Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sebeplerin Sükut Ettiği Anlar...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="FaKiR" data-source="post: 142347" data-attributes="member: 10"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">SORU </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: red">"KAİNATTA en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyeye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar."</span> </span></p><p></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">1. Biz bu âlemde her şeyin sebeplere bağlı olduğunu öğrendik neden bunlar istisna? Hem hayatta ve vücutta bazen sebepleri görüyoruz. </span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><u>"Kainatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyese ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar." diyor Risale müellifi</u>. İnsanı secdeye götürecek büyük bir İlâhi hakikatin kapılarını aralıyor. Onun araladığı kapıdan girmek için biz de bismillah diyelim. </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Alemlerin Rabbi bu dört şey hariç kainattaki diğer neticeleri, sebepleri kullanarak oluşturabilmeye izni vermiştir. Yazı yazabilmek için kalem ve kağıt birer sebeptir. Bunları kullanarak yazı yazabilirsiniz. Yine ayaklarınızla yürüyebilir, ellerinizle tutabilirsiniz. Hamuru ekmek yapabilir, suyu buzdolabına koyarak dondurabilirsiniz… Oysa bu işlerin tümünde sebepler, sonuca yönelmiş birer duâdır sadece. Yani, derinden bakınca yazı yazabilmek için kainatta bulunan sebeplerin tamamının bir araya gelmesi gereklidir. Kağıdın var olması için ve elin hareket edebilmesi için kainatta var olan her şeye söz geçirebilmek gereklidir. Suya, havaya, topraktaki bin-bir elemente, güneşe.. söz geçiremediği halde, insanın dilemesi yerine getirilir. Çünkü, kulunun dilemesini makbul bir dua olarak dikkate alan bir İlâhı vardır. El kalem ile istediğimiz zaman yazar. Hamur ateşte ekmeğe dönüşür. Bizim bu fiillerdeki meşiet-i İlâhiyeyi ortaya koyabilmemiz için çok perdeleri yırtmamız gerekmektedir. </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Buna sadece toprakta tohumun çatlamasını örnek verelim; </span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Mesela, bir oto tamircisi bir arabayı vidalarına kadar dağıtsa sonra o parçalara, parçacıklara" haydi, siz kendiliğinizden toparlanıp araba haline gelin" dese, o parçacıkların toparlanıp araba haline gelebilmesi için her birinde mükemmel bir kudret, şuurlu bir irade, bir mühendis gibi bir ilim, her şeyi görür bir göz, her sesi işitir bir kulak, arkadaşlarıyla konuşup anlaşabilmesi için kuvvetli bir lisan, hem de tüm bunlara sahip olabilmesi için birer zatî hayat lazımdır. <u>Çünkü hayat olmazsa bunların hiç biri olmaz</u>... aralarında mükemmel bir işbirliği de gerekecektir.</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Her biri birer insan olsa yine o işbirliğini başaramazlar, aralarında, kavga çıkar. Tamirci araba yerine, hurda yığını bulur geldiğinde. </span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Topraktaki olay ise bu örnekten daha karmaşıktır. Çünkü, o araba parçaları yerine, demiri, bakırı, karbonu, kükürdü... bir araya toparlayıp “siz araba olun” desek, işler nasıl daha da karmaşık bir hale gelecekse, topraktaki atomların ve moleküllerin bir tohum sebebiyle ağaca dönüşmeleri de o kadar karmaşık ve imkansızdır. </span></span></p><p></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Şimdi şu toprak altındaki tohumu inceleyelim. Hayalimizle tâ atomlar mertebesine inelim öyle bakalım. Bakınız, tohum yıldızlar topluluğu halini, bir galaksi vaziyetini aldı. Yıldızların aralarında nasıl büyük mesafeler varsa, her atom arasında büyük mesafeler vardır. İşte, yukarıdan üçer-üçer bir kısım atomlar buraya doğru geliyorlar —bunlar su molekülleridir—; vaziyet birden değişti, atom kümesindeki atomlarda ciddi bir faaliyet, hummalı bir çalışma başladı. Bakınız çevredeki atomlarda hareketlendiler, üçer-beşer geliyorlar. Tohum galaksisinin etrafında toplanıp —okulun zilinin çalmasıyla sınıflara doluşan çocuklar misâli— belli bölgelerden galaksiye dahil olup hiç şaşırmadan, sanki daha önceden biliyorlarmışçasına kendilerine ayrılan yerlere gidiyorlar. Galaksi halden hale dönüyor; o kör-sağır, şuursuz, cansız, cahil atomlar, öyle bir ciddiyetle öyle işler yapıyorlar ki; sanki her şeyi görür gözleri, her şeyi bilir ilimleri, özgün bir kudrete sahip ciddi tavırları vardır. İşte şimdi atomların arasından kendi dünyamıza dönüp meydana gelen şeye bakalım: Mükemmel ve azametli bir ağaç! O atomların neleri var, ne hadleri var ki; o atomlardan meydana gelen tohum, maddede hiç bulunmayan ve bulunması imkansız olan bir şeyin, ‘ihtiyaç’ın sahibi olsun. Çevredeki atomlar onun ihtiyacını bilsin, yardımına koşsun! Su, mahşer günü sesiyle tüm mahlukatın uyanmasına sebep olan İsrafîl (a.s.) gibi, bir dokunuşuyla o tohumu uyandırsın... Tohum olsa olsa bir plandır bir programdır. <u>Biçare zerreler o plan ve programı okuyup o ağacı yapabilir mi? Bir tuğlanın deliğine bir binanın plan ve programını koyup toprağa atsam bir gökdelen çıkabilir mi? </u></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: seagreen">Böyle bir bakış açısıyla kainata baktığımız zaman, sebepler sonuçlardan ellerini çekerler. Zaten sebeplerin elleri hiç bir zaman sonuçlara yetişemezler. Bu boşluğu doldurabilecek ve imkansızları mümkün kılabilecek ancak kudret-i ilâhiyedir. Sebeple sonucun arasındaki imkansız ve sonsuz mesafede kudret-i İlâhiyenin icraatları seyredilir. İş ve bakış bu noktaya vardığı zaman her şey O’na mahsus bir mucizeye dönüşür. Rahmet-i İlâhiyenin tebessümü görülür, insanı muhatap alan Zât’ı Akdes’in gizliden gizliye, derinden derine kainatı titreşime getiren o güçlü, kudretli sesi işitilir. </span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">Ancak, bakışı bu noktaya getirebilmek için, yukarıda yaptığımız gibi, sebepler perdesinin yırtılmasına ihtiyaç vardır. Ve her bir varlık kendi isteğiyle meydana gelen işlerinde gerçek bir mucize yaşamaktadır. Ne var ki, işlerin kendi isteğimizle meydana gelebilmesi, getirilmesi bakışımızın önündeki en kalın perdedir</span>. </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><u>Oysa, nur, vücûd, hayat ve rahmet ise, hiç bir sebebin bir araya gelmesiyle meydana getirilemezler. Kainattaki tüm sebepleri bir araya getirseniz de, gaybın bir yansıması olan nuru, yoktan var etmek olan vücudu, nûranî bir yansıma olan hayatı, sebepleri delerek gayba uzanan rahmeti oluşturamazsınız. Yoksa bunlar nedensiz yaratılıyor demek değildir yukarıdaki ifade. Çünkü, herhangi bir yansıma ortamı olmadan bunları fark edebilmek insan için imkansızdır. Öyle ise, rahmet de, nûr da, hayat da, vücût da nedenler ve sebepler üzerinde nedensiz ve sebepsiz, O’nun doğrudan dilemesiyle, meşîet-i hassa-i İlâhiyesiyle yansıyacaklardır.</u></span> </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bu kavramları kısaca bir bir izah edelim. </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bu dünyada sebeplerle ola gelen her şey, var olan şeylerin şekil değiştirmelerinden ibarettir. Sebeplerle yoktan var etme yoktur ve asla mümkün değildir. Çevremizdeki varlıkların tamamında ise, ancak yoktan var edildikten sonra sebeplerin bir tasarrufu söz konusu olabilir. Çevrenizdeki varlıklara ilk defa yoktan yaratılma hengamındaki halleriyle, 'yoktan var edilmekte olan şey' nazarıyla bakarsanız, hiç bir sebebin veya sebepler toplamının buna güç yetiremeyeceğini düşünmeksizin fark edeceksinizdir. Burada perde yoktur, bu nedenle tefekküre de fazla lüzum kalmayacaktır. İşte tam bu noktada, O'nun emrini doğrudan bu oluş üzerinde; araya herhangi bir sebebin eli uzanmadan, bu varoluşu doğrudan onun tasarrufu, onun dilemesi altında göreceksinizdir. İşte meşiet-i hassa, Zat'ı Akdes'in bu doğrudan sebepsiz dileme halidir. </span></span></p><p></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><u>Nur</u></span>, Arapça'da <u><span style="color: red">yansıma anlamında</span></u> bir kelimedir. Nûr suresine ismini veren nûr ayetiyle bakılırsa, <span style="color: red"><u>İlahî isimlerin kainattaki yansımalarının tanımıdır</u></span>. Zaten kainatta esma-i ilahiyenin yansımaları hariç, başka bir yansıma yoktur. Perdeleri yırtarak gayb-şehadet, mülk-melekut sınırına geldiğinizde; artık, meşiet-i ilahiyenin doğrudan birer yansımaları olan esma-i ilahiyeden başka bir şey göremeyeceksinizdir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">----</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><u>Hayat dahi böyledir. Sebeplerin tümü bir araya getirilse de, hayat oluşturma imkanı elde edilememektedir</u></span>. Ancak başka bir hayatı kopyalayarak hayat oluşturulabilmektedir. Sonra ciddi bir yalan ve iftira olarak 'biz hayat verdik' denilmektedir. Veya Nemrut gibi, gitmek üzere olan bir hayatın gidişine sebeplerle engel olarak, bu geri döndürme işlemine 'hayat verme' adı takılmaktadır. Gerçekte ise, sebeplerin tümünün alçaldığı ve sustuğu bu mucizede, sebepler perdesine takılmadan doğrudan Zât'ından gelen bir dileme hali mevcuttur. Cansız bir varlığın üzerinde ilginç bir yansıma meydana getirerek, onu var olan her şeyle ilişki içerisine ancak, var olan her şeye söz geçiren biri olabilir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">-----</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><u>Rahmet ise</u></span>; örneğin, robot gibi varlıklar merhametliymiş gibi davranabilirler. İyi programlanmış bir robot bebek bakıcılığı yapabilir. <span style="color: seagreen">Ama bir annenin şefkatinin yansımalarını göremezsiniz bir robotun işleyişinde. Çünkü robot, içsel merhamet duygusundan mahrumdur. Bu duyguyu, bu duygusuz varlıkta hiç bir sebeple oluşturma imkanı yoktur. Bu duygu ancak gaybî bir tarafı bulunan, yani ruh sahibi birinin hali olabilir. Allah’ı, el-İlâh’ın rahmetini unuttuğumuz zaman, kainattaki tüm varlıklar da bir robotun mekanik işleyişi gibi olması gerekir.</span> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Robotta ne tebessüm vardır ne de gözyaşı.. Oysa bu kainatta ise hem tebessüm vardır, hem de gözyaşı.. çiçekleri seyredin, küçük masum bir çocuğun şirin simasına bakın, yağmurun hüznünü dinleyin. Darda kalmış insan için kainatın çarklarının nasıl durdurulabildiğine dikkat edin. Aynada, yüzünüzdeki ikramın arkasındaki rahmeti aralayın... Bir sabah vakti güneşin doğuşundaki rahmete adayın gözlerinizi… Böylece yüreğinizi Zât’ındaki rahmetin nedenler ve sebepler üzerinde, nedenlerden ve sebeplerden müstağni yansımalarına açın. Kainattaki rahmet, merhamet hakikatinin, sebepsiz doğrudan gayptan, Zât-ı Akdes tarafından geldiğine, kainatın sessiz şahitliğinde siz de şahitlik edin… ve ilan edin:</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Nerede rahmet varsa, orada sebepsiz meşiet-i ilahiye vardır. Girin meşiet-i İlâhiyenin size özel kapılarından, doğrudan O’nun rahmeti yansımaktadır.</span></span></p><p>Salih Özaytürk</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="FaKiR, post: 142347, member: 10"] [FONT=Comic Sans MS]SORU [/FONT] [FONT=Comic Sans MS][COLOR=red]"KAİNATTA en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyeye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar."[/COLOR] [/FONT] [FONT=Comic Sans MS]1. Biz bu âlemde her şeyin sebeplere bağlı olduğunu öğrendik neden bunlar istisna? Hem hayatta ve vücutta bazen sebepleri görüyoruz. [/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][U]"Kainatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyese ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar." diyor Risale müellifi[/U]. İnsanı secdeye götürecek büyük bir İlâhi hakikatin kapılarını aralıyor. Onun araladığı kapıdan girmek için biz de bismillah diyelim. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Alemlerin Rabbi bu dört şey hariç kainattaki diğer neticeleri, sebepleri kullanarak oluşturabilmeye izni vermiştir. Yazı yazabilmek için kalem ve kağıt birer sebeptir. Bunları kullanarak yazı yazabilirsiniz. Yine ayaklarınızla yürüyebilir, ellerinizle tutabilirsiniz. Hamuru ekmek yapabilir, suyu buzdolabına koyarak dondurabilirsiniz… Oysa bu işlerin tümünde sebepler, sonuca yönelmiş birer duâdır sadece. Yani, derinden bakınca yazı yazabilmek için kainatta bulunan sebeplerin tamamının bir araya gelmesi gereklidir. Kağıdın var olması için ve elin hareket edebilmesi için kainatta var olan her şeye söz geçirebilmek gereklidir. Suya, havaya, topraktaki bin-bir elemente, güneşe.. söz geçiremediği halde, insanın dilemesi yerine getirilir. Çünkü, kulunun dilemesini makbul bir dua olarak dikkate alan bir İlâhı vardır. El kalem ile istediğimiz zaman yazar. Hamur ateşte ekmeğe dönüşür. Bizim bu fiillerdeki meşiet-i İlâhiyeyi ortaya koyabilmemiz için çok perdeleri yırtmamız gerekmektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Buna sadece toprakta tohumun çatlamasını örnek verelim; [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Mesela, bir oto tamircisi bir arabayı vidalarına kadar dağıtsa sonra o parçalara, parçacıklara" haydi, siz kendiliğinizden toparlanıp araba haline gelin" dese, o parçacıkların toparlanıp araba haline gelebilmesi için her birinde mükemmel bir kudret, şuurlu bir irade, bir mühendis gibi bir ilim, her şeyi görür bir göz, her sesi işitir bir kulak, arkadaşlarıyla konuşup anlaşabilmesi için kuvvetli bir lisan, hem de tüm bunlara sahip olabilmesi için birer zatî hayat lazımdır. [U]Çünkü hayat olmazsa bunların hiç biri olmaz[/U]... aralarında mükemmel bir işbirliği de gerekecektir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Her biri birer insan olsa yine o işbirliğini başaramazlar, aralarında, kavga çıkar. Tamirci araba yerine, hurda yığını bulur geldiğinde. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Topraktaki olay ise bu örnekten daha karmaşıktır. Çünkü, o araba parçaları yerine, demiri, bakırı, karbonu, kükürdü... bir araya toparlayıp “siz araba olun” desek, işler nasıl daha da karmaşık bir hale gelecekse, topraktaki atomların ve moleküllerin bir tohum sebebiyle ağaca dönüşmeleri de o kadar karmaşık ve imkansızdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Şimdi şu toprak altındaki tohumu inceleyelim. Hayalimizle tâ atomlar mertebesine inelim öyle bakalım. Bakınız, tohum yıldızlar topluluğu halini, bir galaksi vaziyetini aldı. Yıldızların aralarında nasıl büyük mesafeler varsa, her atom arasında büyük mesafeler vardır. İşte, yukarıdan üçer-üçer bir kısım atomlar buraya doğru geliyorlar —bunlar su molekülleridir—; vaziyet birden değişti, atom kümesindeki atomlarda ciddi bir faaliyet, hummalı bir çalışma başladı. Bakınız çevredeki atomlarda hareketlendiler, üçer-beşer geliyorlar. Tohum galaksisinin etrafında toplanıp —okulun zilinin çalmasıyla sınıflara doluşan çocuklar misâli— belli bölgelerden galaksiye dahil olup hiç şaşırmadan, sanki daha önceden biliyorlarmışçasına kendilerine ayrılan yerlere gidiyorlar. Galaksi halden hale dönüyor; o kör-sağır, şuursuz, cansız, cahil atomlar, öyle bir ciddiyetle öyle işler yapıyorlar ki; sanki her şeyi görür gözleri, her şeyi bilir ilimleri, özgün bir kudrete sahip ciddi tavırları vardır. İşte şimdi atomların arasından kendi dünyamıza dönüp meydana gelen şeye bakalım: Mükemmel ve azametli bir ağaç! O atomların neleri var, ne hadleri var ki; o atomlardan meydana gelen tohum, maddede hiç bulunmayan ve bulunması imkansız olan bir şeyin, ‘ihtiyaç’ın sahibi olsun. Çevredeki atomlar onun ihtiyacını bilsin, yardımına koşsun! Su, mahşer günü sesiyle tüm mahlukatın uyanmasına sebep olan İsrafîl (a.s.) gibi, bir dokunuşuyla o tohumu uyandırsın... Tohum olsa olsa bir plandır bir programdır. [U]Biçare zerreler o plan ve programı okuyup o ağacı yapabilir mi? Bir tuğlanın deliğine bir binanın plan ve programını koyup toprağa atsam bir gökdelen çıkabilir mi? [/U][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=seagreen]Böyle bir bakış açısıyla kainata baktığımız zaman, sebepler sonuçlardan ellerini çekerler. Zaten sebeplerin elleri hiç bir zaman sonuçlara yetişemezler. Bu boşluğu doldurabilecek ve imkansızları mümkün kılabilecek ancak kudret-i ilâhiyedir. Sebeple sonucun arasındaki imkansız ve sonsuz mesafede kudret-i İlâhiyenin icraatları seyredilir. İş ve bakış bu noktaya vardığı zaman her şey O’na mahsus bir mucizeye dönüşür. Rahmet-i İlâhiyenin tebessümü görülür, insanı muhatap alan Zât’ı Akdes’in gizliden gizliye, derinden derine kainatı titreşime getiren o güçlü, kudretli sesi işitilir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red]Ancak, bakışı bu noktaya getirebilmek için, yukarıda yaptığımız gibi, sebepler perdesinin yırtılmasına ihtiyaç vardır. Ve her bir varlık kendi isteğiyle meydana gelen işlerinde gerçek bir mucize yaşamaktadır. Ne var ki, işlerin kendi isteğimizle meydana gelebilmesi, getirilmesi bakışımızın önündeki en kalın perdedir[/COLOR]. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red][U]Oysa, nur, vücûd, hayat ve rahmet ise, hiç bir sebebin bir araya gelmesiyle meydana getirilemezler. Kainattaki tüm sebepleri bir araya getirseniz de, gaybın bir yansıması olan nuru, yoktan var etmek olan vücudu, nûranî bir yansıma olan hayatı, sebepleri delerek gayba uzanan rahmeti oluşturamazsınız. Yoksa bunlar nedensiz yaratılıyor demek değildir yukarıdaki ifade. Çünkü, herhangi bir yansıma ortamı olmadan bunları fark edebilmek insan için imkansızdır. Öyle ise, rahmet de, nûr da, hayat da, vücût da nedenler ve sebepler üzerinde nedensiz ve sebepsiz, O’nun doğrudan dilemesiyle, meşîet-i hassa-i İlâhiyesiyle yansıyacaklardır.[/U][/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bu kavramları kısaca bir bir izah edelim. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bu dünyada sebeplerle ola gelen her şey, var olan şeylerin şekil değiştirmelerinden ibarettir. Sebeplerle yoktan var etme yoktur ve asla mümkün değildir. Çevremizdeki varlıkların tamamında ise, ancak yoktan var edildikten sonra sebeplerin bir tasarrufu söz konusu olabilir. Çevrenizdeki varlıklara ilk defa yoktan yaratılma hengamındaki halleriyle, 'yoktan var edilmekte olan şey' nazarıyla bakarsanız, hiç bir sebebin veya sebepler toplamının buna güç yetiremeyeceğini düşünmeksizin fark edeceksinizdir. Burada perde yoktur, bu nedenle tefekküre de fazla lüzum kalmayacaktır. İşte tam bu noktada, O'nun emrini doğrudan bu oluş üzerinde; araya herhangi bir sebebin eli uzanmadan, bu varoluşu doğrudan onun tasarrufu, onun dilemesi altında göreceksinizdir. İşte meşiet-i hassa, Zat'ı Akdes'in bu doğrudan sebepsiz dileme halidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red][U]Nur[/U][/COLOR], Arapça'da [U][COLOR=red]yansıma anlamında[/COLOR][/U] bir kelimedir. Nûr suresine ismini veren nûr ayetiyle bakılırsa, [COLOR=red][U]İlahî isimlerin kainattaki yansımalarının tanımıdır[/U][/COLOR]. Zaten kainatta esma-i ilahiyenin yansımaları hariç, başka bir yansıma yoktur. Perdeleri yırtarak gayb-şehadet, mülk-melekut sınırına geldiğinizde; artık, meşiet-i ilahiyenin doğrudan birer yansımaları olan esma-i ilahiyeden başka bir şey göremeyeceksinizdir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]----[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red][U]Hayat dahi böyledir. Sebeplerin tümü bir araya getirilse de, hayat oluşturma imkanı elde edilememektedir[/U][/COLOR]. Ancak başka bir hayatı kopyalayarak hayat oluşturulabilmektedir. Sonra ciddi bir yalan ve iftira olarak 'biz hayat verdik' denilmektedir. Veya Nemrut gibi, gitmek üzere olan bir hayatın gidişine sebeplerle engel olarak, bu geri döndürme işlemine 'hayat verme' adı takılmaktadır. Gerçekte ise, sebeplerin tümünün alçaldığı ve sustuğu bu mucizede, sebepler perdesine takılmadan doğrudan Zât'ından gelen bir dileme hali mevcuttur. Cansız bir varlığın üzerinde ilginç bir yansıma meydana getirerek, onu var olan her şeyle ilişki içerisine ancak, var olan her şeye söz geçiren biri olabilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]-----[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=red][U]Rahmet ise[/U][/COLOR]; örneğin, robot gibi varlıklar merhametliymiş gibi davranabilirler. İyi programlanmış bir robot bebek bakıcılığı yapabilir. [COLOR=seagreen]Ama bir annenin şefkatinin yansımalarını göremezsiniz bir robotun işleyişinde. Çünkü robot, içsel merhamet duygusundan mahrumdur. Bu duyguyu, bu duygusuz varlıkta hiç bir sebeple oluşturma imkanı yoktur. Bu duygu ancak gaybî bir tarafı bulunan, yani ruh sahibi birinin hali olabilir. Allah’ı, el-İlâh’ın rahmetini unuttuğumuz zaman, kainattaki tüm varlıklar da bir robotun mekanik işleyişi gibi olması gerekir.[/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Robotta ne tebessüm vardır ne de gözyaşı.. Oysa bu kainatta ise hem tebessüm vardır, hem de gözyaşı.. çiçekleri seyredin, küçük masum bir çocuğun şirin simasına bakın, yağmurun hüznünü dinleyin. Darda kalmış insan için kainatın çarklarının nasıl durdurulabildiğine dikkat edin. Aynada, yüzünüzdeki ikramın arkasındaki rahmeti aralayın... Bir sabah vakti güneşin doğuşundaki rahmete adayın gözlerinizi… Böylece yüreğinizi Zât’ındaki rahmetin nedenler ve sebepler üzerinde, nedenlerden ve sebeplerden müstağni yansımalarına açın. Kainattaki rahmet, merhamet hakikatinin, sebepsiz doğrudan gayptan, Zât-ı Akdes tarafından geldiğine, kainatın sessiz şahitliğinde siz de şahitlik edin… ve ilan edin:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Nerede rahmet varsa, orada sebepsiz meşiet-i ilahiye vardır. Girin meşiet-i İlâhiyenin size özel kapılarından, doğrudan O’nun rahmeti yansımaktadır.[/SIZE][/FONT] Salih Özaytürk [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sebeplerin Sükut Ettiği Anlar...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst