Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Sorularla Bediüzzaman
Sergüzeşt-i hayat-ı manevisine dair
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sergerdan" data-source="post: 83966" data-attributes="member: 2492"><p style="text-align: left">Bundan otuz sene evvel,<span style="color: DarkGreen"> Eski Said'in</span> gafil kafasına müthiş tokatlar indi, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b750.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi,<span style="color: Red"> bir yol aradı,</span> bir hâlâskâr taharri etti. <strong>Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. </strong>Gavs-ı Âzam olan<span style="color: DarkGreen"> Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın</span> Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b751.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> <p style="text-align: left"> <span style="color: Navy">Sen dârü'l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara. </span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="color: DimGray"><span style="color: Black">Aciptir ki, o vakit ben Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim.</span></span></strong>Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir. </p> <p style="text-align: left">İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara." </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong>Ben dedim: "Sen tabibim ol." </strong>Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Sonra <span style="color: DarkGreen">İmam-ı Rabbânî'nin </span>Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="color: DimGray">Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum. </span></strong></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: <span style="color: Red">"Tevhid-i kıble et." </span>Yani, "Birini üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma."</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"> Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvâl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. <strong>Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? </strong>Tahayyürde kaldım. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="color: Red">Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var;</span> biriyle iktifâ edemiyordum. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur'ân-ı Hakîmdir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyleyse, en Âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong>Ona yapıştım. </strong>Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakikînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor. Fakat ehl-i kalb ve sahib-i hâlin derecâtına göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek, Kur'ân'dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sergerdan, post: 83966, member: 2492"] [LEFT]Bundan otuz sene evvel,[COLOR=DarkGreen] Eski Said'in[/COLOR] gafil kafasına müthiş tokatlar indi, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b750.gif[/IMG] kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi,[COLOR=Red] bir yol aradı,[/COLOR] bir hâlâskâr taharri etti. [B]Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. [/B]Gavs-ı Âzam olan[COLOR=DarkGreen] Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın[/COLOR] Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b751.gif[/IMG] [COLOR=Navy]Sen dârü'l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara. [/COLOR] [B][COLOR=DimGray][COLOR=Black]Aciptir ki, o vakit ben Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim.[/COLOR][/COLOR][/B]Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir. İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara." [B]Ben dedim: "Sen tabibim ol." [/B]Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim. Sonra [COLOR=DarkGreen]İmam-ı Rabbânî'nin [/COLOR]Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. [B][COLOR=DimGray]Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum. [/COLOR][/B] Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: [COLOR=Red]"Tevhid-i kıble et." [/COLOR]Yani, "Birini üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma." Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvâl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. [B]Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? [/B]Tahayyürde kaldım. [COLOR=Red]Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var;[/COLOR] biriyle iktifâ edemiyordum. O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur'ân-ı Hakîmdir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyleyse, en Âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. [B]Ona yapıştım. [/B]Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakikînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor. Fakat ehl-i kalb ve sahib-i hâlin derecâtına göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek, Kur'ân'dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.[/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Sorularla Bediüzzaman
Sergüzeşt-i hayat-ı manevisine dair
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst