Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
SATIR ARKASI
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Nevzatt" data-source="post: 53411" data-attributes="member: 1580"><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>“SATILIK BİLİM”</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>GÜNÜMÜZDE bilim, sermayenin işaretine göre şekil alabilen bir hamura dönüştü. Özellikle bilim sahasına yeni adım atmış araştırmacılar, kariyerlerine hızlı bir giriş yapmak için araştırmalarına büyük paralar peşinde koşuyorlar. Bundan belki onların kariyeri olumlu etkileniyor, ama saf bilgi ve insanların iyiliği açısından aynı derece olumlu bir sonuç çıkmıyor.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>İngiliz Guardian gazetesindeki köşe yazısında George Monbiot, bu konuda çarpıcı tespitlerde bulunuyor:</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>“Eskiden bilim çalışmalarına devlet desteği çoktu. Fakat günümüzde bu durum hızla değişiyor. Artık araştırmaların büyük bölümü, özel şirketler tarafından finanse ediliyor. Üniversitelerde bile endüstri dünyasının ihtiyaçlarını karşılamak düşüncesiyle, genç araştırmacılar şirketlere yönlendiriliyor. Tüm bunların sonucunda, ahlâklı bilim adamlığının kökü kurudu. İngiltere’nin en iyi beyinleri, şimdi, bizi soymanın yeni araçlarını bulmaya çalışıyorlar. Çalıştıkları konu, ‘Belli malların tüketimini etkileyen tercih ve davranış örüntüleri.’ </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Hangi konuda araştırma yapılacağına artık bilim adamları değil, şirketler karar veriyor. Petrol araştırmalarına harcanan para, yenilenebilir enerji araştırmalarına harcanan paranın beş katı. Oysa yenilenebilir enerji kaynakları tam da araştırma yapılması gereken yeni bir çalışma alanı. Ama bu alanda neredeyse hiç araştırma yapılamıyor. Çünkü araştırma fonları petrol şirketlerinin elinde.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Bu durumdan aslında en olumsuz etkilenenler bilim adamları. Çünkü yaptıkları çalışmalar, eski çalışmaların basit bir teyidine dönüştü. Ama onlar da tepki gösterecekleri yerde, şirketlerin yanında yer alıp, halktan uzaklaşıyorlar. Bir halk düşmanlığına doğru hızla ilerliyorlar.”</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Monbiot’un söylediklerinden de anlaşılıyor ki, modern bakış açısının öngördüğü şekilde bilimsel çalışmalar arttıkça, insanların daha iyi şartlara kavuşması söz konusu bile değil. Tam aksine, kâr amaçlı şirketlerin emrine girdikçe, bilim insanlık karşıtı bir hâl alıyor. </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>FARABİ ve MUTLULUK</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>PEK çok klasik düşünür gibi, Farabi için de mutluluk duyusal hazların ötesindedir. Mutluluk bir his değil, bir hâldir; yani varoluşsal bir durumdur. Mutlu olmak, eşyanın hakikatine ulaşmakla mümkündür. Bu manada mutluluk mahsus (hislerle elde edilebilen bir şey) değil, makuldür (yani akıl ve tefekkür yoluyla elde edilir). </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Çünkü mahsus olan geçicidir, sınırlıdır. Dahası sınırlı olduğu için paylaşımı her zaman çatışmaya yol açma potansiyeline sahiptir. Tarih, sınırlı kaynakların paylaşımı için yapılan savaşların bir dökümüdür. Oysa akli ve makul olan, paylaşıldıkça azalan bir şey değildir. Akla taalluk eden bir hâl olarak mutluluk ne kadar yayılırsa, paylaşım alanı o kadar yaygınlaşır.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>— Farabi’nin mutluluğa getirdiği bu ilginç yorum, her şeyden önce mutluluğu geçici hazlarda aramaktan artık vazgeçmemiz gerektiğini söylüyor. Çünkü dediği gibi Farabi’nin, mutluluk bir hâl, his değil!</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>BÜYÜKLER RAKAMDAN HOŞLANIR</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>“Büyükler, </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>rakamlardan hoşlanırlar. Onlara yeni bir dosttan </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>söz ederseniz, </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>asıl önemli olan şeyleri sormazlar size; </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>hiçbir zaman </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>“Sesinin tonu nasıl? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>En çok sevdiği oyunlar hangileri? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Kelebek koleksiyonu </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>yapar mı?” diye </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>sordukları olmaz, </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>“Kaç yaşında? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Kaç erkek kardeşi var? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Kilosu ne kadar? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Babası ne kadar </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>kazanıyor?” </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>diye sorar ve </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>yalnızca o zaman </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>onu tanıdıklarına inanırlar.”</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>— Küçük Prens’ten</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>HAREM: PADİŞAHIN EVİ</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>AVRUPALILARIN egzotik anlatımları sonucu, biz de padişahların evini pornografik bir gözle görür olduk. Oysa, harem her şeyden önce bir ev, padişahın evi. Bu ev, tasvir edildiği gibi padişahların zevk u sefa sürdüğü, en büyük dedikodu ve entrikaların döndüğü, en acımasız cinayetlerin işlendiği bir ‘altın kafes’ değil.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Halil İnalcık’ın belirttiği gibi, Enderun nasıl Osmanlı devletinin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir okul ise, Harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir mektepti. </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Harem’i tek boyutlu tasvir edenler, Harem’i bir kez dahi görmemiş Avrupalılardı. Belki de görmedikleri için hayal güçlerini fazla çalıştırmışlardı. Nitekim, padişahın geceyi birlikte geçireceği cariyeyi seçmek için iki sıra hâlinde dizilmiş cariyeler arasından geçerken beğendiği güzelin önüne mendil bıraktığı hikâyesi, yine bir Avrupalı olan Lady Montagu tarafından tekzip edilmişti. III. Ahmed döneminde (1703–1730) İngiltere'nin İstanbul elçisi olan Wortley Montagu'nun eşi olan Lady Montagu, Harem’in işleyişine şahit olan ender Avrupalılardan birisiydi.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>GENÇLER NEDEN CİNAYET İŞLİYOR?</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>HER NE KADAR aileler “Benim oğlum bunu yapacak biri değil” deseler de, cinayeti işleyen bu ülkenin çocukları. Farkında mısınız, bu çocuklar, son zamanlarda taşıyamayacağı yüklerin altına itiliyor. His dünyalarına yönelik öyle propagandalar yapılıyor ki, etkilenmemek mümkün değil. Küçüklüklerini babalarından daha iyi olma telkiniyle geçiren bu çocuklar, içinde bulunduğumuz dönemde 'keskin kelimeler'le sivriliyor. Toplantı salonlarına, tartışma platformlarına, aydınlanma panellerine, sivil toplum mitinglerine, parti kongrelerine bakar mısınız. İnsanlar birbirlerini hangi kelimelerle suçluyor? Vatan, millet, din, iman, ulus gibi birleştirici anlamları olan değerlerden sonra hangi kelimeler kullanılıyor? "Satılıyor, bölünüyor, gidiyor, hainler, alçaklar, düşmanlar, satılmışlar, misyonerler, geçit vermeyiz, yemin ederiz, kanımızın son damlasına kadar, Çanakkale savaşı gibi, hiç bu kadar kötü olmamıştı... vb." ifadeleri duymayan kaldı mı? En son hangi mitingde söylendi bu ifadeler? </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Konuşma mekânlarımızın dili çok sert. Herkes kendini kurtarıcı olarak görüyor. Torunlarıyla oturup hayatının keyfini sürmesi gereken adamlar, ellerine silah alıp bayrak üstüne yemin ettiriyor. Ölme ve öldürmenin kurtuluş için gerekliliğini anlatıyorlar.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Gittiği küçücük ilde bile milletin gözünün içine baka baka, “Burada yüzlerce kilise var.” diye bağıran politik tiplere ne demeli ya? Görüşlerini ‘ver coşkuyu al sonucu’ yöntemiyle savunanlarla konuşmak mümkün değil. Karşı tarafı görünce sinirden dişleri kilitleniyor. </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Ezberletilmiş sloganların ötesine geçemiyorlar. Haliyle kısa cümlelerden oluşan sözleri çabuk bitiyor. Sözün bittiği yerde elbette şiddet devreye giriyor. (Ali Akkuş, Zaman gazetesi)</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>İSLÂM’A BU DÜŞMANLIK NİYE?</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>KİTAP Ehli ile müslümanlar arasındaki ilişkinin kökleri, ta Hazreti İbrahim’e kadar gidiyor. Üç dinin (yahudilik, hıristiyanlık, islâmiyet) ortak özelliği, üçünün de “ibrahimî dinler” olması. Gelgelelim, ilk ikisi ile üçüncüsü arasında ciddi bir ayrım yapılıyor. Daha doğrusu ilk ikisi, üçüncü kardeşi kendilerinden çok uzakta görüyor ve uzakta tutuyorlar. </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Burada gerçekten ilginç bir psikoloji işliyor. Şöyle ki, normal şartlar altında Yahudi ve Hıristiyanlığın, İslâmiyeti (ve onun peygamberini) kabul etmeleri gerekir. Çünkü eğer İslâmiyeti benimsemek istemiyorlarsa, “Biz İslâmiyeti tanıyoruz, ama kendi dinimizden vazgeçmiyoruz” diyebilirlerdi. Bu, onların kendilerine (ve dinlerine) güvenlerinin bir ifadesi de olurdu. Fakat böyle bir normal tepki yerine, hem Yahudilik hem de Hıristiyanlık, hummalı bir gayretle, İslâmiyetin (ve onun peygamberinin) meşru olmadığını haykırıyor, onun hakkında akla hayale gelmez iftiralar atıyorlar. Hazreti Muhammed’in (a.s.m) aslında bir kilise mensubu olduğu, ama kiliseden çıkarak sapkın bir mezhep meydana getirdiğine kadar envaî çeşit iftiralar.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Yahudiler Hz. İsa’yı, Hıristiyanlar Hz. Musa’yı kabul ederken, İslâm’a ve Hz. Muhammed’e yönelik bu aşırı tutumun kaynağı ne? Neden savunma duvarlarını kendilerinden bu kadar uzakta örüyorlar?</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Psikolojik açıdan bunun iki sebebi olabilir: Ya İslâm’dan çok korkuyorlar ya da ondan nefret ediyorlar. Yahudi ve Hıristiyanlık açısından baktığımızda bunun her ikisinin de geçerli olduğunu görüyoruz. Bugünlerde Avrupa kıtasında yeniden canlanan ‘islamofobi’ kavramı, İslâm’dan korkulduğunu ifade ediyor. Avrupalılar aynı zamanda İslâm’dan nefret ettiklerini de her fırsatta belli ediyorlar.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Bu iki duygu, doğal olarak, Avrupalıların İslâm’ı sürekli kendilerinden ötede konumlandırmalarını sonuç veriyor. İslâm hakkındaki geçmiş çarpıtmaların tedavülde bulunuyor oluşu, bu kısır daireyi tamamlıyor.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Bu daireyi oluşturan zincirler ancak şu şekilde devre dışı kalabilir: Ya Ehl-i Kitap kendi dinlerinden memnun olmayıp arayışa girecek ya da Müslümanların reddi kabul olmayan faziletli davranışlarına tanık olunacak.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Bugün birincisinin mevcut olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Peki ya, ikincisi?</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Nevzatt, post: 53411, member: 1580"] [size=3][font=comic sans ms][b]“SATILIK BİLİM” GÜNÜMÜZDE bilim, sermayenin işaretine göre şekil alabilen bir hamura dönüştü. Özellikle bilim sahasına yeni adım atmış araştırmacılar, kariyerlerine hızlı bir giriş yapmak için araştırmalarına büyük paralar peşinde koşuyorlar. Bundan belki onların kariyeri olumlu etkileniyor, ama saf bilgi ve insanların iyiliği açısından aynı derece olumlu bir sonuç çıkmıyor. İngiliz Guardian gazetesindeki köşe yazısında George Monbiot, bu konuda çarpıcı tespitlerde bulunuyor: “Eskiden bilim çalışmalarına devlet desteği çoktu. Fakat günümüzde bu durum hızla değişiyor. Artık araştırmaların büyük bölümü, özel şirketler tarafından finanse ediliyor. Üniversitelerde bile endüstri dünyasının ihtiyaçlarını karşılamak düşüncesiyle, genç araştırmacılar şirketlere yönlendiriliyor. Tüm bunların sonucunda, ahlâklı bilim adamlığının kökü kurudu. İngiltere’nin en iyi beyinleri, şimdi, bizi soymanın yeni araçlarını bulmaya çalışıyorlar. Çalıştıkları konu, ‘Belli malların tüketimini etkileyen tercih ve davranış örüntüleri.’ Hangi konuda araştırma yapılacağına artık bilim adamları değil, şirketler karar veriyor. Petrol araştırmalarına harcanan para, yenilenebilir enerji araştırmalarına harcanan paranın beş katı. Oysa yenilenebilir enerji kaynakları tam da araştırma yapılması gereken yeni bir çalışma alanı. Ama bu alanda neredeyse hiç araştırma yapılamıyor. Çünkü araştırma fonları petrol şirketlerinin elinde. Bu durumdan aslında en olumsuz etkilenenler bilim adamları. Çünkü yaptıkları çalışmalar, eski çalışmaların basit bir teyidine dönüştü. Ama onlar da tepki gösterecekleri yerde, şirketlerin yanında yer alıp, halktan uzaklaşıyorlar. Bir halk düşmanlığına doğru hızla ilerliyorlar.” Monbiot’un söylediklerinden de anlaşılıyor ki, modern bakış açısının öngördüğü şekilde bilimsel çalışmalar arttıkça, insanların daha iyi şartlara kavuşması söz konusu bile değil. Tam aksine, kâr amaçlı şirketlerin emrine girdikçe, bilim insanlık karşıtı bir hâl alıyor. FARABİ ve MUTLULUK PEK çok klasik düşünür gibi, Farabi için de mutluluk duyusal hazların ötesindedir. Mutluluk bir his değil, bir hâldir; yani varoluşsal bir durumdur. Mutlu olmak, eşyanın hakikatine ulaşmakla mümkündür. Bu manada mutluluk mahsus (hislerle elde edilebilen bir şey) değil, makuldür (yani akıl ve tefekkür yoluyla elde edilir). Çünkü mahsus olan geçicidir, sınırlıdır. Dahası sınırlı olduğu için paylaşımı her zaman çatışmaya yol açma potansiyeline sahiptir. Tarih, sınırlı kaynakların paylaşımı için yapılan savaşların bir dökümüdür. Oysa akli ve makul olan, paylaşıldıkça azalan bir şey değildir. Akla taalluk eden bir hâl olarak mutluluk ne kadar yayılırsa, paylaşım alanı o kadar yaygınlaşır. — Farabi’nin mutluluğa getirdiği bu ilginç yorum, her şeyden önce mutluluğu geçici hazlarda aramaktan artık vazgeçmemiz gerektiğini söylüyor. Çünkü dediği gibi Farabi’nin, mutluluk bir hâl, his değil! BÜYÜKLER RAKAMDAN HOŞLANIR “Büyükler, rakamlardan hoşlanırlar. Onlara yeni bir dosttan söz ederseniz, asıl önemli olan şeyleri sormazlar size; hiçbir zaman “Sesinin tonu nasıl? En çok sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapar mı?” diye sordukları olmaz, “Kaç yaşında? Kaç erkek kardeşi var? Kilosu ne kadar? Babası ne kadar kazanıyor?” diye sorar ve yalnızca o zaman onu tanıdıklarına inanırlar.” — Küçük Prens’ten HAREM: PADİŞAHIN EVİ AVRUPALILARIN egzotik anlatımları sonucu, biz de padişahların evini pornografik bir gözle görür olduk. Oysa, harem her şeyden önce bir ev, padişahın evi. Bu ev, tasvir edildiği gibi padişahların zevk u sefa sürdüğü, en büyük dedikodu ve entrikaların döndüğü, en acımasız cinayetlerin işlendiği bir ‘altın kafes’ değil. Halil İnalcık’ın belirttiği gibi, Enderun nasıl Osmanlı devletinin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir okul ise, Harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir mektepti. Harem’i tek boyutlu tasvir edenler, Harem’i bir kez dahi görmemiş Avrupalılardı. Belki de görmedikleri için hayal güçlerini fazla çalıştırmışlardı. Nitekim, padişahın geceyi birlikte geçireceği cariyeyi seçmek için iki sıra hâlinde dizilmiş cariyeler arasından geçerken beğendiği güzelin önüne mendil bıraktığı hikâyesi, yine bir Avrupalı olan Lady Montagu tarafından tekzip edilmişti. III. Ahmed döneminde (1703–1730) İngiltere'nin İstanbul elçisi olan Wortley Montagu'nun eşi olan Lady Montagu, Harem’in işleyişine şahit olan ender Avrupalılardan birisiydi. GENÇLER NEDEN CİNAYET İŞLİYOR? HER NE KADAR aileler “Benim oğlum bunu yapacak biri değil” deseler de, cinayeti işleyen bu ülkenin çocukları. Farkında mısınız, bu çocuklar, son zamanlarda taşıyamayacağı yüklerin altına itiliyor. His dünyalarına yönelik öyle propagandalar yapılıyor ki, etkilenmemek mümkün değil. Küçüklüklerini babalarından daha iyi olma telkiniyle geçiren bu çocuklar, içinde bulunduğumuz dönemde 'keskin kelimeler'le sivriliyor. Toplantı salonlarına, tartışma platformlarına, aydınlanma panellerine, sivil toplum mitinglerine, parti kongrelerine bakar mısınız. İnsanlar birbirlerini hangi kelimelerle suçluyor? Vatan, millet, din, iman, ulus gibi birleştirici anlamları olan değerlerden sonra hangi kelimeler kullanılıyor? "Satılıyor, bölünüyor, gidiyor, hainler, alçaklar, düşmanlar, satılmışlar, misyonerler, geçit vermeyiz, yemin ederiz, kanımızın son damlasına kadar, Çanakkale savaşı gibi, hiç bu kadar kötü olmamıştı... vb." ifadeleri duymayan kaldı mı? En son hangi mitingde söylendi bu ifadeler? Konuşma mekânlarımızın dili çok sert. Herkes kendini kurtarıcı olarak görüyor. Torunlarıyla oturup hayatının keyfini sürmesi gereken adamlar, ellerine silah alıp bayrak üstüne yemin ettiriyor. Ölme ve öldürmenin kurtuluş için gerekliliğini anlatıyorlar. Gittiği küçücük ilde bile milletin gözünün içine baka baka, “Burada yüzlerce kilise var.” diye bağıran politik tiplere ne demeli ya? Görüşlerini ‘ver coşkuyu al sonucu’ yöntemiyle savunanlarla konuşmak mümkün değil. Karşı tarafı görünce sinirden dişleri kilitleniyor. Ezberletilmiş sloganların ötesine geçemiyorlar. Haliyle kısa cümlelerden oluşan sözleri çabuk bitiyor. Sözün bittiği yerde elbette şiddet devreye giriyor. (Ali Akkuş, Zaman gazetesi) İSLÂM’A BU DÜŞMANLIK NİYE? KİTAP Ehli ile müslümanlar arasındaki ilişkinin kökleri, ta Hazreti İbrahim’e kadar gidiyor. Üç dinin (yahudilik, hıristiyanlık, islâmiyet) ortak özelliği, üçünün de “ibrahimî dinler” olması. Gelgelelim, ilk ikisi ile üçüncüsü arasında ciddi bir ayrım yapılıyor. Daha doğrusu ilk ikisi, üçüncü kardeşi kendilerinden çok uzakta görüyor ve uzakta tutuyorlar. Burada gerçekten ilginç bir psikoloji işliyor. Şöyle ki, normal şartlar altında Yahudi ve Hıristiyanlığın, İslâmiyeti (ve onun peygamberini) kabul etmeleri gerekir. Çünkü eğer İslâmiyeti benimsemek istemiyorlarsa, “Biz İslâmiyeti tanıyoruz, ama kendi dinimizden vazgeçmiyoruz” diyebilirlerdi. Bu, onların kendilerine (ve dinlerine) güvenlerinin bir ifadesi de olurdu. Fakat böyle bir normal tepki yerine, hem Yahudilik hem de Hıristiyanlık, hummalı bir gayretle, İslâmiyetin (ve onun peygamberinin) meşru olmadığını haykırıyor, onun hakkında akla hayale gelmez iftiralar atıyorlar. Hazreti Muhammed’in (a.s.m) aslında bir kilise mensubu olduğu, ama kiliseden çıkarak sapkın bir mezhep meydana getirdiğine kadar envaî çeşit iftiralar. Yahudiler Hz. İsa’yı, Hıristiyanlar Hz. Musa’yı kabul ederken, İslâm’a ve Hz. Muhammed’e yönelik bu aşırı tutumun kaynağı ne? Neden savunma duvarlarını kendilerinden bu kadar uzakta örüyorlar? Psikolojik açıdan bunun iki sebebi olabilir: Ya İslâm’dan çok korkuyorlar ya da ondan nefret ediyorlar. Yahudi ve Hıristiyanlık açısından baktığımızda bunun her ikisinin de geçerli olduğunu görüyoruz. Bugünlerde Avrupa kıtasında yeniden canlanan ‘islamofobi’ kavramı, İslâm’dan korkulduğunu ifade ediyor. Avrupalılar aynı zamanda İslâm’dan nefret ettiklerini de her fırsatta belli ediyorlar. Bu iki duygu, doğal olarak, Avrupalıların İslâm’ı sürekli kendilerinden ötede konumlandırmalarını sonuç veriyor. İslâm hakkındaki geçmiş çarpıtmaların tedavülde bulunuyor oluşu, bu kısır daireyi tamamlıyor. Bu daireyi oluşturan zincirler ancak şu şekilde devre dışı kalabilir: Ya Ehl-i Kitap kendi dinlerinden memnun olmayıp arayışa girecek ya da Müslümanların reddi kabul olmayan faziletli davranışlarına tanık olunacak. Bugün birincisinin mevcut olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Peki ya, ikincisi?[/b][/font][/size] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
SATIR ARKASI
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst