SABIR
Gâfilin kendini koruma mekanizmasıdır!
SABREDİLECEK ŞEY, “BEL”DIR!
Sabredilecek şey, BELÂDIR.. Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir...
Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir!. Çünki bir arınma vesilesidir...
Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz.. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, amiyane tâbirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!. Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak bela olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz..
Elinden geliyorsa o belâdan kurtulmanın yollarına başvurursun... Elinden gelmiyorsa oturup sabreder ve bu arada da o belânın gerçekte sende hangi konuda bir arınmaya yolaçacağını araştırırsın...
Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor Rasùlullah Aleyhisselâm; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!. Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belayı davet etmiş olursun.
Muaz bin Cebel radıyallâhu anh naklediyor bize bu açıklamaları:
“Rasûlullâh sallallahu aleyhivesellem bir adamın şöyle dua ettiğini işitti:
- Allahım senden SABIR isterim!.
- Sen Allah’tan BELÂ istedin!. ÂFİYET iste!.
Bu çok önemli bir uyarı… Rasûl aleyhisselâmın bize işaret ettiği gerçek şu: Bir insan Allah’tan SABIR istediği zaman, farkında olmadan demektir ki, “bana belâ ver de sabredeyim”…İşte bunun için sabır istemeyi men ediyor Resûl-i Ekrem ve onun yerine “âfiyet iste” diyor!.
Sabrı terketmeyen gerçeğe eremez!.
Benlikteysen, sabra muhtaçsın!..
Yakiyn’e erende sabır ne arar?..
Sabırla, rızası olmayan şeylerin neticesini bekleme.
Âdem`in yapısında bu 99 ismin mânâsı da mevcut. Ama, eğer Cennet ile sınırlı kalsa idi yaşamı; Cennet`ten çıkma zorunluluğu O`nun başına gelmeseydi, bu defa Âdem`de meselâ, "Sabır" ismi zâhir olmayacaktı, tecellî etmeyecekti..
Ama, ne zaman ki Âdem, Cennetten çıktı, dünya boyutu yaşamına indirildi; işte o anda öyle bir takım kısıtlamalarla, perdelenmelerle karşı karşıya kaldı ki, bunun neticesinde "Sabır" ismi tecelli etti.
Cennet yaşamında, "Sabır" ismi olmaz!
Çünkü Cennet ehlinin her istediği şey, anında meydana gelir. Dolayısıyla "Sabır" ismine yer yoktur Cennet`te.. Cennet yaşamını yaşayan varlıkta o isme yer kalmaz!
Sabredenlerdenseniz, sizde sabredeni hatırdan çıkartmayınız. Aksi halde sabrınız, ‘’şirk’’ olur!.
Allah, Eyyüb peygambere çok mal ve hayvan verdi. Eyyüb de, şükredici bir kul olarak Allah'ın verdiği bu nimetlerin sahibine mukabele ederdi. İblis onu kıskandı. Allah'a Ya rabbi, Eyyüb'un ibadeti çoktur. Lakin hangi kul vardır ki, sen bu kadar nimet veresin de o da ibadet etmemiş olsun.
Beni onun malı üzerine musallat kıl; ta ki onun bütün malını helak edeyim; o zaman nimetine nasıl küfredeceğini gör, dedi. Allah da, Ey mel'un! Elinden geleni yap, dedi. İblis evvela Eyyüb'un malını helak etti.
Eyyüb sabretti. Sonra yine Allah'ın izniyle Eyyüb'un oğullarına, kızlarına musallat olarak, bulundukları evi yıkıp helak olmalarına sebep oldu. Eyyüb yine sabretti.
İblis bu defa Eyyüb'un kendine musallat oldu. Bir gün Eyyüb secdede iken, İblis yeraltından gelip ağzına üfledi. İblis'in nefesi, Eyyüb'un bütün vücudunu ateş gibi yakıp kıpkızıl etti. Başından, gözlerinden, dilinden ve yüreğinden başka sağ yeri kalmadı.
Bütün gövdesi şişti, büyük derde ve belaya düştü. Eyyüb yine sabretti. Belası arttıkça sabrı da arttı. İblis son defa olarak Eyyüb'un hanımına musallat oldu. Onu kocasının hizmetinden ayırmak istedi. Yine muvaffak olamadı.
Nihayet Eyyüb peygambere iman etmiş olan üç kişi, bir gün Eyyüb'u ziyarete geldiler. Aralarında konuşurlarken, Eyyüb ki bu kadar derde müptela oldu; bunca zamandır Allah'tan bir inayet ve bir merhamet yetişmedi. Öyle görünür ki, Allah bundan vazgeçmiştir. Yoksa mutlaka belası nihayet bulurdu, dediler.
Eyyüb peygamber bunu işitince çok incindi. Allah'ın kendisinden vazgeçmiş olma ihtimali onu çok üzdü. Allah'a yalvardı. Allah merhamet etti ve "Ayağını yere vur; su çıksın" dedi. Eyyüb ayağını yere vurdu. Yerden latif bir su çıktı. Eyyüb onunla yıkandı ve o sudan içti. Bütün dertlerden kurtuldu.
İşte sabır kahramanı Hz. Eyyüb'un darbımesel haline gelen sabrının kısaca hikayesi budur.
Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir. (Zümer Suresi /10)
Sabır, imanın yarısıdır. (Hadis-i Şerif)
Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da iman olamaz. (Hz. Ali r.a.)
Gâfilin kendini koruma mekanizmasıdır!
SABREDİLECEK ŞEY, “BEL”DIR!
Sabredilecek şey, BELÂDIR.. Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir...
Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir!. Çünki bir arınma vesilesidir...
Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz.. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, amiyane tâbirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!. Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak bela olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz..
Elinden geliyorsa o belâdan kurtulmanın yollarına başvurursun... Elinden gelmiyorsa oturup sabreder ve bu arada da o belânın gerçekte sende hangi konuda bir arınmaya yolaçacağını araştırırsın...
Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor Rasùlullah Aleyhisselâm; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!. Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belayı davet etmiş olursun.
“Rasûlullâh sallallahu aleyhivesellem bir adamın şöyle dua ettiğini işitti:
- Allahım senden SABIR isterim!.
- Sen Allah’tan BELÂ istedin!. ÂFİYET iste!.
Bu çok önemli bir uyarı… Rasûl aleyhisselâmın bize işaret ettiği gerçek şu: Bir insan Allah’tan SABIR istediği zaman, farkında olmadan demektir ki, “bana belâ ver de sabredeyim”…İşte bunun için sabır istemeyi men ediyor Resûl-i Ekrem ve onun yerine “âfiyet iste” diyor!.
Benlikteysen, sabra muhtaçsın!..
Yakiyn’e erende sabır ne arar?..
Sabırla, rızası olmayan şeylerin neticesini bekleme.
Âdem`in yapısında bu 99 ismin mânâsı da mevcut. Ama, eğer Cennet ile sınırlı kalsa idi yaşamı; Cennet`ten çıkma zorunluluğu O`nun başına gelmeseydi, bu defa Âdem`de meselâ, "Sabır" ismi zâhir olmayacaktı, tecellî etmeyecekti..
Ama, ne zaman ki Âdem, Cennetten çıktı, dünya boyutu yaşamına indirildi; işte o anda öyle bir takım kısıtlamalarla, perdelenmelerle karşı karşıya kaldı ki, bunun neticesinde "Sabır" ismi tecelli etti.
Cennet yaşamında, "Sabır" ismi olmaz!
Çünkü Cennet ehlinin her istediği şey, anında meydana gelir. Dolayısıyla "Sabır" ismine yer yoktur Cennet`te.. Cennet yaşamını yaşayan varlıkta o isme yer kalmaz!
Allah, Eyyüb peygambere çok mal ve hayvan verdi. Eyyüb de, şükredici bir kul olarak Allah'ın verdiği bu nimetlerin sahibine mukabele ederdi. İblis onu kıskandı. Allah'a Ya rabbi, Eyyüb'un ibadeti çoktur. Lakin hangi kul vardır ki, sen bu kadar nimet veresin de o da ibadet etmemiş olsun.
Beni onun malı üzerine musallat kıl; ta ki onun bütün malını helak edeyim; o zaman nimetine nasıl küfredeceğini gör, dedi. Allah da, Ey mel'un! Elinden geleni yap, dedi. İblis evvela Eyyüb'un malını helak etti.
Eyyüb sabretti. Sonra yine Allah'ın izniyle Eyyüb'un oğullarına, kızlarına musallat olarak, bulundukları evi yıkıp helak olmalarına sebep oldu. Eyyüb yine sabretti.
İblis bu defa Eyyüb'un kendine musallat oldu. Bir gün Eyyüb secdede iken, İblis yeraltından gelip ağzına üfledi. İblis'in nefesi, Eyyüb'un bütün vücudunu ateş gibi yakıp kıpkızıl etti. Başından, gözlerinden, dilinden ve yüreğinden başka sağ yeri kalmadı.
Bütün gövdesi şişti, büyük derde ve belaya düştü. Eyyüb yine sabretti. Belası arttıkça sabrı da arttı. İblis son defa olarak Eyyüb'un hanımına musallat oldu. Onu kocasının hizmetinden ayırmak istedi. Yine muvaffak olamadı.
Nihayet Eyyüb peygambere iman etmiş olan üç kişi, bir gün Eyyüb'u ziyarete geldiler. Aralarında konuşurlarken, Eyyüb ki bu kadar derde müptela oldu; bunca zamandır Allah'tan bir inayet ve bir merhamet yetişmedi. Öyle görünür ki, Allah bundan vazgeçmiştir. Yoksa mutlaka belası nihayet bulurdu, dediler.
Eyyüb peygamber bunu işitince çok incindi. Allah'ın kendisinden vazgeçmiş olma ihtimali onu çok üzdü. Allah'a yalvardı. Allah merhamet etti ve "Ayağını yere vur; su çıksın" dedi. Eyyüb ayağını yere vurdu. Yerden latif bir su çıktı. Eyyüb onunla yıkandı ve o sudan içti. Bütün dertlerden kurtuldu.
İşte sabır kahramanı Hz. Eyyüb'un darbımesel haline gelen sabrının kısaca hikayesi budur.
Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir. (Zümer Suresi /10)
Sabır, imanın yarısıdır. (Hadis-i Şerif)
Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da iman olamaz. (Hz. Ali r.a.)