Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek'
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Bîçare S.V." data-source="post: 230050" data-attributes="member: 1008987"><p><strong>Arşivler dile gelse...</strong> </p><p> <strong>Dünkü ana yazının konu başlığı "Örtülü tarihimiz"di. Bugün ise, Habertürk'ün manşet haberinde yer alan "Said'i Nursi'nin Atatürk'e yazdığı mektup" ibaresini görünce, konu başlığı olarak ilk anda "Özürlü tarihimiz" diye yazmayı düşündüm, sonra da bundan vazgeçtim. </strong></p><p><strong>Haberde, söz konusu mektubun 23 Kasım 1922'de M. Kemal'e hitaben yazıldığı, Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunduğu ve üzerinde ayrıca "Çok mühim bir mektup" notu düşülerek saklandığı ifade ediliyor. </strong></p><p><strong>Şimdi gelin de, resmî tarihimizin nesillere dikte ettirdiği doğru ve yanlışları hakkında şüpheye düşmeyin...</strong></p><p> <strong><img src="http://www.yeniasya.com.tr/Uploads/yazar/Tumb2010-12-08_102509.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong> </strong> <strong>M. Latif SALİHOĞLU</strong> <u><strong></strong></u></p><p><u><strong> </strong></u> <strong>Daha düne kadar, koca koca tarihçiler bile, Said Nursî ile M. Kemal'in Ankara'da birebir görüştüklerine, yahut karşılaştıklarına dair bir bilgiye sahip olmadıklarını söylüyorlardı.</strong></p><p><strong>Bu belge hadisesinden sonra ise, evvelâ "Hiç görüşmediler, hiç karşılaşmadılar..." yollu teraneler de bitmiş olacak.</strong></p><p><strong>Geriye kalıyor, söz konusu belgenin uzmanlar tarafından incelenmesi ve daha başka belgelere dair bir arşiv taramasının yapılması.</strong></p><p><strong>Ne var ki, bu iş öyle kolay olacak gibi görünmüyor. Zira, bu ülkede cidden bir "özürlü tarih" anlayışı hükmünü halen de devam ettiriyor.</strong></p><p><strong>Şayet öyle olmasaydı, Said Nursî hakkında 88 yıldır suskunluk içinde duran Çankaya'nın özel arşivinden bugün değil, çok zaman evvel ses gelmesi gerekirdi.</strong></p><p><strong>Çünkü, Said Nursî, yüz yıldan fazla bir zamandır ülkenin gündeminde.</strong></p><p><strong>Aynı şekilde, 1920'den bu yana Ankara merkezli yeni devletin/hükûmetin nazar�ı dikkatini celp eden bir şahsiyet.</strong></p><p><strong>Son otuz beş yıllık ömrünün tamamı hapislerde, sürgünlerde, mahkemelerde geçti. O halde, bunca zaman zarfında, resmî dairelerden onun hakkında neden hiç ses çıkmadı?</strong></p><p><strong>Çelik kasalarda, kilitli arşivlerde, kozmik odalarda, Said Nursî ile ilgili niçin herhangi bir belgeden-bilgiden söz edilmedi.</strong></p><p><strong>Dünya çapındaki tarihçi ve araştırmacılarımız, bu konuda niçin bilgilendirilmedi?</strong></p><p><strong>Siz, millet ve memleket meselelerinde Allah'ın her günü ahkâm kesen entellerimiz arasında Said Nursî hakkında "konu cahili" olmayan kaç kişinin ismini verebilirsiniz?</strong></p><p><strong>Ayıp değil mi, yazık değil mi bu durum? Kim iftihar edebilir, içinde bulunduğumuz bu tabloyla?</strong></p><p><strong>Gelelim, söz konusu belge hakkındaki ilk değerlendirmelere...</strong></p><p><strong>Bu belgenin, Said Nursî tarafından M. Kemal'e hitaben yazılmış bir mektup olduğu iddia ediliyor.</strong></p><p><strong>Başlık kısmı hariç tutulduğunda, mektubun muhtevası hakkında zaten bir umumî kabul vardır. Buna itiraz eden yok.</strong></p><p><strong>Çünkü, 10 maddelik bu mektup, "Beyannâme" adı altında, müstakilen hem 19 Ocak 1923'te Tan Matbaasında basılmış, hem de aynı günlerde Yenigün Matbaasında basılan Hubab (Tabiat) Risâlesine derc edilmiştir.</strong></p><p><strong>Geriye kalıyor, M. Kemal'in şahsı ile ilgili başlıktaki ifadeler...</strong></p><p><strong>Bunun da, ne derece doğru olduğu, ancak belgenin aslına bakılması ve dikkatle incelenmesi neticesinde anlaşılır.</strong></p><p><strong>Yakın zamanda, yine Habertürk'ten Murat Bardakçı'nın 1935'teki Said Nursî'nin Eskişehir Mahkemesi tutanakları diye yayınladığı belgenin, gerçeği olduğu gibi yansıtmadığını tesbit ettik. (Yeni Asya, 1-2 Eylül 2009)</strong></p><p><strong>Keza, "Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi" antetli "Abdoşun mirası" dâvâsına dair bir Osmanlıca belgenin de sahte olduğu, gerçeği yansıtmadığı iddia edildi.</strong></p><p><strong>Demek ki, belgeler üzerinde oynamak, bunları tahrif etmek mümkün olduğu gibi, aynı konuyla ilgili farklı yerde, farklı zamanda düzenlenmiş belgeler de olabilir.</strong></p><p><strong>Dolayısıyla, toptan red veya kabul yönüne gitmeden, evvelâ belge üzerinde ciddî, esaslı bir incelemede bulunmak, ondan sonra gerekli yorum ve değerlendirme cihetine gitmek, çok daha uygun olur. </strong> </p><p> <strong><strong>Tarihte bugün neler oldu? 5 OCAK </strong></strong></p><p> </p><p> <strong><strong>Altı ok, anayasaya girdi</strong></strong></p><p> </p><p> <strong>1008: Karahanlılar ile Gazneliler arasında Katar ovasında meydana gelen savaşta Karahanlılar mağlup olurken; bu muzafferiyet, Gaznelilerin yükselişini hızlandırdı. Gaznelilerin Horasan bölgesindeki hakimiyeti ise, Selçuklularla 1040 yılında yapılan Dandanakan Savaşıyla sona erdi.</strong></p><p><strong>1799: Osmanlı-İngiliz dostluk anlaşması. Bir yıl evvel yapılan Osmanlı-Rus ittifak anlaşmasına İngiltere de dahil olmak istedi. Bu anlaşma hükümlerine göre, taraflar, harb ettikleri müşterek düşmanla, yalnız başına barış ya da ateşkes yapamayacak.</strong></p><p><strong>1922: Adana, Seyhan ve Tarsus'un kurtuluşu. Bu bölge, Fransızların işgali altındaydı. İşgalin sona erdirilmesi ve işgal kuvvetlerinin çekilmesi işlemi, 20 Ekim 1921'de Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması ile belirli bir takvime bağlanmıştı.</strong></p><p><strong>1927: Süleyman Nazif'in vefâtı. 1870 Diyarbekir doğumlu olan Süleyman Nazif, şair, tarihçi Diyarbekirli Said Paşanın oğlu, şair Ali Faik Ozansoy'un da büyük kardeşidir.</strong></p><p><strong>Süleyman Nafiz, İstanbul'daki İngiliz işgali sebebiyle 9 Şubat 1919 tarihli Hadisat isimli gazetede yazdığı "Kara bir gün" başlıklı yazısı, onun hem şöhretini parlattı, hem de bilâhare Malta'ya sürgün edilmesine sebep oldu.</strong></p><p><strong>1937: İsmet İnönü ve 153 partidaşı tarafından verilen bir önergeyle, anayasanın 2. maddesi şu şekilde değiştirildi: "Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, laik, milliyetçi ve inkılâpçıdır."</strong></p><p><strong>Böylelikle, CHP'nin sembolü olan 'Altı ok'un mânâsı, yürürlükteki anayasaya dahil edilmiş oldu.</strong></p><p><strong>1946: Nüfus itibariyle en büyük İslâm ülkesi olan Endonezya (2010'da 242 milyon), nihayet hürriyetine kavuştu. Yönetim, Japonya ile çekişme halinde olan sömürgeci Hollanda'nın elinden çıktı. Japonya'nın da İkinci Dünya Savaşında mağlup düşerek teslim olmasının ardından, Müslümanlar bağımsızlıklarını ilân ettiler. 1949 yılı sonunda Endonezya Cumhuriyeti resmen kurulmuş oldu.</strong></p><p><strong>1969: Bestekâr Zeki Arif Ataergin'in vefatı. 1896 İstanbul doğumlu olan Zeki Arif Bey, meşhûr bestekâr ve kanun üstadı Hacı Arif Beyin oğludur. Yaklaşık iki yüz kadar eseri beslemiştir.</strong></p><p><strong>1975: Şair Arif Nihat Asya'nın vefatı. 1904 İstanbul Çatalca doğumlu olup, hem şair, hem öğretmendir; aynı zamanda milletvekilliği (1950 DP) yapmıştır. Onun Bayrak, Ayasofya, Başörtüsü'ne dair şiirleri ve bilhassa Fetih Marşı, çokça okunmuş ve çok büyük bir tesir icra etmiştir.</strong></p><p><strong>1976: Dünya şampiyonu güreşçimiz Hamid Kaplan vefat etti. 1954-95 yılları arasında dünya çapında onlarca şampiyonluk, ikincilik ve üçüncülük madalyası almış olan güreşçimiz, henüz 42 yaşında iken bir trafik kazası sonucu vefat etti.</strong></p><p> </p><p> <strong>05.01.2011</strong></p><p><strong></strong><strong><a href="mailto:latif@yeniasya.com.tr">latif@yeniasya.com.tr</a></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Bîçare S.V., post: 230050, member: 1008987"] [B]Arşivler dile gelse...[/B] [B]Dünkü ana yazının konu başlığı "Örtülü tarihimiz"di. Bugün ise, Habertürk'ün manşet haberinde yer alan "Said'i Nursi'nin Atatürk'e yazdığı mektup" ibaresini görünce, konu başlığı olarak ilk anda "Özürlü tarihimiz" diye yazmayı düşündüm, sonra da bundan vazgeçtim. Haberde, söz konusu mektubun 23 Kasım 1922'de M. Kemal'e hitaben yazıldığı, Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunduğu ve üzerinde ayrıca "Çok mühim bir mektup" notu düşülerek saklandığı ifade ediliyor. Şimdi gelin de, resmî tarihimizin nesillere dikte ettirdiği doğru ve yanlışları hakkında şüpheye düşmeyin...[/B] [B][IMG]http://www.yeniasya.com.tr/Uploads/yazar/Tumb2010-12-08_102509.jpg[/IMG] [/B] [B]M. Latif SALİHOĞLU[/B] [U][B] [/B][/U] [B]Daha düne kadar, koca koca tarihçiler bile, Said Nursî ile M. Kemal'in Ankara'da birebir görüştüklerine, yahut karşılaştıklarına dair bir bilgiye sahip olmadıklarını söylüyorlardı. Bu belge hadisesinden sonra ise, evvelâ "Hiç görüşmediler, hiç karşılaşmadılar..." yollu teraneler de bitmiş olacak. Geriye kalıyor, söz konusu belgenin uzmanlar tarafından incelenmesi ve daha başka belgelere dair bir arşiv taramasının yapılması. Ne var ki, bu iş öyle kolay olacak gibi görünmüyor. Zira, bu ülkede cidden bir "özürlü tarih" anlayışı hükmünü halen de devam ettiriyor. Şayet öyle olmasaydı, Said Nursî hakkında 88 yıldır suskunluk içinde duran Çankaya'nın özel arşivinden bugün değil, çok zaman evvel ses gelmesi gerekirdi. Çünkü, Said Nursî, yüz yıldan fazla bir zamandır ülkenin gündeminde. Aynı şekilde, 1920'den bu yana Ankara merkezli yeni devletin/hükûmetin nazar�ı dikkatini celp eden bir şahsiyet. Son otuz beş yıllık ömrünün tamamı hapislerde, sürgünlerde, mahkemelerde geçti. O halde, bunca zaman zarfında, resmî dairelerden onun hakkında neden hiç ses çıkmadı? Çelik kasalarda, kilitli arşivlerde, kozmik odalarda, Said Nursî ile ilgili niçin herhangi bir belgeden-bilgiden söz edilmedi. Dünya çapındaki tarihçi ve araştırmacılarımız, bu konuda niçin bilgilendirilmedi? Siz, millet ve memleket meselelerinde Allah'ın her günü ahkâm kesen entellerimiz arasında Said Nursî hakkında "konu cahili" olmayan kaç kişinin ismini verebilirsiniz? Ayıp değil mi, yazık değil mi bu durum? Kim iftihar edebilir, içinde bulunduğumuz bu tabloyla? Gelelim, söz konusu belge hakkındaki ilk değerlendirmelere... Bu belgenin, Said Nursî tarafından M. Kemal'e hitaben yazılmış bir mektup olduğu iddia ediliyor. Başlık kısmı hariç tutulduğunda, mektubun muhtevası hakkında zaten bir umumî kabul vardır. Buna itiraz eden yok. Çünkü, 10 maddelik bu mektup, "Beyannâme" adı altında, müstakilen hem 19 Ocak 1923'te Tan Matbaasında basılmış, hem de aynı günlerde Yenigün Matbaasında basılan Hubab (Tabiat) Risâlesine derc edilmiştir. Geriye kalıyor, M. Kemal'in şahsı ile ilgili başlıktaki ifadeler... Bunun da, ne derece doğru olduğu, ancak belgenin aslına bakılması ve dikkatle incelenmesi neticesinde anlaşılır. Yakın zamanda, yine Habertürk'ten Murat Bardakçı'nın 1935'teki Said Nursî'nin Eskişehir Mahkemesi tutanakları diye yayınladığı belgenin, gerçeği olduğu gibi yansıtmadığını tesbit ettik. (Yeni Asya, 1-2 Eylül 2009) Keza, "Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi" antetli "Abdoşun mirası" dâvâsına dair bir Osmanlıca belgenin de sahte olduğu, gerçeği yansıtmadığı iddia edildi. Demek ki, belgeler üzerinde oynamak, bunları tahrif etmek mümkün olduğu gibi, aynı konuyla ilgili farklı yerde, farklı zamanda düzenlenmiş belgeler de olabilir. Dolayısıyla, toptan red veya kabul yönüne gitmeden, evvelâ belge üzerinde ciddî, esaslı bir incelemede bulunmak, ondan sonra gerekli yorum ve değerlendirme cihetine gitmek, çok daha uygun olur. [/B] [B][B]Tarihte bugün neler oldu? 5 OCAK [/B][/B] [B][B]Altı ok, anayasaya girdi[/B][/B] [B]1008: Karahanlılar ile Gazneliler arasında Katar ovasında meydana gelen savaşta Karahanlılar mağlup olurken; bu muzafferiyet, Gaznelilerin yükselişini hızlandırdı. Gaznelilerin Horasan bölgesindeki hakimiyeti ise, Selçuklularla 1040 yılında yapılan Dandanakan Savaşıyla sona erdi. 1799: Osmanlı-İngiliz dostluk anlaşması. Bir yıl evvel yapılan Osmanlı-Rus ittifak anlaşmasına İngiltere de dahil olmak istedi. Bu anlaşma hükümlerine göre, taraflar, harb ettikleri müşterek düşmanla, yalnız başına barış ya da ateşkes yapamayacak. 1922: Adana, Seyhan ve Tarsus'un kurtuluşu. Bu bölge, Fransızların işgali altındaydı. İşgalin sona erdirilmesi ve işgal kuvvetlerinin çekilmesi işlemi, 20 Ekim 1921'de Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması ile belirli bir takvime bağlanmıştı. 1927: Süleyman Nazif'in vefâtı. 1870 Diyarbekir doğumlu olan Süleyman Nazif, şair, tarihçi Diyarbekirli Said Paşanın oğlu, şair Ali Faik Ozansoy'un da büyük kardeşidir. Süleyman Nafiz, İstanbul'daki İngiliz işgali sebebiyle 9 Şubat 1919 tarihli Hadisat isimli gazetede yazdığı "Kara bir gün" başlıklı yazısı, onun hem şöhretini parlattı, hem de bilâhare Malta'ya sürgün edilmesine sebep oldu. 1937: İsmet İnönü ve 153 partidaşı tarafından verilen bir önergeyle, anayasanın 2. maddesi şu şekilde değiştirildi: "Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, laik, milliyetçi ve inkılâpçıdır." Böylelikle, CHP'nin sembolü olan 'Altı ok'un mânâsı, yürürlükteki anayasaya dahil edilmiş oldu. 1946: Nüfus itibariyle en büyük İslâm ülkesi olan Endonezya (2010'da 242 milyon), nihayet hürriyetine kavuştu. Yönetim, Japonya ile çekişme halinde olan sömürgeci Hollanda'nın elinden çıktı. Japonya'nın da İkinci Dünya Savaşında mağlup düşerek teslim olmasının ardından, Müslümanlar bağımsızlıklarını ilân ettiler. 1949 yılı sonunda Endonezya Cumhuriyeti resmen kurulmuş oldu. 1969: Bestekâr Zeki Arif Ataergin'in vefatı. 1896 İstanbul doğumlu olan Zeki Arif Bey, meşhûr bestekâr ve kanun üstadı Hacı Arif Beyin oğludur. Yaklaşık iki yüz kadar eseri beslemiştir. 1975: Şair Arif Nihat Asya'nın vefatı. 1904 İstanbul Çatalca doğumlu olup, hem şair, hem öğretmendir; aynı zamanda milletvekilliği (1950 DP) yapmıştır. Onun Bayrak, Ayasofya, Başörtüsü'ne dair şiirleri ve bilhassa Fetih Marşı, çokça okunmuş ve çok büyük bir tesir icra etmiştir. 1976: Dünya şampiyonu güreşçimiz Hamid Kaplan vefat etti. 1954-95 yılları arasında dünya çapında onlarca şampiyonluk, ikincilik ve üçüncülük madalyası almış olan güreşçimiz, henüz 42 yaşında iken bir trafik kazası sonucu vefat etti.[/B] [B]05.01.2011 [/B][B][EMAIL="latif@yeniasya.com.tr"]latif@yeniasya.com.tr[/EMAIL][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek'
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst