Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
'Said Nursi'nin etkisini incelememiz lazım'
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 31518" data-attributes="member: 857"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><strong>'Said Nursi'nin etkisini incelememiz lazım'</strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Çalışlar, Said Nursi'nin olağanüstü etkisinin araştırılması gerektiğini kaydederek 'Özellikle laikler toplumun dinle kurduğu ilişkiye bakmalı' </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><img src="http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/47551.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Cumhuriyet gazetesinden Radikal'e geçen Oral Çalışlar, Said Nursî’nin olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelemek gerektiğini kaydederek bu konuda bakın neler söyledi. Yeni Asya gazetesinde Hasan Hüseyin Kemal'e röportaj veren Çalışlar şunları kaydetti.</span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Kitaplığınızda Risâle-i Nur var, görüyorum. </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Said Nursî’nin toplum hayatımızdaki etkisini daha rahat konuşmamız gerekiyor. Bence Türkiye böyle bir noktaya gelmiştir. Said Nursî konusunda haklı veya haksız birçok önyargı var. Onun için de Said Nursî tartışmasını ön ambargosuz yapmamız gerekiyor. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Peki okumalarınız sonucunda nasıl bir Said Nursî çıktı karşınıza? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bir şey söyleyecek kadar duruma hakim değilim. Nursî’nin toplumun büyük bir kısmı üzerinde bu olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelememiz lâzım. Bunu daha genişletirsek insanların dinle olan, dinin toplumla olan ilişkisini yeni gözle anlamamız lâzım. Özellikle bizim gibi laiklerin toplumun dinle kurduğu ilişkinin derinliğini yeniden gözlemlememiz gerekiyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* İnsanların bu konularda nasıl bir ön ambargoları var? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Küçük yaştan beri aldığınız pozitivist eğitimle dini bir yere koyuyorsunuz. Ona uygun kalıpları da onun üstüne yerleştiriyorsunuz. Bu bakış açısıyla Kur’ân’ı yüzlerce kez okuyun, fayda etmez. Çünkü okuduğunuz şeyi de farklı kendi bakış açınıza göre anlamaya başlıyorsunuz. Artık milyonlarca insanı kendine bağlayan dinleri yok sayma anlayışını sağlıklı bulmuyorum. Bunu da anlamak lâzım. İnsanlar bu ilişkiyi neden kuruyor, hangi sorularına cevap buluyorlar? Bunları anlayınca Türkiye’yi daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. Artık pozitivist önyargıların bir işe yaramadığını düşünüyorum. Ben Buhari’nin hadis kitabını neredeyse ezbere biliyorum, ancak pozitivist bir bakışla okudum. Şimdi dinî kaynakları başka bir bakış açısıyla okumaya çalışıyorum. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Hz. Muhammed’i nasıl okuyorsunuz? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Hz. Muhammed’i okurken onun yenileşmeci, modernleşmeci özelliklerini çok önemsedim. Topluma yenilik getiriyor, yeni kurallar koyuyor. Arap dünyasını ileri bir hamleyle yükseltiyor. “Kötü Araplar, iyi Türkleri zorla Müslüman yaptı” tartışması yanlıştır. O tarihlerde İslâm medeniyetin merkezi ve Araplar medeni. Üstün uygarlık geri uygarlığı yeniyor. Şu an Batı uygarlığı nasıl Doğu uygarlığını yeniyorsa, o gün İslâm uygarlığı içine kapılı toplulukları yeni bir uygarlıkla içine çekiyor. Senin ürettiğin düşünce dünyaya yeni bir şeyler getirecekse üstün oluyorsun. Şu anki Müslümanların sorunu bu. 40 sene önce Türkiye’de toplumsal kurallar bile dinî kurallar olarak lanse ediliyordu. İçine kapanmacı toplumsal kurallar, dinî referanslar verilerek yapılıyordu. Sen İslâmın kurallarını insanlığı korumak, insanlığa katkı yapacak ilerlemeye açık şekilde okursan Kur’ân âyetleri sana daha modern yollar da gösterir, ama bakış açına göre tersi de olabilir. Tıpkı El-Kaide gibi... </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Türkiye, siyaset ve medya tarihine şahitlik etmiş biri olarak geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Geçmişime baktığımda siyasî ve gazeteci kimliğim içi içe geçmiş durumda. 12 Mart ve 12 Eylül Askerî Darbeleri sonuç olarak benim yedi sene hapiste yatmama neden oldu. Askerler her geldiğinde bizi içeri attılar onun için askerî darbelerle bir akrabalığım var. Bunun dışında çocukluğumda yaşadığım 27 Mayıs Darbesi var. Benim ailem Halk Partisi’nin yönetimlerinde bulunmuş insanlardı. 27 Mayıs Darbesi sırasında çok sevinmiştik. Hatta ben Yüksek Adalet Divanı 15 kişiye idam verdiği halde, Millî Birlik Komitesi neden sadece 3 kişi idam etti diye üzülmüştüm. Bu düşüncenin ne kadar korkunç bir düşünce olduğunu darbelerle yüzleşince anladım. Benim hayatım askerî darbelerle hesaplaşma tarihi olarak geçti. Tabiî bir de misyoner kuşaktan geliyoruz. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Nasıl bir misyonerlik? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">1960’lı yıllar dünyada yükselen bir sol hareket vardı. Biz de Türkiye’yi daha güzel bir Türkiye yapmak için dünyadaki sosyalist modelleri kendi meşreplerimize göre benimseyip devrim yapacağını zannettik. Büyük fedakârlıklarla halka yöneleceğiz ve bu köhne düzeni değiştireceğiz diye hareket ettik. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Geçmişe dönüp bakıldığında istenmeden de olsa köhne düzenin bir parçası haline geldiğinizi düşünüyor musunuz? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tarihi farklı dönemlerde farklı şekillerde okuyabilirsiniz. On sene önce okuduğunuzda fedakârlık olarak görülen bir olay otuz sene sonra bambaşka bir bakış açısıyla okunabilir. 68 kuşağının misyonerliğini abartılı bir şekilde anlatanlar olduğu gibi, başkalarının ajanıymış gibi lanse edip yerin dibine sokanlar da var. Bence, ikisi de doğru değil. Biz genç yaşımızda adaletsizliğe uğrayan insanlara koştuk. Genç yaşımızda taşıdığımız bu misyon kendi içinde zaafları da bereberinde taşıyordu. Deniz Gezmiş asıldığında 25 yaşındaydı, benim oğlum 30 yaşında, ben ona hâlâ ‘bebek’ gibi bakıyorum. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Benim kafama sizin Millî Birlik Komitesi’nin sadece 3 kişiyi idam etmesine üzülmeniz takıldı. Sizi bu ruh haline sokan yapı, düşünce, siyaset, ismi her neyse sizce neydi? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Şu anda yaşadığımız aşırı kamplaşma ve birbirini yok etme kültürü o günlerde de vardı. İki taraf da birbirini yok etme güdüsüyle hareket ediyordu. 14 yaşlarında olduğum dönemde, DP bütün kötülüklerin kaynağı gibi geliyordu. “Öyle bir sille vurulsun ki, Türkiye’nin önü açılsın” diyordum. Kendi kendime vicdan muhasebesi yaptığımda böyle düşündüğüme çok üzülüyorum. Beni böyle düşündüren koşullarda yaşamak istemiyorum. Böyle birşeyin yaşanmaması için birşeyler söylemek gerektiği inancıyla bunları anlatıyorum. Hâlâ o kamplaşma kültürünün içinde olduğumuz için bunları söylüyorum. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Bugün araçlar değişti galiba? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bugün idam cezası kalmadı, ama sizin söylediğiniz gibi metodlar değişti. Bu kamplaşma ortamına baktığımızda en azından bir kesimin yok edecek acımasızlığa yatkın olduğunu görüyoruz. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Böyle düşünen bir insan darbeleri ve ‘Ergenekon’ gibi acımasız bir örgütü savunan gazetede nasıl çalıştı diye bir soru gelebilir? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Gelsin... Türkiye’deki bütün medyayı kuşatan ekonomik, siyasî, ideolojik tercihleri aşmama imkân yok. Mecburen bir yerde çalışacağım. Çalıştığım yer bana tahammül ettiği sürece orada çalışmaya devam ederim. Ben 16 yıl ne düşündüysem Cumhuriyet’te onu yazdım. Benim onlara tahammül etmem yanında onların da bana tahammül etmeleri var. 16 yıl onların düşüncesinin tersine birşeyler yazdığımda bütün gazetelerde olabilecek konuşmaların dışında bana müdahale etmediler. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Sizce Türkiye’de ilkesellik sorunu mu var? Sanki duruma göre pozisyon belirleme söz konusu. </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Türkiye’de demokrasi kültürü yok. Siyasî partilere baktığınızda padişahlık sistemini görüyorsunuz. Öbür taraftan toplum içinde yerleşmiş bir demokrasi kültürü bulamıyorsunuz. Türkiye’deki bu kamplaşmada taraf olmazsanız herkes size kızıyor. Taraflardan birinin parçası olduğunuzda ise onun kurallarına, ihtiyaçlarına uymak durumunda kalıyorsunuz. Yani nereden bakarsanız bakın, bir baskı altındasınız. Bizim gibi insanlar tarafsız yaklaşmaya çalışıyorlar. Ben Cumhuriyet’te çalışırken bile Erdoğan’a haksızlık yapıldığında onu savunan biriydim. Bugün haksızlığa uğrasa gene savunurum. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Sizce bu kutuplaşmadan ve baskıdan niye kurtulamıyoruz? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Demokrasi ve hoşgörü kültürü toplumsal mesele ve bunların topluma yerleşmesi zamana ihtiyaç duyan şeyler. Siyasî partiler kanunu böyle olduğu sürece, kafalarında demokrasi olmayan siyasiler mecliste olduğu sürece buradan demokrasi çıkmaz. Bunun dışında toplumsal olarak siz çocuğu döverek terbiye etmeye kalkıyorsanız demokrasiyi baştan reddediyorsunuz demektir. Bu toplum başkasını kendine benzetmekten, baskı uygulamaktan zevk alıyor. Oruç tutmayana baskı yapanla, başörtülüye baskı yapan zihniyet aynı, ikisi de gerici... </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Bir de kutuplaşmalar sürecinde birbirini tanımadan korkan kesimler var. Sizce bu korkuların bir kısmı insanların birbirini tanımamasından kaynaklanıyor olabilir mi? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bu kesimlerin birbiriyle temas etmesi, birbiriyle alış veriş etmesi lâzım. Kutuplaşmalar iki kesimi birbirinden koparıyor ve temas şansını yok ediyor. Siz tanımadığınızdan korkarsınız. Bu uzlaşma zemininin güvencesi, güven vermeyen siyasiler değil, toplumun ve devletin demokratik dönüşümüdür. Siz bir taraftan AB’ye karşı çıkıp bir taraftan da başörtüsünden korkamazsınız. Bunun sonucu “Asker gelsin bizi kurtarsın”a gider. Öbür taraftan AKP’ye “şeriat getirecek misiniz?” demek yerine AB konusundaki zaaflarıyla mücadele etmek lâzım. 1982 Anayasası her türlü diktatörlüğün önünü açan bir anayasa, onun için bundan kurtulmamız gerekiyor. Farklı düşüncelerin ortaya konulabileceği, konuşulabileceği, örgütlenebileceği bir sistem için demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Demokratik yeni bir anayasa yaptığınızda “Asker gelsin bizi kurtarsın” diyenler endişeye düşüyor. Kurtarıcıları yok edilmiş hissediyorlar... </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Anayasa değişikliğine sadece militarizmin siyasetten uzaklaştırılması olarak değil, parti içi demokrasiden tutun, mecliste herkesimin temsil edilmesine kadar geniş bir yelpazeyle bakmak lâzım. Batıda seçim barajları yüzde 2.5 istisna olarak da yüzde 5. Bu oranın altındaki siyasî hareketlerin mecliste temsil edilmesi noktasında bile önlemler var. Eğer siz bunları yapmayıp sadece askeri siyasetin dışına çıkarırsanız bile mesele çözülmez. Demokrasilerde askerin siyasetten çekilmesi temel mesele, ancak bizdeki Siyasî Partiler Kanunu yöneticilere sonsuz yetkiler veriyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Bir taraftan militarizm, bir taraftan Siyasî Partiler Kanununu değiştirmeyen siyasiler, sanki halk arada sıkışmış gibi? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Halk son seçimlerde demokrasiden yana olduğunu gösterdi. AKP’ye parti bağlamı dışında demokrasiden yanayım diye oy verdi. Ama AKP Siyasî Partiler Kanununu hâlâ değiştirmiyor. Genel merkezin tayin ettiği bir meclisin halkı temsil kabiliyeti olamaz. Meclis demokrasiyi üç parti liderinin temsil ettiği bir meclis. Benim gazeteci milletvekili arkadaşlarım var, onların haline acıyorum. Şahsî iradelerini gösteremiyorlar, genel merkezin ağzına bakıyorlar. Gazeteciyken fikirlerini açıkça söyleyebiliyorlardı. </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Genel başkanın baskısı yanında siyaset üzerinde bir de askerin baskısı var. Siz Genelkurmay’ın kurumsal ‘Ergenekon’ ziyaretini nasıl değerlendirdiniz? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Önemli olan askerin siyaset üzerindeki etkisinin nasıl kırılacağıdır. Bence asker AB süreci ilerledikçe, küresel ilişkiler geliştikçe siyasete müdahalede zorlanıyor. Ergenekon ziyareti de askerin siyasete müdahalesini meşrulaştırma zorlamasıdır. Bunun yanında orgeneralleri, teğmenleri, muvazzaf askerleri gözaltına alarak, hapiste tutarak sivil irade asker üstünde gücünü hissettirebiliyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Ergenekonla bütün darbecilerin içeri atılmadığı fikri de var? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bütün hepsi tutuklanmamış olabilir, ancak bu tutuklananları görmezden geleceğiz anlamına gelmemeli. </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Ergenekoncuların ziyaretini askerin siyasete müdahalesini meşrûlaştırması olarak yorumladınız. Peki Genelkurmayın gazetecilerle buluşması? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Demokratik ülkelerde görülmeyecek şekilde askerlerin medya ve siyaset üzerindeki etkisi sağlıksız bir şekilde devam ediyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Peki gazeteciler için bu etik bir sorun değil mi? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bu sadece gazetecilerin değil, siyasetçilerin de sorunu. Genelkurmayın Ergenekon ziyareti sonrası Başbakan Erdoğan kalkıp “İnsanî bir ziyaret” diyebiliyor. Avrupa’da bir başbakan böyle bir açıklama yapamaz. Medya da askeri siyaset içinde güçlü bir aktör olarak kabul ediyor, meşrûiyetini onaylıyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Gazetecileri bağlayan başbakanın davranışı mı yoksa gazetecilik etiği mi? </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Son görüşmelerin geçmişten daha pozitif olduğunu görüyoruz. Katılan gazetecilerden sekiz tanesi yanlış sorsa içlerinden ikisi doğru soru sorarsa bu Türkiye’nin kazancına olur. Meselâ Genelkurmay’a “Niye diğer gazeteleri içeri dâvet etmediniz?” demişler, doğru düzgün bir cevap alamamışlar. İşte bunlar güzel sorular. Genelkurmay haftada bir brifing vereceğini söylemiş. Bu yeni gelişmeyi iyi kullanmalıyız. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">* Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “28 Şubat doğru bir hareketti ancak yanlışlar olmuş olabilir bırakalım bu yanlışları zaman değerlendirsin” meâlinde açıklamaları olmuş. Cengiz Çandar da bunun üzerine “Andıç” olayını Genelkurmaya hatırlatan bir yazı yazdı... </span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Genelkurmay, Andıç’ın tarafı olarak kendini savunabilir. Biz de Andıç’ın mağdurları olarak sorumlulara dâvâ açabiliriz. Ben Andıç’ın mağduru olan arkadaşlarımın Çevik Bir gibi dönemin sorumlularına “Haklarında yalan ifade düzenlemekten” dâvâ açmaları gerektiği kanaatindeyim. Bunların hesabı sorumlu askerlerden sorulsun. Genelkurmay “Biz bunların hesabını soracağız” diyemez, ancak biz onlara bunları sorabiliriz. Bunlar da yeni gelişmeler. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 9px"><span style="color: darkred"><strong>Yeni Asya</strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 31518, member: 857"] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred][B]'Said Nursi'nin etkisini incelememiz lazım'[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Çalışlar, Said Nursi'nin olağanüstü etkisinin araştırılması gerektiğini kaydederek 'Özellikle laikler toplumun dinle kurduğu ilişkiye bakmalı' [/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred][IMG]http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/47551.jpg[/IMG][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Cumhuriyet gazetesinden Radikal'e geçen Oral Çalışlar, Said Nursî’nin olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelemek gerektiğini kaydederek bu konuda bakın neler söyledi. Yeni Asya gazetesinde Hasan Hüseyin Kemal'e röportaj veren Çalışlar şunları kaydetti.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Kitaplığınızda Risâle-i Nur var, görüyorum. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Said Nursî’nin toplum hayatımızdaki etkisini daha rahat konuşmamız gerekiyor. Bence Türkiye böyle bir noktaya gelmiştir. Said Nursî konusunda haklı veya haksız birçok önyargı var. Onun için de Said Nursî tartışmasını ön ambargosuz yapmamız gerekiyor. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Peki okumalarınız sonucunda nasıl bir Said Nursî çıktı karşınıza? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bir şey söyleyecek kadar duruma hakim değilim. Nursî’nin toplumun büyük bir kısmı üzerinde bu olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelememiz lâzım. Bunu daha genişletirsek insanların dinle olan, dinin toplumla olan ilişkisini yeni gözle anlamamız lâzım. Özellikle bizim gibi laiklerin toplumun dinle kurduğu ilişkinin derinliğini yeniden gözlemlememiz gerekiyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* İnsanların bu konularda nasıl bir ön ambargoları var? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Küçük yaştan beri aldığınız pozitivist eğitimle dini bir yere koyuyorsunuz. Ona uygun kalıpları da onun üstüne yerleştiriyorsunuz. Bu bakış açısıyla Kur’ân’ı yüzlerce kez okuyun, fayda etmez. Çünkü okuduğunuz şeyi de farklı kendi bakış açınıza göre anlamaya başlıyorsunuz. Artık milyonlarca insanı kendine bağlayan dinleri yok sayma anlayışını sağlıklı bulmuyorum. Bunu da anlamak lâzım. İnsanlar bu ilişkiyi neden kuruyor, hangi sorularına cevap buluyorlar? Bunları anlayınca Türkiye’yi daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. Artık pozitivist önyargıların bir işe yaramadığını düşünüyorum. Ben Buhari’nin hadis kitabını neredeyse ezbere biliyorum, ancak pozitivist bir bakışla okudum. Şimdi dinî kaynakları başka bir bakış açısıyla okumaya çalışıyorum. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Hz. Muhammed’i nasıl okuyorsunuz? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Hz. Muhammed’i okurken onun yenileşmeci, modernleşmeci özelliklerini çok önemsedim. Topluma yenilik getiriyor, yeni kurallar koyuyor. Arap dünyasını ileri bir hamleyle yükseltiyor. “Kötü Araplar, iyi Türkleri zorla Müslüman yaptı” tartışması yanlıştır. O tarihlerde İslâm medeniyetin merkezi ve Araplar medeni. Üstün uygarlık geri uygarlığı yeniyor. Şu an Batı uygarlığı nasıl Doğu uygarlığını yeniyorsa, o gün İslâm uygarlığı içine kapılı toplulukları yeni bir uygarlıkla içine çekiyor. Senin ürettiğin düşünce dünyaya yeni bir şeyler getirecekse üstün oluyorsun. Şu anki Müslümanların sorunu bu. 40 sene önce Türkiye’de toplumsal kurallar bile dinî kurallar olarak lanse ediliyordu. İçine kapanmacı toplumsal kurallar, dinî referanslar verilerek yapılıyordu. Sen İslâmın kurallarını insanlığı korumak, insanlığa katkı yapacak ilerlemeye açık şekilde okursan Kur’ân âyetleri sana daha modern yollar da gösterir, ama bakış açına göre tersi de olabilir. Tıpkı El-Kaide gibi... [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Türkiye, siyaset ve medya tarihine şahitlik etmiş biri olarak geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Geçmişime baktığımda siyasî ve gazeteci kimliğim içi içe geçmiş durumda. 12 Mart ve 12 Eylül Askerî Darbeleri sonuç olarak benim yedi sene hapiste yatmama neden oldu. Askerler her geldiğinde bizi içeri attılar onun için askerî darbelerle bir akrabalığım var. Bunun dışında çocukluğumda yaşadığım 27 Mayıs Darbesi var. Benim ailem Halk Partisi’nin yönetimlerinde bulunmuş insanlardı. 27 Mayıs Darbesi sırasında çok sevinmiştik. Hatta ben Yüksek Adalet Divanı 15 kişiye idam verdiği halde, Millî Birlik Komitesi neden sadece 3 kişi idam etti diye üzülmüştüm. Bu düşüncenin ne kadar korkunç bir düşünce olduğunu darbelerle yüzleşince anladım. Benim hayatım askerî darbelerle hesaplaşma tarihi olarak geçti. Tabiî bir de misyoner kuşaktan geliyoruz. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Nasıl bir misyonerlik? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]1960’lı yıllar dünyada yükselen bir sol hareket vardı. Biz de Türkiye’yi daha güzel bir Türkiye yapmak için dünyadaki sosyalist modelleri kendi meşreplerimize göre benimseyip devrim yapacağını zannettik. Büyük fedakârlıklarla halka yöneleceğiz ve bu köhne düzeni değiştireceğiz diye hareket ettik. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Geçmişe dönüp bakıldığında istenmeden de olsa köhne düzenin bir parçası haline geldiğinizi düşünüyor musunuz? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Tarihi farklı dönemlerde farklı şekillerde okuyabilirsiniz. On sene önce okuduğunuzda fedakârlık olarak görülen bir olay otuz sene sonra bambaşka bir bakış açısıyla okunabilir. 68 kuşağının misyonerliğini abartılı bir şekilde anlatanlar olduğu gibi, başkalarının ajanıymış gibi lanse edip yerin dibine sokanlar da var. Bence, ikisi de doğru değil. Biz genç yaşımızda adaletsizliğe uğrayan insanlara koştuk. Genç yaşımızda taşıdığımız bu misyon kendi içinde zaafları da bereberinde taşıyordu. Deniz Gezmiş asıldığında 25 yaşındaydı, benim oğlum 30 yaşında, ben ona hâlâ ‘bebek’ gibi bakıyorum. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Benim kafama sizin Millî Birlik Komitesi’nin sadece 3 kişiyi idam etmesine üzülmeniz takıldı. Sizi bu ruh haline sokan yapı, düşünce, siyaset, ismi her neyse sizce neydi? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Şu anda yaşadığımız aşırı kamplaşma ve birbirini yok etme kültürü o günlerde de vardı. İki taraf da birbirini yok etme güdüsüyle hareket ediyordu. 14 yaşlarında olduğum dönemde, DP bütün kötülüklerin kaynağı gibi geliyordu. “Öyle bir sille vurulsun ki, Türkiye’nin önü açılsın” diyordum. Kendi kendime vicdan muhasebesi yaptığımda böyle düşündüğüme çok üzülüyorum. Beni böyle düşündüren koşullarda yaşamak istemiyorum. Böyle birşeyin yaşanmaması için birşeyler söylemek gerektiği inancıyla bunları anlatıyorum. Hâlâ o kamplaşma kültürünün içinde olduğumuz için bunları söylüyorum. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Bugün araçlar değişti galiba? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bugün idam cezası kalmadı, ama sizin söylediğiniz gibi metodlar değişti. Bu kamplaşma ortamına baktığımızda en azından bir kesimin yok edecek acımasızlığa yatkın olduğunu görüyoruz. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Böyle düşünen bir insan darbeleri ve ‘Ergenekon’ gibi acımasız bir örgütü savunan gazetede nasıl çalıştı diye bir soru gelebilir? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Gelsin... Türkiye’deki bütün medyayı kuşatan ekonomik, siyasî, ideolojik tercihleri aşmama imkân yok. Mecburen bir yerde çalışacağım. Çalıştığım yer bana tahammül ettiği sürece orada çalışmaya devam ederim. Ben 16 yıl ne düşündüysem Cumhuriyet’te onu yazdım. Benim onlara tahammül etmem yanında onların da bana tahammül etmeleri var. 16 yıl onların düşüncesinin tersine birşeyler yazdığımda bütün gazetelerde olabilecek konuşmaların dışında bana müdahale etmediler. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Sizce Türkiye’de ilkesellik sorunu mu var? Sanki duruma göre pozisyon belirleme söz konusu. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Türkiye’de demokrasi kültürü yok. Siyasî partilere baktığınızda padişahlık sistemini görüyorsunuz. Öbür taraftan toplum içinde yerleşmiş bir demokrasi kültürü bulamıyorsunuz. Türkiye’deki bu kamplaşmada taraf olmazsanız herkes size kızıyor. Taraflardan birinin parçası olduğunuzda ise onun kurallarına, ihtiyaçlarına uymak durumunda kalıyorsunuz. Yani nereden bakarsanız bakın, bir baskı altındasınız. Bizim gibi insanlar tarafsız yaklaşmaya çalışıyorlar. Ben Cumhuriyet’te çalışırken bile Erdoğan’a haksızlık yapıldığında onu savunan biriydim. Bugün haksızlığa uğrasa gene savunurum. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Sizce bu kutuplaşmadan ve baskıdan niye kurtulamıyoruz? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Demokrasi ve hoşgörü kültürü toplumsal mesele ve bunların topluma yerleşmesi zamana ihtiyaç duyan şeyler. Siyasî partiler kanunu böyle olduğu sürece, kafalarında demokrasi olmayan siyasiler mecliste olduğu sürece buradan demokrasi çıkmaz. Bunun dışında toplumsal olarak siz çocuğu döverek terbiye etmeye kalkıyorsanız demokrasiyi baştan reddediyorsunuz demektir. Bu toplum başkasını kendine benzetmekten, baskı uygulamaktan zevk alıyor. Oruç tutmayana baskı yapanla, başörtülüye baskı yapan zihniyet aynı, ikisi de gerici... [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Bir de kutuplaşmalar sürecinde birbirini tanımadan korkan kesimler var. Sizce bu korkuların bir kısmı insanların birbirini tanımamasından kaynaklanıyor olabilir mi? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bu kesimlerin birbiriyle temas etmesi, birbiriyle alış veriş etmesi lâzım. Kutuplaşmalar iki kesimi birbirinden koparıyor ve temas şansını yok ediyor. Siz tanımadığınızdan korkarsınız. Bu uzlaşma zemininin güvencesi, güven vermeyen siyasiler değil, toplumun ve devletin demokratik dönüşümüdür. Siz bir taraftan AB’ye karşı çıkıp bir taraftan da başörtüsünden korkamazsınız. Bunun sonucu “Asker gelsin bizi kurtarsın”a gider. Öbür taraftan AKP’ye “şeriat getirecek misiniz?” demek yerine AB konusundaki zaaflarıyla mücadele etmek lâzım. 1982 Anayasası her türlü diktatörlüğün önünü açan bir anayasa, onun için bundan kurtulmamız gerekiyor. Farklı düşüncelerin ortaya konulabileceği, konuşulabileceği, örgütlenebileceği bir sistem için demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Demokratik yeni bir anayasa yaptığınızda “Asker gelsin bizi kurtarsın” diyenler endişeye düşüyor. Kurtarıcıları yok edilmiş hissediyorlar... [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Anayasa değişikliğine sadece militarizmin siyasetten uzaklaştırılması olarak değil, parti içi demokrasiden tutun, mecliste herkesimin temsil edilmesine kadar geniş bir yelpazeyle bakmak lâzım. Batıda seçim barajları yüzde 2.5 istisna olarak da yüzde 5. Bu oranın altındaki siyasî hareketlerin mecliste temsil edilmesi noktasında bile önlemler var. Eğer siz bunları yapmayıp sadece askeri siyasetin dışına çıkarırsanız bile mesele çözülmez. Demokrasilerde askerin siyasetten çekilmesi temel mesele, ancak bizdeki Siyasî Partiler Kanunu yöneticilere sonsuz yetkiler veriyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Bir taraftan militarizm, bir taraftan Siyasî Partiler Kanununu değiştirmeyen siyasiler, sanki halk arada sıkışmış gibi? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Halk son seçimlerde demokrasiden yana olduğunu gösterdi. AKP’ye parti bağlamı dışında demokrasiden yanayım diye oy verdi. Ama AKP Siyasî Partiler Kanununu hâlâ değiştirmiyor. Genel merkezin tayin ettiği bir meclisin halkı temsil kabiliyeti olamaz. Meclis demokrasiyi üç parti liderinin temsil ettiği bir meclis. Benim gazeteci milletvekili arkadaşlarım var, onların haline acıyorum. Şahsî iradelerini gösteremiyorlar, genel merkezin ağzına bakıyorlar. Gazeteciyken fikirlerini açıkça söyleyebiliyorlardı. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Genel başkanın baskısı yanında siyaset üzerinde bir de askerin baskısı var. Siz Genelkurmay’ın kurumsal ‘Ergenekon’ ziyaretini nasıl değerlendirdiniz? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Önemli olan askerin siyaset üzerindeki etkisinin nasıl kırılacağıdır. Bence asker AB süreci ilerledikçe, küresel ilişkiler geliştikçe siyasete müdahalede zorlanıyor. Ergenekon ziyareti de askerin siyasete müdahalesini meşrulaştırma zorlamasıdır. Bunun yanında orgeneralleri, teğmenleri, muvazzaf askerleri gözaltına alarak, hapiste tutarak sivil irade asker üstünde gücünü hissettirebiliyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Ergenekonla bütün darbecilerin içeri atılmadığı fikri de var? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bütün hepsi tutuklanmamış olabilir, ancak bu tutuklananları görmezden geleceğiz anlamına gelmemeli. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Ergenekoncuların ziyaretini askerin siyasete müdahalesini meşrûlaştırması olarak yorumladınız. Peki Genelkurmayın gazetecilerle buluşması? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Demokratik ülkelerde görülmeyecek şekilde askerlerin medya ve siyaset üzerindeki etkisi sağlıksız bir şekilde devam ediyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Peki gazeteciler için bu etik bir sorun değil mi? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bu sadece gazetecilerin değil, siyasetçilerin de sorunu. Genelkurmayın Ergenekon ziyareti sonrası Başbakan Erdoğan kalkıp “İnsanî bir ziyaret” diyebiliyor. Avrupa’da bir başbakan böyle bir açıklama yapamaz. Medya da askeri siyaset içinde güçlü bir aktör olarak kabul ediyor, meşrûiyetini onaylıyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Gazetecileri bağlayan başbakanın davranışı mı yoksa gazetecilik etiği mi? [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Son görüşmelerin geçmişten daha pozitif olduğunu görüyoruz. Katılan gazetecilerden sekiz tanesi yanlış sorsa içlerinden ikisi doğru soru sorarsa bu Türkiye’nin kazancına olur. Meselâ Genelkurmay’a “Niye diğer gazeteleri içeri dâvet etmediniz?” demişler, doğru düzgün bir cevap alamamışlar. İşte bunlar güzel sorular. Genelkurmay haftada bir brifing vereceğini söylemiş. Bu yeni gelişmeyi iyi kullanmalıyız. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]* Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “28 Şubat doğru bir hareketti ancak yanlışlar olmuş olabilir bırakalım bu yanlışları zaman değerlendirsin” meâlinde açıklamaları olmuş. Cengiz Çandar da bunun üzerine “Andıç” olayını Genelkurmaya hatırlatan bir yazı yazdı... [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Genelkurmay, Andıç’ın tarafı olarak kendini savunabilir. Biz de Andıç’ın mağdurları olarak sorumlulara dâvâ açabiliriz. Ben Andıç’ın mağduru olan arkadaşlarımın Çevik Bir gibi dönemin sorumlularına “Haklarında yalan ifade düzenlemekten” dâvâ açmaları gerektiği kanaatindeyim. Bunların hesabı sorumlu askerlerden sorulsun. Genelkurmay “Biz bunların hesabını soracağız” diyemez, ancak biz onlara bunları sorabiliriz. Bunlar da yeni gelişmeler. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=1][COLOR=darkred][B]Yeni Asya[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
'Said Nursi'nin etkisini incelememiz lazım'
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst