Sen, ‘Ben’ Dâvâsından Vazgeç!

Huseyni

Müdavim
Hey o gafletli bakışıyla mevcudâtı vazifesiz gören, onların yaptıkları faaliyetleri ülfet perdesi altında gören aciz, fakir, âsî insan!

Ey binbir nimet içinde yüzen, ama şükred/e/meyen asi genç!

Ey kendisine an bean sunulan hayat ve hava nimetinden habersiz, sigara dumanıyla Allah’ın verdiği o güzel vücuda zarar veren beyefendi!

Ve yine dar sokaklarda rızkını aramak için gezen ve asıl rızkın Allah’tan (cc) geldiğine inanan o kedileri kovalayan afacan çocuklar!

Ve yine bize kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli Zatın harika işleri içinde, çiçeklerin, ağaçların, derelerin yanıbaşında piknik yaptıktan sonra; Rabbine olan şükrünü unutan ve o güzel kırlardan ayrıldıktan sonra maddî manevî kirini etrafa saçan nimeti gör/e/meyen(nankör)ler!

Evet size sesleniyorum: Kusuruma bakmayın, biraz sivri konuşuyorum. Sizin yapmış olduğunuzun, benim yaptığımdan çok daha büyük bir kusur olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Diyorum ki siz karışmasanız şu güzelim kâinat ne güzel olacak?
Siz işlerin içine nefsîliğinizi, şer anlamında benliğinizi katmasanız, kâinat ne kadar temiz, pak ve yaşanır olacak, kalacak.
Meselâ çiçekler ve ağaçlar ve bütün bitkiler Rabbinden gönderilen birer mektup olmanın şevkiyle daima Rabbini tanıtmanın huzurunu yaşayacak.
Nimetler asıl nimet sahibinden münim-i hakikiden haber veren birer telefon teli gibi işleyecek.
Sonrasında herbir lezzeti şu andan alıp baki anlara taşıyan bir tesbih çıkacak ortaya.
Lezzetler bakileşecek.
Nimetler ziyadeleşecek.

Siz karışmasanız havamız hep temiz kalacak,
şairin dediği gibi ‘hava bedava su bedava’ kalacak.
Hava zerreleri hayırlı işlere vesile olmanın lezzetini yaşayacak.
İnsanlar daha çok yaşayacak.
Babasının sigara dumanından ölmesinden ağlayan çocuklar, İnşaallah ağlamayacak.
Küresel ısınmalar olmayacak.
Küresel bir rahmet olan hava, şerli şeyleri üzerinden atmanın ferahlığını yaşayacak.
O dar sokaklara serpilmiş o geniş rızıklarını arayan kediler, çöp kutusundaki rızıklarını kaygısız rahatça yiyecek.
Ve en önemlisi belki de bu; şükür için verilen her bir nimet, ne için gönderilmişlerse dünyaya öyle muamele görecek.
Şükürsüzlükle nimetlere hakaret edilmeyecek,
nimet hor görülmeyecek,
aşağılanmayacak nimet,
vazifesizlikle suçlanmayacak.
​

Evet diyorum ki insan şu kâinatın işine karışmasa, Allah’a itaat eden koca kütleler gibi bizim ‘insancık’ ta Rabbine itaat etse, nefsinin kötü istek ve arzularından sıyrılsa, kâinatla beraber kendi vazifelerinin olduğunu bilse dünya ne güzel bir mekân olacak?

Ah şükretmeyen, nimetleri israf ederek, nimete ve sahibine hürmet etmeyen insan! Sen ‘ben’ dâvâsından vazgeçsen kâinat ne güzel olacak. Sen vazifeni yapsan, kâinat hep güzel kalacak! Güzellik baki kalacak!

CİHAN CAMBAZ
01.08.2009
Yeniasya
​
 
Üst