Son Yaprak.....

ebrar172

Talebe
Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir
tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları
bulunmaktaydı.
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına
yakalandı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken oda
yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...

Geriye doğru sayıyordu; "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir";
arkasindan "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina
"sekiz" ve "yedi".Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre
ötedeki
tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlımı
yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

Dönüp arkadaışna "Neyin var?" diye sordu. Hasta kız fısıltı
halinde"
altı"
dedi."Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
''Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın
yaprakları.
Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu."

Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da
düştüğünü görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim."
diyerek
cevap verdi.

Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle
esen
rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.

Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere
ağzı
gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş
olan
yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe
asılmış
duruyordu.
"Bu sonuncusu" dedi hasta kız."Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile,asma
yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.

Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar
aydınlanır
aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma
yaprağı
hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı
seyretti.
Sonra
arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir
insan
olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada
tuttu.

Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin."dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha
rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.

Ertesi gün doktor : "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi.
O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt
kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan
sonra ölmüş.

Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz
gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır
erdirememişti kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri,
yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, birde
üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa
sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da
çözüldü. Rüzgâr estiği zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı
ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam, son yaprağın düştüğü gece oraya
bir
yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
__________________________

bu çok bilindik bir hikayedir aslında ama ben çok sevdiğim için bu hikayeyi dayanamadım yazdım inş okursunuz.....
 
T

Tarihci19

Misafir
bende ilk kez okudum gerci buna benzer şeyler okumuştum galiba ama bunu ilk kez okudum, işte bu psikolojik bişey, kız yaprakların düşüşüne bağlamıştı ömrünü kendini son yaprak düştüğünde ölmeye hazırlamıştı buna inandırmıştı kendini, fakat son yaprağın düşmediğini görünce hayata bağlandı, bir şeye biliçaltınızı inandırırsanız o inandığınız şey herneyse o olur, mesela bazı iştah açma veya tokluk veren diyet hapları sadece psikolojik etkilidr, hiçbir fiziksel dayanağı yoktur ama doktor verince onun bizde öyle bir etki yapacağına inanırız, ve tok hissederiz kendimizi, mesela başımız ağrısa bizde çok guvendiğimiz bi doktora gitsek oda bize deseki şimdi sana yeni yapılan bir ilaç vereceğim 5 dakka sonra başında ağrı mağrı kalmayacak, ve gidip arka taraftan bir bonibon şekeri bile getirip verse bize 5 dakka sonra o ağrı kaybolacaktır, bu kanıtlanmış psikolojik bir durumdur..

hikayenin acıklı tarafı, ressamın o kızı yaşatmak için yaptığı fedakarlık, gece o yaprağı oraya asması ve ıslanıp hastalığının ağırlaşarak ölmesi..
 

ebrar172

Talebe
ben bu tür kitapları bir zamanlar çok satın almıştım onun ürünü ... :D
fakat benim buradaki bakış açım bilinçaltı değildi fedakarlıktı...elbetteki orada ressam öleceğini düşünerek yapmadı o yaprağı..eğer sizin benliğinize zarar vermeyecekse vijdanınızı yaralamayacaksa fedakarlık çok huzur verici bişey bazen öylesine küçük bişey yaparsınız ve karşılığında size sevinçle bakan iki küçük göz vardır işte o gözlerden gelen yaşama sevinci herşeye bedel...içinizden o anda geçen bir iyiliği veya fedakarlığı ertelemeyin sebeb ne olursa olsun zaman azlığı veya para boşverin ve hemen yapın içinizden geleni.. sonraya bırakırsanız o huzur bir daha karşınıza çıkmayabilir ve hep keşke dersiniz..
 
Üst