Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Said Nursi'nin 'Minaredeki Şarkı' Tepkisi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="zerrat" data-source="post: 174260" data-attributes="member: 1000608"><p><strong>Acaba bid'aları icad etmekle o kafile-i uzmâdan inhiraf eden, nereden nur bulabilir, hangi yoldan gidebilir?" </strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, rehberimiz ferman etmiş ki:</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 18px"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b823.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">Acaba bu ferman-ı katîye karşı, ulemâü's-sû' tabirine lâyık bazı bedbahtlar hangi maslahatı buluyorlar, hangi fetvâyı veriyorlar ki, lüzumsuz, zararlı bir surette şeâir-i İslâmiyenin bedîhiyâtına karşı geliyorlar, tebdili kabil görüyorlar?</span></span> Olsa olsa, muvakkat bir cilve-i mânâdan gelen bir intibah-ı muvakkat, o ulema-i sû'u aldatmıştır. </strong></p><p><strong>Meselâ, nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zarafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabanî ve paslı ve kesif ve ârızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. <span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Öyle de, şeâir-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maânîdeki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak, bir derece görünür.</span></span> <span style="font-size: 18px">Fakat, ciltten cüdâ olmuş bir meyve gibi, o mübarek mânâların ruhları uçar, zulmetli kalb ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider. <span style="color: red">Nur uçar, dumanı kalır. </span>Her ne ise... </span></strong></p><p><strong>Sekizinci Nükte: <span style="font-size: 15px"><span style="color: purple">Buna dair bir düstur-u hakikati beyan etmek lâzım. Şöyle ki: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: purple">Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi hukukullah sayılan "hukuk-u umumiye" namıyla iki nevi hukuk var. Öyle de, mesâil-i şer'iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara "şeâir-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku cihetiyle, umum onda hissedardır.</span></span> Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. <span style="font-size: 22px"><span style="color: red">O şeâirin en cüz'îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum Âlem-i İslâma taallûk ettiği gibi, Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler, düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler! </span></span></strong></p><p><strong>Dokuzuncu Nükte: <span style="font-size: 22px"><span style="color: black">Mesâil-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 22px"><span style="color: darkred">Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 22px"><span style="color: black">"Her bid'at dalâlettir ve her dalâlet Cehennem ateşindedir." <span style="font-size: 12px">Müslim, Cum'a: 43; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Nesâî, Î'deyn: 22; İbni Mâce, Mukaddime: 6, 7; Dârîmî, Mukaddime: 16, 23; Müsned, 3:310, 371, 4:126, 127. </span></span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">Şeâirin taabbüdî kısmı, <span style="color: black">hikmet ve maslahat onu tağyir edemez.</span> Taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor; <span style="color: black">ona ilişilmez. Yüz bin maslahat gelse onu tağyir edemez.</span> Öyle de, "Şeâirin faydası yalnız malûm mesâlihtir" <span style="color: black">denilmez ve öyle bilmek hatadır.</span> Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faydası olabilir. </span></span></strong></p><p><strong>Meselâ, biri dese, <span style="font-size: 18px"><span style="color: darkred">"Ezanın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu hâlde bir tüfek atmak kâfidir." Halbuki, o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezâniye içinde <span style="color: red">o bir maslahattır. </span>Tüfek sesi o maslahatı verse, acaba <span style="color: green">nev-i beşer namına, yahut o şehir ahâlisi namına, hilkat-i kâinatın netice-i uzmâsı ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak? </span></span></span></strong></p><p><strong>Elhasıl, <span style="font-size: 18px"><span style="color: black">Cehennem lüzumsuz değil. Çok işler var ki, bütün kuvvetiyle "Yaşasın Cehennem" der. Cennet dahi ucuz değildir; mühim fiyat ister. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b824.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: magenta">"Cehennem ehli ile Cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, muradına ermiş olanların tâ kendisidir." Haşir Sûresi: 59:20. </span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-size: 18px"><span style="color: black"><strong>Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup | 385-386</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="zerrat, post: 174260, member: 1000608"] [B]Acaba bid'aları icad etmekle o kafile-i uzmâdan inhiraf eden, nereden nur bulabilir, hangi yoldan gidebilir?" [/B] [B][SIZE=5][COLOR=red]Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, rehberimiz ferman etmiş ki:[/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=5][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b823.gif[/IMG][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][COLOR=red]Acaba bu ferman-ı katîye karşı, ulemâü's-sû' tabirine lâyık bazı bedbahtlar hangi maslahatı buluyorlar, hangi fetvâyı veriyorlar ki, lüzumsuz, zararlı bir surette şeâir-i İslâmiyenin bedîhiyâtına karşı geliyorlar, tebdili kabil görüyorlar?[/COLOR][/SIZE] Olsa olsa, muvakkat bir cilve-i mânâdan gelen bir intibah-ı muvakkat, o ulema-i sû'u aldatmıştır. [/B] [B]Meselâ, nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zarafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabanî ve paslı ve kesif ve ârızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. [SIZE=4][COLOR=darkred]Öyle de, şeâir-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maânîdeki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak, bir derece görünür.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=5]Fakat, ciltten cüdâ olmuş bir meyve gibi, o mübarek mânâların ruhları uçar, zulmetli kalb ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider. [COLOR=red]Nur uçar, dumanı kalır. [/COLOR]Her ne ise... [/SIZE][/B] [B]Sekizinci Nükte: [SIZE=4][COLOR=purple]Buna dair bir düstur-u hakikati beyan etmek lâzım. Şöyle ki: [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][COLOR=purple]Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi hukukullah sayılan "hukuk-u umumiye" namıyla iki nevi hukuk var. Öyle de, mesâil-i şer'iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara "şeâir-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku cihetiyle, umum onda hissedardır.[/COLOR][/SIZE] Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. [SIZE=6][COLOR=red]O şeâirin en cüz'îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum Âlem-i İslâma taallûk ettiği gibi, Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler, düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler! [/COLOR][/SIZE][/B] [B]Dokuzuncu Nükte: [SIZE=6][COLOR=black]Mesâil-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=6][COLOR=darkred]Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=6][COLOR=black]"Her bid'at dalâlettir ve her dalâlet Cehennem ateşindedir." [SIZE=3]Müslim, Cum'a: 43; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Nesâî, Î'deyn: 22; İbni Mâce, Mukaddime: 6, 7; Dârîmî, Mukaddime: 16, 23; Müsned, 3:310, 371, 4:126, 127. [/SIZE][/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=5][COLOR=red]Şeâirin taabbüdî kısmı, [COLOR=black]hikmet ve maslahat onu tağyir edemez.[/COLOR] Taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor; [COLOR=black]ona ilişilmez. Yüz bin maslahat gelse onu tağyir edemez.[/COLOR] Öyle de, "Şeâirin faydası yalnız malûm mesâlihtir" [COLOR=black]denilmez ve öyle bilmek hatadır.[/COLOR] Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faydası olabilir. [/COLOR][/SIZE][/B] [B]Meselâ, biri dese, [SIZE=5][COLOR=darkred]"Ezanın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu hâlde bir tüfek atmak kâfidir." Halbuki, o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezâniye içinde [COLOR=red]o bir maslahattır. [/COLOR]Tüfek sesi o maslahatı verse, acaba [COLOR=green]nev-i beşer namına, yahut o şehir ahâlisi namına, hilkat-i kâinatın netice-i uzmâsı ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak? [/COLOR][/COLOR][/SIZE][/B] [B]Elhasıl, [SIZE=5][COLOR=black]Cehennem lüzumsuz değil. Çok işler var ki, bütün kuvvetiyle "Yaşasın Cehennem" der. Cennet dahi ucuz değildir; mühim fiyat ister. [/COLOR][/SIZE][/B] [B][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b824.gif[/IMG][/B] [B][SIZE=5][COLOR=magenta]"Cehennem ehli ile Cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, muradına ermiş olanların tâ kendisidir." Haşir Sûresi: 59:20. [/COLOR][/SIZE][/B] [SIZE=5][COLOR=magenta] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=5][COLOR=black][B]Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup | 385-386[/B][/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Said Nursi'nin 'Minaredeki Şarkı' Tepkisi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst