Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
sizce neden
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sergerdan" data-source="post: 72940" data-attributes="member: 2492"><p>Bu konuya benzer meseleleri degişik vesilelerle forumda konuşmuştuk.Risale-i nurun sundugu bakış açısı nefsime vafi ve kafi geliyor inş.Sorunun mütalası açısından sıkıntılar,hastalıklar,çirkinlikler,zeval,ölüm,firak vs...hakkında konuşulanlar birbirine benzer diyebiliriz.Yine de bildigim kadarını paylaşayım sizinle.</p><p></p><p>Evvela risale-i nurda esma-il hüsna ya çok vurgu vardır.Bunun hikmetide Allah c.c bilme marifetinde tek yönlü olmamak,isimleriyle zatını anlamak,külli bir nazarla bakmak.Yoksa marifetimiz eksik kalır.Ve sorudaki gibi noksanlıklar olur,zahirden hakikate yol bulamayabiliriz.Mesela esmaya dair bir yer şurası.</p><p></p><p></p><p><strong><span style="color: #ff7f00">Malûmdur ki, her şeyin hüsnü kendine göredir; hem binler tarzda bulunur ve nevilerin ihtilafı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. Meselâ, gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. Meselâ, imanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemâli ve suretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâlin nihayet derecede güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş. </span> </strong> </p><p></p><p></p><p>Buradan çıkarılabilecek bir ders şudur kendime göre Allah ın Şafi ismi nasıl hastalık ister,Rezzak ismi rızıklandırmak herbir ismin kendine göre bir hüsnü vardır.Ve benim noksanlıklarımdan ötürü görememem yalnız bana zarardır.Yani soruyla ilgili olarak bir şu söylenebilir Allah ın esmasından biri için o hayvanatın başlarına gelenler hüsündür,güzeldir denebilir.</p><p></p><p>İkinci olarak mesela eşyanın,varlıkların mahiyetine dair şöyle özetlemiştik.Mahlukatın yaratılmasında üç gaye var.Bir ; zişuur olanlara mesela insanlara kendilerini okutturuyorlar,arz ediyorlar.Müminin imanıyla ona bakması güzel neticesini veriyor.İki Allah c.c kendi zatını(Onu tenzih edecek,Ona layık şekilde) mahlukat aynalarında kendisi seyrediyor.Üç yine Allah ın zatından gelen mukaddes şuunatının geregi olarak daimi bir faaliyetin yazar bozar bir tahtası oluyorlar.Nasıl Güneşin akisleri akan bir nehirdeki kabarcıklarda ayrı ayrıdır,kabarcıklar vazifesini görür,gider Güneş bakidir,aynı o şekilde Allah c.c esması bakidir.Mahlukat o kabarcıklar gibidir.Dolayısıyla Cenab-ı Allah adına varlık alemine belki bir an gelmeleri onlara yetiyor.Onun hesabına geçmiş oluyor.</p><p></p><p>İşte sorunun ikinci bir cevabı da bu olabilir.Yani eza,cefa çeken o hayvanat için o üç gayeye mazhar olmak herşeyden daha degerli.O sıkıntı zahiri ölümler ,onların bir anlık bile olsa varlık alemine Allah adına gelmelerinin nurunun yanında çok küçük kalıyor.Zahiri nokta kadar bir zulüme mukabil çok hikmetli vazifeleri görmüş oluyorlar ve bilaperva bundan memnunlar.</p><p></p><p></p><p><strong><span style="color: #ff7f00">İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemalleri için o vazifeyi görmüyorlar. Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün'im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar. </span> </strong> </p><p></p><p></p><p>Üçüncü olarak hayvanatın acısı insan gibi degil.Muvakkat,anlık bir acı belki hissediyorlar.</p><p></p><p><strong><span style="color: #ff7f00">Cevaben dedim: </span></strong></p><p><strong><span style="color: #ff7f00">Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, birşey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan mâsum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir.</span></strong></p><p></p><p>Birçok hikmetlerden birkaçı bunlardır sanırım.Şimdilik aklıma bunlar geldi.Yukarıdaki ikinci gerekçe yani mahlukatın üç vazifesiyle ilgili bir yerde şurası;</p><p></p><p></p><p><strong>Bununla beraber, Yirmi Dördüncü Mektup'ta tafsilen katî ispat edildiği gibi, her zîhayatın, hususan zîruhun vücudu bir kelime gibidir. Söylenir ve yazılır, sonra kaybolur. Fakat kendi vücuduna bedel ikinci derecede vücudları sayılan hem mânâsı, hem hüviyet-i misaliyesi ve sûreti, hem neticeleri, hem mübarek ise sevabı, hem hakikati gibi çok vücudlarını bırakır, sonra perde altına girdiği gibi; aynen öyle de, bu vücudum ve her zîhayatın vücudu, zâhirî vücuttan gitse, zîruh ise hem ruhunu, hem mânâsını, hem hakikatını, hem misalini, hem mahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hâfızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelînin meşherlerinde ve kendini temsil eden ve beka veren fıtrî tesbihatını defter-i a'mâlinde ve esmâ-i İlâhiyenin cilvelerine ve mukteziyatlarına fıtrî mukabelelerini ve vücudî aynadarlıklarını daire-i esmâda ve daha bunlar gibi zâhirî vücudundan daha kıymettar müteaddit mânevî vücudlarını kendi yerinde bırakır, sonra gider; ilmelyakîn sûretinde bildim. </strong> </p><p></p><p>Bu manadan hayvanatta hissesini alıyor.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sergerdan, post: 72940, member: 2492"] Bu konuya benzer meseleleri degişik vesilelerle forumda konuşmuştuk.Risale-i nurun sundugu bakış açısı nefsime vafi ve kafi geliyor inş.Sorunun mütalası açısından sıkıntılar,hastalıklar,çirkinlikler,zeval,ölüm,firak vs...hakkında konuşulanlar birbirine benzer diyebiliriz.Yine de bildigim kadarını paylaşayım sizinle. Evvela risale-i nurda esma-il hüsna ya çok vurgu vardır.Bunun hikmetide Allah c.c bilme marifetinde tek yönlü olmamak,isimleriyle zatını anlamak,külli bir nazarla bakmak.Yoksa marifetimiz eksik kalır.Ve sorudaki gibi noksanlıklar olur,zahirden hakikate yol bulamayabiliriz.Mesela esmaya dair bir yer şurası. [b][color=#ff7f00]Malûmdur ki, her şeyin hüsnü kendine göredir; hem binler tarzda bulunur ve nevilerin ihtilafı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. Meselâ, gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. Meselâ, imanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemâli ve suretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâlin nihayet derecede güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş. [/color] [/b] Buradan çıkarılabilecek bir ders şudur kendime göre Allah ın Şafi ismi nasıl hastalık ister,Rezzak ismi rızıklandırmak herbir ismin kendine göre bir hüsnü vardır.Ve benim noksanlıklarımdan ötürü görememem yalnız bana zarardır.Yani soruyla ilgili olarak bir şu söylenebilir Allah ın esmasından biri için o hayvanatın başlarına gelenler hüsündür,güzeldir denebilir. İkinci olarak mesela eşyanın,varlıkların mahiyetine dair şöyle özetlemiştik.Mahlukatın yaratılmasında üç gaye var.Bir ; zişuur olanlara mesela insanlara kendilerini okutturuyorlar,arz ediyorlar.Müminin imanıyla ona bakması güzel neticesini veriyor.İki Allah c.c kendi zatını(Onu tenzih edecek,Ona layık şekilde) mahlukat aynalarında kendisi seyrediyor.Üç yine Allah ın zatından gelen mukaddes şuunatının geregi olarak daimi bir faaliyetin yazar bozar bir tahtası oluyorlar.Nasıl Güneşin akisleri akan bir nehirdeki kabarcıklarda ayrı ayrıdır,kabarcıklar vazifesini görür,gider Güneş bakidir,aynı o şekilde Allah c.c esması bakidir.Mahlukat o kabarcıklar gibidir.Dolayısıyla Cenab-ı Allah adına varlık alemine belki bir an gelmeleri onlara yetiyor.Onun hesabına geçmiş oluyor. İşte sorunun ikinci bir cevabı da bu olabilir.Yani eza,cefa çeken o hayvanat için o üç gayeye mazhar olmak herşeyden daha degerli.O sıkıntı zahiri ölümler ,onların bir anlık bile olsa varlık alemine Allah adına gelmelerinin nurunun yanında çok küçük kalıyor.Zahiri nokta kadar bir zulüme mukabil çok hikmetli vazifeleri görmüş oluyorlar ve bilaperva bundan memnunlar. [b][color=#ff7f00]İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemalleri için o vazifeyi görmüyorlar. Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün'im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar. [/color] [/b] Üçüncü olarak hayvanatın acısı insan gibi degil.Muvakkat,anlık bir acı belki hissediyorlar. [b][color=#ff7f00]Cevaben dedim: Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, birşey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan mâsum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir.[/color][/b] Birçok hikmetlerden birkaçı bunlardır sanırım.Şimdilik aklıma bunlar geldi.Yukarıdaki ikinci gerekçe yani mahlukatın üç vazifesiyle ilgili bir yerde şurası; [b]Bununla beraber, Yirmi Dördüncü Mektup'ta tafsilen katî ispat edildiği gibi, her zîhayatın, hususan zîruhun vücudu bir kelime gibidir. Söylenir ve yazılır, sonra kaybolur. Fakat kendi vücuduna bedel ikinci derecede vücudları sayılan hem mânâsı, hem hüviyet-i misaliyesi ve sûreti, hem neticeleri, hem mübarek ise sevabı, hem hakikati gibi çok vücudlarını bırakır, sonra perde altına girdiği gibi; aynen öyle de, bu vücudum ve her zîhayatın vücudu, zâhirî vücuttan gitse, zîruh ise hem ruhunu, hem mânâsını, hem hakikatını, hem misalini, hem mahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hâfızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelînin meşherlerinde ve kendini temsil eden ve beka veren fıtrî tesbihatını defter-i a'mâlinde ve esmâ-i İlâhiyenin cilvelerine ve mukteziyatlarına fıtrî mukabelelerini ve vücudî aynadarlıklarını daire-i esmâda ve daha bunlar gibi zâhirî vücudundan daha kıymettar müteaddit mânevî vücudlarını kendi yerinde bırakır, sonra gider; ilmelyakîn sûretinde bildim. [/b] Bu manadan hayvanatta hissesini alıyor. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
sizce neden
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst