Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Senin salâvatın da parantez içinde mi kaldı?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 65481" data-attributes="member: 12"><p>Senin salâvatın da parantez içinde mi kaldı?</p><p></p><p>Var edilmek bir sürprizdir, kocaman bir sürpriz! </p><p>Yokluğun koynunda yokluğundan bile habersiz silinip gitmek üzereyken, hatta silinmeye bile gerek duymayan siliklik içindeyken, var edildin. </p><p>Sen yoktun ve varlığın yokluğuna tercih edildi. Can verildi tenine, nefes verildi cesedine. Bir insan yüzüyle süzüldün âlemin eşiğinden içeriye. Hayat sahibi kılındın; hayat sofrasına buyur edildin. İnsan olman irade edildi. Sadece insanların çağrıldığı, insan olmayanın çağrılsa bile tadına varamayacağı eşsiz bir ziyafete buyur edildin. </p><p>Sürpriz! Varsın, hayattasın ve insansın. </p><p></p><p>Varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi. Üzerine basılıp geçilebilirdi meselâ. Kalbin olmazdı, kalbinin olmayışına ağlayacak bir kalbin bile olmazdı. Hiç yoktan hayat verildi tenine. Hayatın bir dağın adı konmamış bir yamacında yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdi. </p><p></p><p>Hiç ummadığın halde insanlık üflendi çamuruna. İnsan oldun diyelim; bir olan Rabb’e “kul” olmanın sonsuz güveninden, her şeyin sahibine muhatap kılınmanın eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin. Tıpkı yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını ve köklerini bir arada tutmakla teselli devşirmeye çalışması gibi, kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan, yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen acı bir inançsızlığın ortasında kıvranıyor olabilirdin. </p><p></p><p>Hiç ummadığın hediyeler almak gibidir var olmak. </p><p>Hiç hak etmediğin sofralara buyur edilmeye benzer yaşamak. </p><p>Hiç beklemediğin bir tacı giyinmek gibidir hayatta olmak. </p><p>Bunu bilmişken, sonsuz minnettar olman gerekmez mi? </p><p>Bunu bilmişken, iltifatlara boğulmuş bir adam gibi hep mahcup bir yüzle yürüyor olman gerekmez mi? Bunu fark etmişken minnetini ifade etmek için telaşla koşturman beklenmez mi? </p><p></p><p>Yoksa, verilenlerin hakkın olduğunu düşünüp daha fazlası niye yok, diye sızlanan geçimsiz bir nankör olmaya mı adaysın? Yoksa, sana yapılan iltifatları az bulup “daha, daha, daha...” diye bağıran, asık suratlı, bir türlü memnun edilemeyen, hiçbir şeyi beğenmeyen açgözlü biri olmaya mı heveslisin? </p><p></p><p>Mümin olmak, varlık dairesine mahcubiyetle girmek demektir. Besmele, o mahcubiyetin ifadesidir; </p><p>“Senin izninle buradayım ey Rahman, ey Rahîm. Burası benim hiç hak etmediğim bir yer; izin ver de içeri gireyim.” </p><p>Mümin olmak, varlığa ve varlığına minnettar olmaklığındır. </p><p></p><p>Besmeleden sonra “Hamd olsun Rabb’ine âlemlerin.” deyişimiz ondandır. </p><p>Hiç yokken var edilenin hiç yoktan Var Eden’e ilk sözü “teşekkür” olmalı değil mi? </p><p></p><p>“Ey Rabb’im, beni hiç hesaplarımda yokken var eyledin, hiç ummadığım halde bana hayatı tattırdın, bu yetmiyormuş ki bir de bana insanlık lûtfettin. Sana borcumu nasıl ödeyebilirim?” </p><p></p><p>“Âlemlerin Efendisi” işte bu yüzden hamd telaşındadır, şükür sevdasındadır. </p><p>Senin unuttuğun o sonsuz minnettarlığı her an yüreğinde yaşatır. </p><p>Senin görmediğin o umulmadık iltifatlar karşısında sonsuz mahcubiyet duyar. </p><p>O yüzden adı Muhammed’dir; en çok O hamd eder, en çok O şükreder, en çok O minnettardır. </p><p></p><p>O yüzden en çok O övülür; varlığın güzelliğini sonsuz bir incelikle takdir eder, hayatın ayinesinde yansıyanlara en çok O hayran olur. </p><p>O yüzden adı Ahmed’dir; âlemin güzelliğine eşsiz bir hayranlıkla karşılık verir. </p><p></p><p>Bülbülün aşkıyla gülün güzelliğine sesten yapraklar eklemesi gibi, O da var edilenlerin güzelliğine hayranlığını ifade ederek âleme insanca hayranlık yankıları ekler. Güzellik muhatabını O’nun gözlerinde bulur; varlık O’nun hayranlığıyla dengini bulur. </p><p></p><p>Sanattan anlayana sanatın incelikleri gösterilmek istenir. Güzelliği hakkıyla takdir edenin önünde yeni güzellik pencereleri açılır. Yemeğin tadını anlayan yeni sofralara buyur edilir. </p><p>İşte bunun için O da, sonsuz teşekkürüne karşılık yine sonsuz teşekkürler gerektiren yeni sofralara buyur edilir. “Makâm-ı Mahmud” işte o sofraların adıdır, o pencerelerin önüdür, o tanıklıkların unvanıdır. </p><p></p><p>O’nun ellerine, gözlerine, gönlüne gelen lütuflar, feyizler, nimetler bize o sofradan akar, o ziyafetten taşar. O’nun minnettarlığına katılan her salâvatla, o eşsiz sofranın bir kenarına ilişirsin; o doyumsuz ziyafetten pay alırsın. Dudağına değen her salâvat, dudağına o sofranın kevser kadehini yanaştırır. </p><p></p><p>Not: kanaatimce peygamber efendimizi s.a.v i gul remziyle anmak bu sir yuzundende anlamlidir </p><p>gulun sevindirmesinin sebebi yanaklarindan var edilis suprizini tasimasidir </p><p>yapraklarinin inceligi ve titrekligi kokusunun ve renginin her dem tazeligi ve yeniligi, her an var edilme heyecanin izdusumudur </p><p>bu yuzden olsa gerek gordugumuz her gul yenidir ilk defa var edilmis gibi surprizdir, ilk defa gul goruyormusuz gibi sasirtir ve sevindirir bizi... var edilisine sasiranlarin sasmasi gerekenlerin ne kadar cok salavat borclu oldugunu hatirlatir </p><p></p><p>salavatlar bu yuzden parantez icinden cikmalidir hayatin ortasinda guller gibi diri durmalidir</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 65481, member: 12"] Senin salâvatın da parantez içinde mi kaldı? Var edilmek bir sürprizdir, kocaman bir sürpriz! Yokluğun koynunda yokluğundan bile habersiz silinip gitmek üzereyken, hatta silinmeye bile gerek duymayan siliklik içindeyken, var edildin. Sen yoktun ve varlığın yokluğuna tercih edildi. Can verildi tenine, nefes verildi cesedine. Bir insan yüzüyle süzüldün âlemin eşiğinden içeriye. Hayat sahibi kılındın; hayat sofrasına buyur edildin. İnsan olman irade edildi. Sadece insanların çağrıldığı, insan olmayanın çağrılsa bile tadına varamayacağı eşsiz bir ziyafete buyur edildin. Sürpriz! Varsın, hayattasın ve insansın. Varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi. Üzerine basılıp geçilebilirdi meselâ. Kalbin olmazdı, kalbinin olmayışına ağlayacak bir kalbin bile olmazdı. Hiç yoktan hayat verildi tenine. Hayatın bir dağın adı konmamış bir yamacında yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdi. Hiç ummadığın halde insanlık üflendi çamuruna. İnsan oldun diyelim; bir olan Rabb’e “kul” olmanın sonsuz güveninden, her şeyin sahibine muhatap kılınmanın eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin. Tıpkı yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını ve köklerini bir arada tutmakla teselli devşirmeye çalışması gibi, kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan, yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen acı bir inançsızlığın ortasında kıvranıyor olabilirdin. Hiç ummadığın hediyeler almak gibidir var olmak. Hiç hak etmediğin sofralara buyur edilmeye benzer yaşamak. Hiç beklemediğin bir tacı giyinmek gibidir hayatta olmak. Bunu bilmişken, sonsuz minnettar olman gerekmez mi? Bunu bilmişken, iltifatlara boğulmuş bir adam gibi hep mahcup bir yüzle yürüyor olman gerekmez mi? Bunu fark etmişken minnetini ifade etmek için telaşla koşturman beklenmez mi? Yoksa, verilenlerin hakkın olduğunu düşünüp daha fazlası niye yok, diye sızlanan geçimsiz bir nankör olmaya mı adaysın? Yoksa, sana yapılan iltifatları az bulup “daha, daha, daha...” diye bağıran, asık suratlı, bir türlü memnun edilemeyen, hiçbir şeyi beğenmeyen açgözlü biri olmaya mı heveslisin? Mümin olmak, varlık dairesine mahcubiyetle girmek demektir. Besmele, o mahcubiyetin ifadesidir; “Senin izninle buradayım ey Rahman, ey Rahîm. Burası benim hiç hak etmediğim bir yer; izin ver de içeri gireyim.” Mümin olmak, varlığa ve varlığına minnettar olmaklığındır. Besmeleden sonra “Hamd olsun Rabb’ine âlemlerin.” deyişimiz ondandır. Hiç yokken var edilenin hiç yoktan Var Eden’e ilk sözü “teşekkür” olmalı değil mi? “Ey Rabb’im, beni hiç hesaplarımda yokken var eyledin, hiç ummadığım halde bana hayatı tattırdın, bu yetmiyormuş ki bir de bana insanlık lûtfettin. Sana borcumu nasıl ödeyebilirim?” “Âlemlerin Efendisi” işte bu yüzden hamd telaşındadır, şükür sevdasındadır. Senin unuttuğun o sonsuz minnettarlığı her an yüreğinde yaşatır. Senin görmediğin o umulmadık iltifatlar karşısında sonsuz mahcubiyet duyar. O yüzden adı Muhammed’dir; en çok O hamd eder, en çok O şükreder, en çok O minnettardır. O yüzden en çok O övülür; varlığın güzelliğini sonsuz bir incelikle takdir eder, hayatın ayinesinde yansıyanlara en çok O hayran olur. O yüzden adı Ahmed’dir; âlemin güzelliğine eşsiz bir hayranlıkla karşılık verir. Bülbülün aşkıyla gülün güzelliğine sesten yapraklar eklemesi gibi, O da var edilenlerin güzelliğine hayranlığını ifade ederek âleme insanca hayranlık yankıları ekler. Güzellik muhatabını O’nun gözlerinde bulur; varlık O’nun hayranlığıyla dengini bulur. Sanattan anlayana sanatın incelikleri gösterilmek istenir. Güzelliği hakkıyla takdir edenin önünde yeni güzellik pencereleri açılır. Yemeğin tadını anlayan yeni sofralara buyur edilir. İşte bunun için O da, sonsuz teşekkürüne karşılık yine sonsuz teşekkürler gerektiren yeni sofralara buyur edilir. “Makâm-ı Mahmud” işte o sofraların adıdır, o pencerelerin önüdür, o tanıklıkların unvanıdır. O’nun ellerine, gözlerine, gönlüne gelen lütuflar, feyizler, nimetler bize o sofradan akar, o ziyafetten taşar. O’nun minnettarlığına katılan her salâvatla, o eşsiz sofranın bir kenarına ilişirsin; o doyumsuz ziyafetten pay alırsın. Dudağına değen her salâvat, dudağına o sofranın kevser kadehini yanaştırır. Not: kanaatimce peygamber efendimizi s.a.v i gul remziyle anmak bu sir yuzundende anlamlidir gulun sevindirmesinin sebebi yanaklarindan var edilis suprizini tasimasidir yapraklarinin inceligi ve titrekligi kokusunun ve renginin her dem tazeligi ve yeniligi, her an var edilme heyecanin izdusumudur bu yuzden olsa gerek gordugumuz her gul yenidir ilk defa var edilmis gibi surprizdir, ilk defa gul goruyormusuz gibi sasirtir ve sevindirir bizi... var edilisine sasiranlarin sasmasi gerekenlerin ne kadar cok salavat borclu oldugunu hatirlatir salavatlar bu yuzden parantez icinden cikmalidir hayatin ortasinda guller gibi diri durmalidir [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Senin salâvatın da parantez içinde mi kaldı?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst