MuhammedRidvan
New member
İnsanlık tarihi boyunca en temel meselelerden biri, insanın içsel yolculuğunda, doğruyu ve yanlışı, sevgiyi ve şehveti ayırt edebilmesidir. Bu yolculuk, çoğu zaman bir iç hesaplaşma, bazen ise dışsal baskılarla şekillenen bir arayış olur. İslam'da “şirk” terimi, Allah’a eş veya ortak koşmak olarak tanımlanır ve bu, insanın manevi anlamda düşüşünün en tehlikeli biçimidir. Şirke düşen bir insan, her ne kadar dünyada bir parça mutluluk peşinde olsa da sonunda büyük bir boşluğa sürüklenir. Bunun en belirgin örneğini, aşkın ve melankolinin iç içe geçtiği, insanın kendisini kaybetmeye başladığı bir süreçte görmek mümkündür. Kur’an’da, Hacc Suresi’nin 31. ayetinde şöyle denir: “Hanifler onunla Allah'a ortak koşmayanlardır. Ve kim Allah'a ortak koşarsa sanki gökten düşmüş ve onu kuş kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.” Bu ayet, şirkin ne denli zararlı ve tehlikeli olduğunu vurgular. Şirk, insanın kalbinde, Allah’ın sevgisini başka bir şeye ya da birine yönlendirme çabasıdır. Bu, bir bakıma insanın kendi içindeki doğru yönelimleri kaybetmesine neden olur ve sonunda yalnızca boşlukla karşılaşır. Aşk, bu yolculukta insanın karşılaştığı en güçlü duygulardan biridir. Ancak aşk, doğru bir şekilde yönlendirilmediğinde, insanı yıkıcı bir hale getirebilir. Bu durumu, ünlü Türk sanat müziği sanatçısı İbrahim Tatlıses'in sözleriyle ifade edebiliriz: “Tutunacak hiçbir dalım kalmadı, bir ağaç misali kurumuşum ben.” Aşk, zamanla bir saplantıya dönüşebilir. İnsan, sevdiği kişiye o kadar bağlanır ki, Allah’ın yerine onu koyar. İşte bu noktada şirk başlar; insanın kalbi, Allah’ın yerine bir başka varlıkla dolmaya başlar. Şirkin başladığı an, insanın aklına ilk olarak sevgilisi gelir. Bu, bir bakıma Allah’ın yerine bir başka varlığı koymaktır. Görüntüye tutunan insan, “görüntüye sıkıca tutunur ve sırtını ona dayar.” Ancak zamanla bu görüntü, insanı terk eder, tıpkı gölge gibi. Gölge bir süre sonra kaybolur ve insan serbest düşüşe geçer. İşte o zaman insan manevi boşlukla karşı karşıya kalır. Bir zamanlar aşkla dolan kalp şimdi boşlukla tanışır. Bu boşlukta kalp tutunacak bir dal arar ancak hiçbir şey bulamaz. Kalbin kuytularında sıkışan ruh dışarıya yönelir sokaklara, taşlara ve insanlara katılır. Ancak bu geçici bir rahatlamadır. Bir omuz arar ama o omuz da ona gerçek bir çözüm sunmaz. Oysa gerçek çözüm içsel arayıştır. İnsan kalbinin derinliklerine inmeden dışsal rahatlamalarla huzuru bulamaz. Şirk insana önce bir tür acı verir. Ancak bu acı doğru yönlendirilmediğinde bir melankoliye dönüşür. Melankoli insanın içinde bulunduğu ruh halinin dışa yansımasıdır. Melankolik insan acısını içselleştirir ve bu acıyı sürekli olarak yaşar. Ancak zamanla bu acı azalır insan yüzünü yıkayıp kendine gelir. Ancak burada kritik bir nokta vardır acının neden kalbi kuşattığını bilmeyen insan bir başka görüntüyle karşılaştığında aynı hatayı tekrar yapar. Kur’an bu durumu şöyle ifade eder: “İnsanlardan kimi Allah'tan başka eşler edinir. Onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerse en çok Allah'ı severler. Zulmedenler keşke azabı gördükleri zaman kuvvetin gerçekten bütünüyle Allah'a ait olduğunu görselerdi. Ve şüphesiz Allah'ın azabı şiddetlidir.” (Bakara Suresi, 165. Ayet) Burada insanın doğru sevgiye yönelmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Aşk sevgiliye değil yalnızca Allah’a yönlendirilmelidir. Gerçek sevgi Allah’a olan sevgidir ve bu sevgi her türlü şirki ve sapmayı ortadan kaldırır. Aksi takdirde insan sürekli olarak bir döngüye hapsolur ve bu döngü hiçbir zaman gerçek huzuru getirmez. Sonuç olarak insanın içsel yolculuğunda en büyük tehdit Allah’a eş koşmaktır. Şirk insanı başlangıçta tatmin edebilir gibi görünse de sonunda büyük bir boşluğa sürükler. Aşk doğru bir yönelimle Allah’a yönlendirilmelidir. Aksi takdirde insan kendini kaybetmiş ve gerçek huzuru bulamamış olur. Aşk ve şirkin iç içe geçtiği bu dünyada insanın kalbi yalnızca Allah’ın sevgisiyle dolmalı her türlü dışsal sevgi ve bağlılık bu yüce sevgiyi taklit etmekten öteye geçmemelidir.