Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Şiirler
Şiir tavsiye edebilecek olan?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 107022" data-attributes="member: 857"><p><strong>Nedim (1681-1730)</strong></p><p><strong> </strong></p><p></p><p> Nedim, 1681'de İstanbul'da dünyaya geldi. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan soylu bir aileden geldiği bilinir. Babası Mehmed Efendidir. Dedesi Musluhiddin Efendi, Sultan İbrahim dönemi kazaskerlerindendir. Nasıl bir eğitim aldığı kesinlikle bilinmiyor. Ancak bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi'nin başkanlık ettiği kurul önünde sınavdan geçerek, hariç müderrisliği payesini aldı. Bir süre sonra Mahmudpaşa mahkemesinde <strong>naiplik</strong>le görevlendirildi. </p><p> Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korundu. Nevşehirli İbrahim Paşa, şiirlerini çok sevdiği Nedim'i muhasipliğe seçti. Daha sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirdi. Bütün zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve bazı devlet büyüklerinin nedimi oldu. Ramazan aylarında, sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine katıldı. Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. </p><p> Şiirleri Sultan Üçüncü Ahmed tarafından beğenildi. Bu arada Mollakırımı medresesi (1727), Sadiefendi medresesi (1728) ve aynı yıl Nişancipaşayıatik medresesi müderrisliklerine tayin edildi. Son görevi Sekbanalibey medresesi müderrisliğiydi (1730). İbrahim Paşa'nın giriştiği, doğu dillerinden tercümeler, çalışmasına katıldı. Müneccimbaşı Derviş Ahmed Dede'nin Sahaifü'l Ahbar (<strong>Haberlerin Sayfaları</strong>), Bedrüddin Avni'nin İkdü'l Cuman (İnci Dizisi) adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren kurulda çalıştı. </p><p> İçki düşkünlüğü yüzünden irtiaş (titreme) hastalığı ve illeri vahime (korku) hastalığı çeken Nedim'in, Patrona Halil isyanı sırasında bir buhran geçirerek öldüğü ileri sürülür. Müstakimzade'nin, isyanda kaçarken Beşiktaş'daki evinin damından düşerek öldüğünü belirten ifadesi ispatlanmış değildir. </p><p> Nedim dinin bazı yasaklarına karşı çıkmış, bu da onu tasavvufi düşüncelerden uzaklaştırmıştır. Nitekim şair de eserlerinde kadın, içki gibi şuhane unsurları işlemiştir. Ona göre yaşamanın temel amacı dünya zevklerini tatmak, eğlenmekti.</p><p> Başlıca eseri Nedim Divanı'dır. Mahallileşme akımının öncüsüdür. Divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar Nedim'in şiirlerinde somuta dönüşür. Yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. Zevk, eğlence, içki şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Soğuk ve yapmacı anlatımdan kaçınmış, anlatmak istediklerini içten bir şekilde şiirlerine dökmüştür. Bunları da daha çok gazelleriyle anlatmıştır.</p><p> Büyük şair, <strong>divan şiiri</strong>nin katı kurallarına herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan geri durmamıştır. Örneğin bazı eserlerinde <strong>aruz</strong> yerine <strong>hece ölçüsü</strong> kullanmıştır.</p><p> Nedim divan şiirinde çığır açmış büyük bir şairdir. Ne var ki onun değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. Şair ayrıca İstanbul aşkıyla da tanınır. Zaten İstanbul şivesi akımının da öncüsü Nedim'den başkası değildir.</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Kaside der vasf-ı İstanbul ve sitayiş-i Sadrazam İbrahim Paşa</strong></p><p> <strong>KASİDE</strong></p><p> Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır </p><p> Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır </p><p> Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında </p><p> Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır </p><p> Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl </p><p> Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır </p><p> Altında mı üstünde midir cennet-i a�lâ </p><p> El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır </p><p> Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet </p><p> Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır </p><p> İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek </p><p> Gülzarların cennete teşbih hatadır </p><p> Herkes irişür anda muradına ânınçün </p><p> Dergahları melce-i erbab-ı recâdır </p><p> Kala-yı meârif satılır sûklarında </p><p> Bazâr-ı hüner ma�den-i ilm ü ulemâdır </p><p> Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî </p><p> Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır </p><p> Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr </p><p> Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır </p><p> Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş </p><p> Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır </p><p> Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul </p><p> Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır </p><p> Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın </p><p> Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır </p><p> Nâmı gibi olmuşdur o hem sa�d hem âbâd </p><p> İstanbul�a sermâye-i fahr olsa revâdır </p><p> Kûh-sarları bağları kasrları hep </p><p> Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır </p><p> İstanbul�un evsafını mümkün mi beyân hiç </p><p> Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır </p><p> .......... </p><p> <strong>GAZEL</strong></p><p> Hele îd oldu ol gül-gonce handân olduğun gördük </p><p>Demâg-ı telh-kâmın şekkeristan olduğun gördük </p><p> O sîm endâmı aldık halka-î ağûuşa bir kerre </p><p> O elmâsın hele zîb-i nigin-dân olduğun gördük </p><p> Meh ü mihrin senin olsun felek biz îd-gehlerde </p><p> Hilâl ebrûların hurşîd-i tâbân olduğun gördük </p><p> O kâfir-beççe bir peymâne sahbâ sundu kim alıp </p><p> Derûn-i lâleden âteş fürûzân olduğun gördük </p><p> Niyâz ü nâz ü nûş ü bahş ü ibrâm-ı kenâr ü bûs... </p><p> Bugün meclisde zevkin böyle tûfân olduğun gördük </p><p> Yalan olmaz o şûhun görmedik mey içtiğin ammâ </p><p> Bir iki kerrecik hem-bezm-i mestân olduğun gördük </p><p> Gülistân görmedik gül kokmadık ammâ ruhün meyden </p><p> Gül-ender-gül gülistân-der-gülistân olduğun gördük </p><p> Bi-hamdillâh yine kilk-i Nedîmâ-yı sühân-sâzın </p><p> Gazel-perdâz-ı bezm-i sadr-ı zî-şân olduğun gördük </p><p> </p><p> <strong>TAHAMMÜL MÜLKÜNÜ YIKTIN</strong></p><p></p><p> Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kafir </p><p> Aman dünyayı yaktın ateş-i suzan mısın kafir </p><p> Kız oğlan nazı nazın şehlevend avazı avazın </p><p> Belasın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kafir </p><p> Ne ma´na gösterir duşundaki ol ateşin atlas </p><p> Ki ya´ni şule-i cansuz-ı hüsn ü an mısın kafir </p><p> Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar </p><p> Aceb bir şuha sende aşık-ı nalan mısın kafir </p><p> Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler </p><p> Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kafir </p><p> Şarab-ı ateşinin keyfi rüyun şul´elendirmiş </p><p> Bu haletle çerağ-ı meclis-i mestan mısın kafir </p><p> Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya </p><p> Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir </p><p> Nedim-i zarı bir kafir esir etmiş işitmiştim </p><p> Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kafir </p><p> </p><p> HADDEDEN GEÇMİŞ NEZAKET </p><p></p><p> Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana </p><p> Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana </p><p> Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu </p><p> Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana </p><p> Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem </p><p> Zülfü Hârut�un demek mümkin ki nâl olmuş sana </p><p> Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere </p><p> Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana </p><p> Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş </p><p> El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana </p><p> Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın </p><p> Kendin aldırdın gönül n�oldun ne hal olmuş sana </p><p> Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden </p><p> Lâ�lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana </p><p> Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm </p><p> Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 107022, member: 857"] [B]Nedim (1681-1730) [/B] Nedim, 1681'de İstanbul'da dünyaya geldi. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan soylu bir aileden geldiği bilinir. Babası Mehmed Efendidir. Dedesi Musluhiddin Efendi, Sultan İbrahim dönemi kazaskerlerindendir. Nasıl bir eğitim aldığı kesinlikle bilinmiyor. Ancak bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi'nin başkanlık ettiği kurul önünde sınavdan geçerek, hariç müderrisliği payesini aldı. Bir süre sonra Mahmudpaşa mahkemesinde [B]naiplik[/B]le görevlendirildi. Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korundu. Nevşehirli İbrahim Paşa, şiirlerini çok sevdiği Nedim'i muhasipliğe seçti. Daha sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirdi. Bütün zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve bazı devlet büyüklerinin nedimi oldu. Ramazan aylarında, sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine katıldı. Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. Şiirleri Sultan Üçüncü Ahmed tarafından beğenildi. Bu arada Mollakırımı medresesi (1727), Sadiefendi medresesi (1728) ve aynı yıl Nişancipaşayıatik medresesi müderrisliklerine tayin edildi. Son görevi Sekbanalibey medresesi müderrisliğiydi (1730). İbrahim Paşa'nın giriştiği, doğu dillerinden tercümeler, çalışmasına katıldı. Müneccimbaşı Derviş Ahmed Dede'nin Sahaifü'l Ahbar ([B]Haberlerin Sayfaları[/B]), Bedrüddin Avni'nin İkdü'l Cuman (İnci Dizisi) adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren kurulda çalıştı. İçki düşkünlüğü yüzünden irtiaş (titreme) hastalığı ve illeri vahime (korku) hastalığı çeken Nedim'in, Patrona Halil isyanı sırasında bir buhran geçirerek öldüğü ileri sürülür. Müstakimzade'nin, isyanda kaçarken Beşiktaş'daki evinin damından düşerek öldüğünü belirten ifadesi ispatlanmış değildir. Nedim dinin bazı yasaklarına karşı çıkmış, bu da onu tasavvufi düşüncelerden uzaklaştırmıştır. Nitekim şair de eserlerinde kadın, içki gibi şuhane unsurları işlemiştir. Ona göre yaşamanın temel amacı dünya zevklerini tatmak, eğlenmekti. Başlıca eseri Nedim Divanı'dır. Mahallileşme akımının öncüsüdür. Divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar Nedim'in şiirlerinde somuta dönüşür. Yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. Zevk, eğlence, içki şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Soğuk ve yapmacı anlatımdan kaçınmış, anlatmak istediklerini içten bir şekilde şiirlerine dökmüştür. Bunları da daha çok gazelleriyle anlatmıştır. Büyük şair, [B]divan şiiri[/B]nin katı kurallarına herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan geri durmamıştır. Örneğin bazı eserlerinde [B]aruz[/B] yerine [B]hece ölçüsü[/B] kullanmıştır. Nedim divan şiirinde çığır açmış büyük bir şairdir. Ne var ki onun değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. Şair ayrıca İstanbul aşkıyla da tanınır. Zaten İstanbul şivesi akımının da öncüsü Nedim'den başkası değildir. [B]Kaside der vasf-ı İstanbul ve sitayiş-i Sadrazam İbrahim Paşa[/B] [B]KASİDE[/B] Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır Altında mı üstünde midir cennet-i a�lâ El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek Gülzarların cennete teşbih hatadır Herkes irişür anda muradına ânınçün Dergahları melce-i erbab-ı recâdır Kala-yı meârif satılır sûklarında Bazâr-ı hüner ma�den-i ilm ü ulemâdır Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır Nâmı gibi olmuşdur o hem sa�d hem âbâd İstanbul�a sermâye-i fahr olsa revâdır Kûh-sarları bağları kasrları hep Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır İstanbul�un evsafını mümkün mi beyân hiç Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır .......... [B]GAZEL[/B] Hele îd oldu ol gül-gonce handân olduğun gördük Demâg-ı telh-kâmın şekkeristan olduğun gördük O sîm endâmı aldık halka-î ağûuşa bir kerre O elmâsın hele zîb-i nigin-dân olduğun gördük Meh ü mihrin senin olsun felek biz îd-gehlerde Hilâl ebrûların hurşîd-i tâbân olduğun gördük O kâfir-beççe bir peymâne sahbâ sundu kim alıp Derûn-i lâleden âteş fürûzân olduğun gördük Niyâz ü nâz ü nûş ü bahş ü ibrâm-ı kenâr ü bûs... Bugün meclisde zevkin böyle tûfân olduğun gördük Yalan olmaz o şûhun görmedik mey içtiğin ammâ Bir iki kerrecik hem-bezm-i mestân olduğun gördük Gülistân görmedik gül kokmadık ammâ ruhün meyden Gül-ender-gül gülistân-der-gülistân olduğun gördük Bi-hamdillâh yine kilk-i Nedîmâ-yı sühân-sâzın Gazel-perdâz-ı bezm-i sadr-ı zî-şân olduğun gördük [B]TAHAMMÜL MÜLKÜNÜ YIKTIN[/B] Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kafir Aman dünyayı yaktın ateş-i suzan mısın kafir Kız oğlan nazı nazın şehlevend avazı avazın Belasın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kafir Ne ma´na gösterir duşundaki ol ateşin atlas Ki ya´ni şule-i cansuz-ı hüsn ü an mısın kafir Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar Aceb bir şuha sende aşık-ı nalan mısın kafir Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kafir Şarab-ı ateşinin keyfi rüyun şul´elendirmiş Bu haletle çerağ-ı meclis-i mestan mısın kafir Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir Nedim-i zarı bir kafir esir etmiş işitmiştim Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kafir HADDEDEN GEÇMİŞ NEZAKET Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem Zülfü Hârut�un demek mümkin ki nâl olmuş sana Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın Kendin aldırdın gönül n�oldun ne hal olmuş sana Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden Lâ�lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Şiirler
Şiir tavsiye edebilecek olan?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst