Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
s.a arkadaşlar mesnevi nuriyede 9. nota ve açıklamasını nereden bulabilirim
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Zuhr" data-source="post: 225271" data-attributes="member: 8625"><p><strong>Cevap: s.a arkadaşlar mesnevi nuriyede 9. nota ve açıklamasını nereden bula</strong></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="color: #c00000"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İnsanlık tarihinde kendini gösteren ne kadar hayır ve kemalat varsa, tümü, hak din olan semavi dinler sayesinde ortaya çıkmıştır. İlgili cümlenin devamında geçen şu ifadeler de mevzuyu izah etmektedir:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">"Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemal görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.</span></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Keza Yirminci Söz'de geçen aşağıdaki tespitler de konumuza açıklık getirmektedir;</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">"İşte, Kur'ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pîşdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi, o enbiyânın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibâa emrediyor. İşte, enbiyâların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu'cizâtlarından bahis dahi, onların nazîrelerine yetişmeye ve taklidlerini yapmaya bir teşviki işmâm ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi maddî kemâlâtı ve hârikaları dahi en evvel mu'cize eli nev-i beşere hediye etmiştir.</span></span></strong></strong></span></p><p> <span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">"İşte Hazret-i Nuh'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan sefine ve Hazret-i Yûsuf'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu'cizedir. Bu hakikate latîf bir işarettir ki, san'atkârların ekseri, herbir san'atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ, gemiciler Hazret-i Nuh'u (Aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yûsuf'u (Aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris'i (Aleyhisselâm)..."</span></strong></strong></span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir.</span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İnsanın simasının güzelliği, müşahhas bir güzelliktir ve bu güzellik genellikle, “cemal” kelimesiyle ifade edilir. Onun, meselâ, ahlâkî güzelliği ise mücerred bir güzelliktir ve çoğu zaman “hüsün” kelimesinde ifadesini bulur.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Mücerret güzellik gözle görülemez, ancak bir tecelliyle kendini hissettirir. Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada müşahhaslaşır ve seyredilir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İlim de mücerret bir güzelliktir. Onun tezahürü de bir konuşmada, yahut makalede görülür.Misaller çoğaltılabilir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ve mücerret güzelliklerin en mükemmeli, imandır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İman eden bir kalp, Allah’a teveccüh etmiştir, O’nun kitaplarına, peygamberlerine ve imanın diğer rükünlerine yönelmiştir. Güneşle sohbet eden bir ayna parlaklaşır, güzelleşir. Velînin huzurundan feyiz, âlimin sohbetinden ilim alınır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İman da kalbi yüceltir, ziyalandırır, terakki ettirir, feyizlendirir, nurlandırır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İmanın güzelliği, iman hakikatlerinin mücerret hüsnünden geliyor.Cennetin tarife sığmaz o muhteşem güzelliği, imandaki güzelliğin bir tezahürüdür.Kürsüdeki ihtişam ilmin haşmetindendir. Ve sofralar misafirin ev sahibi yanındaki hatırı ölçüsünde mükemmelleşir.</span></span></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="color: #c00000"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemâl görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.</span></span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mehâsin-i ubudiyetin binlerinden yalnız buna bak ki, Nebî Aleyhissâtü Vesselâm, ubudiyet cihetiyle muvahhidînin kalblerini iyd ve Cuma ve cemaat namazlarında ittihad ettiriyor ve dillerini bir kelimede cem ediyor. Öyle bir surette ki, şu insan, Mâbûd-u Ezelînin azamet-i hitabına, hadsiz kalblerden ve dillerden çıkan sesler, dualar, zikirler ile mukabele ediyor. O sesler, dualar, zikirler birbirine tesanüd ederek ve birbirine yardım edip ittifak ederek öyle geniş bir surette Mâbûd-u Ezelînin ulûhiyetine karşı bir ubudiyet gösteriyor ki, güya küre-i arz kendisi o zikri söylüyor, o duayı ediyor ve aktârıyla namaz kılıyor ve etrafıyla, semâvâtın fevkinde izzet ve azametle nâzil olan </span><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 18px"><strong>اَقِيمُواالصَّلٰوةَ</strong></span></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> emrini, küre-i arz imtisal ediyor. Bu sırr-ı ittihad ile, kâinat içinde bir zerre gibi zayıf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvânâtın reisi ve hilkat-i kâinatın neticesi ve gayesi oluyor.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda <em>Allahu ekber</em> diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği <em>Allahu ekber</em><em>’</em>e müsavi</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda <em>Allahu ekber</em> demeleri, küre-i arzın büyük bir <em>Allahu ekber’</em>i hükmüne geçiyor.</span></span></span></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Burada anlatılan mana kanaatimizce şudur:</span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Üstadımız Dokuzuncu Nota' da seslerin ittihat ettiğini ifade ederken, manevi ve gaybi alemde ittihat eden bu seslerin alem-i şehadette de ittihat etmesi durumunda, Küre-i arzın büyüklüğü nispetinde büyük bir Allahuekber'i olacaktı. Dolayısıyla bu seslerin maddi ve şehadet alemindeki ittihadı değil, manevi ve gaybi alemlerdeki ittihadı kast edilmektedir.</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr-u etrafıyla <em>Allahu ekber</em> deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Arefe diliyle <em>Allahu ekber</em> diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağaramisal ağızlarındaki havada temessül ediyor. Birtek <em>Allahu ekber</em> kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz <em>Allahu ekber</em> vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüç ederek sadâ veriyor.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Burada, yeryüzünde dağınık bir şekilde yapılan ibadet ve tesbihlerin, zihin ve hayal aleminde toplanması ve ne kadar azametli bir zikir ve tesbih şekline girmesi ifade ediliyor. Özellikle bayram namazlarında tevhid ehli olan Müslümanların yapmış oldukları zikirler ve tesbihler; faraza bir ağız, bir kalp, bir niyet şekline girse, ne kadar azametli bir zikir ve tesbih olur, o mana ihsas edilmeye çalışılıyor.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dünyanın her tarafındaki Müslümanların Kabe'ye yönelmeleri, ona göre zikir ve tesbihte bulunmaları, Kabe’nin bir merkez, bir kalp konumunda olduğuna işarettir. Yani <strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">"dünyadaki bütün Müslümanlar bir insan şekline girse idi, Kabe bu büyük insanın kalbi olurdu"</span></strong> denilerek bir teşbih yapılmıştır. </span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Kabe öyle kudsi bir mekan ki, oraya giden hacıların ekserisi, samimi bir niyet ve fedakarlık ile gidiyorlar ve bütün İslam aleminin bayram namazlarında yapmış oldukları zikir ve tesbihlere bir imame, bir serzakir vaziyetine giriyorlar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Faraza, gök yüzünden bayram namazında alınan ibadet vaziyetini ihata ile seyir mümkün olsa, ne denli haşmetli ve azametli bir suret teşekkül eder o zaman anlaşılır. Kabe’nin samimi bir kalbe benzetilmesinde; hem mecaz hem de hacıların samimi niyetine işaret vardır. Her iki manayı anlamakta bir sakınca yoktur. Kabe, hem bütün Müslümanların sembolik bir kalbi, hem de oraya giden hacıların samimi birer Müslüman olmalarıdır.</span></span></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İşte, bu arzı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibâdına mescid ve mahlûklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâle, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmına ümmet eylemiş.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: right">sorularlarisale.com'dan sitesinden derlenmiştir</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Zuhr, post: 225271, member: 8625"] [b]Cevap: s.a arkadaşlar mesnevi nuriyede 9. nota ve açıklamasını nereden bula[/b] [CENTER][COLOR=#c00000][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir.[/SIZE][/FONT][/COLOR][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İnsanlık tarihinde kendini gösteren ne kadar hayır ve kemalat varsa, tümü, hak din olan semavi dinler sayesinde ortaya çıkmıştır. İlgili cümlenin devamında geçen şu ifadeler de mevzuyu izah etmektedir:[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B][FONT=Trebuchet MS]"Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemal görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.[/FONT][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Keza Yirminci Söz'de geçen aşağıdaki tespitler de konumuza açıklık getirmektedir;[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B][B][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]"İşte, Kur'ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pîşdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi, o enbiyânın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibâa emrediyor. İşte, enbiyâların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu'cizâtlarından bahis dahi, onların nazîrelerine yetişmeye ve taklidlerini yapmaya bir teşviki işmâm ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi maddî kemâlâtı ve hârikaları dahi en evvel mu'cize eli nev-i beşere hediye etmiştir.[/SIZE][/FONT][/B][/B] [SIZE=3][B][B][FONT=Trebuchet MS]"İşte Hazret-i Nuh'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan sefine ve Hazret-i Yûsuf'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu'cizedir. Bu hakikate latîf bir işarettir ki, san'atkârların ekseri, herbir san'atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ, gemiciler Hazret-i Nuh'u (Aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yûsuf'u (Aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris'i (Aleyhisselâm)..."[/FONT][/B][/B][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=darkred]İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İnsanın simasının güzelliği, müşahhas bir güzelliktir ve bu güzellik genellikle, “cemal” kelimesiyle ifade edilir. Onun, meselâ, ahlâkî güzelliği ise mücerred bir güzelliktir ve çoğu zaman “hüsün” kelimesinde ifadesini bulur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Mücerret güzellik gözle görülemez, ancak bir tecelliyle kendini hissettirir. Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada müşahhaslaşır ve seyredilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İlim de mücerret bir güzelliktir. Onun tezahürü de bir konuşmada, yahut makalede görülür.Misaller çoğaltılabilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Ve mücerret güzelliklerin en mükemmeli, imandır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İman eden bir kalp, Allah’a teveccüh etmiştir, O’nun kitaplarına, peygamberlerine ve imanın diğer rükünlerine yönelmiştir. Güneşle sohbet eden bir ayna parlaklaşır, güzelleşir. Velînin huzurundan feyiz, âlimin sohbetinden ilim alınır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İman da kalbi yüceltir, ziyalandırır, terakki ettirir, feyizlendirir, nurlandırır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İmanın güzelliği, iman hakikatlerinin mücerret hüsnünden geliyor.Cennetin tarife sığmaz o muhteşem güzelliği, imandaki güzelliğin bir tezahürüdür.Kürsüdeki ihtişam ilmin haşmetindendir. Ve sofralar misafirin ev sahibi yanındaki hatırı ölçüsünde mükemmelleşir.[/SIZE][/FONT] [CENTER][COLOR=#c00000][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=darkred]Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemâl görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/COLOR][/CENTER] [CENTER][SIZE=3][COLOR=darkred][FONT=Trebuchet MS]Mehâsin-i ubudiyetin binlerinden yalnız buna bak ki, Nebî Aleyhissâtü Vesselâm, ubudiyet cihetiyle muvahhidînin kalblerini iyd ve Cuma ve cemaat namazlarında ittihad ettiriyor ve dillerini bir kelimede cem ediyor. Öyle bir surette ki, şu insan, Mâbûd-u Ezelînin azamet-i hitabına, hadsiz kalblerden ve dillerden çıkan sesler, dualar, zikirler ile mukabele ediyor. O sesler, dualar, zikirler birbirine tesanüd ederek ve birbirine yardım edip ittifak ederek öyle geniş bir surette Mâbûd-u Ezelînin ulûhiyetine karşı bir ubudiyet gösteriyor ki, güya küre-i arz kendisi o zikri söylüyor, o duayı ediyor ve aktârıyla namaz kılıyor ve etrafıyla, semâvâtın fevkinde izzet ve azametle nâzil olan [/FONT][FONT=Arial][SIZE=5][B]اَقِيمُواالصَّلٰوةَ[/B][/SIZE][/FONT][FONT=Trebuchet MS] emrini, küre-i arz imtisal ediyor. Bu sırr-ı ittihad ile, kâinat içinde bir zerre gibi zayıf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvânâtın reisi ve hilkat-i kâinatın neticesi ve gayesi oluyor.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=3][COLOR=darkred][FONT=Trebuchet MS]Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda [I]Allahu ekber[/I] diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği [I]Allahu ekber[/I][I]’[/I]e müsavi[/FONT][FONT=Trebuchet MS]geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda [I]Allahu ekber[/I] demeleri, küre-i arzın büyük bir [I]Allahu ekber’[/I]i hükmüne geçiyor.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/CENTER] [B][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Burada anlatılan mana kanaatimizce şudur:[/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Üstadımız Dokuzuncu Nota' da seslerin ittihat ettiğini ifade ederken, manevi ve gaybi alemde ittihat eden bu seslerin alem-i şehadette de ittihat etmesi durumunda, Küre-i arzın büyüklüğü nispetinde büyük bir Allahuekber'i olacaktı. Dolayısıyla bu seslerin maddi ve şehadet alemindeki ittihadı değil, manevi ve gaybi alemlerdeki ittihadı kast edilmektedir.[/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=darkred]Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr-u etrafıyla [I]Allahu ekber[/I] deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Arefe diliyle [I]Allahu ekber[/I] diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağaramisal ağızlarındaki havada temessül ediyor. Birtek [I]Allahu ekber[/I] kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz [I]Allahu ekber[/I] vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüç ederek sadâ veriyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Burada, yeryüzünde dağınık bir şekilde yapılan ibadet ve tesbihlerin, zihin ve hayal aleminde toplanması ve ne kadar azametli bir zikir ve tesbih şekline girmesi ifade ediliyor. Özellikle bayram namazlarında tevhid ehli olan Müslümanların yapmış oldukları zikirler ve tesbihler; faraza bir ağız, bir kalp, bir niyet şekline girse, ne kadar azametli bir zikir ve tesbih olur, o mana ihsas edilmeye çalışılıyor.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Dünyanın her tarafındaki Müslümanların Kabe'ye yönelmeleri, ona göre zikir ve tesbihte bulunmaları, Kabe’nin bir merkez, bir kalp konumunda olduğuna işarettir. Yani [B][FONT=Trebuchet MS]"dünyadaki bütün Müslümanlar bir insan şekline girse idi, Kabe bu büyük insanın kalbi olurdu"[/FONT][/B] denilerek bir teşbih yapılmıştır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Kabe öyle kudsi bir mekan ki, oraya giden hacıların ekserisi, samimi bir niyet ve fedakarlık ile gidiyorlar ve bütün İslam aleminin bayram namazlarında yapmış oldukları zikir ve tesbihlere bir imame, bir serzakir vaziyetine giriyorlar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Faraza, gök yüzünden bayram namazında alınan ibadet vaziyetini ihata ile seyir mümkün olsa, ne denli haşmetli ve azametli bir suret teşekkül eder o zaman anlaşılır. Kabe’nin samimi bir kalbe benzetilmesinde; hem mecaz hem de hacıların samimi niyetine işaret vardır. Her iki manayı anlamakta bir sakınca yoktur. Kabe, hem bütün Müslümanların sembolik bir kalbi, hem de oraya giden hacıların samimi birer Müslüman olmalarıdır.[/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=darkred]İşte, bu arzı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibâdına mescid ve mahlûklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâle, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmına ümmet eylemiş.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [RIGHT]sorularlarisale.com'dan sitesinden derlenmiştir[/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
s.a arkadaşlar mesnevi nuriyede 9. nota ve açıklamasını nereden bulabilirim
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst