illayhillahcım haram olup olması bırak,peygamber efendımızın hadıslerını de bırak;
Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adın cennetlerinde güzel meskenler vaat etti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tövbe 72)
şimdi rabbın senden helal dairede yasamanı ıstıyor. Allah senden razı olsa tamam degil midir..hani diyiyoruz ta O razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.öyle degil mi?
hem" herbir günah içindek küfre gidicek bir yol var"o günah kalbe işleyip,sihaylandıra siyahlandıra sıhaylandıra ta nur-u imanı çıkırıncaya kadar katılaştırmaz mı?ve yıne üstad da bu konuda
"Rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayatı âilede. Temizlik ziynetleri.
Haşmetleri hüsn-ü hulk, lütf-u cemâli ismet, hüsn-ü kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı. Bunca esbab-ı ifsat, demir sebat kararı"demiyor mu.
hem calısırsa farzı terk etmiş olmaz mı?üstada kafandakı o sarıgı cıkar dedıklerınde "o sarık bu basla cıkar" demedımı.
bizde bu durumda nasıl farzı terk edebılırız.
Rasulullah kendisine Pers halkının kendilerine Kira’nın kızını kraliçe olarak tayin ettiklerine dair haberi ulaşınca şöyle dedi: “Bir kavim kendileri için ulul-emir olarak bir kadın tayin ederse felah bulmayacaktır.” (Buhari)
bu hadıs bana turkıyenın kadın başbakanını hatırlattı.o donem ulke ne haldeydı.bas ortu kuran kursu sorunları o dönemde baslamadımı?
ve bigun yıne bi ablamla sohbet ederken maiset derdınden bahsettı.bende "siz neden çalısmıyosunuz" dedım.kendısı öğretmendır."dınımızde uygun mu beylerle bı bırlıkte calısamak" dedı.bende "tabı uygun degıl" dedım."ama 2 mılyar ıyı para dedım."oda" neyı satın alabılırım" dedı.bende "oooo ne satın alınmaz kı" dedım.o ahıret için demiş".ben ahirette degıl 2 milyar haram kazanılmış, 2 trılyon dolarım olsa neyi alabilirim,cennette bana ev verırıler mi,yada gunahımı kıme satabilirim" dedi.o sıra ev sıkıntısı vardı .ve aradan 3 ay gecti nasıl oldugunu oda bilmiyor ama şu anda ağrının en güzel evlerinden birinde oturuyor....
_________________________________________________Analar çalıştı, çocukları kaybettik...
“Kadınlar çalışmalı mı, çalışmamalı mı?” türünden bir soru sorsak ne olur acaba? Çalışanların büyük bir bölümü: “Çalışmamalı, ama bu hayat şartlarında mecbur” derken, ev hanımlarının azınlık kısmı “Çalışsalar daha iyi. Hiç olmazsa ekonomik özgürlüğünü kazanırlar” türünden yorumlar yaparlar.
Yorumlar her ne olursa olsun kadın çalışırken evet ekonomik özgürlüğünü kazanır, ama kadınlık özgürlüğünü kaybediyor. Hele bu kadın anneyse. Yükü epey ağırlaşmış bir şekilde iki büklüm yaşıyor hayatın içinde. Bir yandan ev işleri, çocukların ilgisiz sevgisiz, kreş köşelerinde büyümesi. İlgi görmeyen eş. Sürekli problem çıkaran anlayışsız kişiler derken sonuç hüsran.
Ancak ihtiyaçlar mecburiyeti aşıp, her şey ihtiyaç olunca çalışmadan da yapamıyorlar. Kazanılan para da, yarım yamalak analık yapan, bakıcı, kreş anaokulu gibi yerlere gidip elde avuçta bir şey kalmıyor.
Hepsinden acı sevgisiz, ilgisiz büyüyen, küçük yaşlarda psikolojisi bozulup, depresyona giren çocuklar toplumun içine girip yetişiyorlar.
Bu konu oldukça uzun bir konu, bir başka yazıda detaylarına girmek istiyorum.
Ancak aşağıya aldığım hikâye, çalışan bir anne ve çocuğunun yaşadığı dramı açık bir dille nazara veriyor. Keşke anneler annelik gibi bir kutsal görevi her şeyin üstünde görüp, iktisatla yaşamayı başarabilseydi...
“Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
“‘Anne, biliyor musun bugün yuvada ne oldu?’
“‘Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.’
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.
“‘Sana yardım edeyim mi?’ dedi en sevimli halini takınarak. Annesi mânâlı mânâlı baktı.
“‘Hayırdır. Bir yaramazlık filan? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten...’
“Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır, ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni’ diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
“‘Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.’
‘Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.’
“Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan... Böyle yorgun yorgunken...
“‘Anneciğim sen yorulma diye...’
“‘Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lâzım. Hadi sen oyna biraz.’
“‘Hani siz yoruluyorsunuz ya...’
“‘Eeee.’
“‘Ben de oynamaktan yoruluyorum.’
“‘Ne yapayım?’
“‘Bilmem...’
“Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
“Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. ‘Mum da yok’ diye diye karıştırdı dolapları el yordamı ile.
“Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafesi yaptı. ‘Bak deli tavşan’ diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Neden sonra ışıklar geldi.
“Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına:
“‘İşin bitince beni sever misin anne?’ dedi. “Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.”
_________________________________________________Dinen kadının çalışmasında bir sakınca var mıdır? Erkeklerin içinde yanyana çalışması dinen caiz midir?
İdeal olanı, kadının çalışmamasıdır. Yani dışarıda yabancıların yanında çalışmaya mecbur kalmamasıdır. Çünkü kadının evindeki çalışması kendisine yetip de artar bile.
Zaten evindeki çalışması da bir bakıma nafile ibadet hükmünde bir meşguliyettir. Hanımların bu konuda imtiyazlı durumları vardır. Beyine gönül rızasıyla hizmeti, çocuklarına bakması, onlarla gece gündüz haşir neşir olması nafile ibadetten başka bir manaya gelmez. bu kudsiyette bir çalışma ise düşünen bir hanımefendi için tatmin edici olsa gerektir.
Çünkü bu çalışma, yuvasında huzur, amel defterinde de sevaba vesiledir. Ancak ekonomik şatların zorlamasıyla yabancıların yanında çalışmaya mecbur kalan hanımları da görmekteyiz.
Bir mühim nokta da, çalışacak hanımın beyi ile olan durumudur. Hanımının çalışması beyinin izin ve rızasına bağlıdır. Beyinden izin çıkmaz, rızası söz konusu olmazsa hanımın çalışması meşru da olmaz, makul de görülmez.
Bu izni vermeyen beyden hanımın makul ve meşru isteklerine cevap verip vermediği araştırılır. Zaruri ihtiyaçları temin ediyor, mecburi olan istekler eve getiriliyor da hanım bunlara kanaat etmiyo, daha fazlasını, daha lüks ve israflısını talep ediorsa, buna çalışma gerekçesi olarak bakılamaz. İhtiyaç üstü istekte bulunan hanımın arzularına haklılık payı verilmez.
Bu konuda bazı hadisler bizi uyarmaktadır.
Ahir zamanda lüks ve israf alıp yürüyecek. Öyle ki, ihtiyaç olmayan şeyler dahi zaruri ihtşyaç talakki edilirhale getirilecek. Bu durumda hanımlar, kızlar, oğullar ailenin reisini, steklerini karşılama konusunda zorlayacaklar... Helal kazançla bu istekleri karşılayamayan evin reisi de bu defa helal haram sınırlarını tanımaz hale gelecek, ne bulursa almaya çalışacak. Böyece aile reisini, çocuklarıyla ailesi, uhrevi yönden felakete sürüklemiş olacaktır. Demek ihtiyaç anlayışı çok değişecek...
Hadisin bu ikazı aile bireylerini ciddi şekilde düşündürmeli, çevrenin telkin ettiği ihtiyaç olmayan şeyleri de ihtiyaç gibi görmekten uzak kalmalı, helal lokmayla iktifa etmeye nefsimizi razı etme basiretini göstermeliyiz. Aksi halde beyi bırak hanımın çalışması dahi geçinmeye yetmeyecektir.
Kadının kazancı kendine aittir. Eğer koca kadına çalışması için izin verirse kazancına ortak olamaz.
Çalışmak zorunda kalan kadınlar için akla ilk gelen teeml şartlar şunlar olsa gerektir:
1- Çalışma yerine gidip gelirken ve iş yerinde fitne olmayacak, hanımı ve yakınlarını zihnen rahatsız edecek ahlaki davranışlar mevcut bulunmayacaktır. Yani çalışma ortamında emniyet ve ciddiyet bulunacaktır.
2- Çalışan hanım yabancı bir erkekle iki ikiye muhatap olmayacak, baş başa kalma gibi mecburiyetler söz konusu hale gelmeyecektir.
Bu konuda Efendimiz (s.a.v.) in ikazı her zaman hatırda tutulacaktır.
"Bir kadınla yabancı bir erkek, iki ikiye muhatap olur, baş başa kalırsa bunların üçüncüsü şeytandır!"
3- Tesettürlü bulunmak, namahreme tesettürsüz muhatap olmak zorunda kalmamak.
Selam ve dua ile