Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
Sessizliğe sarılmış bir çığlıktır taş.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="SaYa" data-source="post: 8382" data-attributes="member: 5"><p><span style="color: green"><strong><img src="http://img156.imageshack.us/img156/407/teksinui2ji5.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="color: green"><strong>Ses sizliğe sarılmış bir çığlıktır taş. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Katılığının kuytularında adı sanı bilinmeyen,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>ele avuca gelmeyen utangaç bir yumuşaklığın tebessümünü saklar</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>. Taşın kaderidir katılık.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>En başından, Katı ol; emrini almıştır</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>. Katılığını bu karşı konulmaz çağrıya icabette gösterdiği sonsuz yumuşaklığın koynunda besler. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Soğukluğunu bu itirazsız boyun eğişin ateşinde pişirir.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Susar taş; suskunluğuna sarılır.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Katı kalır; katılığına katlanır.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>İçinde kıvrım kıvrım akan ;Katı ol; emrinin yokuşlarına kadife olup uzanır.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbinin derûnunda durmaksızın çağıldayan ;Sessiz kalsözünün pınarından yudumlanır.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Bir sırrı saklar gibi saklar içinin içini.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kendisiyle Yaradan;ı arasındaki ahde bağlılığı adına katılıkla utandırılmaya, suskunlukla suçlanmaya, soğuklukla kınanmaya razı olur.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>;Kınayanların kınamasına aldırış etmeyen bir ;teslim olmuş;tur taş</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Katılığı teslimiyetindendir. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Ve aslında sadece bir kezliğine içinin yumuşağını açık etmesine izin verildiği o günü,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Mûsa;nın [as] âsâsının dokunup kalbinin katılığını parelediği günü özlemektedir.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>İşte o gün, sadece o gün, istendiğinde yumuşayabileceğini gösterme fırsatı doğmuştur.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>;Sert ol emri karşısında gösterdiği sonsuz yumuşaklığı Yumuşa;Parçalan;Ağla; emrine karşı da gösterebileceğini kanıtlamıştır.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>O günden sonra da katılığına katlanmayı, soğukluğuna sarılmayı, sessizliğiyle dertleşmeyi sürdüregelmiştir. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Taş, nasıl mahcup yumuşaklığını içine doğru sarkıtıp suskunca saklıyorsa, biz de içimizde emanet duran yumuşaklığı dışımıza doğru taşırıp taşlaştırıyoruz. Tenimizden başlayıp az öteye uzanan yakın çevrede hafif peltemsileşiyor o şeffaf yumuşaklık.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Mahallenin sınırlarını aşınca kemikleşmeler başlıyor. Şehrin dışına çıktığında, hele de ülke sınırlarının ötesine geçtiğinde, kalbin yumuşaklığı tunç bir katılığı şal diye omuzlarına atıyor, heykelleşiyor.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Öyle heykelleşiyor ki bu katılık; onu üzerimizde utanılası bir şey gibi görmekten vazgeçer,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>övünerek sergiler hale geliriz. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Huzurumuzu bu heykelin katılığına borçluyuzdur.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Öyle ki hiçbir rüzgârın heykelin yüzünü buruşturamayışıyla övünürüz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Taşlaşmadır yaşadığımız: ;Kalbi olan; adamdan, kalıbıyla olan adama doğru düşeriz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbimizin incecik fısıltılara açık zarına rağmen sağırlaşırız.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbimizin gizli saklı iç geçirmelere duyarlı gözbebeklerine rağmen körleşiriz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Taş nasıl içine doğru baktıkça gizli bir yumuşaklığı ninniliyorsa,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>biz de dışımıza aktıkça taşlaşır, taş olarak taşarız.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Taşın içine doğru büyüyen sancılarının aksine,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>biz, dışarı doğru derin bir anestezi ile amansız bir vurdumduymazlıkla taşarız. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Huzurumuzun hudutlarını sağırlıklar bekler. Unutkanlıkları, alışkanlıkları, alışılmışlıkları,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>inkârları siper edinerek derinleştiririz vurdumduymazlığımızı.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Körlüklerden kaleler yaparız sükûnetimizin etrafına. Yokmuş gibi davranarak,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>hiç olmamış varsayarak katılaştırırız zavallı yumuşaklıklarımızı. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Sanki Bağdat;ta bebeler ve anaları ansızın odalarına giren füzelerin alevinde kavrulmuyormuş gibi gelir bize.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>O sayede, taş bir heykel gibi tebessümümüzde eksilme olmaz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Sanki uzaktan duyulan bir ambulans sireni kimsenin can pazarının çığlığı değilmiş gibi yudumlarız suyumuzu. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Öylece tunç bir heykel gibi bileğimizde akan kanı dondururuz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Rutindir trafik kazası haberleri; ölenlerin sanki bir yerlere yetişme özlemi yokmuş gibi,</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>sanki ölenler kimsenin babası, anası yahut yavrusu değilmiş gibi gelir. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Eksilenin insan olduğunu unuturuz.</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Öylece taş gibi düşeriz, çökeriz yaşamanın gölüne, sızıları dışarı atarız. </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Hani denir ya: ;Kalıbımı koyarım ki</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbimi koyuyorum da diyebilir miyiz?</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbini Üzerine bombalar yağdırılan insanların göğsüne kalbini koyabilir misin?</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Hiç hak etmediği halde, hiç beklemediği halde sıradan bir kaza haberine konu olan baba ve kızının parçalanmış bedenlerine koyabilir misin kalbini?</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbinin her kıpırtısında var-yok arasında gidip gelen bir adamın hayatın kıyısındaki pişmanlıklarını sızdırabilir misin kalbine? </strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Kalbini de koyabilir misin? Buraya</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Hiç olmazsa taş gibi</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Sessizliğine sarılmışlığın çığlığıyla, katılığına katlanmanın sancısıyla…</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Göğsünde taşıyabiliyor musun kalbini?</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>(*) Muhterem şair Osman Sarı’nın taş yumuşaklığındaki “Taş Gazeli”nden alıntıyla…</strong></span></p><p><span style="color: green"><strong></strong></span></p><p><span style="color: green"><strong>Senai Demirci</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="SaYa, post: 8382, member: 5"] [COLOR=green][B][IMG]http://img156.imageshack.us/img156/407/teksinui2ji5.jpg[/IMG][/B][/COLOR] [COLOR=green][B]Ses sizliğe sarılmış bir çığlıktır taş. Katılığının kuytularında adı sanı bilinmeyen, ele avuca gelmeyen utangaç bir yumuşaklığın tebessümünü saklar . Taşın kaderidir katılık. En başından, Katı ol; emrini almıştır . Katılığını bu karşı konulmaz çağrıya icabette gösterdiği sonsuz yumuşaklığın koynunda besler. Soğukluğunu bu itirazsız boyun eğişin ateşinde pişirir. Susar taş; suskunluğuna sarılır. Katı kalır; katılığına katlanır. İçinde kıvrım kıvrım akan ;Katı ol; emrinin yokuşlarına kadife olup uzanır. Kalbinin derûnunda durmaksızın çağıldayan ;Sessiz kalsözünün pınarından yudumlanır. Bir sırrı saklar gibi saklar içinin içini. Kendisiyle Yaradan;ı arasındaki ahde bağlılığı adına katılıkla utandırılmaya, suskunlukla suçlanmaya, soğuklukla kınanmaya razı olur. ;Kınayanların kınamasına aldırış etmeyen bir ;teslim olmuş;tur taş Katılığı teslimiyetindendir. Ve aslında sadece bir kezliğine içinin yumuşağını açık etmesine izin verildiği o günü, Mûsa;nın [as] âsâsının dokunup kalbinin katılığını parelediği günü özlemektedir. İşte o gün, sadece o gün, istendiğinde yumuşayabileceğini gösterme fırsatı doğmuştur. ;Sert ol emri karşısında gösterdiği sonsuz yumuşaklığı Yumuşa;Parçalan;Ağla; emrine karşı da gösterebileceğini kanıtlamıştır. O günden sonra da katılığına katlanmayı, soğukluğuna sarılmayı, sessizliğiyle dertleşmeyi sürdüregelmiştir. Taş, nasıl mahcup yumuşaklığını içine doğru sarkıtıp suskunca saklıyorsa, biz de içimizde emanet duran yumuşaklığı dışımıza doğru taşırıp taşlaştırıyoruz. Tenimizden başlayıp az öteye uzanan yakın çevrede hafif peltemsileşiyor o şeffaf yumuşaklık. Mahallenin sınırlarını aşınca kemikleşmeler başlıyor. Şehrin dışına çıktığında, hele de ülke sınırlarının ötesine geçtiğinde, kalbin yumuşaklığı tunç bir katılığı şal diye omuzlarına atıyor, heykelleşiyor. Öyle heykelleşiyor ki bu katılık; onu üzerimizde utanılası bir şey gibi görmekten vazgeçer, övünerek sergiler hale geliriz. Huzurumuzu bu heykelin katılığına borçluyuzdur. Öyle ki hiçbir rüzgârın heykelin yüzünü buruşturamayışıyla övünürüz. Taşlaşmadır yaşadığımız: ;Kalbi olan; adamdan, kalıbıyla olan adama doğru düşeriz. Kalbimizin incecik fısıltılara açık zarına rağmen sağırlaşırız. Kalbimizin gizli saklı iç geçirmelere duyarlı gözbebeklerine rağmen körleşiriz. Taş nasıl içine doğru baktıkça gizli bir yumuşaklığı ninniliyorsa, biz de dışımıza aktıkça taşlaşır, taş olarak taşarız. Taşın içine doğru büyüyen sancılarının aksine, biz, dışarı doğru derin bir anestezi ile amansız bir vurdumduymazlıkla taşarız. Huzurumuzun hudutlarını sağırlıklar bekler. Unutkanlıkları, alışkanlıkları, alışılmışlıkları, inkârları siper edinerek derinleştiririz vurdumduymazlığımızı. Körlüklerden kaleler yaparız sükûnetimizin etrafına. Yokmuş gibi davranarak, hiç olmamış varsayarak katılaştırırız zavallı yumuşaklıklarımızı. Sanki Bağdat;ta bebeler ve anaları ansızın odalarına giren füzelerin alevinde kavrulmuyormuş gibi gelir bize. O sayede, taş bir heykel gibi tebessümümüzde eksilme olmaz. Sanki uzaktan duyulan bir ambulans sireni kimsenin can pazarının çığlığı değilmiş gibi yudumlarız suyumuzu. Öylece tunç bir heykel gibi bileğimizde akan kanı dondururuz. Rutindir trafik kazası haberleri; ölenlerin sanki bir yerlere yetişme özlemi yokmuş gibi, sanki ölenler kimsenin babası, anası yahut yavrusu değilmiş gibi gelir. Eksilenin insan olduğunu unuturuz. Öylece taş gibi düşeriz, çökeriz yaşamanın gölüne, sızıları dışarı atarız. Hani denir ya: ;Kalıbımı koyarım ki Kalbimi koyuyorum da diyebilir miyiz? Kalbini Üzerine bombalar yağdırılan insanların göğsüne kalbini koyabilir misin? Hiç hak etmediği halde, hiç beklemediği halde sıradan bir kaza haberine konu olan baba ve kızının parçalanmış bedenlerine koyabilir misin kalbini? Kalbinin her kıpırtısında var-yok arasında gidip gelen bir adamın hayatın kıyısındaki pişmanlıklarını sızdırabilir misin kalbine? Kalbini de koyabilir misin? Buraya[/B][/COLOR] [COLOR=green][B]Hiç olmazsa taş gibi[/B][/COLOR] [COLOR=green][B]Sessizliğine sarılmışlığın çığlığıyla, katılığına katlanmanın sancısıyla… Göğsünde taşıyabiliyor musun kalbini? (*) Muhterem şair Osman Sarı’nın taş yumuşaklığındaki “Taş Gazeli”nden alıntıyla… Senai Demirci[/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
Sessizliğe sarılmış bir çığlıktır taş.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst