Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risalelerde "bunlar bana yazdırıldı", "kalbime ihtar edildi" gibi ifadeler geçiyor?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 203782" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Risalelerde "bunlar bana yazdırıldı", "kalbime ihtar edildi" gibi if</strong></p><p></p><p><strong>feraklit12 den alıntı. (acizler)</strong></p><p></p><p>@HuSeYni<span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Nur suresi 35. ayetin Tefsiri !</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Said-i Nursi demek ister ki: </strong>"Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."</span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">Bakalım öyle mi demiş ?</span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">"BİRİNCİSİ</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Sûre-i Nur’dan <strong>Âyetü’n-Nur’dur ki,</strong> Risale-i Nur’un Resâilü’n-Nur ve Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir. Bu Âyeti’n-Nur:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ اَلْمِصْباَحُ فِى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لاَشَرْقِيَّةٍ وَلاَغَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىۤءُ وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَآءُ وَيَضْرِبُ اللهُ اْلاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">“Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya âit olmayan mübârek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kàbiliyettedir. O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur. İnsanlara Allah böyle misaller verir. Çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilendir.”</span> Nur Sûresi, 24:35.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Şu âyet-i nuriyenin mânâca çok tabakatı ve vücûh-u kesiresi vardır. Ve o tabakalardan ve vecihlerden <u>işârî ve remzî bir vechi,</u> mânâca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur’a dört-beş cümlesiyle on cihetten bakıyor."</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Yani demiyor ayet tek buna işaret ediyor diye.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">"Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi, mu’cizâne elektrikten haber veriyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Risale-i Nur’a bakan <strong>birinci cümlesi:</strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ ’ “Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır.” Nur Sûresi, 24:35. dur. Yani, nur-u İlâhînin veya nur-u Kur’ânînin veya nur-u Muhammedînin (a.s.m.) misali, şu </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ ’dur. Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (998) olarak, aynen Risaletü’n-Nur—şeddeli ن, iki ن sayılmak cihetiyle—tam tamına tevafukla ona işaret eder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İkinci cümlesi:</strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ ’“Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer…” Nur Sûresi, 24:35. dur. Yirmi Sekizinci Lem’a’da tafsilen beyan edildiği gibi, İmam-ı Ali (r.a.) Kaside-i Celcelûtiye’sinde sarahat derecesinde Risalei’n-Nur’a bakarak ve ona işaret ederek demiş: </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">اَقِدْ كَوْكَبِى بِاْلاِسْمِ نُورًا "Yâ Rab! Nur isminle ve cemâlinle parlat yıldızımı."</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ben tahmin ediyorum ki, İmam-ı Ali’nin (r.a.) bu işareti, bu cümle-i nuriyenin remzinden mülhemdir. Bu cümle-i âyetin makamı, beş yüz kırk altı (546) edip, Risale-i Nur’un adedi olan beş yüz kırk sekiz (548)’e gayet cüz’î ve sırlı iki farkla tevafuk noktasından işaret ettiği gibi, remzî bir mânâsıyla tam bakıyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Üçüncü cümlesi:</strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِنْ شَجَرَةٍ ’dir. Eğer </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِنْ شَجَرَةٍ ’deki ة vakıflarda gibiﻫ sayılsa beş yüz doksan sekiz (598) ederek tam tamına Resâili’n-Nur ve Risalei’n-Nur adedi olan beş yüz doksan sekiz (598)’e tevafukla beraber,</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِنْ فُرْقَانٍ حَكِيمٍ ’ "<strong>Hak ile bâtılı ayıran hikmet dolu Kur’ân’dan…"in adedine yine sırlı birtek farkla tevafuk-u remzî ile, hem Resâili’n-Nur’u efradına dahil eder, hem yine <u>Risalei’n-Nur’un şecere-i mübareki Furkan-ı Hakîm olduğunu gösterir."</u> </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Burda da görüldüğü gibi Risale-i Nur'u kendi ve nefsi hesabına değil; Kur'an tefsiri olması hasebiyle makbuliyetine işareten ona olan işaretleri, remzleri gösteriyor. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">"Eğer </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِنْ شَجَرَةٍ ’deki </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ة, ة kalsa, o vakit makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan üç (993) eder, tevafuka zarar vermeyen cüz’î ve sırlı beş farkla Risaletü’n-Nur adedi olan 998’e tevafukla mânâsının dahi muvafakatine binaen ona işaret eder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dördüncü cümlesi:</strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللهُ لِنُورِهِ ’“O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur.” Nur Sûresi, 24:35. dir ki, dokuz yüz doksan dokuz (999) ederek sırlı birtek farkla Risaletü’n-Nur adedi olan dokuz yüz doksan sekiz (998)’e tevâfukla mânâsının kuvvetli münasebetine binaen işaret derecesinde remzeder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Beşinci cümlesi:</strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مَنْ يَشَاءُ cümlesi gayet cüz’î bir farkla Risaletü’n-Nur Müellifinin ismiyle meşhur bir lâkabına tevafukla mânâsı baktığı gibi bakıyor. Eğer </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">يَشَاءُ daki mukadder zamir izhar edilirse </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مَنْ يَشَاۤئُهُ olur, tam tamına tevafuk eder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu âyet nasıl ki Risalei’n-Nur’a ismiyle bakıyor; öyle de tarih-i telifine ve tekemmülüne tam tamına tevafukla remzen bakıyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“…Onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir.” Nur Sûresi, 24:35. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">cümlesi </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">كَمِشْكٰوةٍ ’daki tenvin vakıf yeri olmadığından nun sayılmak ve</span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">فِى زُجَاجَةٍ vakıf yeri olduğundan </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ة, ﻫ olmak cihetiyle bin üç yüz kırk dokuz (1349) ederek, Resâili’n-Nur’un en nuranî cüzlerinin telifi hengâmı ve tekemmül zamanı olan bin üç yüz kırk dokuz (1349) tarihine tam tamına tevafukla işaret eder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Hem </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">اَلْمِصْباَحُ فِى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ “Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer…” Nur Sûresi, 24:35. cümlesi bin üç yüz kırk beş (1345) ederek Resâili’n-Nur’un intişarı ve iştiharı ve parlaması tarihine tam tamına tevafuk eder. Çünkü şeddeli </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ر, iki </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ر; şeddeli </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ن, iki </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ن; şeddeli </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ز, aslı itibariyle bir </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ل, bir </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ز ve birinci </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">زُجَاجَةٍ vakıf cihetiyle </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ﻫ, ikinci vakıf olmadığından </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ت sayılır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Eğer şeddeli </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ز, iki </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ز sayılsa, o vakit bin üç yüz yirmi iki (1322) eder ki, yine Risalei’n-Nur Müellifi, mukaddemat-ı Nuriyeye başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk eder.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Hem </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ cümlesi; tâ-i evvel </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ت, ikinci </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ت ise, vakıf yeri olduğundan </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ﻫ</span></span><span style="font-family: 'Courier New'"> olmak ve </span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">شَجَرَةٍ deki tenvin </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ن sayılmak cihetiyle bin üç yüz on bir (1311) eder ki, o tarihte Resâili’n-Nur Müellifi Risaletü’n-Nur’un mübarek şecere-i kudsiyesi olan Kur’ân’ın basamakları olan ulûm-u Arabiyeyi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İşte bu kadar mânidar ve müteaddit tevâfukat-ı Kur’âniyenin ittifakı yalnız bir emâre, bir işaret değil, belki kuvvetli bir delâlettir. Belki elektrikle beraber Resâili’n-Nur’a münasebet-i mâneviyesiyle bir tasrihtir."</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Kur'an-ı Kerim'in kendi tefsirine (Risale-i Nur) bir ayetinin bir kaç tevafukla, emareyle, işaretle ya da kuvvetli bir delille bakmasında nasıl bir tuhaflık var ? Kendini tefsir eden bir eserle alakadar olması akıldan uzak mıdır ? Burda yine Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin sadece indiği dönemle sınırlı olmıyacak kadar şümullü olduğu, manalarının tüm zamanlarla alakadar olabileceği de gösterilmiş. Ve öyledir. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>"Bu âyetin</strong> münasebet-i mâneviyesinin letafetlerinden bir letafeti şudur ki: İhbar-ı gayb nev’inden mu’cizâne hem elektriğe, hem Risalei’n-Nur’a işaret ettiği gibi, ikisinin zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Meselâ, </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">زَيْتُونَةٍ لاَشَرْقِيَّةٍ وَلاَغَرْبِيَّةٍ cümlesi der: “Nasıl ki elektriğin kıymettar metâı, ne şarktan, ne de garptan celb edilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semâvât tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramaya lüzum yoktur” der. <strong>Öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâili’n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. <u>Belki, semâvî olan Kur’ân’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir."</u></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Burda da Kur'an-ı Kerim'i ve kaynağı o olduğundan dolayı Risale-i Nur'u nazara veriyor. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">"Hem meselâ, </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىءُ وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ cümlesi, mânâ-yı remziyle diyor ki: “On üçüncü ve on dördüncü asırda semâvî lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.” Yani, bin iki yüz seksen (1280) tarihine yakındır. İşte, bu cümle ile nasılki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder. Aynen öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâili’n-Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmaya ve başka üstadlardan taallüm edilmeye ve müderrisînin ağzından iktibas olmaya muhtaç olmadan, herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir. <strong>Hem işaret eder ki, Resâili’n-Nur Müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Evet, bu cümlenin bu mu’cizâne üç işârâtı elektrik ve Resâili’n-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki, İzhar kitabından sonraki medrese usulünce on beş sene ders almakla okunan kitapları Resâili’n-Nur Müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş."</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Evet Üstad'ın Tarihce-i Hayatında burayı açıklayan yeterli bilgiler var. Oraya havale ediyoruz. Burda yine maksat kendini övmek değil, Allahın verdiği bir nimeti izhar etmektir. Münasebet gelmişken Üstad'ın Risalelerdeki sözlerinden birini yine bu araya alalım inşaallah. </span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">"Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risaleler ki, hakaik-i Kur’âniyenin malıdır ve hakikatleridir. Ve madem Kur’ân-ı Hakîm ekser </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">sûrelerde, hususan </span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">الۤرٰ</span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">’larda, </span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">حٰمۤ</span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">’lerde kendi kendini kemâl-i haşmetle gösteriyor, kemâlâtını söylüyor, lâyık olduğu methi kendi kendine ediyor. <strong>Elbette, Sözlerde in’ikas etmiş Kur’ân-ı Hakîmin lemeât-ı i’câziyesinden ve o <u>hizmetin makbuliyetine alâmet olan inâyât-ı Rabbâniyenin izharına mükellefiz.</u></strong> Çünkü o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>ÜÇÜNCÜ SEBEP:</strong> Sözler hakkında, tevazu suretinde demiyorum; belki bir hakikati beyan etmek için derim ki:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>Sözlerdeki hakaik ve kemâlât <u>benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir.</u></strong> Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur’âniyeden süzülmüş bazı katarattır. Sair risaleler dahi umumen öyledir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Madem ben öyle biliyorum. Ve madem ben fâniyim, gideceğim. <strong>Elbette bâki olacak birşey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. <u>Ve madem ehl-i dalâlet ve tuğyan, işlerine gelmeyen bir eseri, eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek âdetleridir.</u> Elbette, semâ-yı Kur’ân’ın yıldızlarıyla bağlanan risaleler, benim gibi çok itirazâta ve tenkidâta medar olabilen ve sukut edebilen çürük bir direkle bağlanmamalı.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong></strong></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Hem madem örf-ü nâsta, bir eserdeki mezâyâ, o eserin masdarı ve <strong>menbaı zannettikleri müellifinin etvârında aranılıyor.</strong> Ve bu örfe göre, o hakaik-i âliyeyi ve o cevâhir-i gàliyeyi <strong>kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek, hakikate karşı büyük bir haksızlık olduğu için, risaleler kendi malım değil, Kur’ân’ın malı olarak, Kur’ân’ın reşehât-ı meziyâtına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum.</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim."</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>Devam ediyoruz...</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong></strong></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">"Hem, nasıl ki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letafetli işareti var; öyle de, cifrî ve ebcedî tevafukuyla hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor; bir lem’a-i i’caz daha gösterir. Şöyle ki:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىءُ ’“Onun yakıtı ışık verecek kàbiliyettedir…” Nur Sûresi, 24:35. nun makamı bin iki yüz yetmiş dokuz (1279) olup </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ “…Kendisine ateş dokunmasa bile.” Nur Sûresi, 24:35. kısmı ise, iki tenvin, iki nun sayılmak cihetiyle 1284 ederek, hem elektriğin taammümünün kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un yakınlığını, hem on dört sene sonra müellifinin velâdetini </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">يَكَادُ kelime-i kudsiyesiyle mânen işaret ettiği gibi, cifirle de tam tamına aynı tarihe tevafukla işaret eder. <strong>Mâlumdur ki, zayıf ve ince ipler içtima ettikçe kuvvetleşir, kopmaz bir halat olur. Bu sırra binaen, bu âyetin bu işaretleri birbirine kuvvet verir, teyid eder. Tevafuk tam olmazsa da tam hükmünde olur ve işareti, delâlet derecesine çıkar."</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Ve Üstad şu tenbihi de bir gün biri çıkıp sorar belki diye Allah bilir yazmış buraya. Anlayana inşaallah.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>"TENBİH: Ben bu âyet-i nuriyenin işaretlerini elektrik ve Resâili’n-Nur’un hatırı için beyan etmedim. <u>Belki bu âyetin i’câz-ı mânevîsinin bir şubesinden bir lem’asını</u> göstermek istedim.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Elhasıl:</strong> <strong>Bu âyet-i kudsiye sarîh mânâsıyla nur-u İlâhî ve nur-u Kur’ânî ve nur-u Muhammedîyi (a.s.m.) ders verdiği gibi, <u>mânâ-yı işârîsiyle de her asra baktığı gibi, on üçüncü asrın âhirine ve on dördüncü asrın evveline dahi bakar ve dikkatle baktırır.</u></strong> Ve bu iki asrın âhir ve evvellerinde en ziyade nazara çarpan ve en ziyade münasebet-i mâneviyesi bulunan ve bu âyetin umum cümlelerinin muvafakatlerini ve mutabakatlarını en ziyade kazanan elektrikle Resâili’n-Nur olduğundan, doğrudan doğruya mânâ-yı remziyle bakar diye bana kanaat-i kat’iye verdiğinden, çekinmeyerek kanaatimi yazdım. <strong>Hata etmişsem, Erhamürrâhimînden rahmetiyle affetmesini niyaz ediyorum. Resâil’in-Nur’un bu âyetin iltifatına liyakatini anlamak isteyen zâtlar hangi risaleye dikkatle baksalar anlarlar. Hiç olmazsa Eskişehir Hapishanesi’nin bir meyvesi olan Otuzuncu Lem’a namındaki altı esmâ-i İlâhiyeye dair altı nükte risalesine, <u>hiç olmazsa o Lem’adan İsm-i Hayy ve Kayyûm’a dair Beşinci ve Altıncı Nüktelere dikkatle baksa, elbette tasdik eder."</u></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><u></u></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><u></u></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><u></u><span style="color: Blue">Artı olarak şu kısmı da ilave etmeyi uygun görüyorum.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>"DÖRDÜNCÜ SEBEP:</strong> Bazan tevazu, küfrân-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfrân-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır. <strong>Bunun çare-i yegânesi ki ne küfrân-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun—meziyet ve kemâlâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün’im-i Hakikînin eser-i in’âmı olarak göstermektir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.” Eğer sen tevazukârâne desen, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?” </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>O vakit küfrân-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san’atkâra karşı hürmetsizlik olur.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Eğer müftehirâne desen,</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Evet, ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz.” </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>O vakit, mağrurâne bir fahirdir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İşte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İşte, bunun gibi, ben de, sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki:</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîmin hakaikinden telemmu’ etmiş şualardır.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> وَمَامَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى - وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ</span></span> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Ben sözlerimle Muhammed’i (a. s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.”</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">düsturuyla derim ki:</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">وَمَامَدَحْتُ الْقُرْاٰنَ بِكَلِمَاتِى - وَلٰكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَاتِى بِالْقُرْاٰنِ</span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yani, <strong><span style="color: Blue">“Kur’ân’ın hakaik-i i’câzını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur’ân’ın güzel hakikatleri benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi.”</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Madem böyledir; hakaik-i Kur’ân’ın güzelliği namına, Sözler namındaki âyinelerinin güzelliklerini ve o âyinedarlığa terettüp eden <u>inâyât-ı İlâhiyeyi izhar etmek, makbul bir tahdis-i nimettir."</u></strong> </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">Bu kadarı kafi olsa gerek inşaallah.</span></strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 203782, member: 27"] [b]Cevap: Risalelerde "bunlar bana yazdırıldı", "kalbime ihtar edildi" gibi if[/b] [B]feraklit12 den alıntı. (acizler)[/B] @HuSeYni[FONT=Times New Roman][SIZE=3] Nur suresi 35. ayetin Tefsiri ! [B]Said-i Nursi demek ister ki: [/B]"Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..." [B][FONT=Courier New][COLOR=Blue]Bakalım öyle mi demiş ? [/COLOR][/FONT][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]"BİRİNCİSİ Sûre-i Nur’dan [B]Âyetü’n-Nur’dur ki,[/B] Risale-i Nur’un Resâilü’n-Nur ve Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir. Bu Âyeti’n-Nur: [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ اَلْمِصْباَحُ فِى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لاَشَرْقِيَّةٍ وَلاَغَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىۤءُ وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَآءُ وَيَضْرِبُ اللهُ اْلاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ [COLOR=Purple]“Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya âit olmayan mübârek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kàbiliyettedir. O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur. İnsanlara Allah böyle misaller verir. Çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilendir.”[/COLOR] Nur Sûresi, 24:35. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [B]Şu âyet-i nuriyenin mânâca çok tabakatı ve vücûh-u kesiresi vardır. Ve o tabakalardan ve vecihlerden [U]işârî ve remzî bir vechi,[/U] mânâca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur’a dört-beş cümlesiyle on cihetten bakıyor." [COLOR=Blue]Yani demiyor ayet tek buna işaret ediyor diye.[/COLOR] [/B] "Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi, mu’cizâne elektrikten haber veriyor. Risale-i Nur’a bakan [B]birinci cümlesi:[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ ’ “Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır.” Nur Sûresi, 24:35. dur. Yani, nur-u İlâhînin veya nur-u Kur’ânînin veya nur-u Muhammedînin (a.s.m.) misali, şu [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ ’dur. Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (998) olarak, aynen Risaletü’n-Nur—şeddeli ن, iki ن sayılmak cihetiyle—tam tamına tevafukla ona işaret eder. [B]İkinci cümlesi:[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ ’“Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer…” Nur Sûresi, 24:35. dur. Yirmi Sekizinci Lem’a’da tafsilen beyan edildiği gibi, İmam-ı Ali (r.a.) Kaside-i Celcelûtiye’sinde sarahat derecesinde Risalei’n-Nur’a bakarak ve ona işaret ederek demiş: [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]اَقِدْ كَوْكَبِى بِاْلاِسْمِ نُورًا "Yâ Rab! Nur isminle ve cemâlinle parlat yıldızımı." Ben tahmin ediyorum ki, İmam-ı Ali’nin (r.a.) bu işareti, bu cümle-i nuriyenin remzinden mülhemdir. Bu cümle-i âyetin makamı, beş yüz kırk altı (546) edip, Risale-i Nur’un adedi olan beş yüz kırk sekiz (548)’e gayet cüz’î ve sırlı iki farkla tevafuk noktasından işaret ettiği gibi, remzî bir mânâsıyla tam bakıyor. [B]Üçüncü cümlesi:[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِنْ شَجَرَةٍ ’dir. Eğer [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِنْ شَجَرَةٍ ’deki ة vakıflarda gibiﻫ sayılsa beş yüz doksan sekiz (598) ederek tam tamına Resâili’n-Nur ve Risalei’n-Nur adedi olan beş yüz doksan sekiz (598)’e tevafukla beraber, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِنْ فُرْقَانٍ حَكِيمٍ ’ "[B]Hak ile bâtılı ayıran hikmet dolu Kur’ân’dan…"in adedine yine sırlı birtek farkla tevafuk-u remzî ile, hem Resâili’n-Nur’u efradına dahil eder, hem yine [U]Risalei’n-Nur’un şecere-i mübareki Furkan-ı Hakîm olduğunu gösterir."[/U] [/B] [B][COLOR=Blue]Burda da görüldüğü gibi Risale-i Nur'u kendi ve nefsi hesabına değil; Kur'an tefsiri olması hasebiyle makbuliyetine işareten ona olan işaretleri, remzleri gösteriyor. [/COLOR][/B] "Eğer [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِنْ شَجَرَةٍ ’deki [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ة, ة kalsa, o vakit makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan üç (993) eder, tevafuka zarar vermeyen cüz’î ve sırlı beş farkla Risaletü’n-Nur adedi olan 998’e tevafukla mânâsının dahi muvafakatine binaen ona işaret eder. [B]Dördüncü cümlesi:[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللهُ لِنُورِهِ ’“O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur.” Nur Sûresi, 24:35. dir ki, dokuz yüz doksan dokuz (999) ederek sırlı birtek farkla Risaletü’n-Nur adedi olan dokuz yüz doksan sekiz (998)’e tevâfukla mânâsının kuvvetli münasebetine binaen işaret derecesinde remzeder. [B]Beşinci cümlesi:[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مَنْ يَشَاءُ cümlesi gayet cüz’î bir farkla Risaletü’n-Nur Müellifinin ismiyle meşhur bir lâkabına tevafukla mânâsı baktığı gibi bakıyor. Eğer [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]يَشَاءُ daki mukadder zamir izhar edilirse [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مَنْ يَشَاۤئُهُ olur, tam tamına tevafuk eder. Bu âyet nasıl ki Risalei’n-Nur’a ismiyle bakıyor; öyle de tarih-i telifine ve tekemmülüne tam tamına tevafukla remzen bakıyor. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ “…Onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir.” Nur Sûresi, 24:35. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] cümlesi [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]كَمِشْكٰوةٍ ’daki tenvin vakıf yeri olmadığından nun sayılmak ve[/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]فِى زُجَاجَةٍ vakıf yeri olduğundan [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ة, ﻫ olmak cihetiyle bin üç yüz kırk dokuz (1349) ederek, Resâili’n-Nur’un en nuranî cüzlerinin telifi hengâmı ve tekemmül zamanı olan bin üç yüz kırk dokuz (1349) tarihine tam tamına tevafukla işaret eder. Hem [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]اَلْمِصْباَحُ فِى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ “Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer…” Nur Sûresi, 24:35. cümlesi bin üç yüz kırk beş (1345) ederek Resâili’n-Nur’un intişarı ve iştiharı ve parlaması tarihine tam tamına tevafuk eder. Çünkü şeddeli [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ر, iki [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ر; şeddeli [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ن, iki [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ن; şeddeli [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ز, aslı itibariyle bir [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ل, bir [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ز ve birinci [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]زُجَاجَةٍ vakıf cihetiyle [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ﻫ, ikinci vakıf olmadığından [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ت sayılır. Eğer şeddeli [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ز, iki [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ز sayılsa, o vakit bin üç yüz yirmi iki (1322) eder ki, yine Risalei’n-Nur Müellifi, mukaddemat-ı Nuriyeye başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk eder. Hem [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ cümlesi; tâ-i evvel [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ت, ikinci [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ت ise, vakıf yeri olduğundan [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ﻫ[/SIZE][/FONT][FONT=Courier New] olmak ve [/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]شَجَرَةٍ deki tenvin [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ن sayılmak cihetiyle bin üç yüz on bir (1311) eder ki, o tarihte Resâili’n-Nur Müellifi Risaletü’n-Nur’un mübarek şecere-i kudsiyesi olan Kur’ân’ın basamakları olan ulûm-u Arabiyeyi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar. [B]İşte bu kadar mânidar ve müteaddit tevâfukat-ı Kur’âniyenin ittifakı yalnız bir emâre, bir işaret değil, belki kuvvetli bir delâlettir. Belki elektrikle beraber Resâili’n-Nur’a münasebet-i mâneviyesiyle bir tasrihtir." [COLOR=Blue]Kur'an-ı Kerim'in kendi tefsirine (Risale-i Nur) bir ayetinin bir kaç tevafukla, emareyle, işaretle ya da kuvvetli bir delille bakmasında nasıl bir tuhaflık var ? Kendini tefsir eden bir eserle alakadar olması akıldan uzak mıdır ? Burda yine Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin sadece indiği dönemle sınırlı olmıyacak kadar şümullü olduğu, manalarının tüm zamanlarla alakadar olabileceği de gösterilmiş. Ve öyledir. [/COLOR] "Bu âyetin[/B] münasebet-i mâneviyesinin letafetlerinden bir letafeti şudur ki: İhbar-ı gayb nev’inden mu’cizâne hem elektriğe, hem Risalei’n-Nur’a işaret ettiği gibi, ikisinin zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor. Meselâ, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]زَيْتُونَةٍ لاَشَرْقِيَّةٍ وَلاَغَرْبِيَّةٍ cümlesi der: “Nasıl ki elektriğin kıymettar metâı, ne şarktan, ne de garptan celb edilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semâvât tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramaya lüzum yoktur” der. [B]Öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâili’n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. [U]Belki, semâvî olan Kur’ân’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir."[/U] [COLOR=Blue]Burda da Kur'an-ı Kerim'i ve kaynağı o olduğundan dolayı Risale-i Nur'u nazara veriyor. [/COLOR] [/B] "Hem meselâ, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىءُ وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ cümlesi, mânâ-yı remziyle diyor ki: “On üçüncü ve on dördüncü asırda semâvî lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.” Yani, bin iki yüz seksen (1280) tarihine yakındır. İşte, bu cümle ile nasılki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder. Aynen öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâili’n-Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmaya ve başka üstadlardan taallüm edilmeye ve müderrisînin ağzından iktibas olmaya muhtaç olmadan, herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir. [B]Hem işaret eder ki, Resâili’n-Nur Müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur. Evet, bu cümlenin bu mu’cizâne üç işârâtı elektrik ve Resâili’n-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki, İzhar kitabından sonraki medrese usulünce on beş sene ders almakla okunan kitapları Resâili’n-Nur Müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş." [COLOR=Blue]Evet Üstad'ın Tarihce-i Hayatında burayı açıklayan yeterli bilgiler var. Oraya havale ediyoruz. Burda yine maksat kendini övmek değil, Allahın verdiği bir nimeti izhar etmektir. Münasebet gelmişken Üstad'ın Risalelerdeki sözlerinden birini yine bu araya alalım inşaallah. [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue] "Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risaleler ki, hakaik-i Kur’âniyenin malıdır ve hakikatleridir. Ve madem Kur’ân-ı Hakîm ekser sûrelerde, hususan [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]الۤرٰ[/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]’larda, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]حٰمۤ[/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]’lerde kendi kendini kemâl-i haşmetle gösteriyor, kemâlâtını söylüyor, lâyık olduğu methi kendi kendine ediyor. [B]Elbette, Sözlerde in’ikas etmiş Kur’ân-ı Hakîmin lemeât-ı i’câziyesinden ve o [U]hizmetin makbuliyetine alâmet olan inâyât-ı Rabbâniyenin izharına mükellefiz.[/U][/B] Çünkü o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir. [B]ÜÇÜNCÜ SEBEP:[/B] Sözler hakkında, tevazu suretinde demiyorum; belki bir hakikati beyan etmek için derim ki: [B]Sözlerdeki hakaik ve kemâlât [U]benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir.[/U][/B] Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur’âniyeden süzülmüş bazı katarattır. Sair risaleler dahi umumen öyledir. Madem ben öyle biliyorum. Ve madem ben fâniyim, gideceğim. [B]Elbette bâki olacak birşey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. [U]Ve madem ehl-i dalâlet ve tuğyan, işlerine gelmeyen bir eseri, eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek âdetleridir.[/U] Elbette, semâ-yı Kur’ân’ın yıldızlarıyla bağlanan risaleler, benim gibi çok itirazâta ve tenkidâta medar olabilen ve sukut edebilen çürük bir direkle bağlanmamalı. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Hem madem örf-ü nâsta, bir eserdeki mezâyâ, o eserin masdarı ve [B]menbaı zannettikleri müellifinin etvârında aranılıyor.[/B] Ve bu örfe göre, o hakaik-i âliyeyi ve o cevâhir-i gàliyeyi [B]kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek, hakikate karşı büyük bir haksızlık olduğu için, risaleler kendi malım değil, Kur’ân’ın malı olarak, Kur’ân’ın reşehât-ı meziyâtına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum.[/B] [B]Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim." Devam ediyoruz... [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] "Hem, nasıl ki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letafetli işareti var; öyle de, cifrî ve ebcedî tevafukuyla hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor; bir lem’a-i i’caz daha gösterir. Şöyle ki: [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىءُ ’“Onun yakıtı ışık verecek kàbiliyettedir…” Nur Sûresi, 24:35. nun makamı bin iki yüz yetmiş dokuz (1279) olup [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ “…Kendisine ateş dokunmasa bile.” Nur Sûresi, 24:35. kısmı ise, iki tenvin, iki nun sayılmak cihetiyle 1284 ederek, hem elektriğin taammümünün kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un yakınlığını, hem on dört sene sonra müellifinin velâdetini [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]يَكَادُ kelime-i kudsiyesiyle mânen işaret ettiği gibi, cifirle de tam tamına aynı tarihe tevafukla işaret eder. [B]Mâlumdur ki, zayıf ve ince ipler içtima ettikçe kuvvetleşir, kopmaz bir halat olur. Bu sırra binaen, bu âyetin bu işaretleri birbirine kuvvet verir, teyid eder. Tevafuk tam olmazsa da tam hükmünde olur ve işareti, delâlet derecesine çıkar." [COLOR=Blue]Ve Üstad şu tenbihi de bir gün biri çıkıp sorar belki diye Allah bilir yazmış buraya. Anlayana inşaallah. [/COLOR][/B] [B]"TENBİH: Ben bu âyet-i nuriyenin işaretlerini elektrik ve Resâili’n-Nur’un hatırı için beyan etmedim. [U]Belki bu âyetin i’câz-ı mânevîsinin bir şubesinden bir lem’asını[/U] göstermek istedim.[/B] [B]Elhasıl:[/B] [B]Bu âyet-i kudsiye sarîh mânâsıyla nur-u İlâhî ve nur-u Kur’ânî ve nur-u Muhammedîyi (a.s.m.) ders verdiği gibi, [U]mânâ-yı işârîsiyle de her asra baktığı gibi, on üçüncü asrın âhirine ve on dördüncü asrın evveline dahi bakar ve dikkatle baktırır.[/U][/B] Ve bu iki asrın âhir ve evvellerinde en ziyade nazara çarpan ve en ziyade münasebet-i mâneviyesi bulunan ve bu âyetin umum cümlelerinin muvafakatlerini ve mutabakatlarını en ziyade kazanan elektrikle Resâili’n-Nur olduğundan, doğrudan doğruya mânâ-yı remziyle bakar diye bana kanaat-i kat’iye verdiğinden, çekinmeyerek kanaatimi yazdım. [B]Hata etmişsem, Erhamürrâhimînden rahmetiyle affetmesini niyaz ediyorum. Resâil’in-Nur’un bu âyetin iltifatına liyakatini anlamak isteyen zâtlar hangi risaleye dikkatle baksalar anlarlar. Hiç olmazsa Eskişehir Hapishanesi’nin bir meyvesi olan Otuzuncu Lem’a namındaki altı esmâ-i İlâhiyeye dair altı nükte risalesine, [U]hiç olmazsa o Lem’adan İsm-i Hayy ve Kayyûm’a dair Beşinci ve Altıncı Nüktelere dikkatle baksa, elbette tasdik eder." [/U][COLOR=Blue]Artı olarak şu kısmı da ilave etmeyi uygun görüyorum. [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]"DÖRDÜNCÜ SEBEP:[/B] Bazan tevazu, küfrân-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfrân-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır. [B]Bunun çare-i yegânesi ki ne küfrân-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun—meziyet ve kemâlâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün’im-i Hakikînin eser-i in’âmı olarak göstermektir.[/B] Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, “Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.” Eğer sen tevazukârâne desen, “Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?” [B]O vakit küfrân-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san’atkâra karşı hürmetsizlik olur.[/B] Eğer müftehirâne desen, “Evet, ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz.” [B]O vakit, mağrurâne bir fahirdir.[/B] İşte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: “Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.” [B]İşte, bunun gibi, ben de, sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki:[/B] [B][COLOR=Blue]Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîmin hakaikinden telemmu’ etmiş şualardır.[/COLOR][/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] وَمَامَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى - وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ[/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Courier New][SIZE=3]“Ben sözlerimle Muhammed’i (a. s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.”[/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Courier New][SIZE=3] düsturuyla derim ki: [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]وَمَامَدَحْتُ الْقُرْاٰنَ بِكَلِمَاتِى - وَلٰكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَاتِى بِالْقُرْاٰنِ[/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] Yani, [B][COLOR=Blue]“Kur’ân’ın hakaik-i i’câzını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur’ân’ın güzel hakikatleri benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi.”[/COLOR][/B] [B]Madem böyledir; hakaik-i Kur’ân’ın güzelliği namına, Sözler namındaki âyinelerinin güzelliklerini ve o âyinedarlığa terettüp eden [U]inâyât-ı İlâhiyeyi izhar etmek, makbul bir tahdis-i nimettir."[/U][/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Blue][/COLOR][/B][B][COLOR=Blue]Bu kadarı kafi olsa gerek inşaallah.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Risalelerde "bunlar bana yazdırıldı", "kalbime ihtar edildi" gibi ifadeler geçiyor?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst