Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Sırlı Emanetler
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Merih" data-source="post: 185672" data-attributes="member: 2"><p><img src="http://www.risale-inur.org/haberimaji/name.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p>Gecenin bir vakti Babüssaade’nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı’nın</p><p> idare merkezi Topkapı Sarayı’nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla</p><p> yakın adamları yaşamaktadır.Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade’nin</p><p> demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı</p><p> nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının</p><p> yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak</p><p> vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında</p><p> Hasan Ağa’ya der ki: “Bu gördüğün Resul’ün (sas) ashabıdır. Bizi Resul (sas)</p><p> gönderip selam etti ve buyurdu ki; ‘Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi.</p><p> Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerü’l-Faruk, bu Osman-ı</p><p> Zinnureyn’dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib’im. Var Selim Han’a</p><p> selam söyle.”</p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/musa.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa’yı gördüğü rüyanın ağırlığından</p><p> şaşkın halde bulurlar. Önce hastalandığını sanırlar. Terden sırıksıklam olmuş</p><p> elbiselerini değiştirirler. Bu durumun gördüğü rüyanın ağırlığından olduğunu</p><p> anladıklarında bunu bir iş için oraya gelen padişahın nedimi Hasan Can’a da</p><p> anlatmasını isterler. </p><p></p><p>Zaten Yavuz Sultan Selim de sabahtan beri Hasan Can’ı gördüğü rüyayı anlatması</p><p> için sıkıştırmaktadır. Hasan Can, padişahın yanına döner; “Sultanım” der, “Sabahtan</p><p> beri sorduğunuz rüyayı bu Hasan değil, bir başka Hasan, Kapı Ağası Hasan kulunuz</p><p> görmüş!” der. </p><p></p><p>Rüyayı dinledikçe Yavuz’un gözleri yaşarır, yüzü kızarır. “Biz dememiş miydik</p><p> ecdadımız memur olmadıkça bir yere sefer etmezlerdi diye. Onların her biri evliyalıktan</p><p> nasipdar idi. Biz onlara benzemedik!” der. </p><p></p><p>Bu hadiseden sonra hazırlıklar tamamlanır, Mısır seferine çıkılır. Artık Mısır</p><p> ve Hicaz Osmanlı padişahlarının idaresindedir. Bunun ilk tescili de 20 Şubat</p><p> 1517 Cuma günü gerçekleşir. Kahire’deki Melik Müeyyed Camii’nde hutbe Yavuz</p><p> Sultan Selim adına okunur. Hatib, hutbede yeni halifenin adını söylerken o zamana</p><p> kadar âdet olduğu üzere “Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” sıfatını kullandığında</p><p> Yavuz seslenerek “Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” demesini ister. Yani Mekke</p><p> ve Medine’nin hakimi değil hadimi, hizmetçisi olarak görmektedir kendini.</p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirkaseyyidina.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p>Sefer dönüşü halkın tezahüratından kaçındığı için Üsküdar’dan bindiği bir kayıkla</p><p> gece yarısı gizlice sarayına giren Yavuz Sultan Selim, beraberinde Peygamber</p><p> Efendimiz’e ve mukaddes mekanlara ait bir kısım emanetleri de getirir. Topkapı</p><p> Sarayı’nda kendi yaşadığı ve Has Oda denilen taht odasına, başucuna yerleştirir.</p><p> Kendisiyle birlikte yaşayan en yakın kırk adamını muhafazasına tayin eder. Has</p><p> Odalılar devlet ve padişah hizmetlerinin yanı sıra Hırka-i Saadet’i muhafaza</p><p> edecekler, gereken hürmeti gösterecekler, yirmi dört saat yanında Kur’an-ı Kerim</p><p> okuyup nöbet tutacaklardır. Beş asırlık bu nöbet halen devam ediyor. </p><p></p><p>Günümüzde Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde bulunan emanetlerin hepsi</p><p> Yavuz Sultan Selim’le birlikte gelmiş değil. Sahabilerin Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü</p><p> vesselâm Efendimiz’den hatıra olarak saklayıp rahmet-i ilahîye vesile bildikleri</p><p> emanetler kendilerinden sonra nesilden nesile taşınmıştı. Ailelerin ve resmi</p><p> kurumların elindeki bu emanetlerin önemli kısmı zaman içinde padişahlar nezdinde</p><p> toplandı. Kâbe ve Peygamber Efendimiz’in (sas) kabrinin tamirinden çıkan parçalar</p><p> ile geçmiş peygamberlere, Sahabilere ve İslâm büyüklerine ait hatıraların da</p><p> ilavesiyle 20’inci asra gelindiğinde Topkapı Sarayı’nda maddi ve manevi açıdan</p><p> değer biçilemeyecek bir hazine meydana gelmişti. </p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/yusuf.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p>Emânât-ı Mübâreke, Osmanlı Sarayı’nda devamlı imtiyazlı bir mevkide bulunduruldu.</p><p> Hepsi kıymetli kumaşlardan som sırma işlemeli bohçalara sarılıp altından, gümüşten,</p><p> sedef kakmalı ahşaptan sandıklara konulurdu. Sandıklar padişahın mührüyle mühürlenir,</p><p> altın/gümüş anahtarları padişah namına silahdar ağada bulunurdu. Padişahlar</p><p> Rida-i Cenab-ı Peygamberî’nin (Hırka-i Saadet’in) muhafızı olmakla iftihar ederler,</p><p> gece gündüz tazim ve hürmette kusur etmezlerdi. Sarayda yanıbaşlarında bulundurdukları</p><p> gibi gittikleri seferlere de beraber götürürlerdi. Her yıl Ramazan ayının on</p><p> beşinde gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyareti Osmanlı protokolünün en önemli</p><p> törenlerindendi. </p><p></p><p></p><p>Peygamber Efendimiz’in (sas) şanlı sancağı, saraydan çıkarılıp sancak alayı</p><p> ile harbe gönderilirdi. Padişahlar Hırka-i Saadet Dairesi’nde yaşadıkları gibi</p><p> vefatları vukuunda cenazeleri de burada yıkanıp kefenlenirdi.</p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/yahya.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p></p><p>İki Cihan Sultanı (sas), çeşitli devlet büyükleriyle birlikte Bizans İmparatoru</p><p> Herakliyus’a da bir elçi ile İslam’a davet mektubu göndermişti. Herakliyus,</p><p> gerçeği bildiği halde adamlarının kendisine inanmayacağından ve saltanatı kaybedebileceğinden</p><p> korktuğu için iman etmedi. Fakat Resulullah’ın (sas) mektubunu altın bir mahfazanın</p><p> içine yerleştirip sakladı. Peygamber Efendimiz (sas) Herakliyus’un inanmamakla</p><p> kendisine yazık ettiğini söyleyip, mektubunu muhafaza ettikleri müddetçe evlatlarının</p><p> saltanatının devam edeceğini bildirmişti. Tarihçiler hicretten 7 asır sonra</p><p> bile aynı ailenin bu mektuba gösterdikleri saygı sebebiyle saltanatta bulunduklarını</p><p> kaydeder. Ecdadımız da Allah’ın Habibi’nin (sas) izinde, gül kokusunu taşıyan</p><p> hatıralarının gölgesinde iken rahmet-i ilahiyyenin rüzgarından istifade edecekleri</p><p> itikadında idiler. </p><p></p><p></p><p>İngilizler, emanetler konusunu Lozan’da masaya getirmek istediler. Filizlenmekte</p><p> olan yeni Türk devleti böyle bir konuyu hiçbir şekilde tartışmaya açmadı.Mukaddes</p><p> Emanetlerin, milletimize tevdi edilmiş bir vedia olarak muhafazasına devam edildi.</p><p> 1960’lı yıllarda bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağlı olarak ziyaretçilere</p><p> açıldı. Birçoğu ise eskiden olduğu gibi kıymetli muhafazaları içinde kamuoyundan</p><p> gizli kaldı. mukaddes Emanetler ilk kez bir kitap ile günyüzüne çıkıyor. Topkapı</p><p> Sarayı müdür yardımcılarından Hilmi Aydın tarafından yazılan ve Işık Yayınları’nca</p><p> basılan “Hırka-i Saadet Dairesi ve mukaddes Emanetler” isimli kitap mukaddes</p><p> Emanetler’i arkalarındaki Asr-ı Saadet’e kadar ulaşan hikayeleriyle birlikte</p><p> anlatıyor. Hazırlanışında araştırmacı Ahmet Doğru’nun da önemli katkısı olduğu</p><p> belirtilen eserde emanetlerin birçoğunun ilk kez çekilmiş fotoğraları da yer</p><p> alıyor. </p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/toplu.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p></p><p>Birinci Dünya Savaşı’nda Medine’nin teslimi söz konusu olunca şanlı Medine</p><p> Müdafii Fahreddin Paşa, Mescid-i Nebevi’de bulunan bir kısım emanetler ile,</p><p> yüzyıllar boyunca hükümdarlar tarafından buraya vakfedilen ve Resûlullah’ın</p><p> (sas) komşuluğunu yapan kıymetli eşyaları zayi olmaması için trene yükledi ve</p><p> İstanbul’a gönderdi. İhtiyat mülazımlarından İdris Sabih Bey’in Medine Müdafaası</p><p> sırasında Hazreti Peygamberimiz’e (sas) hitaben yazıp, Fahreddin Paşa’ya ithaf</p><p> ettiği şiir, o günlerde yaşanan duygular kadar Emanât-ı Mübâreke’yi muhafaza</p><p> edenlerin gönül dünyasını yansıtması bakımından da kayda değer özellikler taşımaktadır: </p><p></p><p></p><p></p><p>Dünya ve âhiret EFENDİMİZ’sin </p><p></p><p></p><p>Bir ulü’l emr idin emrine girdik; </p><p></p><p> Ezelden bey’atli hakanımızsın. </p><p></p><p> Az idik, sâyende murada erdik, </p><p></p><p> Dünya ve âhiret sultanımızsın.</p><p>Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u; </p><p></p><p> İşledik seni gözbebeğimize, </p><p></p><p> Bağışla ey şefî’ kusurumuzu </p><p></p><p> Bin küsûr senelik emeğimize.</p><p>Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur, </p><p></p><p> Şımardık müjde-i sahabetinle. </p><p></p><p> Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur, </p><p></p><p> Doyarız bir lokma şefaatinle.</p><p>Nedense kimseler dinlemez, eyvâh! </p><p></p><p> O kadar sâf olan dileğimizi </p><p></p><p> Bir ümmî isen de Yâ Resûlallah, </p><p></p><p> Ancak sen okursun yüreğimizi.</p><p></p><p>Suları tükendi gülâbdanların, </p><p></p><p> Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet. </p><p></p><p> Külleri soğudu buhurdanların, </p><p></p><p> Aşkınla bağrını yakmada millet.</p><p>Gelmemiş Türkçe’de Lebid, Hassân’ın, </p><p></p><p> Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka. </p><p></p><p> Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın, </p><p></p><p> Lâl ile yazdığı tarihten başka.</p><p>Ne kanlar akıttık hep senin için, </p><p></p><p> O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz... </p><p></p><p> Gücümüz erişsin ve erişmesin, </p><p></p><p> Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.</p><p>Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz, </p><p></p><p> Can verir, cânânı veremez Türkler. </p><p></p><p> Ebedi hadim’ül haremeyniniz, </p><p></p><p> Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler. </p><p></p><p></p><p>HIRKA-İ SAADET DAİRESİ </p><p></p><p></p><p><strong>Hırka-i Saadet </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirka.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirka2.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> 124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan hırkanın içi daha kaba şekilde dokunmuş</p><p> krem renk yünlü kumaşla kaplanmıştır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resulullah</p><p> (sas) tarafından Züheyr oğlu Ka’b’a verilen hırkadır.</p><p>Hırka-i Saadet Dairesi, adını Peygamber Efendimiz’in (sas) şair Ka’b bin Züheyr’e</p><p> huzur-ı saadetlerinde Müslüman olduğunda hediye ettiği hırkadan alıyor. Arapların</p><p> meşhur şairlerinden olan Ka’b, İslamiyet aleyhindeki şiirlerinden ve sözlerinden</p><p> dolayı Peygaberimiz’in (sas) nerede görülürse öldürülmesi emrine muhatap oldu.</p><p> Daha önce Müslüman olan kardeşinin ikazı üzerine, hakkındaki ölüm emrine aldırmadan</p><p> Medine’ye geldi, Mescid-i Nebevi’ye girdi. Peygamber Efendimiz’e Müslüman olan</p><p> bir kimsenin geçmiş hatalarının bağışlanıp bağışlanmayacağını sordu. Müspet</p><p> cevap alınca “Bu, Ka’b olsa da mı?” diye ilave etti. Allah Resûlü bu soruya</p><p> da olumlu cevap verdi. Ka’b (ra) kimliğini açıklayıp Kaside-i Bürde ismiyle</p><p> tarihe geçen eserini okumaya başladı. “Muhammed Aleyhisselâm kınından çıkmış</p><p> bir kılıçtır / Cihan onun nurundan feyz alır” mısraına gelince Efendimiz (sas)</p><p> sırtındaki hırkasını çıkardı, şairin sırtına bıraktı. Ka’b, Hazreti Peygamber’in</p><p> (sas) gül kokusunu taşıyan bu hırkayı ömrü boyunca muhafaza etti, çok yüksek</p><p> fiyat teklif edilmesine rağmen bir ipliğini feda etmedi. Muaviye tarafından</p><p> varislerinden alınıp halifelere geçen hırka, Yavuz’la birlikte İstanbul’a geldi. </p><p></p><p></p><p></p><p>Hırka-i Saadet sırma işlemeli yeşil atlastan bohçalara sarılıp altın bir çekmeceye</p><p> konulur. Bu çekmece de aynı şekilde bohçalara sarılıp büyük altın bir sandığa</p><p> yerleştirilir. </p><p></p><p></p><p><strong>Sancak-ı Şerif </strong></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/sancak.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Peygamber Efendimiz’in (sas) zamanında yapılan harplerde ashaptan her birlik</p><p> ayrı bir sancak taşırdı. Bizzat Peygamber Efendimiz’e (a.s) mahsus olan Sancak-ı</p><p> Şerif ise Ukab ismini taşır. Hazreti Aişe’ye ait siyah yünlü bir kumaştan yapılmıştır.</p><p> Sancak-ı Şerif, Cenab-ı Peygamber’in (sas) âlem-i cemâli teşriflerinden sonra</p><p> sıra ile dört halifenin emanetinde olarak harplerde ordunun önünde taşındı.</p><p> Daha sonra da Emevi ve Abbasi halifelerine intikal etti. Bağdat’ın Moğollar</p><p> tarafından işgali üzerine Mısır’a kaçan Abbasi halifesi, Sancak-ı Şerif’i de</p><p> diğer emanetler ile birlikte Mısır’a götürdü. Mısır’ın Yavuz Sultan Selim Han</p><p> Cennetmekân tarafından alınması üzerine Osmanlılara geçti. Ukab, zamanla yıpranıp</p><p> adeta toz haline geldiği için Osmanlılar yeşil atlastan yenisini diktirip üzerine</p><p> aslından parçalar eklediler. Harpler sırasında Sancak-ı Şerif, Sancak Alayı</p><p> denilen bir törenle saraydan çıkarılır, orduyla birlikte sefere giderdi. Bu</p><p> sırada seyyidlerden oluşan bir cemaat tarafından yanı başında gece gündüz Fetih</p><p> Sûresi okunurdu. </p><p></p><p></p><p><strong>Mühr-i Saadet </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/muhr.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Hz. Muhammed (sas) yabancı devlet reislerine İslam’a davet mektupları yazdırırken</p><p> taşı akikten, halkası gümüşten yüzük şeklinde bir mühür yaptırmıştı. Bu mühür</p><p> sıra ile Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a geçmiş, ancak Hz. Osman tarafından</p><p> Eris isimli kuyuya düşürülmüş ve günlerce aranmasına rağmen bulunamamıştır.</p><p> Tarihçiler bu mührün kaybolmasından sonra Müslümanlar arasındaki birliğin bozulduğuna,</p><p> devam edip gelen fitnelerin o zaman ortaya çıktığına dikkat çekerler. Hz. Osman</p><p> bunun üzerine aynı yazıyı taşıyan başka bir mühür yaptırarak kullanmıştır.mukaddes</p><p> Emânetler arasında bulunan ve Bağdat’ta ele geçirilerek İstanbul’a getirilen</p><p> mührün bu mühür olduğu tahmin edilmektedir. 1 cm. uzunluğunda olup, kırmızı</p><p> akik taşından yapılmıştır. Üzerinde kûfî hatla “Muhammed Resulullah” yazan bu</p><p> mühür hakkedilmiştir. </p><p></p><p></p><p><strong>Name-i Saadet </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/name.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> Hicret’in altıncı yılında Peygamber Efendimiz (sas) yabancı devlet reislerine</p><p> mektuplar göndererek onları İslâm’a davet etti. Deri üzerine yazılan bu mektuplardan</p><p> birkaçı Hırka-i Saadet Dairesi’ndedir. Mektupların alt kısmında Resûllullah</p><p> aleyhisselâm’ın mührü bulunur. Emanetler arasında bu mektuplarla birlikte Kur’an-ı</p><p> Kerim’den bazı kısa sûrelerin vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ilk nüshaları</p><p> da vardır. </p><p></p><p></p><p><strong>Nalın-ı Saade</strong>t </p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/nalin.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Rasûlullah’ın (sas) arş üzre basan mübarek ayaklarına değmekle şereflenmiş sandalet</p><p> tarzı ayakkabılardır. Taban kısımları, birkaç kat tabaklanmış deri ya da köselenin</p><p> dikilmesiyle oluşur. Ayağı bilekten ve üstünden kuşatan kayışların yanı sıra</p><p> biri baş parmakla yanındaki parmak, diğeri de orta parmakla onun yanındaki parmak</p><p> arasından geçen iki tane bandın bulunması en bariz özellikleridir. Nalın-ı Saadetlerin</p><p> resminin bile berekete sebep olacağına inanılır, evlere, işyerlerine asılırdı.</p><p> Hırka-i Saadet Dairesi’nde Nalın-ı Saadetlerle birlikte bunların metal ve ahşaptan</p><p> modelleri de bulunmaktadır. </p><p></p><p></p><p><strong>Sakal-ı Şerif </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/sakal.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> Cenab-ı Peygamber Aleyhisselâm traş olduğu zaman saç ve sakal telleri ashab</p><p> tarafından toplanır, hatıra olarak saklanırdı. Veda Haccı’nda traş olurken de</p><p> Resûlullah’ın (sas) saç telleri çevresindeki ashabı tarafından kapışılmıştı.</p><p> Bunlardan biri de alnına düşen saçları almak için Allah Resûlü’ne (sas) rica</p><p> eden Halid bin Velid’di. Halid bin Velid, bu saç tellerini ölünceye kadar sarığının</p><p> arasında taşıdı. Yemame Savaşı devam ederken başından sarığı düştü. Hazreti</p><p> Halid, yere düşen sarığını almak için canını düşünmeden düşmanlar arasına daldı.</p><p> Etrafındakiler bu hali garipseyerek ikaz ettiklerinde “Ben bunu başlığımın kıymetinden</p><p> dolayı yapmıyorum. Fakat onun içinde Peygamber Aleyhisselâm’ın saçı bulunduğu</p><p> için müşriklerin eline düşmesini istemiyorum. Ben onu hangi tarafa yönelttimse</p><p> orası fetholundu.” dedi.</p><p>Bugün birçok tarihi camide, hatta aileler, şahıslar elinde Sakal-ı Şerif bulunmaktadır.</p><p> Hırka-i Saadet Dairesi’nde de ellinin üzerinde Sakal-ı Şerif vardı. Cam mahfazalardaki</p><p> Sakal-ı Şerifler kırk kat bohçaya sarılarak saklanır. Mübarek gün ve gecelerde</p><p> salâvat-ı şerifeler okunarak ziyarete açılır, gönüllerdeki Peygamber (sas) sevgisi</p><p> tazelenir, dünya gözüyle görmeden kendisine iman edenler bir nebze olsun hasret</p><p> giderirler. </p><p></p><p></p><p><strong>Hz. İbrahim’in (as) tenceresi </strong></p><p></p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/tencere.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Hazreti İbrahim’e nispet edilen tencere, silindir bir kutu içerisinde olup kutunun</p><p> üzerindeki etikette “Padişahımız Sultan Mehmet Hazretleri huzur-ı hümayunlarında</p><p> Hasodabaşı Mustafa Ağa Kethüda’ya teslim eylediği İbrahim’in mermer kazganlarının</p><p> mahfazasıdır. Sene 1058” yazılıdır. Tencere, genellikle Suriye Bölgesi’nde bulunan</p><p> silisli (kumlu) granitten oyularak imal edilmiştir.</p><p></p><p><strong>Nakş-ı Kadem-i Peygamberi </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/ayakizi.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> İlk dönem İslâm kaynaklarında bu konuda yazılı bir bilgi olmamasına rağmen Allah</p><p> Rasûlü’nün (sas) bir mucize olarak bazı defalar sert zemine bastığında ayak</p><p> izinin çıktığına inanılmakta, birçok yerde bulunan Kadem-i Şerif izleri buna</p><p> delil gösterilmektedir. Topkapı Sarayı mukaddes Emânetler Dairesi’nde taşlar</p><p> üzerine çıkmış altı adet Kadem-i Şerif nakşı muhafaza edilmektedir. Bunların</p><p> yanı sıra gümüş, tahta ve mukavva üzerine çizili birçok Kadem-i Şerif resmi</p><p> de mevcuttur. Sultan I. Ahmed, Hazreti Peygamber’in (sas) ayak izi şeklinde</p><p> altından bir sorguç yaptırmış, bunu mübarek günlerde ve törenlerde başında taşımıştır.</p><p></p><p></p><p></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong> Kadeh-i Şerif </strong></p><p></p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/kadeh.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/kadeh2.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Hazreti Peygamber (sas) bir gün Medine’de bir yerden dönerken Benî Sâide Sofası</p><p> denilen mevkide ashabı ile istirahat etmek için oturmuştu. Bu sırada Sehl ibn</p><p> Sa’d’a dönerek “Ya Sehl, bizleri bir sulasan” buyurdular. Resulullah’ın (sas)</p><p> vefatında 15 yaşlarında bir delikanlı olan, Hicri 91 yılında 96 yaşında vefat</p><p> ettiğinde “Medine’de en son vefat eden sahabi” unvanını alan Sehl, o gün su</p><p> ikram ettiği ağaçtan mamul kadehi hatıra olarak saklamıştı. Yıllar sonra, bir</p><p> topluluğun içinde bu kadehi göstererek su ikram ettiğinde kadeh, orada</p><p>bulunan Ömer bin Abdülaziz tarafından istendi. Sehl de kadehi ona hediye etti.</p><p> Kadeh-i Şerif’in dışı muhafaza gayesiyle gümüşle kaplanmıştır. </p><p></p><p></p><p></p><p><strong>Gasl-i Nebevî Suyu ve Kabir Toprağı</strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/gasl.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/kabir.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> Peygamber’imizin (sas) gasil suyunun muhafaza edildiği yeşil şişe zamanın tahribatına</p><p> dayanamamış, günümüze ancak kırık parçası ulaşmıştır. </p><p></p><p></p><p><strong>Kamîs-i Seyyidü’ş-Şühedâ </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/huseyncubbe.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p> Hazreti Hüseyin’e ait olduğu belirtilen cübbe, 130 cm boyundadır. Pikeye benzer</p><p> kumaştandır. Kısa kolludur. Yalnız ön ve etekleri beyaz astarlıdır. Önden ilikli</p><p> ve yuvarlak düğmelidir. </p><p></p><p></p><p><strong>Kâbe’nin anahtarı </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/anahtar.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’nin anahtarı, Resulullah (sas) tarafından “Şüphe</p><p> yok ki Allah emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz</p><p> zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” âyetinin nüzûlü üzerine ailece eskiden</p><p> beri bu hizmeti görmekte olan Osman bin Talha’ya verildi. Halen aynı ailede</p><p> bulunan anahtarlar yenilendikçe eskileri İstanbul’a gelir, Miftah Alayı denilen</p><p> bir alayla karşılanırdı. İlk defa Mekke Şerifi Ebü’l-Berekât, Mısır’ın fethinden</p><p> sonra Harem-i Şerif’in anahtar ve kilidini oğlu vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim’e</p><p> göndermişti.</p><p>Dördüncü Murad tarafından Bağdat seferine götürülen Kâbe anahtarının yanındaki</p><p> mektupta ise ilginç bilgiler bulunmaktadır. Mektup, zamanın Mekke Emiri Zeyd</p><p> bin Muhsin tarafından Dördüncü Murad’a hitaben yazılmıştır. Peygamber Efendimiz</p><p> (sas), rüyasında Emir’e Kâbe’nin mevcut anahtarını Harem-i Şerif’in imamıyla</p><p> padişaha göndermesini, padişahın bu anahtarı Acem seferinde yanında taşımasını</p><p> emredip fetih ve zaferi müjdelemektedir. Ayrıca padişahın diğer seferlerde hatta</p><p> her oturup kalktığı yerde anahtarı yanından ayırmamasını istemekte, kendisinin</p><p> ve kendisine tabi olanların bu surette musibetlerden emin olacağını söylemektedir.</p><p> Padişah kendisi harbe gitmediği zamanlarda da güvendiği bir adamıyla anahtarı</p><p> ordunun önünde taşıtmalıdır. Allah’ın inayetiyle karşılarındaki düşmanları güç</p><p> yetiremeyip mağlup olacaklardır. </p><p></p><p></p><p><strong>Hücre-i Saadet’e takdim edilen buğday </strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/bugday.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> Medine’nin eski âdetlerinden biri de borcu olanların Hazreti Muhammed’in (sas)</p><p> kabrinin bulunduğu Hücre-i Saadet’e buğday takdim ederek O’nun (sas) ruhaniyetinden</p><p> yardım istemeleri idi. Borçlular, her yıl zilkade ayının 17. gecesi, borçları</p><p> miktarınca buğdayı beyaz bir kese içerisine koyarak Ravza-i Mutahhara’ya getirir,</p><p> Hücre-i Saadet’e takdim edilmesi için görevlilere verirdi. Biriken buğdayları</p><p> Harem-i Şerif ağaları alıp ekmek yapar ve bazı kimselere hediye ederlerdi. O</p><p> gün şehirde bayram havası eserdi. </p><p></p><p></p><p><strong>MÜBAREK KILIÇLAR</strong></p><p></p><p></p><p> Peygamber Efendimiz’den ve ashabdan yadigâr olan Süyûf-ı Mübareke, mukaddes</p><p> Emânetler içinde önemli bir grubu teşkil eder. Tabanları çelik olan kılıçların</p><p> üzerlerine daha sonraki dönemlerde kıymetli madenler ve taşlarla işlemeler yapılmış,</p><p> her bir yanı zamanla birer sanat şaheseri haline getirilmiştir. Osmanlı padişahları</p><p> tahta geçtikten sonra Eyüp Sultan Türbesi’nde merasimle bu kılıçlardan birini</p><p> kuşanırlardı. Kılıç alayı, Batılı yazarlarca kralların taç giyme törenlerine</p><p> benzetilmiştir. </p><p></p><p></p><p><strong>Hazreti Davud’un (as) kılıcı</strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/kilicdavut.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p><img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/kilicdavutkabe.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </p><p></p><p> ../../../mukaddes Emanetler Dairesi’nde Hazreti Yusuf’un (as) sarığı, Hazreti Musa’nın</p><p> (as) asası, Hazreti İbrahim’in (as) tenceresi gibi geçmiş peygamberle ait hatıralar</p><p> da bulunmaktadır. Bunlardan biri de Davud Aleyhisselâm’ın kılıcıdır. Son derece</p><p> kaliteli bir çelikten yapılan kılıcın üzerinde Davud Aleyhisselâm’ın Calut’un</p><p> kafasını kesmesi ve Yusuf Aleyhisselâm’ın taht üzerine oturması resmedilmiştir.</p><p> Yanında bulunan ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a girmesinden önce hazırlanan</p><p> kitabede ise kılıcın hikayesi anlatılmakta, şifreli olarak bu kılıcın Mısır’ı</p><p> fethedecek Yavuz’a ulaşacağı, saltanatları müddetince onların elinde kalacağı,</p><p> daha sonra bir karmaşalığın zuhur edeceği ve nihayet kılıcın Hazreti İsa’ya</p><p> (as) ve Mehdi Aleyhisselâm’a ulaşacağı anlatılmaktadır.</p><p><strong>Hazreti Fatıma’nın (ra) Sandığı</strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/sandik.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>Üzeri Arap üslûbunda ve kafes tarzı oymalarla süslü küçük boydaki ahşap sandığın</p><p> “Hazreti Fatıma Radıyallâhü Teâlâ Anhâ’nın el sandığı” olduğu kayıtlıdır. Ufak</p><p> tefek malzemeler koymaya mahsus olmalıdır. </p><p></p><p></p><p><strong>Muaz bin Cebel’in (ra) kılıcı</strong></p><p></p><p> <img src="http://www.risale-inur.org/mukaddes/muazkilic.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p>97 cm uzunluğundadır. Kabza namlu kuyruğunun iki tarafından perçinlenmiş, siyah</p><p> boynuzdan iki levha halindedir. Dilimli bir tepeliği vardır. Balçağı çeliktendir.</p><p> Taban yassılaştırılmış oval kesitlidir. Kını ağaç üzerine siyah deri kaplıdır.</p><p></p><p></p><p>Emanetlerin listesi</p><p>Bir kısım emanetler şunlar:</p><p>Hırkai Saadet, Sancak-ı Şerif, Nalın-ı Saadet, Kadeh-i Şerif, Kadem-i Şerifler,</p><p> Sakal-ı Şerifler, kılıçları, yay, Uhud’da kırılan diş, teyemmüm edilen toprak,</p><p> Mühr-i Şerif vs. gibi Hazreti Peygamber’e (s.a.v) ait eşyalar. Hz. İbrahim’in</p><p> (as) tenceresi, Hz. Yusuf’un (as) sarığı, Hz. Musa’nın (as) âsâsı, Hz. Davut’un</p><p> kılıcı, Hz. Ebubekir’e ait sakal teli, Hz. Osman’ın okuduğu esnada şehit edildiğine</p><p> inanılan Kur’an-ı Kerim, sahabe kılıçları, Hz. Fatıma’nın gömleği, duvağı, hırkası,</p><p> Hz. Hüseyin’in cübbesi, hırka parçası, sarığı, İmam-ı Azam’ın cübbesi, Veysel</p><p> Karani’nin külâhı, Abdülkadir Geylâni Hazretlerinin, İmam-ı Şarani’nin tâcları,</p><p> Hz. Mevlânâ’nın kâseleri. Kâbe-i Muazzama’nın altın olukları, Hacerü’l Esved’in</p><p> altın ve gümüş mahfazaları, Tevbe Kapısı kanadı, Kâbe kilidi ve anahtarları,</p><p> Kâbe örtüleri, Kâbe’de ve Mescid-i Nebevi’de kullanılmış askı ve kandil, buhurdan,</p><p> gülabdan gibi objeler, buraların tamirlerinden getirilmiş tahta, taş, cam, çini</p><p> vb. parçaları, Hz. Peygamber’in kabrine ait örtüler, kabir toprakları, Kabri</p><p> Saadet’in temizliğinden getirilmiş Cevher-i Saadet denilen tozlar, vs. gibi</p><p> Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevî’ye ait hatıralarla yukarıda bahsedilen Emânetlerin</p><p> Kâbe’den veya Mısır’dan naklinde ve zaman içinde muhafazasında kullanılmış olan</p><p> sandık, çekmece, yazılı ve yazısız örtüler, bohçalar, kılıç kılıfları, Kur’an</p><p> mahfazaları ile Has Oda’nın hizmetinde kullanılan süpürgeler, faraşlar, mumlar,</p><p> öd ağaçları, ünlü hattatlara ait ya da padişah ketebeli levhalar, hilye-i saadetler,</p><p> seccadeler, tesbihler, bakır ve gümüş taslar, kandiller, tarikat başlıkları,</p><p> zemzem sürahileri, destimaller ve destimal kalıpları...</p><p><em></em></p><p><em>Not:Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nde bulunan Peygamber Efendimiz (sas)’e ait “Sakal-ı Şerif, Saç-ı Şerif”in de yer aldığı Kutsal Emanetler bölümü Ramazan münasebetiyle bugün ( 29-09-2006 )ziyarete açılacak.</em></p><p><em>İstanbul Vakıflar Bölge Müdür Vekili Adnan Ertem yaptığı yazılı açıklamada, müdürlüğe bağlı İstanbul Bayezit Meydanı’ndaki 2. Bayezit Medresesi’nde yer alan dünyanın ve Türkiye’nin tek “Hat Müzesi” olan Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ndeki Kutsal Emanetler bölümünün ziyarete açılacağını bildirdi. Ertem, açılacak bölümde, Hz. Muhammed’e ait “Sakal-ı Şerif, Saç-ı Şerif, kabir toprakları, Zıbın-ı Saadet ve Kuşak-ı Saadet”in yanı sıra, “Kâbe kapısı örtüsü, Kabe iç örtüsü, Makam-ı İbrahim örtüsü, Mekke, Medine, Mina, Müzdelife” konulu minyatürler ve yağlı boya resim, Sultan 3. Ahmet ve Sultan 2. Mahmut ile Sami Efendi’nin ve İbrahim Nesefe’nin hat yazıları ile Laleli Camii’nin şamdanlarının da yer aldığını kaydetti. Kutsal Emanetler Bölümü’nün ziyaretin 1955 yılı Ramazan ayında başlandığını ifade eden Ertem, yerli ziyaretçilerin pazartesi günleri dışında 09.30-16.30 saatleri arasında bu bölümü ücretsiz gezebileceklerini bildirdi.</em></p><p><em></em></p><p><em>İstanbul, Zaman</em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p></p><p><strong></strong></p><p><strong>Hırka-i Saadet Dairesi ve mukaddes Emanetler</strong></p><p><strong>Hilmi Aydın</strong></p><p><strong>Kaynak Kitaplığı</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Merih, post: 185672, member: 2"] [IMG]http://www.risale-inur.org/haberimaji/name.jpg[/IMG] Gecenin bir vakti Babüssaade’nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı’nın idare merkezi Topkapı Sarayı’nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla yakın adamları yaşamaktadır.Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade’nin demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında Hasan Ağa’ya der ki: “Bu gördüğün Resul’ün (sas) ashabıdır. Bizi Resul (sas) gönderip selam etti ve buyurdu ki; ‘Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi. Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerü’l-Faruk, bu Osman-ı Zinnureyn’dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib’im. Var Selim Han’a selam söyle.” [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/musa.jpg[/IMG] Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa’yı gördüğü rüyanın ağırlığından şaşkın halde bulurlar. Önce hastalandığını sanırlar. Terden sırıksıklam olmuş elbiselerini değiştirirler. Bu durumun gördüğü rüyanın ağırlığından olduğunu anladıklarında bunu bir iş için oraya gelen padişahın nedimi Hasan Can’a da anlatmasını isterler. Zaten Yavuz Sultan Selim de sabahtan beri Hasan Can’ı gördüğü rüyayı anlatması için sıkıştırmaktadır. Hasan Can, padişahın yanına döner; “Sultanım” der, “Sabahtan beri sorduğunuz rüyayı bu Hasan değil, bir başka Hasan, Kapı Ağası Hasan kulunuz görmüş!” der. Rüyayı dinledikçe Yavuz’un gözleri yaşarır, yüzü kızarır. “Biz dememiş miydik ecdadımız memur olmadıkça bir yere sefer etmezlerdi diye. Onların her biri evliyalıktan nasipdar idi. Biz onlara benzemedik!” der. Bu hadiseden sonra hazırlıklar tamamlanır, Mısır seferine çıkılır. Artık Mısır ve Hicaz Osmanlı padişahlarının idaresindedir. Bunun ilk tescili de 20 Şubat 1517 Cuma günü gerçekleşir. Kahire’deki Melik Müeyyed Camii’nde hutbe Yavuz Sultan Selim adına okunur. Hatib, hutbede yeni halifenin adını söylerken o zamana kadar âdet olduğu üzere “Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” sıfatını kullandığında Yavuz seslenerek “Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” demesini ister. Yani Mekke ve Medine’nin hakimi değil hadimi, hizmetçisi olarak görmektedir kendini. [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirkaseyyidina.jpg[/IMG] Sefer dönüşü halkın tezahüratından kaçındığı için Üsküdar’dan bindiği bir kayıkla gece yarısı gizlice sarayına giren Yavuz Sultan Selim, beraberinde Peygamber Efendimiz’e ve mukaddes mekanlara ait bir kısım emanetleri de getirir. Topkapı Sarayı’nda kendi yaşadığı ve Has Oda denilen taht odasına, başucuna yerleştirir. Kendisiyle birlikte yaşayan en yakın kırk adamını muhafazasına tayin eder. Has Odalılar devlet ve padişah hizmetlerinin yanı sıra Hırka-i Saadet’i muhafaza edecekler, gereken hürmeti gösterecekler, yirmi dört saat yanında Kur’an-ı Kerim okuyup nöbet tutacaklardır. Beş asırlık bu nöbet halen devam ediyor. Günümüzde Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde bulunan emanetlerin hepsi Yavuz Sultan Selim’le birlikte gelmiş değil. Sahabilerin Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz’den hatıra olarak saklayıp rahmet-i ilahîye vesile bildikleri emanetler kendilerinden sonra nesilden nesile taşınmıştı. Ailelerin ve resmi kurumların elindeki bu emanetlerin önemli kısmı zaman içinde padişahlar nezdinde toplandı. Kâbe ve Peygamber Efendimiz’in (sas) kabrinin tamirinden çıkan parçalar ile geçmiş peygamberlere, Sahabilere ve İslâm büyüklerine ait hatıraların da ilavesiyle 20’inci asra gelindiğinde Topkapı Sarayı’nda maddi ve manevi açıdan değer biçilemeyecek bir hazine meydana gelmişti. [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/yusuf.jpg[/IMG] Emânât-ı Mübâreke, Osmanlı Sarayı’nda devamlı imtiyazlı bir mevkide bulunduruldu. Hepsi kıymetli kumaşlardan som sırma işlemeli bohçalara sarılıp altından, gümüşten, sedef kakmalı ahşaptan sandıklara konulurdu. Sandıklar padişahın mührüyle mühürlenir, altın/gümüş anahtarları padişah namına silahdar ağada bulunurdu. Padişahlar Rida-i Cenab-ı Peygamberî’nin (Hırka-i Saadet’in) muhafızı olmakla iftihar ederler, gece gündüz tazim ve hürmette kusur etmezlerdi. Sarayda yanıbaşlarında bulundurdukları gibi gittikleri seferlere de beraber götürürlerdi. Her yıl Ramazan ayının on beşinde gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyareti Osmanlı protokolünün en önemli törenlerindendi. Peygamber Efendimiz’in (sas) şanlı sancağı, saraydan çıkarılıp sancak alayı ile harbe gönderilirdi. Padişahlar Hırka-i Saadet Dairesi’nde yaşadıkları gibi vefatları vukuunda cenazeleri de burada yıkanıp kefenlenirdi. [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/yahya.jpg[/IMG] İki Cihan Sultanı (sas), çeşitli devlet büyükleriyle birlikte Bizans İmparatoru Herakliyus’a da bir elçi ile İslam’a davet mektubu göndermişti. Herakliyus, gerçeği bildiği halde adamlarının kendisine inanmayacağından ve saltanatı kaybedebileceğinden korktuğu için iman etmedi. Fakat Resulullah’ın (sas) mektubunu altın bir mahfazanın içine yerleştirip sakladı. Peygamber Efendimiz (sas) Herakliyus’un inanmamakla kendisine yazık ettiğini söyleyip, mektubunu muhafaza ettikleri müddetçe evlatlarının saltanatının devam edeceğini bildirmişti. Tarihçiler hicretten 7 asır sonra bile aynı ailenin bu mektuba gösterdikleri saygı sebebiyle saltanatta bulunduklarını kaydeder. Ecdadımız da Allah’ın Habibi’nin (sas) izinde, gül kokusunu taşıyan hatıralarının gölgesinde iken rahmet-i ilahiyyenin rüzgarından istifade edecekleri itikadında idiler. İngilizler, emanetler konusunu Lozan’da masaya getirmek istediler. Filizlenmekte olan yeni Türk devleti böyle bir konuyu hiçbir şekilde tartışmaya açmadı.Mukaddes Emanetlerin, milletimize tevdi edilmiş bir vedia olarak muhafazasına devam edildi. 1960’lı yıllarda bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağlı olarak ziyaretçilere açıldı. Birçoğu ise eskiden olduğu gibi kıymetli muhafazaları içinde kamuoyundan gizli kaldı. mukaddes Emanetler ilk kez bir kitap ile günyüzüne çıkıyor. Topkapı Sarayı müdür yardımcılarından Hilmi Aydın tarafından yazılan ve Işık Yayınları’nca basılan “Hırka-i Saadet Dairesi ve mukaddes Emanetler” isimli kitap mukaddes Emanetler’i arkalarındaki Asr-ı Saadet’e kadar ulaşan hikayeleriyle birlikte anlatıyor. Hazırlanışında araştırmacı Ahmet Doğru’nun da önemli katkısı olduğu belirtilen eserde emanetlerin birçoğunun ilk kez çekilmiş fotoğraları da yer alıyor. [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/toplu.jpg[/IMG] Birinci Dünya Savaşı’nda Medine’nin teslimi söz konusu olunca şanlı Medine Müdafii Fahreddin Paşa, Mescid-i Nebevi’de bulunan bir kısım emanetler ile, yüzyıllar boyunca hükümdarlar tarafından buraya vakfedilen ve Resûlullah’ın (sas) komşuluğunu yapan kıymetli eşyaları zayi olmaması için trene yükledi ve İstanbul’a gönderdi. İhtiyat mülazımlarından İdris Sabih Bey’in Medine Müdafaası sırasında Hazreti Peygamberimiz’e (sas) hitaben yazıp, Fahreddin Paşa’ya ithaf ettiği şiir, o günlerde yaşanan duygular kadar Emanât-ı Mübâreke’yi muhafaza edenlerin gönül dünyasını yansıtması bakımından da kayda değer özellikler taşımaktadır: Dünya ve âhiret EFENDİMİZ’sin Bir ulü’l emr idin emrine girdik; Ezelden bey’atli hakanımızsın. Az idik, sâyende murada erdik, Dünya ve âhiret sultanımızsın. Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u; İşledik seni gözbebeğimize, Bağışla ey şefî’ kusurumuzu Bin küsûr senelik emeğimize. Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur, Şımardık müjde-i sahabetinle. Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur, Doyarız bir lokma şefaatinle. Nedense kimseler dinlemez, eyvâh! O kadar sâf olan dileğimizi Bir ümmî isen de Yâ Resûlallah, Ancak sen okursun yüreğimizi. Suları tükendi gülâbdanların, Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet. Külleri soğudu buhurdanların, Aşkınla bağrını yakmada millet. Gelmemiş Türkçe’de Lebid, Hassân’ın, Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka. Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın, Lâl ile yazdığı tarihten başka. Ne kanlar akıttık hep senin için, O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz... Gücümüz erişsin ve erişmesin, Uğrunda her zaman döğüşeceğiz. Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz, Can verir, cânânı veremez Türkler. Ebedi hadim’ül haremeyniniz, Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler. HIRKA-İ SAADET DAİRESİ [B]Hırka-i Saadet [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirka.jpg[/IMG] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/hirka2.jpg[/IMG] 124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan hırkanın içi daha kaba şekilde dokunmuş krem renk yünlü kumaşla kaplanmıştır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resulullah (sas) tarafından Züheyr oğlu Ka’b’a verilen hırkadır. Hırka-i Saadet Dairesi, adını Peygamber Efendimiz’in (sas) şair Ka’b bin Züheyr’e huzur-ı saadetlerinde Müslüman olduğunda hediye ettiği hırkadan alıyor. Arapların meşhur şairlerinden olan Ka’b, İslamiyet aleyhindeki şiirlerinden ve sözlerinden dolayı Peygaberimiz’in (sas) nerede görülürse öldürülmesi emrine muhatap oldu. Daha önce Müslüman olan kardeşinin ikazı üzerine, hakkındaki ölüm emrine aldırmadan Medine’ye geldi, Mescid-i Nebevi’ye girdi. Peygamber Efendimiz’e Müslüman olan bir kimsenin geçmiş hatalarının bağışlanıp bağışlanmayacağını sordu. Müspet cevap alınca “Bu, Ka’b olsa da mı?” diye ilave etti. Allah Resûlü bu soruya da olumlu cevap verdi. Ka’b (ra) kimliğini açıklayıp Kaside-i Bürde ismiyle tarihe geçen eserini okumaya başladı. “Muhammed Aleyhisselâm kınından çıkmış bir kılıçtır / Cihan onun nurundan feyz alır” mısraına gelince Efendimiz (sas) sırtındaki hırkasını çıkardı, şairin sırtına bıraktı. Ka’b, Hazreti Peygamber’in (sas) gül kokusunu taşıyan bu hırkayı ömrü boyunca muhafaza etti, çok yüksek fiyat teklif edilmesine rağmen bir ipliğini feda etmedi. Muaviye tarafından varislerinden alınıp halifelere geçen hırka, Yavuz’la birlikte İstanbul’a geldi. Hırka-i Saadet sırma işlemeli yeşil atlastan bohçalara sarılıp altın bir çekmeceye konulur. Bu çekmece de aynı şekilde bohçalara sarılıp büyük altın bir sandığa yerleştirilir. [B]Sancak-ı Şerif [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/sancak.jpg[/IMG] Peygamber Efendimiz’in (sas) zamanında yapılan harplerde ashaptan her birlik ayrı bir sancak taşırdı. Bizzat Peygamber Efendimiz’e (a.s) mahsus olan Sancak-ı Şerif ise Ukab ismini taşır. Hazreti Aişe’ye ait siyah yünlü bir kumaştan yapılmıştır. Sancak-ı Şerif, Cenab-ı Peygamber’in (sas) âlem-i cemâli teşriflerinden sonra sıra ile dört halifenin emanetinde olarak harplerde ordunun önünde taşındı. Daha sonra da Emevi ve Abbasi halifelerine intikal etti. Bağdat’ın Moğollar tarafından işgali üzerine Mısır’a kaçan Abbasi halifesi, Sancak-ı Şerif’i de diğer emanetler ile birlikte Mısır’a götürdü. Mısır’ın Yavuz Sultan Selim Han Cennetmekân tarafından alınması üzerine Osmanlılara geçti. Ukab, zamanla yıpranıp adeta toz haline geldiği için Osmanlılar yeşil atlastan yenisini diktirip üzerine aslından parçalar eklediler. Harpler sırasında Sancak-ı Şerif, Sancak Alayı denilen bir törenle saraydan çıkarılır, orduyla birlikte sefere giderdi. Bu sırada seyyidlerden oluşan bir cemaat tarafından yanı başında gece gündüz Fetih Sûresi okunurdu. [B]Mühr-i Saadet [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/muhr.jpg[/IMG] Hz. Muhammed (sas) yabancı devlet reislerine İslam’a davet mektupları yazdırırken taşı akikten, halkası gümüşten yüzük şeklinde bir mühür yaptırmıştı. Bu mühür sıra ile Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a geçmiş, ancak Hz. Osman tarafından Eris isimli kuyuya düşürülmüş ve günlerce aranmasına rağmen bulunamamıştır. Tarihçiler bu mührün kaybolmasından sonra Müslümanlar arasındaki birliğin bozulduğuna, devam edip gelen fitnelerin o zaman ortaya çıktığına dikkat çekerler. Hz. Osman bunun üzerine aynı yazıyı taşıyan başka bir mühür yaptırarak kullanmıştır.mukaddes Emânetler arasında bulunan ve Bağdat’ta ele geçirilerek İstanbul’a getirilen mührün bu mühür olduğu tahmin edilmektedir. 1 cm. uzunluğunda olup, kırmızı akik taşından yapılmıştır. Üzerinde kûfî hatla “Muhammed Resulullah” yazan bu mühür hakkedilmiştir. [B]Name-i Saadet [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/name.jpg[/IMG] Hicret’in altıncı yılında Peygamber Efendimiz (sas) yabancı devlet reislerine mektuplar göndererek onları İslâm’a davet etti. Deri üzerine yazılan bu mektuplardan birkaçı Hırka-i Saadet Dairesi’ndedir. Mektupların alt kısmında Resûllullah aleyhisselâm’ın mührü bulunur. Emanetler arasında bu mektuplarla birlikte Kur’an-ı Kerim’den bazı kısa sûrelerin vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ilk nüshaları da vardır. [B]Nalın-ı Saade[/B]t [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/nalin.jpg[/IMG] Rasûlullah’ın (sas) arş üzre basan mübarek ayaklarına değmekle şereflenmiş sandalet tarzı ayakkabılardır. Taban kısımları, birkaç kat tabaklanmış deri ya da köselenin dikilmesiyle oluşur. Ayağı bilekten ve üstünden kuşatan kayışların yanı sıra biri baş parmakla yanındaki parmak, diğeri de orta parmakla onun yanındaki parmak arasından geçen iki tane bandın bulunması en bariz özellikleridir. Nalın-ı Saadetlerin resminin bile berekete sebep olacağına inanılır, evlere, işyerlerine asılırdı. Hırka-i Saadet Dairesi’nde Nalın-ı Saadetlerle birlikte bunların metal ve ahşaptan modelleri de bulunmaktadır. [B]Sakal-ı Şerif [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/sakal.jpg[/IMG] Cenab-ı Peygamber Aleyhisselâm traş olduğu zaman saç ve sakal telleri ashab tarafından toplanır, hatıra olarak saklanırdı. Veda Haccı’nda traş olurken de Resûlullah’ın (sas) saç telleri çevresindeki ashabı tarafından kapışılmıştı. Bunlardan biri de alnına düşen saçları almak için Allah Resûlü’ne (sas) rica eden Halid bin Velid’di. Halid bin Velid, bu saç tellerini ölünceye kadar sarığının arasında taşıdı. Yemame Savaşı devam ederken başından sarığı düştü. Hazreti Halid, yere düşen sarığını almak için canını düşünmeden düşmanlar arasına daldı. Etrafındakiler bu hali garipseyerek ikaz ettiklerinde “Ben bunu başlığımın kıymetinden dolayı yapmıyorum. Fakat onun içinde Peygamber Aleyhisselâm’ın saçı bulunduğu için müşriklerin eline düşmesini istemiyorum. Ben onu hangi tarafa yönelttimse orası fetholundu.” dedi. Bugün birçok tarihi camide, hatta aileler, şahıslar elinde Sakal-ı Şerif bulunmaktadır. Hırka-i Saadet Dairesi’nde de ellinin üzerinde Sakal-ı Şerif vardı. Cam mahfazalardaki Sakal-ı Şerifler kırk kat bohçaya sarılarak saklanır. Mübarek gün ve gecelerde salâvat-ı şerifeler okunarak ziyarete açılır, gönüllerdeki Peygamber (sas) sevgisi tazelenir, dünya gözüyle görmeden kendisine iman edenler bir nebze olsun hasret giderirler. [B]Hz. İbrahim’in (as) tenceresi [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/tencere.jpg[/IMG] Hazreti İbrahim’e nispet edilen tencere, silindir bir kutu içerisinde olup kutunun üzerindeki etikette “Padişahımız Sultan Mehmet Hazretleri huzur-ı hümayunlarında Hasodabaşı Mustafa Ağa Kethüda’ya teslim eylediği İbrahim’in mermer kazganlarının mahfazasıdır. Sene 1058” yazılıdır. Tencere, genellikle Suriye Bölgesi’nde bulunan silisli (kumlu) granitten oyularak imal edilmiştir. [B]Nakş-ı Kadem-i Peygamberi [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/ayakizi.jpg[/IMG] İlk dönem İslâm kaynaklarında bu konuda yazılı bir bilgi olmamasına rağmen Allah Rasûlü’nün (sas) bir mucize olarak bazı defalar sert zemine bastığında ayak izinin çıktığına inanılmakta, birçok yerde bulunan Kadem-i Şerif izleri buna delil gösterilmektedir. Topkapı Sarayı mukaddes Emânetler Dairesi’nde taşlar üzerine çıkmış altı adet Kadem-i Şerif nakşı muhafaza edilmektedir. Bunların yanı sıra gümüş, tahta ve mukavva üzerine çizili birçok Kadem-i Şerif resmi de mevcuttur. Sultan I. Ahmed, Hazreti Peygamber’in (sas) ayak izi şeklinde altından bir sorguç yaptırmış, bunu mübarek günlerde ve törenlerde başında taşımıştır. [B] Kadeh-i Şerif [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/kadeh.jpg[/IMG] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/kadeh2.jpg[/IMG] Hazreti Peygamber (sas) bir gün Medine’de bir yerden dönerken Benî Sâide Sofası denilen mevkide ashabı ile istirahat etmek için oturmuştu. Bu sırada Sehl ibn Sa’d’a dönerek “Ya Sehl, bizleri bir sulasan” buyurdular. Resulullah’ın (sas) vefatında 15 yaşlarında bir delikanlı olan, Hicri 91 yılında 96 yaşında vefat ettiğinde “Medine’de en son vefat eden sahabi” unvanını alan Sehl, o gün su ikram ettiği ağaçtan mamul kadehi hatıra olarak saklamıştı. Yıllar sonra, bir topluluğun içinde bu kadehi göstererek su ikram ettiğinde kadeh, orada bulunan Ömer bin Abdülaziz tarafından istendi. Sehl de kadehi ona hediye etti. Kadeh-i Şerif’in dışı muhafaza gayesiyle gümüşle kaplanmıştır. [B]Gasl-i Nebevî Suyu ve Kabir Toprağı[/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/gasl.jpg[/IMG] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/kabir.jpg[/IMG] Peygamber’imizin (sas) gasil suyunun muhafaza edildiği yeşil şişe zamanın tahribatına dayanamamış, günümüze ancak kırık parçası ulaşmıştır. [B]Kamîs-i Seyyidü’ş-Şühedâ [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/huseyncubbe.jpg[/IMG] Hazreti Hüseyin’e ait olduğu belirtilen cübbe, 130 cm boyundadır. Pikeye benzer kumaştandır. Kısa kolludur. Yalnız ön ve etekleri beyaz astarlıdır. Önden ilikli ve yuvarlak düğmelidir. [B]Kâbe’nin anahtarı [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/anahtar.jpg[/IMG] Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’nin anahtarı, Resulullah (sas) tarafından “Şüphe yok ki Allah emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” âyetinin nüzûlü üzerine ailece eskiden beri bu hizmeti görmekte olan Osman bin Talha’ya verildi. Halen aynı ailede bulunan anahtarlar yenilendikçe eskileri İstanbul’a gelir, Miftah Alayı denilen bir alayla karşılanırdı. İlk defa Mekke Şerifi Ebü’l-Berekât, Mısır’ın fethinden sonra Harem-i Şerif’in anahtar ve kilidini oğlu vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim’e göndermişti. Dördüncü Murad tarafından Bağdat seferine götürülen Kâbe anahtarının yanındaki mektupta ise ilginç bilgiler bulunmaktadır. Mektup, zamanın Mekke Emiri Zeyd bin Muhsin tarafından Dördüncü Murad’a hitaben yazılmıştır. Peygamber Efendimiz (sas), rüyasında Emir’e Kâbe’nin mevcut anahtarını Harem-i Şerif’in imamıyla padişaha göndermesini, padişahın bu anahtarı Acem seferinde yanında taşımasını emredip fetih ve zaferi müjdelemektedir. Ayrıca padişahın diğer seferlerde hatta her oturup kalktığı yerde anahtarı yanından ayırmamasını istemekte, kendisinin ve kendisine tabi olanların bu surette musibetlerden emin olacağını söylemektedir. Padişah kendisi harbe gitmediği zamanlarda da güvendiği bir adamıyla anahtarı ordunun önünde taşıtmalıdır. Allah’ın inayetiyle karşılarındaki düşmanları güç yetiremeyip mağlup olacaklardır. [B]Hücre-i Saadet’e takdim edilen buğday [/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/bugday.jpg[/IMG] Medine’nin eski âdetlerinden biri de borcu olanların Hazreti Muhammed’in (sas) kabrinin bulunduğu Hücre-i Saadet’e buğday takdim ederek O’nun (sas) ruhaniyetinden yardım istemeleri idi. Borçlular, her yıl zilkade ayının 17. gecesi, borçları miktarınca buğdayı beyaz bir kese içerisine koyarak Ravza-i Mutahhara’ya getirir, Hücre-i Saadet’e takdim edilmesi için görevlilere verirdi. Biriken buğdayları Harem-i Şerif ağaları alıp ekmek yapar ve bazı kimselere hediye ederlerdi. O gün şehirde bayram havası eserdi. [B]MÜBAREK KILIÇLAR[/B] Peygamber Efendimiz’den ve ashabdan yadigâr olan Süyûf-ı Mübareke, mukaddes Emânetler içinde önemli bir grubu teşkil eder. Tabanları çelik olan kılıçların üzerlerine daha sonraki dönemlerde kıymetli madenler ve taşlarla işlemeler yapılmış, her bir yanı zamanla birer sanat şaheseri haline getirilmiştir. Osmanlı padişahları tahta geçtikten sonra Eyüp Sultan Türbesi’nde merasimle bu kılıçlardan birini kuşanırlardı. Kılıç alayı, Batılı yazarlarca kralların taç giyme törenlerine benzetilmiştir. [B]Hazreti Davud’un (as) kılıcı[/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/kilicdavut.jpg[/IMG] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/kilicdavutkabe.jpg[/IMG] ../../../mukaddes Emanetler Dairesi’nde Hazreti Yusuf’un (as) sarığı, Hazreti Musa’nın (as) asası, Hazreti İbrahim’in (as) tenceresi gibi geçmiş peygamberle ait hatıralar da bulunmaktadır. Bunlardan biri de Davud Aleyhisselâm’ın kılıcıdır. Son derece kaliteli bir çelikten yapılan kılıcın üzerinde Davud Aleyhisselâm’ın Calut’un kafasını kesmesi ve Yusuf Aleyhisselâm’ın taht üzerine oturması resmedilmiştir. Yanında bulunan ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a girmesinden önce hazırlanan kitabede ise kılıcın hikayesi anlatılmakta, şifreli olarak bu kılıcın Mısır’ı fethedecek Yavuz’a ulaşacağı, saltanatları müddetince onların elinde kalacağı, daha sonra bir karmaşalığın zuhur edeceği ve nihayet kılıcın Hazreti İsa’ya (as) ve Mehdi Aleyhisselâm’a ulaşacağı anlatılmaktadır. [B]Hazreti Fatıma’nın (ra) Sandığı[/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/sandik.jpg[/IMG] Üzeri Arap üslûbunda ve kafes tarzı oymalarla süslü küçük boydaki ahşap sandığın “Hazreti Fatıma Radıyallâhü Teâlâ Anhâ’nın el sandığı” olduğu kayıtlıdır. Ufak tefek malzemeler koymaya mahsus olmalıdır. [B]Muaz bin Cebel’in (ra) kılıcı[/B] [IMG]http://www.risale-inur.org/mukaddes/muazkilic.jpg[/IMG] 97 cm uzunluğundadır. Kabza namlu kuyruğunun iki tarafından perçinlenmiş, siyah boynuzdan iki levha halindedir. Dilimli bir tepeliği vardır. Balçağı çeliktendir. Taban yassılaştırılmış oval kesitlidir. Kını ağaç üzerine siyah deri kaplıdır. Emanetlerin listesi Bir kısım emanetler şunlar: Hırkai Saadet, Sancak-ı Şerif, Nalın-ı Saadet, Kadeh-i Şerif, Kadem-i Şerifler, Sakal-ı Şerifler, kılıçları, yay, Uhud’da kırılan diş, teyemmüm edilen toprak, Mühr-i Şerif vs. gibi Hazreti Peygamber’e (s.a.v) ait eşyalar. Hz. İbrahim’in (as) tenceresi, Hz. Yusuf’un (as) sarığı, Hz. Musa’nın (as) âsâsı, Hz. Davut’un kılıcı, Hz. Ebubekir’e ait sakal teli, Hz. Osman’ın okuduğu esnada şehit edildiğine inanılan Kur’an-ı Kerim, sahabe kılıçları, Hz. Fatıma’nın gömleği, duvağı, hırkası, Hz. Hüseyin’in cübbesi, hırka parçası, sarığı, İmam-ı Azam’ın cübbesi, Veysel Karani’nin külâhı, Abdülkadir Geylâni Hazretlerinin, İmam-ı Şarani’nin tâcları, Hz. Mevlânâ’nın kâseleri. Kâbe-i Muazzama’nın altın olukları, Hacerü’l Esved’in altın ve gümüş mahfazaları, Tevbe Kapısı kanadı, Kâbe kilidi ve anahtarları, Kâbe örtüleri, Kâbe’de ve Mescid-i Nebevi’de kullanılmış askı ve kandil, buhurdan, gülabdan gibi objeler, buraların tamirlerinden getirilmiş tahta, taş, cam, çini vb. parçaları, Hz. Peygamber’in kabrine ait örtüler, kabir toprakları, Kabri Saadet’in temizliğinden getirilmiş Cevher-i Saadet denilen tozlar, vs. gibi Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevî’ye ait hatıralarla yukarıda bahsedilen Emânetlerin Kâbe’den veya Mısır’dan naklinde ve zaman içinde muhafazasında kullanılmış olan sandık, çekmece, yazılı ve yazısız örtüler, bohçalar, kılıç kılıfları, Kur’an mahfazaları ile Has Oda’nın hizmetinde kullanılan süpürgeler, faraşlar, mumlar, öd ağaçları, ünlü hattatlara ait ya da padişah ketebeli levhalar, hilye-i saadetler, seccadeler, tesbihler, bakır ve gümüş taslar, kandiller, tarikat başlıkları, zemzem sürahileri, destimaller ve destimal kalıpları... [I] Not:Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nde bulunan Peygamber Efendimiz (sas)’e ait “Sakal-ı Şerif, Saç-ı Şerif”in de yer aldığı Kutsal Emanetler bölümü Ramazan münasebetiyle bugün ( 29-09-2006 )ziyarete açılacak. İstanbul Vakıflar Bölge Müdür Vekili Adnan Ertem yaptığı yazılı açıklamada, müdürlüğe bağlı İstanbul Bayezit Meydanı’ndaki 2. Bayezit Medresesi’nde yer alan dünyanın ve Türkiye’nin tek “Hat Müzesi” olan Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ndeki Kutsal Emanetler bölümünün ziyarete açılacağını bildirdi. Ertem, açılacak bölümde, Hz. Muhammed’e ait “Sakal-ı Şerif, Saç-ı Şerif, kabir toprakları, Zıbın-ı Saadet ve Kuşak-ı Saadet”in yanı sıra, “Kâbe kapısı örtüsü, Kabe iç örtüsü, Makam-ı İbrahim örtüsü, Mekke, Medine, Mina, Müzdelife” konulu minyatürler ve yağlı boya resim, Sultan 3. Ahmet ve Sultan 2. Mahmut ile Sami Efendi’nin ve İbrahim Nesefe’nin hat yazıları ile Laleli Camii’nin şamdanlarının da yer aldığını kaydetti. Kutsal Emanetler Bölümü’nün ziyaretin 1955 yılı Ramazan ayında başlandığını ifade eden Ertem, yerli ziyaretçilerin pazartesi günleri dışında 09.30-16.30 saatleri arasında bu bölümü ücretsiz gezebileceklerini bildirdi. İstanbul, Zaman [/I] [B] Hırka-i Saadet Dairesi ve mukaddes Emanetler Hilmi Aydın Kaynak Kitaplığı[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Sırlı Emanetler
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst