Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Sofraların Mahcubu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="PIRLANTA" data-source="post: 117825" data-attributes="member: 7333"><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 22px"><strong><em><img src="http://img.blogcu.com/uploads/aisece_gul.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 22px"><strong><em>"Sofraların Mahcubu..." </em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="color: #800000"><span style="font-family: 'verdana'"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda...” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…” </em></strong></span></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>"Dünyanızdan..." diye başlardı sözüne..."Dünyamızdan..." diye başlamazdı. "...bana üç şey sevdirildi" diye devam ederdi. "...ben üç şeyi sevdim" de diyebilirdi. Demezdi. </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Oysa, dünyamıza küskün değildi. Aksine, dünyamıza en incelikli davranan yine kendisiydi. Dünyamızın cansız, sessiz dağlarına bile selam veren O'ydu. Taşları bile incitmemek istercesine nezaketle yürürdü. Ağaçlara, çalılara, kumlara, bulutlara hal hatır sorardı her bakışında... Hele insanlara... Kendini paralarcasına, onların hiç dert edinmediği felâketlerini ve saadetlerini derdi edinmişti. Kendini ateşe atanlara, kendini ateşe attığını bilmeyenlere, kendini ateşe attığını bile bile küstahlık edenlere bile, mütebessimdi. Çürüyecek cesedin tenine bile taş değmemeliydi O'nun nazarında. "..yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile/dönünce bütün gövdesiyle döndü..." </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Dünya, "aşağı yer" demekti kutsîler lügatinde. Dünya: "Olmamız gereken yerden aşağıda..." Dünya: "Yetineceğimizden çok daha az miktarda." Dünya: "Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta..." Dünya: "Aradıklarımızı bulamayacağımız ve bulduklarımızla yetinemeyeceğimiz bir çöl gibi ayaklarımızın altında..." Dünya: "Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada..." </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>O, "dünyamız"ın hatırını, güzel kokudan, kadından ve "gözünün nuru" namazdan ötürü sayardı. Eşyanın ruhunun habercisi olduğu için güzel koku... Dünyadan öte aşkların müjdecisi olduğu için, kadın... Sonlu bir ömürden, eskiyen bir bedenden, tükenen nefeslerden, uçup giden hecelerden bir sonsuzluk inşa ettiği için, namaz. </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Dünyada ama dünyadan değil O. Burada ama buralı değil. Yanımızda ama yanımızda olanlara razı değil. Dünyadan ötesine görmeyen gönlümüze müşfik bir eğiliş. Buralıları buradan öteye taşıyan merhametli bir el uzatış. Yanımızdakileri sonsuzluğa taşıran bir nazik bir uyarış. Dünyayı, "dünyamız" diye/bilmemize karşı yumuşacık bir anlayış. "Dünyamız"a "dünyanız" diyecek kadar yüce bir duruş, yüksekçe bir bakış... </em></strong></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #800000"><span style="font-family: 'verdana'"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine… </em></strong></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Şimdi anlıyorum, yemek yerken arkasına hiç yaslanmadığını... Aynı anda hem minderine yaslanıp hem de yemeğini yiyecek kadar "yerleşik" değil dünyada... Yemeğinden yerse, minderini, döşeğini, duvarını, rahatını kenara bırakıyor. Minnet etmiyor. Yaslanacak olursa, yemeğinden suyundan vazgeçiyor. Aç kalıyor. Kök salmıyor dünyaya. Eğreti duruyor. </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine... Dünyadan fazlasını istiyor. Yolda olduğunu söylüyor. "Geçiyordum uğradım." edasında... Bir gölgenin altından çekiliveriyor yolcu hafifliğiyle... "Dünyanızdan..." diyor o yüzden. "Dünyanızdan..." </em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 15px"><strong><em>Ben, "dünyamızda" rahatça yaslanacak bir koltuk bulmadan yemeğe oturmuyorum. Yolda olduğumu unutup, terk edeceğimi/terk edeceğini unuttuğum gölgeliklerde uyuya kalıyorum. Hiç mahcup olmuyorum. Her şeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Hiç hayret etmiyorum. "Ne kadar az şükrediyorum..." </em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #666666"><em><strong>Senai Demirci</strong></em></span></span></span> </p><p> </p><p><img src="http://arastiralim.net/wp-content/uploads/2006/07/1sayfa20156gv.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="PIRLANTA, post: 117825, member: 7333"] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=6][B][I][IMG]http://img.blogcu.com/uploads/aisece_gul.jpg[/IMG][/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=6][B][I]"Sofraların Mahcubu..." [/I][/B][/SIZE][/FONT] [COLOR=#800000][FONT=verdana][FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda...” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…” [/I][/B][/SIZE][/FONT][/FONT][/COLOR] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]"Dünyanızdan..." diye başlardı sözüne..."Dünyamızdan..." diye başlamazdı. "...bana üç şey sevdirildi" diye devam ederdi. "...ben üç şeyi sevdim" de diyebilirdi. Demezdi. [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Oysa, dünyamıza küskün değildi. Aksine, dünyamıza en incelikli davranan yine kendisiydi. Dünyamızın cansız, sessiz dağlarına bile selam veren O'ydu. Taşları bile incitmemek istercesine nezaketle yürürdü. Ağaçlara, çalılara, kumlara, bulutlara hal hatır sorardı her bakışında... Hele insanlara... Kendini paralarcasına, onların hiç dert edinmediği felâketlerini ve saadetlerini derdi edinmişti. Kendini ateşe atanlara, kendini ateşe attığını bilmeyenlere, kendini ateşe attığını bile bile küstahlık edenlere bile, mütebessimdi. Çürüyecek cesedin tenine bile taş değmemeliydi O'nun nazarında. "..yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile/dönünce bütün gövdesiyle döndü..." [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Dünya, "aşağı yer" demekti kutsîler lügatinde. Dünya: "Olmamız gereken yerden aşağıda..." Dünya: "Yetineceğimizden çok daha az miktarda." Dünya: "Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta..." Dünya: "Aradıklarımızı bulamayacağımız ve bulduklarımızla yetinemeyeceğimiz bir çöl gibi ayaklarımızın altında..." Dünya: "Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada..." [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]O, "dünyamız"ın hatırını, güzel kokudan, kadından ve "gözünün nuru" namazdan ötürü sayardı. Eşyanın ruhunun habercisi olduğu için güzel koku... Dünyadan öte aşkların müjdecisi olduğu için, kadın... Sonlu bir ömürden, eskiyen bir bedenden, tükenen nefeslerden, uçup giden hecelerden bir sonsuzluk inşa ettiği için, namaz. [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Dünyada ama dünyadan değil O. Burada ama buralı değil. Yanımızda ama yanımızda olanlara razı değil. Dünyadan ötesine görmeyen gönlümüze müşfik bir eğiliş. Buralıları buradan öteye taşıyan merhametli bir el uzatış. Yanımızdakileri sonsuzluğa taşıran bir nazik bir uyarış. Dünyayı, "dünyamız" diye/bilmemize karşı yumuşacık bir anlayış. "Dünyamız"a "dünyanız" diyecek kadar yüce bir duruş, yüksekçe bir bakış... [/I][/B][/SIZE][/FONT] [COLOR=#800000][FONT=verdana][FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine… [/I][/B][/SIZE][/FONT][/FONT][/COLOR] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Şimdi anlıyorum, yemek yerken arkasına hiç yaslanmadığını... Aynı anda hem minderine yaslanıp hem de yemeğini yiyecek kadar "yerleşik" değil dünyada... Yemeğinden yerse, minderini, döşeğini, duvarını, rahatını kenara bırakıyor. Minnet etmiyor. Yaslanacak olursa, yemeğinden suyundan vazgeçiyor. Aç kalıyor. Kök salmıyor dünyaya. Eğreti duruyor. [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine... Dünyadan fazlasını istiyor. Yolda olduğunu söylüyor. "Geçiyordum uğradım." edasında... Bir gölgenin altından çekiliveriyor yolcu hafifliğiyle... "Dünyanızdan..." diyor o yüzden. "Dünyanızdan..." [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=4][B][I]Ben, "dünyamızda" rahatça yaslanacak bir koltuk bulmadan yemeğe oturmuyorum. Yolda olduğumu unutup, terk edeceğimi/terk edeceğini unuttuğum gölgeliklerde uyuya kalıyorum. Hiç mahcup olmuyorum. Her şeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Hiç hayret etmiyorum. "Ne kadar az şükrediyorum..." [/I][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=#666666][I][B]Senai Demirci[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [IMG]http://arastiralim.net/wp-content/uploads/2006/07/1sayfa20156gv.jpg[/IMG] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Resûlüllah (Aleyhisselatü Vesselam)
Sofraların Mahcubu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst