikte, bir taburda, biri muallem, vazi-feperver; diğeri acemi, nefisperver iki askerin hikayesi” (Namaz kılmak ve büyük günahları işlememeye dair) bunlardan bir kaçıdır. [/I] Said Nursi, bunlar gibi pek çok yerde önce hikayecikleri anlatmış, arkasından da hakikatlere geçerek dersler vermiştir. Buralarda Hikayeci Anlatımla birlikte Tasvirci Anlatımdan ve Karşılaştırmalardan da yararlanmıştır. Ayrıca bu sözlerdeki konu sıralamasına da dikkat etmekte fayda var, diye düşünüyorum. Çünkü burada aşamalı bir anlatım mevcuttur. Birinci Söz’de Besmele ile başlıyor, İkinci Söz’de Allah’a iman, Üçüncü Söz’de ibadet, Dördüncü Söz’de namaz ve Beşinci Söz’de namaz kılmak ve büyük günahları işlememekle ilgili bir sıralanış dikkatleri çekmektedir. Şimdi Sekizinci Söz’de geçen şu ifadelere dikkat edelim: “İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahraya girdi. Birden müthiş bir sada işitti. Baktı ki, dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı, ta altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz, biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha, içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat, etrafını almışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri var.”14 Burada Hikayeci ve Tasvirci Anlatımlarla birlikte mecazlardan ve teşbihlerden sıkça yararlanılmıştır. Buradaki betimlemelerde geçen; sahra, arslan, altmış arşın derinliğindeki kuyu, kuyunun duvarındaki göğermiş ağaç, biri beyaz biri siyah iki fare, ejderha, ısırıcı muzır haşerat, incir ağacındaki muhtelif meyveler vb. mecazların ve teşbihlerin ne anlama geldikleri harika bir şekilde izah edilmesi Risale üslubunun en belirgin özelliklerindendir, denilebilir. Yine Mu’cizat-ı Kur’aniyede geçen ve bir kısmını atlayarak aldığımız; “Kur’ân’ın altı ciheti nuranidir, sıdk ve hakkaniyetini gösterir. Evet, altında hüccet ve bürhan direkleri; üstünde sikke-i i’caz lem’aları; önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn hediyeleri; ve arkasında nokta-i istinadı vahy-i semavî hakikatleri;… Kur’an semavî, hakkaniyetli ve kendi Hâlık-ı Rahîm’inin mübarek kelamı olduğunu imza ediyor.”15 cümlesinde (Bu cümledeki kelime sayısı 216, Farsça terkip 14, “ve” bağlacı 26’dır.) Kur’an’ın açıklaması yapıldığı için Açıklayıcı Anlatımla birlikte, aynı zamanda somutlaştırmadan yararlanılmıştır. Kur’an’ın altı ciheti soyut (mücerret) olduğu halde alt-üst, ön-arka, sağ-sol taraflarıyla somut (müşahhas) hale getirilmiştir. “Kardeşlerim, enaniyetin içimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf Lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez; öyle de, bu heyetimizin şahs-ı manevisinde her biriniz bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.”16 Burada ise, enaniyet ve kıskançlık somutlaştırılırken, insan uzuvlarının rekabet etmemesi örneği verilerek Örneklendirmeden ve uzuvların bu durumu heyetimizin şahs-ı manevisine benzetilerek de Benzetmeden yararlanılmıştır, denilebilir. Kur’an’ın bir mu’cize-i maneviyesi olan Risâle-i Nurların ayet ve hadisleri tefsir etmesi yanında bazı kişi ve kaynaklardan da alıntı yaptığı örnekler de vardır. Bunlara Alıntılama veya Tanık Gösterme de denilmektedir. Aşağıda, Yirmi Altıncı Lem’a’dan aldığımız bölüm buna örnek olabileceği gibi, Somutlaştırmaya ve Benzetmeye de örnek olabilir. “DÖRDÜNCÜ RİCA: Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-ı bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık, müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alakalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini; bütün günahlar, hatiatlar gördüm. Niyâzî-i Mısrî gibi feryat eyleyerek dedim: Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib, Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber.”17 Düşünceyi geliştirme yollarından biri olan Tümdengelim için ise aşağıdaki örneği gösterebiliriz; “İşte, mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinden eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakiki insan ve hakiki insan içinde geçmiş vezaifi en azami bir derecede, en ekmel bir surette ifa eden zat, elbette bir Mirac-ı Azîm ile Kab-ı Kavseyne çıkacak, saadet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmet açacak, imanın hakaik-ı gaybiyesini görecek, yine o olabilir.”18 Burada, (mevcudat – zîhayat – zîşuur – hakiki insan – en ekmel zat) sıralaması genelden özele doğru olduğu için Tümdengelime örnek olabilir. [B]Risalelerde sıkça rastlanan düşünceyi geliştirme yollarından birisi de Karşılaştırmadır. İman ile küfür, İslam medeniyeti ile Avrupa medeniyeti, küçük sözlerde geçen hikayeciklerdeki sağ yolun ve sol yolun yolcuları vb. karşılaştırmalar yapılmıştır. [/B] [I]Birinci Söz’de geçen hikayedeki iki adamın karşılaştırmasını örnek gösterebiliriz; “İşte böyle bir seyahat için, iki adam sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. Mütevazii bir reisin ismini aldı, mağrur almadı. Alanı her yerde selametle gezdi. Bir katıüttarika rast gelse, der: ‘Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şaki defolur ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatında öyle belalar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.”19 [/I] Yine Risâle-i Nurlarda sıkça kullanılan yöntemlerden birisi de Soru–Cevaptır. Said Nursi, zaman zaman sorulan sorulara, zaman zaman da akla ve hayale gelebilecek sorulara da cevaplar vermiştir. “Neden, senin Kur’an’dan yazdığın Sözlerde bir kuvvet, bir tesir var? Ki, müfessirlerin ve ariflerin sözlerinde nadiren bulunur. Bazen bir satırda bir sayfa kadar kuvvet var, bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor. Elcevap: Güzel bir cevaptır. Şeref, i’caz-ı Kur’an’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından, bilâpeva derim: Ekseriyet itibariyle öyledir. Çünkü, yazılan sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, imandır; marifet değil, şahadettir, şuhuttur; taklit değil, tahkiktir; iltizam değil, iz’andır; tasavvuf değil, hakikattir; dava değil, dava içinde bürhandır.”20 Hitabet yöntemine de Risale-i Nurların pek çok yerinde başvurulmuştur. Bilhassa Mesnevî-i Nûriye’nin Reşhalar, Lâsiyyemâlar, Katre/Hatime’de “Arkadaş!” hitabını; diğer kısımlarda (Hubâb, Habbe, Zerre vs.) “i’lem, eyyühe’l-azîz!” hitabı sıkça kullanılmıştır. * Örnek: * “Arkadaş! Tevhid, iki çeşit olur.” * “İ’lem, eyyühe’l- azîz! Bâzen bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkarına sebep olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihatasızlığı da inkara sebep olur.”21 “Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.” * “Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız.” Bediüzzaman Said Nursi, pek çok yerde kendi nefsine hitap eder ki “empati”nin en anlamlı şeklini gösterir. *“Ey bedbaht nefsim!” *“Ey şikemperver nefsim!” *“Ey sabırsız nefsim!” *“Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve ahireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim!” Başta Onuncu Söz’ün Hakikatlerinde olmak üzere değişik yerlerde de “Hiç mümkün müdür ki, …” veya “Hiç kabil midir ki, …” diyerek okuyucunun aklına gelebilecek şüpheleri izale ederek haşrin varlığını ispat etmiştir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Risâle-i Nur’un Üslûbuna Dair
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst