Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Şeytanın En Çok Kullandığı Alet!!!...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 120624" data-attributes="member: 1298"><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: black"><strong><em>Dilin Muhafazası ve Günahlardan Hicret</em></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Abdullah bin Ömer Hazretleri rivayet ediyor: Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:<span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><em> “Hakiki Müslüman, bütün Müslümanların kendisinin elinden ve dilinden zarar görmeyip emniyet içinde oldukları insandır. Hakiki muhacir ise Allah’ın nehyettiği her şeye karşı tavır alıp onlardan uzak durandır.”</em></strong></span></span> </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İslam, silm kökünden gelen ve selamet manasını ihtiva eden bir kelimedir. Bu yönüyle o, insanlık için biricik huzur ve selamet kaynağı olduğunu gösterir. Müslim de o dine intisap etmiş, Cenâb-ı Hakk’ın her emrine boyun eğmiş, bu şekilde hem kendisi selamete ermiş hem de insanlığa selamet telkin eden olgun insandır. Müslüman da bizim toplumumuzda kullanılır hale gelmiş olan bir kelimedir. Arapça-farsça karışımıyla dilimize mâl olmuştur. Müslüman denince imanın bütün erkânına inanan, İslam’ın şartlarını yerine getiren bir insan anlaşılmaktadır. Bununla beraber gerek Kuran-ı Kerimde gerekse hadis-i şeriflerde gerçek manada mümin ve müslümanın nasıl olması gerektiğine dair çeşitli ifadeler bulunmaktadır. Genel manada Müslüman ve mümin anlayışının kabulü yanında, İslam’ın derinliklerine vakıf olmanın ve o vukufiyete göre bir duruş sergilemenin mevcudiyeti de muhakkak. Farklı bir yaklaşımla hocamızın sübjektif mükellefiyet diyerek ifade ettiği bu husus, hadis-i şeriflerde de yerini bulmaktadır. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yukarıdaki hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tahâya)’nın cevâmiü’l-kelim (birkaç kelimeyle birçok şey ifade eden) sözlerindendir ve birçok hikmeti ve hükmü ihtiva etmektedir. “el-müslim” kelimesi marifet edatıyla zikredilmiş ve hakiki manada Müslüman demektir. Diğer bir yaklaşımla, İslamiyet’in bütün gereklerini yerine getirmenin yanında, zikredilecek hususlara da dikkat eden insan demektir. Çünkü bir usul kaidesi olarak<span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><strong> <em>‘mutlak zikir kemaline masruftur.’</em></strong></span></span> Dolayısıyla Müslüman denince de kemal manada bir insan anlaşılır. Hadis-i şeriften murat, bir müslümanın müslümanlığına delalet eden en önemli hususlarını beyandır. Yani bir mümin portresinde ilk başta görülmesi beklenen hususları açıklamadır. Bunlar da: dili ve eli muhafaza, insanlığa saygı ve günahlardan uzak durmadır. Başka bir hadis-i şerifte bu hususların zıddı nifak alameti olarak zikredilir. Konuştuğu zaman yalan söyleme, söz verip sözünde durmama ve emanete hıyanet nifak sıfatlarıdır ve insanları dil ve el ile huzursuz etmek demektir.</span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hadis-i şerifte ilk olarak dil zikredilmiştir zira onun taalluk alanı daha geniştir. Dil, kalp ve aklın ihtiva ettikleri düşüncelere tercüman olan, onları izah eden bir uzuvdur. Cirmi küçük ama eda ettiği fonksiyonu, hayır ve şer adına ortaya koyduğu semeresi pek büyüktür. Dil, Beled sure-i celilesinde de bir nimet olarak zikredilir. Bununla <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>beraber dil insanın başına bir bela olup onun baş aşağı cehenneme gitmesine sebep olabileceği gibi; hayra tercüman olup insanın cennete girebilmesine de vesile olabilir.</strong></em></span></span> Dolayısıyla onun sınırsız denebilecek ölçüde geniş bir taalluk alanı bulunmaktadır. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Öncelikle insanın İslam’a girişinde onun önemli bir yeri vardır. Şahadeti kalp ile tasdik etmenin yanında dil, ikinci bir rükün olarak yer almaktadır. Dinin tebliği vazifesinde de onun rolü inkâr edilemeyecek ölçüde büyüktür. Hak ve hakikate tercümanlık onun hayır yönünü teşkil eder. Bunun yanında ihtiva ettiği tehlikelerle o bir bela haline gelir. İmam Gazzali Hazretleri ‘İhya’sında ona ayrı bir bölüm ayırır ve onun yirmi kadar afetinden bahseder. İnsanın en asi, isyana en açık uzvudur dili. Çünkü <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>kullanmada bir zorluk olmadığı gibi, insanların çok sorumsuz ve gevşek davrandıkları, şerrinden çok sakınmadıkları bir uzuvdur.</strong></em></span></span> <span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: darkgreen"><strong><em>Bunun yanında şeytanın en çok kullandığı alet de dildir</em></strong></span></span></span>. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Dil, ya hayır konuşacak ve hakikate tercüman olacak veya dinimizce yasaklanmış şeylere alet olacak ve günaha girecek, ya da susacaktır. Birçok hadis-i şerifte onun bu yönleri nazara verilir ve çeşitli tavsiyelerde bulunulur. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam): <span style="color: indigo"><em><strong><span style="font-size: 15px">“iki dudak arası ve apış arası hususlarında bana garanti verin ben de size cennete girmeniz konusunda kefil olayım”</span></strong></em> </span>buyurur ve cennete girmede bir garanti olarak onu gösterir. Başka bir hadis-i şerifte <span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><em><strong>“Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin veya sussun”</strong></em></span></span> buyurur. Dil tehlikesinden insanı koruyacak en önemli şey susmaktır. Bundan dolayı da bu noktayı vurgulayan bir çok hadis-i şerif şeref sudur olmuştur. <span style="color: lime"><em><strong>Süfyan bin Abdullah es-Sekafî, “Ya Rasulüllah! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” diye sorar. Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) de eliyle dilini tutarak “budur”</strong></em></span> buyurur. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Birçok sahabeyi Efendimiz, dilin afetleri hususunda ikazda buyurur. Hazreti Muaz, “Ya Rasulüllah biz konuştuğumuz şeylerden de muaheze edilecek miyiz” diye sorunca Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve selem), “insanları yüzüstü cehenneme götürecek olan dillerinin ortaya koyduğu semereden başka nedir ki?” buyurur. Kuran-ı Kerim Kaf ve Yunus sure-i celilerinde bu hakikati şöyle ifade eder:<span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong> “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”, “Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz.”</strong></em></span></span> Nur suresinde “Gün gelecek, dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları bütün kötülükleri tek tek bildirerek aleyhlerinde şahitlik edecektir.” buyrularak dilin şahitliğinden bahsedilir. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İnsan konuşmaya geçmeden önce, konuşacağı şeyi iyi düşünmeli, önüne arkasına iyi bakmalı, doğuracağı sonucu iyi bir şekilde tahmin etmeli ve öyle konuşmalıdır. Ebu Hureyre Hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz, <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>“İnsan öyle bir laf eder ki o laf sebebiyle cehennemin en uzak köşesine atılır.”</strong></em></span></span> buyurur. Nur sure-i celilesinde bu hakikat şöyle seslendirilir:<span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><em><strong> “O sırada siz o iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldi!”</strong></em></span></span> evet, insan basit gibi görür ama söylediği bir sözle ahiretini heba eder. Farklı bir hadis-i şerifte de mümin münafık tavırları şöyle dillendirilir: “Müminin dili kalbinin gerisindedir. Bir şey konuşmak istediğinde önce onu kalbiyle iyice düşünür sonra onu diliyle ifade eder. Münafığın dili ise kalbinin önündedir. Bir şey konuşmak istediğinde onu hiç düşünmez. Kime, nasıl, neyi söylediğine bakmaz ve hemen onu diliyle ifade eder.” </span><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><em><strong><u>Zaten yukarıdaki ayet-i kerime de aklına her geleni söyleyen ve taalluk alanını hesap etmeyen münafıklar hakkında nazil olmuştur.</u></strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Dil insanın istikamet içinde olabilmesinin temel faktörüdür. Enes bin Malik hazretlerinin rivayetinde <span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><em><strong>“İnsanın kalbi istikameti yakalamadan imanı müstakim olamaz; dili istikamet içinde olmadan da kalbin istikametinden bahsedilemez.”</strong></em></span></span> buyurulur. Her yeni bir günün sabahında vücudun bütün azaları dile seslenir ve <span style="font-size: 15px"><span style="color: lime"><em><strong>“bizim hakkımızda Allah’tan kork; zira sen istikamette olursa biz de müstakim oluruz”</strong></em></span></span> derler. <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>“Susmayı kendine şiar edinmiş, az konuşan, vakur bir mümini görürseniz onun semtine sokulunuz, çünkü o, etrafına hep hikmet telkin eder.”</strong></em></span></span> buyuran <span style="font-size: 22px"><span style="color: indigo"><em><strong><u>Efendimiz (Aleyhi ekmelü’t-Tahâyâ),</u></strong></em></span></span> müstakim insanı nazara verir. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İslam büyüklerinin dil hususunda çok hassas davrandıklarını görmekteyiz. Başta Hulefa-i Râşidin olmak üzere selef-i sâlihin onu hep hayır yolunda değerlendirmeye çalışmışlardır. Hazreti Ömer bir gün Hazreti Ebu Bekir’i dilini eliyle çekerken görür. Sebebini sorunca, Hazreti Ebu Bekir, “Bu beni hep tehlike alanlarına sokuyor.” diye cevap verir. Hocamız zaman zaman Hazreti Ebu Bekir’in, Efendimizin huzurunda konuştuğu cümlelerin yüzü geçmediğini anlatır ve bütün hadis külliyatını da buna delil olarak gösterir. <span style="color: indigo"><em><strong><u>Rebi bin Heysem’in kırk sene hiç dünya kelamı konuşmadığı söylenir. O, her konuştuğu cümleyi yazar, sonra her akşam yazdığı cümlelerden dolayı kendini hesaba çekermiş.</u></strong></em></span> </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><em><strong><u>İmam Gazzali, dilin afetlerini yirmiye kadar sayar. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralamak mümkündür: yalan, gıybet, iftira, riya, nifak, fuhşiyat, kendini ifade, tezkiye-i nefis ve fuzuliyat…</u></strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hadisi şerifte ikinci olarak zikredilen husus eli muhafazadır. Elden maksat doğrudan doğruya hakiki mana olabileceği gibi bir mecaz olarak güç, hâkimiyet manası da olabilir. Bir yönüyle zulmü de içine almaktadır. Ebu Zer Hazretlerinin bir rivayetinde Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), “İnsanlardan şerrini uzak tut, yani onlara zarar verebilecek durumlardan sakın, zira bu senin için nefsin adına bir sadakadır.” buyurur. Allah Resulü, ashabına “Müflis kimdir?” diye sorar. Ashabı Kiram, müflisin bilinen manasını söylemeye başlar ve “Varını yoğunu yitirmiş, maddi imkânlarıyla iflas etmiş kişidir.” derler. Rasulüllah (Aleyhissalâtü vesselam da iflasın gerçek yönüne işaret buyurarak hakiki müflisi anlatır: “Kıyamet günü bir adam getirilir hesabı görülmesi için. Nazmı niyazı tam, ibadeti yerinde bir adamdır bu insan. Hesabı görülmeye başlanınca hak sahipleri getirilir. ‘Şunu azarlamıştı, bunu dövmüştü, buna eliyle zarar vermişti, şunun malını yemişti’ denerek bütün sevaplarından hak sahiplerine verilir. Sonra o insan sevap adına hiçbir şeyi kalmayarak ortada kalıverir. İşte hakiki manada iflas eden budur.” </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hadisi şerifin ikinci bölümünde de hicretten bahsedilmektedir. Hicret kelime olarak bir yerden uzaklaşmak, bir yeri terk ederek başka bir yere göç etmek manalarına gelir. Istılahî anlamda ise Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) zamanında Mekke’den Medine’ye göç etmenin adıdır. Mekke’nin fethine kadar hicret dinin bir rüknü olmuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem) biat aldığı her bir müslümana hicreti de şart koşmuştur. <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>“Ne çok isterler ki siz de kendileri gibi küfre düşesiniz de böylece kendileriyle beraber olasınız. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin!”, “İman edip Allah yolunda hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenlerle onları barındıran ve onlara yardım eden Ensar var ya, işte bunlar birbirlerinin velileridir İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret etmedikçe, sizin için mirasta onlara hiçbir velayet yoktur.”</strong></em></span></span> ayet-i kerimeleri hicrete ciddi manada vurgu yapmaktadırlar. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Mekke’nin fethiyle beraber bu manada bir hicret sona ermiş ve imanın bir rüknü olmaktan çıkmıştır. Hadisi şeriflerdeki ifadesiyle onun yerini İslam’ı dünyanın dört bir tarafına duyurma gayreti ve bunun için hicret niyetiyle olan yolculuklar almıştır. Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), yukarıdaki hadisi şerifte hicrete farklı bir mana yükleyerek hakiki muhacirin Cenâb-ı Hakk’ın yasakladığı şeylerden uzak duran insan olduğunu ifade eder. Hicreti zâhir ve bâtın olarak ele alırsak, zâhir yönünü onun Allah için düzenlenen seferler oluşturur; bâtınî yönünü de günahlardan ictinab. </span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir yönüyle Efendimiz (Aleyhissalâtü vesellem), sahabe-i kiramın hicretlerini kıvamında tutmak istemiş ve hicretin bu iç yönüyle de onları zirveye taşımıştır. Diğer bir yaklaşım da şudur: Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan insanlar hicretin bu sevabını kaçırdıkları için çok mahzundular. <span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em>Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam da onlara hicretin bu yönünü bildirerek hicret sevabını menhiyata karşı ciddi bir tavır alarak kazanabileceklerini ifade etmiştir.</em></span></span> </span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #0000ff">Abdullah Kadiroğlu arsivi</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 120624, member: 1298"] [RIGHT][FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=black][B][I]Dilin Muhafazası ve Günahlardan Hicret[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Abdullah bin Ömer Hazretleri rivayet ediyor: Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:[SIZE=4][COLOR=indigo][B][I] “Hakiki Müslüman, bütün Müslümanların kendisinin elinden ve dilinden zarar görmeyip emniyet içinde oldukları insandır. Hakiki muhacir ise Allah’ın nehyettiği her şeye karşı tavır alıp onlardan uzak durandır.”[/I][/B][/COLOR][/SIZE] [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İslam, silm kökünden gelen ve selamet manasını ihtiva eden bir kelimedir. Bu yönüyle o, insanlık için biricik huzur ve selamet kaynağı olduğunu gösterir. Müslim de o dine intisap etmiş, Cenâb-ı Hakk’ın her emrine boyun eğmiş, bu şekilde hem kendisi selamete ermiş hem de insanlığa selamet telkin eden olgun insandır. Müslüman da bizim toplumumuzda kullanılır hale gelmiş olan bir kelimedir. Arapça-farsça karışımıyla dilimize mâl olmuştur. Müslüman denince imanın bütün erkânına inanan, İslam’ın şartlarını yerine getiren bir insan anlaşılmaktadır. Bununla beraber gerek Kuran-ı Kerimde gerekse hadis-i şeriflerde gerçek manada mümin ve müslümanın nasıl olması gerektiğine dair çeşitli ifadeler bulunmaktadır. Genel manada Müslüman ve mümin anlayışının kabulü yanında, İslam’ın derinliklerine vakıf olmanın ve o vukufiyete göre bir duruş sergilemenin mevcudiyeti de muhakkak. Farklı bir yaklaşımla hocamızın sübjektif mükellefiyet diyerek ifade ettiği bu husus, hadis-i şeriflerde de yerini bulmaktadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yukarıdaki hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tahâya)’nın cevâmiü’l-kelim (birkaç kelimeyle birçok şey ifade eden) sözlerindendir ve birçok hikmeti ve hükmü ihtiva etmektedir. “el-müslim” kelimesi marifet edatıyla zikredilmiş ve hakiki manada Müslüman demektir. Diğer bir yaklaşımla, İslamiyet’in bütün gereklerini yerine getirmenin yanında, zikredilecek hususlara da dikkat eden insan demektir. Çünkü bir usul kaidesi olarak[SIZE=5][COLOR=indigo][B] [I]‘mutlak zikir kemaline masruftur.’[/I][/B][/COLOR][/SIZE] Dolayısıyla Müslüman denince de kemal manada bir insan anlaşılır. Hadis-i şeriften murat, bir müslümanın müslümanlığına delalet eden en önemli hususlarını beyandır. Yani bir mümin portresinde ilk başta görülmesi beklenen hususları açıklamadır. Bunlar da: dili ve eli muhafaza, insanlığa saygı ve günahlardan uzak durmadır. Başka bir hadis-i şerifte bu hususların zıddı nifak alameti olarak zikredilir. Konuştuğu zaman yalan söyleme, söz verip sözünde durmama ve emanete hıyanet nifak sıfatlarıdır ve insanları dil ve el ile huzursuz etmek demektir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hadis-i şerifte ilk olarak dil zikredilmiştir zira onun taalluk alanı daha geniştir. Dil, kalp ve aklın ihtiva ettikleri düşüncelere tercüman olan, onları izah eden bir uzuvdur. Cirmi küçük ama eda ettiği fonksiyonu, hayır ve şer adına ortaya koyduğu semeresi pek büyüktür. Dil, Beled sure-i celilesinde de bir nimet olarak zikredilir. Bununla [SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]beraber dil insanın başına bir bela olup onun baş aşağı cehenneme gitmesine sebep olabileceği gibi; hayra tercüman olup insanın cennete girebilmesine de vesile olabilir.[/B][/I][/COLOR][/SIZE] Dolayısıyla onun sınırsız denebilecek ölçüde geniş bir taalluk alanı bulunmaktadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Öncelikle insanın İslam’a girişinde onun önemli bir yeri vardır. Şahadeti kalp ile tasdik etmenin yanında dil, ikinci bir rükün olarak yer almaktadır. Dinin tebliği vazifesinde de onun rolü inkâr edilemeyecek ölçüde büyüktür. Hak ve hakikate tercümanlık onun hayır yönünü teşkil eder. Bunun yanında ihtiva ettiği tehlikelerle o bir bela haline gelir. İmam Gazzali Hazretleri ‘İhya’sında ona ayrı bir bölüm ayırır ve onun yirmi kadar afetinden bahseder. İnsanın en asi, isyana en açık uzvudur dili. Çünkü [SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]kullanmada bir zorluk olmadığı gibi, insanların çok sorumsuz ve gevşek davrandıkları, şerrinden çok sakınmadıkları bir uzuvdur.[/B][/I][/COLOR][/SIZE] [FONT=Fixedsys][SIZE=5][COLOR=darkgreen][B][I]Bunun yanında şeytanın en çok kullandığı alet de dildir[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT]. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Dil, ya hayır konuşacak ve hakikate tercüman olacak veya dinimizce yasaklanmış şeylere alet olacak ve günaha girecek, ya da susacaktır. Birçok hadis-i şerifte onun bu yönleri nazara verilir ve çeşitli tavsiyelerde bulunulur. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam): [COLOR=indigo][I][B][SIZE=4]“iki dudak arası ve apış arası hususlarında bana garanti verin ben de size cennete girmeniz konusunda kefil olayım”[/SIZE][/B][/I] [/COLOR]buyurur ve cennete girmede bir garanti olarak onu gösterir. Başka bir hadis-i şerifte [SIZE=4][COLOR=darkgreen][I][B]“Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin veya sussun”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] buyurur. Dil tehlikesinden insanı koruyacak en önemli şey susmaktır. Bundan dolayı da bu noktayı vurgulayan bir çok hadis-i şerif şeref sudur olmuştur. [COLOR=lime][I][B]Süfyan bin Abdullah es-Sekafî, “Ya Rasulüllah! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” diye sorar. Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) de eliyle dilini tutarak “budur”[/B][/I][/COLOR] buyurur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Birçok sahabeyi Efendimiz, dilin afetleri hususunda ikazda buyurur. Hazreti Muaz, “Ya Rasulüllah biz konuştuğumuz şeylerden de muaheze edilecek miyiz” diye sorunca Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve selem), “insanları yüzüstü cehenneme götürecek olan dillerinin ortaya koyduğu semereden başka nedir ki?” buyurur. Kuran-ı Kerim Kaf ve Yunus sure-i celilerinde bu hakikati şöyle ifade eder:[SIZE=4][COLOR=indigo][I][B] “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”, “Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz.”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] Nur suresinde “Gün gelecek, dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları bütün kötülükleri tek tek bildirerek aleyhlerinde şahitlik edecektir.” buyrularak dilin şahitliğinden bahsedilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İnsan konuşmaya geçmeden önce, konuşacağı şeyi iyi düşünmeli, önüne arkasına iyi bakmalı, doğuracağı sonucu iyi bir şekilde tahmin etmeli ve öyle konuşmalıdır. Ebu Hureyre Hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz, [SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]“İnsan öyle bir laf eder ki o laf sebebiyle cehennemin en uzak köşesine atılır.”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] buyurur. Nur sure-i celilesinde bu hakikat şöyle seslendirilir:[SIZE=4][COLOR=darkgreen][I][B] “O sırada siz o iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldi!”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] evet, insan basit gibi görür ama söylediği bir sözle ahiretini heba eder. Farklı bir hadis-i şerifte de mümin münafık tavırları şöyle dillendirilir: “Müminin dili kalbinin gerisindedir. Bir şey konuşmak istediğinde önce onu kalbiyle iyice düşünür sonra onu diliyle ifade eder. Münafığın dili ise kalbinin önündedir. Bir şey konuşmak istediğinde onu hiç düşünmez. Kime, nasıl, neyi söylediğine bakmaz ve hemen onu diliyle ifade eder.” [/SIZE][SIZE=4][COLOR=navy][I][B][U]Zaten yukarıdaki ayet-i kerime de aklına her geleni söyleyen ve taalluk alanını hesap etmeyen münafıklar hakkında nazil olmuştur.[/U][/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Dil insanın istikamet içinde olabilmesinin temel faktörüdür. Enes bin Malik hazretlerinin rivayetinde [SIZE=4][COLOR=darkgreen][I][B]“İnsanın kalbi istikameti yakalamadan imanı müstakim olamaz; dili istikamet içinde olmadan da kalbin istikametinden bahsedilemez.”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] buyurulur. Her yeni bir günün sabahında vücudun bütün azaları dile seslenir ve [SIZE=4][COLOR=lime][I][B]“bizim hakkımızda Allah’tan kork; zira sen istikamette olursa biz de müstakim oluruz”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] derler. [SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]“Susmayı kendine şiar edinmiş, az konuşan, vakur bir mümini görürseniz onun semtine sokulunuz, çünkü o, etrafına hep hikmet telkin eder.”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] buyuran [SIZE=6][COLOR=indigo][I][B][U]Efendimiz (Aleyhi ekmelü’t-Tahâyâ),[/U][/B][/I][/COLOR][/SIZE] müstakim insanı nazara verir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]İslam büyüklerinin dil hususunda çok hassas davrandıklarını görmekteyiz. Başta Hulefa-i Râşidin olmak üzere selef-i sâlihin onu hep hayır yolunda değerlendirmeye çalışmışlardır. Hazreti Ömer bir gün Hazreti Ebu Bekir’i dilini eliyle çekerken görür. Sebebini sorunca, Hazreti Ebu Bekir, “Bu beni hep tehlike alanlarına sokuyor.” diye cevap verir. Hocamız zaman zaman Hazreti Ebu Bekir’in, Efendimizin huzurunda konuştuğu cümlelerin yüzü geçmediğini anlatır ve bütün hadis külliyatını da buna delil olarak gösterir. [COLOR=indigo][I][B][U]Rebi bin Heysem’in kırk sene hiç dünya kelamı konuşmadığı söylenir. O, her konuştuğu cümleyi yazar, sonra her akşam yazdığı cümlelerden dolayı kendini hesaba çekermiş.[/U][/B][/I][/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=darkgreen][I][B][U]İmam Gazzali, dilin afetlerini yirmiye kadar sayar. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralamak mümkündür: yalan, gıybet, iftira, riya, nifak, fuhşiyat, kendini ifade, tezkiye-i nefis ve fuzuliyat…[/U][/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hadisi şerifte ikinci olarak zikredilen husus eli muhafazadır. Elden maksat doğrudan doğruya hakiki mana olabileceği gibi bir mecaz olarak güç, hâkimiyet manası da olabilir. Bir yönüyle zulmü de içine almaktadır. Ebu Zer Hazretlerinin bir rivayetinde Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), “İnsanlardan şerrini uzak tut, yani onlara zarar verebilecek durumlardan sakın, zira bu senin için nefsin adına bir sadakadır.” buyurur. Allah Resulü, ashabına “Müflis kimdir?” diye sorar. Ashabı Kiram, müflisin bilinen manasını söylemeye başlar ve “Varını yoğunu yitirmiş, maddi imkânlarıyla iflas etmiş kişidir.” derler. Rasulüllah (Aleyhissalâtü vesselam da iflasın gerçek yönüne işaret buyurarak hakiki müflisi anlatır: “Kıyamet günü bir adam getirilir hesabı görülmesi için. Nazmı niyazı tam, ibadeti yerinde bir adamdır bu insan. Hesabı görülmeye başlanınca hak sahipleri getirilir. ‘Şunu azarlamıştı, bunu dövmüştü, buna eliyle zarar vermişti, şunun malını yemişti’ denerek bütün sevaplarından hak sahiplerine verilir. Sonra o insan sevap adına hiçbir şeyi kalmayarak ortada kalıverir. İşte hakiki manada iflas eden budur.” [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hadisi şerifin ikinci bölümünde de hicretten bahsedilmektedir. Hicret kelime olarak bir yerden uzaklaşmak, bir yeri terk ederek başka bir yere göç etmek manalarına gelir. Istılahî anlamda ise Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) zamanında Mekke’den Medine’ye göç etmenin adıdır. Mekke’nin fethine kadar hicret dinin bir rüknü olmuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem) biat aldığı her bir müslümana hicreti de şart koşmuştur. [SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]“Ne çok isterler ki siz de kendileri gibi küfre düşesiniz de böylece kendileriyle beraber olasınız. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin!”, “İman edip Allah yolunda hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenlerle onları barındıran ve onlara yardım eden Ensar var ya, işte bunlar birbirlerinin velileridir İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret etmedikçe, sizin için mirasta onlara hiçbir velayet yoktur.”[/B][/I][/COLOR][/SIZE] ayet-i kerimeleri hicrete ciddi manada vurgu yapmaktadırlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Mekke’nin fethiyle beraber bu manada bir hicret sona ermiş ve imanın bir rüknü olmaktan çıkmıştır. Hadisi şeriflerdeki ifadesiyle onun yerini İslam’ı dünyanın dört bir tarafına duyurma gayreti ve bunun için hicret niyetiyle olan yolculuklar almıştır. Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), yukarıdaki hadisi şerifte hicrete farklı bir mana yükleyerek hakiki muhacirin Cenâb-ı Hakk’ın yasakladığı şeylerden uzak duran insan olduğunu ifade eder. Hicreti zâhir ve bâtın olarak ele alırsak, zâhir yönünü onun Allah için düzenlenen seferler oluşturur; bâtınî yönünü de günahlardan ictinab. [/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir yönüyle Efendimiz (Aleyhissalâtü vesellem), sahabe-i kiramın hicretlerini kıvamında tutmak istemiş ve hicretin bu iç yönüyle de onları zirveye taşımıştır. Diğer bir yaklaşım da şudur: Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan insanlar hicretin bu sevabını kaçırdıkları için çok mahzundular. [SIZE=5][COLOR=indigo][I]Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam da onlara hicretin bu yönünü bildirerek hicret sevabını menhiyata karşı ciddi bir tavır alarak kazanabileceklerini ifade etmiştir.[/I][/COLOR][/SIZE] [/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#0000ff]Abdullah Kadiroğlu arsivi[/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Şeytanın En Çok Kullandığı Alet!!!...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst