Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Sohbet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 175472" data-attributes="member: 8679"><p><strong>Sohbetin Önemi Ve Faydaları</strong></p><p><strong></strong><span style="color: blue"><strong>Konuya girerken de ifade edildiği gibi Ashab-ı Kiramın sohbetle yetiştiğini söyleyen sufiler, “yolumuz sohbet yoludur” derler. Tasavvufa göre kamil bir şeyhin sohbetine devam etmek, en faydalı, en yüksek, en güzel ve en sağlam yoldur.35 Salihlerle oturmak, alimlerle, ediblerle, iyi niyetli insanlarla sohbet etmek insanın yetişmesi için elzemdir. Sohbette zikir, fikir, şükür, ilim, edeb, hizmet, himmet ve tevfik vardır. Sohbeti bırakan bunları bırakmış olur.36</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Öyleyse sohbet, meşveret, iş, sadık ve salih kişilerle olmalıdır. Sadık ve salih olmayanlar nefsine zulmetmişlerdir. Zalimlerde hayra bir meyil görülmediği takdirde, zaruri olan görüşmeyi yapıp fazla oturmadan derhal uzaklaşmalıdır. Nitekim Allah teala: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun da sadıklarla beraber olun.”37 buyururken, aynı zamanda zalimlerle oturmayı da yasaklamaktadır: “Hatırladıktan sonra artık zalimlerle oturma.”38</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Bunun sebebi, kalpten kalbe in’ikas (yansıma) ve insibağ (boyanma) olmasıdır. Yani iyilerle oturanın kalbine nur, kötülerle oturanın kalbine karanlık ve katılık yansır.39 Yani iyi ve kötü huylar, mikroplar gibi bulaşıcıdır.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Nitekim atalar, “Sirke küpünden sirke, bal küpünden bal sızar.”, “Üzüm üzüme baka baka kararır.”, “Kör ile yatan şaşı kalkar.”, “Kır atın yanında duran ya huyundan, ya tüyünden.”, “Söyle arkadaşını, söyleyeyim kim olduğunu.”, “Yiğit sevdiğinden sorulur.” gibi birçok hikmetli sözleri ile bu gerçeği ifade ederler. Peygamberimizin iyilerle arkadaşlığı misk - koku satanın yanında duran, kötülerle arkadaşlığı da kömürcünün -körükcünün yanında durana benzetmesi,40 aynı gerçeği ifade eden muhteşem sözlerdendir.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Sohbetin bereketi sadece yansıma ile değildir. Bilindiği gibi işin henüz başında olan salik Allah ile huzura varınca ilahi hazretin tecellilerine kendi kendine müstakil olarak tahayyül edemez. Feyz alması için ancak mürşit-i kamil’in Rabbani bir teveccühü, Rahmani bir imdadı vasıtasıyla olur. Mürit, tam sadık olduğu zaman ilk defa kalpten kalbe ilham yoluyla feyz alır. Bazen işaretleri açıklamakla, bazen nazarla, bazen teveccühle olur. Nasıl ki peygamber (sav) efendimiz sahabeyi sohbetle yetiştirdi, mürşid-i kamiller de O’nun varisleri ve vekilleri olarak sohbetine ihlas ve edeble katılan müridleri halleriyle, nazar ve himmetleriyle yetiştirmeye gayret sarfedeceklerdir.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Nitekim, Ebu Bekir et-Tilmisani, bu aşamalı hali şöyle ifade eder; “Allah’la sohbet edin. Buna gücünüz yetmiyorsa, Allah ile sohbet eden kimselerle sohbet edin. Onların sohbetinin bereketi sizi Allah ile sohbet seviyesine ulaştırabilir.”41 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Ali b. Sehl de şöyle söylerdi: ”Allah ile dost olup ünsiyet etmek (el-ünsü billah), Allah’ın veli kulları ile ünsiyet etmek ve onlara madden ve manen yakın olmak, Cenab-ı Hakla ünsiyet etmek demektir. Onlar sözü, sohbeti ve davranışları ile insana etki ederek, Onu Allah’a yaklaştırırlar.”42 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Ancak, saliki haliyle ve kaliyle (sözüyle) Allah’a vasıl eden şeyhin sohbetinden istifa etmenin elbette bazı şartları vardır. Bunları şöylece özetleyebiliriz; Sohbete, severek ve sağlam yapışarak devam etmek, şeyhine itiraz etmemek, onun önünde ”gassalın elindeki meyyit” gibi olmak ve onu içten sevmek, sadakat beslemek, Peygamberimizin (sav) sünnet-i seniyelerine tam uymak.43 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Suhreverdi der ki: “Cenab-ı Hakk’ın yakınlaştırması ve ilahi bir te’lif ile sohbet edenler arasında manevi bir kaynaşma meydana gelir. Fıtri bir temizlik ve ruhi bir alakanın bulunması ile mürid, öylesine şeyhinin edep ve ihtiyarına bürünür ki, bir noktadan sonra şeyhinin iradesini de terkederek, Allah’ın iradesine teslimiyet noktasına yükselir. Şeyhinden aldığı ve anladığı pek çok şeyi, Cenab-ı haktan almaya ve anlamaya başlar. Bütünü ile anlatılan bu hayırların başı, sohbet ve şeyhlerin huzur ve meclisine devam etmektir.”44 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Sadık ve samimi olan bir mürid, şeyhinin irade ve yönetimine girerse, onun edebi ile edeplenir. Bir mumdan yakılan bir başka mum gibi, şeyhin batınından müridin batınına hal sirayet eder. Şeyhin güzel ve etkili tavrı ve davranışı müride yansır. Şeyhin sözleri müridin gönlüne telkin edilir. Tesirli sözler onun iç dünyasında manevi bir aşı etkisi yapar. Şeyhin hikmetli sözleri ve güzel hallerinin birikimi yoğun bir tesir gücü kazandığı için, sohbet yolu ve sohbetteki etkili ve hikmetli sözleri dinlemekle, şeyh ile mürid arasında bir duygu alış verişi ve bir hal intikali sağlanır. Böyle bir alış veriş, kendi iradesinden sıyrılarak nefsini şeyhinin hakimiyetine veren, şahsi istek ve arzularını terkederek “şeyhinde fena” bulan müridlerde meydana gelir.”45 “Çünkü şeyhe, batınları yönlendirme ve kabiliyetleri geliştirme (manevi feth) gücü verilmiştir.”46 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Şeyhinin elinde yeni bir dünyaya doğan bir mürid için sohbet, çocuk için ne kadar kıymetli olduğu herkesce kabul edilen ana sütüne benzer. Zamanında ana sütü alamayan çocuklarda gıdasızlıktan ötürü bazı hastalık ve zafiyetlerin görülmesi gibi, vaktini, zamanını ve süresini şeyhinin belirlediği manevi süt emmelerden, yani sohbetlerden mahrum kalan bir müridde de, heva ve hevese tabi olma, dünyaya meyletme ve başkalarına kendini gösterme arzusu gibi bütün kötülük ve günahların kendilerinden kaynaklandığı manevi hastalıklar meydana gelir. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>İlim için çalışmak, çeşitli dallarda kitap okumak elbette güzeldir. Ancak, sırf kitap okumakla iyilik ve olgunluklara ulaşılamaz, sohbetten hasıl olan faydalar sağlanamaz. Bazıları, buna şöyle basit misaller getirmiştir; İnsan, marangozların yanında staj görmeden dülgerlik öğrenemez, onların aletlerini kullanamaz. Terzilik de böyle, tıp da böyle. Hatta çiftçilik, bahçivanlık bile bir ustanın yanında görmeksizin, sırf okumakla mükemmel olmaz. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Bir hayli ilimler okuyup diplomasını alan bir çok zat, ancak bir mürşidin sohbetine erdikten sonra kalbinin nurlandığını, basiretinin açıldığını anlar ve eski halinin hiç de hoş olmadığını idrak eder. Eskilerden Gazali (r.a)’nin hikayesini sanırım duymayan kalmamıştır. Yenilerden ise, bakınız Abdu’lbari en-Nedvi neler diyor:</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.O zamana kadar pek çok kitap okudum. İlim erbabının yaşadığı ortamda yaşadım. Mezuniyet diploması almağa muvaffak oldum ve kendimi yazar ve müelliflerden sayıyorum. Fetanet ve zekada arkadaşlarımdan, akıl ve dirayette yaşıtlarımdan geri kalmıyordum. Fakat Şeyh Tehanevi hazretlerinin meclisinde bir çok kereler hazır bulunduktan sonra, anladım ki ben, basiret-i diniyyeden mahrum, dini anlayış ve kavrayıştan uzak, kupkuru, bomboş bir ahmakmışım.”47</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Bırak ilmi ve dini basireti, bırak batınî tefekkürü bir yana, bunlar yüksek makamlardır; günlük hayatı ele al. Günlük hayatımızda bizim edep, güzellik ve medenilik dediğimiz şeylerin hepsini -günlerce şeyh Hazretlerinin meclisinde bulunduktan ve sohbetlerinde nurlandıktan sonra- bildik, gördük, anladık ki biz aldanmışız; hadiselerin özüne değil, kabuğuna bağlanmış, onun tezahürlerini görmüşüz<img src="http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />.”48 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Bir tabib, bir müddet onun yanında kaldıktan sonra diyor ki: “Şimdiye kadar bizim kemalat saydığımız şeylerin bir takım noksanlıklar olduğu meydana çıktı. Bizim fazilet telakki ettiğimiz nice şeylerin de bir takım ayıplar olduğu anlaşıldı.”49 </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Sohbetin bir sırrı da, zor gelen bir çok amelin, kolaylıkla işlenip alışkanlık haline getirilmesidir. Bir de bakarsın ki, eskiden kitaplarda okuduğun, ama uygulamasının olacağını çok uzak gördüğün, hatta hayal gibi gördüğün nice huylar ve ameller, hayatında yerini bulmuştur. Bu, eskilerin “masiyyet” dediği beraberliğin bir berketidir. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Öyle anlaşılıyor ki, ilim öğrenmek insanı sohbetten müsteğni kılamaz. Sohbetin ayrı bir yeri ve özelliği vardır. İnsan, iyilerle yapılan sohbette nefsini daha yakından tanır, kötü huy ve hilelerini görür, kurtuluş yollarını öğrenir, benlikten geçer, teslimiyeti artar. Sırf kitap okumak, insanı o hallere büyük ölçüde erdiremez. Hatta bazen, nefse gurur, kibir, fahr, ucb gelir, aldanma artabilir. Çünkü bu tür okumalar, öğrenmeler ve yeni bilgiler kalbi ve ruhu değil, nefsi beslemektedir. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>İnsan, sohbetlerde kalbine gelen yoğun nur ve ilhamlarla, ihsan mertebesinden bir koku duyar. O yüzden mürşitlerle sohbet, yeri bir başkasıyla doldurulamaz bir güzelliktir. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Özellikle tasavvuf ve tarikatların bahsettiği manevi ilimler, tarikat yollarında çok uğraşmış zatlardan alınır. Çünkü onlar, mürşid-i kamil kapısında yıllarca dirsek çürüterek, hizmetler ederek tarikatın adap ve incelilerini bizzat erbabından öğrenmiş kimselerdir, sohbetin bereketi ile zahir ve batın adabını elde etmişlerdir. Bid’atlara, nefsî ilhamlara, yol vurucu, ayak kaydırıcı şeytanlara kendilerini kaptırmazlar. Hem şeriatın hakikatına, hem de tarikatın sırlarına vakıftırlar. İşte, sohbet yoluyla onlardan ilim, edep ve hal almak, doğrusu hiçbir müslümanın kendini müstağni göremeyeceği güzelliklerdir.</strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>Bu ve benzeri sebeplerden ötürü sufiler müridlerin, seyr-u sülukun zorluklarını aşmalarında yardımcı olacak ve manevi terakki merdivenlerini çıkmalarını temin edecek olan meşayih ve kamillerle sohbet etmelerini gerekli görmüşlerdir. </strong></span></p><p><span style="color: blue"><strong>“Tasavvufî sohbet, sırf talebelik ve bağlanmadan daha genel bir şeydir. Sohbet, şeyh tarafından irşad, titiz bir murakabe, müridin muhasebesi, davranışlarını düzeltme, manevi hayatın sırlarını öğretme, analiz ve göstermekten ibarettir. Bunun yanında sohbet, sevecen, merhametli, şefkatli, kızma ve te’dip gereken durumlarda da affedici olmaktır. Mürid canibinden de, itaat, muhabbet teslimiyet ve şeyhin şahsiyetinde fani olmaktır. Bu sayede şeyh, müridle gizli olan manevi yeteneği kanalize eder ve meyvesi meydana çıkacak tarzda onu bilkuvve durumdan bilfiil hale getirir. Kuşeyri’nin hocası Üstad Ali ed-Dekkak şöyle demektedir: “Bir ağaç kendi başına yetişir, fakat aşı ve bakım görmezse meyve vermez. Müridin de bir hocası olmadan, hiçbirşey ortaya çıkmaz.”50</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 175472, member: 8679"] [B]Sohbetin Önemi Ve Faydaları [/B][COLOR=blue][B]Konuya girerken de ifade edildiği gibi Ashab-ı Kiramın sohbetle yetiştiğini söyleyen sufiler, “yolumuz sohbet yoludur” derler. Tasavvufa göre kamil bir şeyhin sohbetine devam etmek, en faydalı, en yüksek, en güzel ve en sağlam yoldur.35 Salihlerle oturmak, alimlerle, ediblerle, iyi niyetli insanlarla sohbet etmek insanın yetişmesi için elzemdir. Sohbette zikir, fikir, şükür, ilim, edeb, hizmet, himmet ve tevfik vardır. Sohbeti bırakan bunları bırakmış olur.36 Öyleyse sohbet, meşveret, iş, sadık ve salih kişilerle olmalıdır. Sadık ve salih olmayanlar nefsine zulmetmişlerdir. Zalimlerde hayra bir meyil görülmediği takdirde, zaruri olan görüşmeyi yapıp fazla oturmadan derhal uzaklaşmalıdır. Nitekim Allah teala: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun da sadıklarla beraber olun.”37 buyururken, aynı zamanda zalimlerle oturmayı da yasaklamaktadır: “Hatırladıktan sonra artık zalimlerle oturma.”38 Bunun sebebi, kalpten kalbe in’ikas (yansıma) ve insibağ (boyanma) olmasıdır. Yani iyilerle oturanın kalbine nur, kötülerle oturanın kalbine karanlık ve katılık yansır.39 Yani iyi ve kötü huylar, mikroplar gibi bulaşıcıdır. Nitekim atalar, “Sirke küpünden sirke, bal küpünden bal sızar.”, “Üzüm üzüme baka baka kararır.”, “Kör ile yatan şaşı kalkar.”, “Kır atın yanında duran ya huyundan, ya tüyünden.”, “Söyle arkadaşını, söyleyeyim kim olduğunu.”, “Yiğit sevdiğinden sorulur.” gibi birçok hikmetli sözleri ile bu gerçeği ifade ederler. Peygamberimizin iyilerle arkadaşlığı misk - koku satanın yanında duran, kötülerle arkadaşlığı da kömürcünün -körükcünün yanında durana benzetmesi,40 aynı gerçeği ifade eden muhteşem sözlerdendir. Sohbetin bereketi sadece yansıma ile değildir. Bilindiği gibi işin henüz başında olan salik Allah ile huzura varınca ilahi hazretin tecellilerine kendi kendine müstakil olarak tahayyül edemez. Feyz alması için ancak mürşit-i kamil’in Rabbani bir teveccühü, Rahmani bir imdadı vasıtasıyla olur. Mürit, tam sadık olduğu zaman ilk defa kalpten kalbe ilham yoluyla feyz alır. Bazen işaretleri açıklamakla, bazen nazarla, bazen teveccühle olur. Nasıl ki peygamber (sav) efendimiz sahabeyi sohbetle yetiştirdi, mürşid-i kamiller de O’nun varisleri ve vekilleri olarak sohbetine ihlas ve edeble katılan müridleri halleriyle, nazar ve himmetleriyle yetiştirmeye gayret sarfedeceklerdir. Nitekim, Ebu Bekir et-Tilmisani, bu aşamalı hali şöyle ifade eder; “Allah’la sohbet edin. Buna gücünüz yetmiyorsa, Allah ile sohbet eden kimselerle sohbet edin. Onların sohbetinin bereketi sizi Allah ile sohbet seviyesine ulaştırabilir.”41 Ali b. Sehl de şöyle söylerdi: ”Allah ile dost olup ünsiyet etmek (el-ünsü billah), Allah’ın veli kulları ile ünsiyet etmek ve onlara madden ve manen yakın olmak, Cenab-ı Hakla ünsiyet etmek demektir. Onlar sözü, sohbeti ve davranışları ile insana etki ederek, Onu Allah’a yaklaştırırlar.”42 Ancak, saliki haliyle ve kaliyle (sözüyle) Allah’a vasıl eden şeyhin sohbetinden istifa etmenin elbette bazı şartları vardır. Bunları şöylece özetleyebiliriz; Sohbete, severek ve sağlam yapışarak devam etmek, şeyhine itiraz etmemek, onun önünde ”gassalın elindeki meyyit” gibi olmak ve onu içten sevmek, sadakat beslemek, Peygamberimizin (sav) sünnet-i seniyelerine tam uymak.43 Suhreverdi der ki: “Cenab-ı Hakk’ın yakınlaştırması ve ilahi bir te’lif ile sohbet edenler arasında manevi bir kaynaşma meydana gelir. Fıtri bir temizlik ve ruhi bir alakanın bulunması ile mürid, öylesine şeyhinin edep ve ihtiyarına bürünür ki, bir noktadan sonra şeyhinin iradesini de terkederek, Allah’ın iradesine teslimiyet noktasına yükselir. Şeyhinden aldığı ve anladığı pek çok şeyi, Cenab-ı haktan almaya ve anlamaya başlar. Bütünü ile anlatılan bu hayırların başı, sohbet ve şeyhlerin huzur ve meclisine devam etmektir.”44 “Sadık ve samimi olan bir mürid, şeyhinin irade ve yönetimine girerse, onun edebi ile edeplenir. Bir mumdan yakılan bir başka mum gibi, şeyhin batınından müridin batınına hal sirayet eder. Şeyhin güzel ve etkili tavrı ve davranışı müride yansır. Şeyhin sözleri müridin gönlüne telkin edilir. Tesirli sözler onun iç dünyasında manevi bir aşı etkisi yapar. Şeyhin hikmetli sözleri ve güzel hallerinin birikimi yoğun bir tesir gücü kazandığı için, sohbet yolu ve sohbetteki etkili ve hikmetli sözleri dinlemekle, şeyh ile mürid arasında bir duygu alış verişi ve bir hal intikali sağlanır. Böyle bir alış veriş, kendi iradesinden sıyrılarak nefsini şeyhinin hakimiyetine veren, şahsi istek ve arzularını terkederek “şeyhinde fena” bulan müridlerde meydana gelir.”45 “Çünkü şeyhe, batınları yönlendirme ve kabiliyetleri geliştirme (manevi feth) gücü verilmiştir.”46 Şeyhinin elinde yeni bir dünyaya doğan bir mürid için sohbet, çocuk için ne kadar kıymetli olduğu herkesce kabul edilen ana sütüne benzer. Zamanında ana sütü alamayan çocuklarda gıdasızlıktan ötürü bazı hastalık ve zafiyetlerin görülmesi gibi, vaktini, zamanını ve süresini şeyhinin belirlediği manevi süt emmelerden, yani sohbetlerden mahrum kalan bir müridde de, heva ve hevese tabi olma, dünyaya meyletme ve başkalarına kendini gösterme arzusu gibi bütün kötülük ve günahların kendilerinden kaynaklandığı manevi hastalıklar meydana gelir. İlim için çalışmak, çeşitli dallarda kitap okumak elbette güzeldir. Ancak, sırf kitap okumakla iyilik ve olgunluklara ulaşılamaz, sohbetten hasıl olan faydalar sağlanamaz. Bazıları, buna şöyle basit misaller getirmiştir; İnsan, marangozların yanında staj görmeden dülgerlik öğrenemez, onların aletlerini kullanamaz. Terzilik de böyle, tıp da böyle. Hatta çiftçilik, bahçivanlık bile bir ustanın yanında görmeksizin, sırf okumakla mükemmel olmaz. Bir hayli ilimler okuyup diplomasını alan bir çok zat, ancak bir mürşidin sohbetine erdikten sonra kalbinin nurlandığını, basiretinin açıldığını anlar ve eski halinin hiç de hoş olmadığını idrak eder. Eskilerden Gazali (r.a)’nin hikayesini sanırım duymayan kalmamıştır. Yenilerden ise, bakınız Abdu’lbari en-Nedvi neler diyor: “[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].O zamana kadar pek çok kitap okudum. İlim erbabının yaşadığı ortamda yaşadım. Mezuniyet diploması almağa muvaffak oldum ve kendimi yazar ve müelliflerden sayıyorum. Fetanet ve zekada arkadaşlarımdan, akıl ve dirayette yaşıtlarımdan geri kalmıyordum. Fakat Şeyh Tehanevi hazretlerinin meclisinde bir çok kereler hazır bulunduktan sonra, anladım ki ben, basiret-i diniyyeden mahrum, dini anlayış ve kavrayıştan uzak, kupkuru, bomboş bir ahmakmışım.”47 “Bırak ilmi ve dini basireti, bırak batınî tefekkürü bir yana, bunlar yüksek makamlardır; günlük hayatı ele al. Günlük hayatımızda bizim edep, güzellik ve medenilik dediğimiz şeylerin hepsini -günlerce şeyh Hazretlerinin meclisinde bulunduktan ve sohbetlerinde nurlandıktan sonra- bildik, gördük, anladık ki biz aldanmışız; hadiselerin özüne değil, kabuğuna bağlanmış, onun tezahürlerini görmüşüz[IMG]http://www.islamiforum.info/images/smilies/nokta.gif[/IMG].”48 “Bir tabib, bir müddet onun yanında kaldıktan sonra diyor ki: “Şimdiye kadar bizim kemalat saydığımız şeylerin bir takım noksanlıklar olduğu meydana çıktı. Bizim fazilet telakki ettiğimiz nice şeylerin de bir takım ayıplar olduğu anlaşıldı.”49 Sohbetin bir sırrı da, zor gelen bir çok amelin, kolaylıkla işlenip alışkanlık haline getirilmesidir. Bir de bakarsın ki, eskiden kitaplarda okuduğun, ama uygulamasının olacağını çok uzak gördüğün, hatta hayal gibi gördüğün nice huylar ve ameller, hayatında yerini bulmuştur. Bu, eskilerin “masiyyet” dediği beraberliğin bir berketidir. Öyle anlaşılıyor ki, ilim öğrenmek insanı sohbetten müsteğni kılamaz. Sohbetin ayrı bir yeri ve özelliği vardır. İnsan, iyilerle yapılan sohbette nefsini daha yakından tanır, kötü huy ve hilelerini görür, kurtuluş yollarını öğrenir, benlikten geçer, teslimiyeti artar. Sırf kitap okumak, insanı o hallere büyük ölçüde erdiremez. Hatta bazen, nefse gurur, kibir, fahr, ucb gelir, aldanma artabilir. Çünkü bu tür okumalar, öğrenmeler ve yeni bilgiler kalbi ve ruhu değil, nefsi beslemektedir. İnsan, sohbetlerde kalbine gelen yoğun nur ve ilhamlarla, ihsan mertebesinden bir koku duyar. O yüzden mürşitlerle sohbet, yeri bir başkasıyla doldurulamaz bir güzelliktir. Özellikle tasavvuf ve tarikatların bahsettiği manevi ilimler, tarikat yollarında çok uğraşmış zatlardan alınır. Çünkü onlar, mürşid-i kamil kapısında yıllarca dirsek çürüterek, hizmetler ederek tarikatın adap ve incelilerini bizzat erbabından öğrenmiş kimselerdir, sohbetin bereketi ile zahir ve batın adabını elde etmişlerdir. Bid’atlara, nefsî ilhamlara, yol vurucu, ayak kaydırıcı şeytanlara kendilerini kaptırmazlar. Hem şeriatın hakikatına, hem de tarikatın sırlarına vakıftırlar. İşte, sohbet yoluyla onlardan ilim, edep ve hal almak, doğrusu hiçbir müslümanın kendini müstağni göremeyeceği güzelliklerdir. Bu ve benzeri sebeplerden ötürü sufiler müridlerin, seyr-u sülukun zorluklarını aşmalarında yardımcı olacak ve manevi terakki merdivenlerini çıkmalarını temin edecek olan meşayih ve kamillerle sohbet etmelerini gerekli görmüşlerdir. “Tasavvufî sohbet, sırf talebelik ve bağlanmadan daha genel bir şeydir. Sohbet, şeyh tarafından irşad, titiz bir murakabe, müridin muhasebesi, davranışlarını düzeltme, manevi hayatın sırlarını öğretme, analiz ve göstermekten ibarettir. Bunun yanında sohbet, sevecen, merhametli, şefkatli, kızma ve te’dip gereken durumlarda da affedici olmaktır. Mürid canibinden de, itaat, muhabbet teslimiyet ve şeyhin şahsiyetinde fani olmaktır. Bu sayede şeyh, müridle gizli olan manevi yeteneği kanalize eder ve meyvesi meydana çıkacak tarzda onu bilkuvve durumdan bilfiil hale getirir. Kuşeyri’nin hocası Üstad Ali ed-Dekkak şöyle demektedir: “Bir ağaç kendi başına yetişir, fakat aşı ve bakım görmezse meyve vermez. Müridin de bir hocası olmadan, hiçbirşey ortaya çıkmaz.”50[/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Geylani Hz. ve Kadirilik
Sohbet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst