şükeyra

SaYa

Well-known member

Allah bir, aşk tek Şükeyra. Bana inanmadığım bir şey söyle ki olmayacak doğruya inanan düşüm seni var saysın.



Sen bana korku şehirlerinden emanet düşlerin duraksız yolculuğuyla geldin; içinde uykusuz gülüşlerin kara mayınlarını taşıyarak. Şaşırmış bir ömrün yol kenarlarında karşıladım yanağının utangaç kırmızılığını. Dizlerinin yarası gülüşlerinin yarasından daha derindi. Yüzün yalnızlığın sığınılmamışlığı kadar tanıdık, aşkın yağmur merhameti kadar yabancıydı. Kimseye kalmayan ve kimsenin sarılamadığı sıcaklığında soğuk fırtınaların deniz dalgaları koptu apansız. Kılıcın kan değen ucuyla ve yağmurun anne karnı huzuruyla okşadın geçmişten kalan miş’li geçmemiş yaralarımı. Annen gibi ruhunun yankısına biganeyken yol üstünde uğrayıp acını azalttığın kentler, deniz babanın kokusuyla yalardı şakağındaki yıkılmış limanların yamacında ölen martıların kanatlarını. Çocukluğun bu yüzden hep korkaktı, hep yasaktı ama hep sadıktı. Ölü çocukluğunun kelebek kokusuyla yaşanır mı aşkın gör-ebe saklambaçları Şükeyra?



Koynunda sakladığın mektuplarda aklarken gözyaşını, kirpiklerinle gözyaşını silebilme becerin seni hep gülümsetti; hatta baş aşağı ağlarken bile. Ellerinin kuytusunda ayrılıkla karanlığın kavuşmasını gördüm: Kuyularda saklansın kaşına düşen uçurum. Aşk dedim, susup kaldın. Varoşlarda ölen esmer adamların cesaretsiz adımlarıyla yürüdün gözlerimi. Yeterdi suskunluk keskin virajlı, yalnızlık ulamalı yolları aşka bağlamaya. Herkesin susuşu başkasına yabancıdır derken, mutluluğun tanımında mutsuzluğunun karanlık halini seyrederken cümlelere aktı pişmanlığın. Kendine dönüp yüzünden akan şehirlerle tırmaladın içinin şiir tutanaklarındaki hâlini. Aynanın derinliğinde biriktirdiğin düşler kırıldığında senden başka herkesi toplamak için miydi Şükeyra? Sustuğun kadarsa sensizlik, hayatsızlığımın kefeni kadar kanıma yığılıp kalmanı diliyorum.



Ölümümden kârlı çıkan hayatın ta kendisiyken, kendimde bulamadıklarımı senin bildiklerinde buldum. Aşk bilebilmenin acemiliği değil, unutabilmenin ustalığıymış o zaman anladım. Halbuki seni anlamayanların anlamlarına, seni yaşayamayanların yaşamlarına seni ekleyecek kadar aciz ve seni onlardan alabilecek kadar güçlü değildim. Sen bana kendi bedelini sessizlikle ödetirken, cemalimdeki aynalar kan kustu, yüz geceden düşüp yüz üstü yüz kere kırılarak. İçinden geçsem bin parçayım, gözünden baksam yalnızlığın söz dizisinde hep mağlubum Şükeyra dediğimde çoktan susmuştun. Benimle senin arandaki mesafe aşkla aşılacak ayrılık kadar kısayken, seninle benim aramdaki mesafe gözlerin gibi sus sus bitmedi. Ve aşk yırttı gönlüme inen perdeyi… Seni terk etmeye aşkım yetmiyor ya, Mevlana çağının sokakta kalmışları kadar yalnızlaştır içimi.



Ömrümün karanfil rengi yanarken kokunla gülüşün arasında, saçlarının şeddesine sokuldu parmaklarım. Hani rüzgar bendim saçlarının özgürlüğünde Şükeyra! Uzak bir şehirde sessizlikle anıldı adının yanılgısı. Akşamlarda kaldı kokunun ten alıcılığına çarpan yolsuz yolcuklarımın kaza raporu. Kalakaldım içinin korku aynalarında; bir adım sonran bana alamet. Ceplerimde kıyametten kalmış kül yığını ellerinin. Hangi rüyaya dalsam güpegündüz uykusuz kalıyorum. Hangi kapıyı açsam ardında kırk kapı kalbin. Ömrüne baksam düşümden geçip, rüzgâr senden doğuyor. Ruhum zorla kabzedilirken aşkın ayak yalınlığı için, yokluğum kaybın tercümanı. Varlığını inkâr etmek aşktandı, seni var saymak ölümün ezberciliği. Değil mi ki yanağından yangınlar akıyor tekmil suskuyla, bırak eğik kalsın gözyaşının lamelif’i. Alenen çıldırmazsak kim şüphelenebilir aklın ikna odalarında aşka kefil olduğumuza? Her uzvun birbirinden güzel ama sen her uzvundan da güzelsin. Öyleyse gözlerin doğacak çocuklara isim olsun Şükeyra.



Sesinin yankısıydı suskunluk taş kitabelerde. Oysa söylenecek sözler kalmalı yüzüne karşı ağlanıp gözünün içinde can veren diyende bendim. Ezber ettiğin harflerin gölgesinde gövdemi harlayıp yol ederken canına, aydınlıkla karanlığın, geceyle gündüzün günahına tanık oldum: Şahitsizim aşkına! Diline gelen cümleler yağmaya yeminli yağmura karışırken yüzünde, aşkın olmazı yine aşk mıydı? Kalpte unutulmuş acıları sağalttım tenimin ücra kuraklığında. Ölümden önce gelen tren vagonlarında ömrümün kaçaklığına bilet kestim dönüşü yok sayılan. Kurumuş gül yaprağın varsa hâlâ, ıslak gülüşüme sür, geçsin korku ayinlerinde terk edilmeye hazırlanmalarım. Kaderimin üstünden ateşi bilen parmaklarınla geç: beni annemden sonra sen doğurdun.



Hikâyemde yokum. Güzelliğinin kumrallığıyla baş başa iki ayna arasında bırak gülüşünü: İki ayna arasındaki görüntü sonsuzdur Şükeyra!



CENGİZHAN KONUŞ
2009/MAYIS 30
 

SaYa

Well-known member
şükeyra-2 (düşe mersiye)

ŞÜKEYRA-2 (DÜŞE MERSİYE)


Şükeyra…

Unutmuş olmalısın suyu yıkayan kanı. Kanı bulandıran suyu. İnce bir çizgi çekip yeryüzünün cezm’i ile yüzünün harekesi arasına, yaşayan ve yaşamayan, susan ve dillenen, ağlayan ve ağlatan her cümleyi bir çırpıda yakmış olmalısın. Hicap aynasında aynı’nı gösteren yol bulununca, alın kaderin teriyle yıkanınca ve ferman papirüslerine damlayan mürekkep erkenden dağılıp hiç olmamışçasına yok olunca, aşkla kalbi düş bitiminde yırtmış olmalısın. İsmin karanlığında günleri mi kaybettin de adımların sana yok susuyor?




Şükeyra…
Yağmura kaldı bastığın toprağı bir damlayla nefeslendirip teyemmüme sebep olmak. Güne karışınca gece, geceye yol verince ay karanlığı, imdat sesli uykuya karıştı rüya. Rüyanın çatladığı yerden sızan uğultulu güzellikle uyandın; parmaklarında izim. Bir sen kaldın içinden bîhaber düş. Bir ben kaldım aşk deyip kalemi kırınca esmeye değil yağmaya çalışan rüzgâr. Bir biz kaldık, ortasından esre geçmeyen isimleri hayata siper eden deliler. Deliliğin delili olmaz ve aşk varsa suç değildir delirmek. Bir kere de ağla tırnaklarının perdeyi yırtışına. Oysa sen aşkın hayâsı değil miydin? Aşk dendiğinde kendinden hayâ edilen ışık sendin de kalbine dokununca ellerim neden ağladın? Boydan boya savur ölüye sarılmadan yırtılan kefeni denizin üstüne çarşaf diye. İçimden giderken yalnız kalmazsın böylece.


Şükeyra…
Kan tuttu hikâyenin ortasında gölgemin perçemini. Şehirlerin soluğuyla kusarken aynaların paramparçalığı kalbimi kırdı. Boğazımda son nefes gibi kaldı adın. Niyet akıbete galebe çalarken, aşkın masumiyeti masalı ağlatacak kadardı. Bak bakalım yağmura karışan nefesim hâlâ sen mi kokuyor? Düş geçilir saçlarının kıyısında ağlamazsam. İstasyonlarda vadesi biter solmaz vaatlerin. Ezeli olan kadar ebedidir yüzünün beyazlığına bağışlanan aşkın yüzünün suyu. Bu güne kadar susarak ezberlettin gülüşünü de, kaç kelimeden ibaret suskunluğumun şeddesi diye hiç düşündün mü? İçinde ölen bir cesetti umut; mezar taşlarında adı kaldı aklının. Oysa delirmekten zanlıydı delirmeye alamet gözlerin. Bir bakışı bir bakışa eklemeden kendiyle baş başa kalamaz mı aşk? Yoksa günah, bir’de karar kılıp üç’e uğramadan yapamayan mı?


Şükeyra…
Aydınlıkları kuşanıp çıkmayı umut ettiğim yolları karanlıklar altında, köhne şehirlerin caddelerini yakarak geçtim. Sis düştü kirpiğime içimin ağrısından. Yolumu bulamadım düşün derin çizikleri ve kalbin kırıkları arasında. Oysa şehirlerarası yalnızlığıma gülüşün kadar sıcak cümlelerinle kül gibi yağsan, yağmur çıplaklığının bulut grisi kederinden sıyrılacaktı arkamda bıraktığın gözlerim. Aşkın yetim sefer sayılı yollarında yönünü şaşırmış kimsesizlik örtmedi gözlerimdeki pas tutmuş denizi. Öte yanda yarasından ağladı kendi içine dert olan dert. Yine de kirletmedim yüzümü hüzünle. Yine yağmur yağsın dudaklarıma sağanak sağanak dedim. Tufanlar kopsada yanağımın sen çukurluğunda dolunaydan tuttuğum ellerinin serin gecesinin yıldızları kıyamet nidasıyla dürülmesin istedim. Senin şehrinden geçen yolların yolculuğu aşka mâl olmasın istedim. Rengi kallavi ağıtların tozunu yuttum da gözyaşımı kusamadım. Ben seni doğurmaya çabalarken, içindeki varlığımla nasıl dönemedi saçların bana?


Şükeyra…
Nabzım parmak uçlarıma denk düşmedi, sayamadım nabzımın yol boyunca dakikada kaç ölüm miktarınca attığını. İçimin sökülmüşlüğünü ellerinle diksem yine sızlar mı acıyı tam canıma dayatan yanlarım? Kendimi terk ettiğim sokaklar çıkmazsa artık ve şimdi, kendine çıkmayan aşka nasıl gidilir? Ayrılık kadar büyük ağlayıp kavuşmak kadar güzel sustum. Otobüs terminalleri gibi yalnız ve yol’suzdum. Duraklarda örttüm arkamdan seslenmeyen ses/sizliğin/i. Azaldım, eksildim. Yokluğunu adını adım bilen şehirlerin iyimser çocuklarına anlatamadım. Karanlığı kucaklarken uykusuzluğum, hangi yağmurun rüyasına yattın da ayak sesimin gürültüsüne rağmen uyanamadın? Yolların simsiyahlığını aşkla çarpınca yine biz kalırız biz’den değil mi?


Şükeyra…
Ben yine yollarda… yollarda… dudaklarım sırılsıklam… çünkü yağmur var yollarda…


CENGİZHAN KONUŞ
2009/HAZİRAN 7
 

SaYa

Well-known member
şükeyra-3 (nokta)




Aşk, unutma! La ilahe illallah…

Düş gördüm. Ayva sarı, nar kırmızı, gece örtücü ve gündüz aydınlığa sabırsızken düş gördüm. Ellerin toprağın teyemmümünü avuçlarken, gözlerin bahardan çıkıp gelmiş aşkın gerçeğiydi. Saçlarından yapılmıştı kefenim; besbelli güpegündüz ölmüştüm. Sende ölmüştüm sen diye bilinen aşkın ezel hatırası için. Mevsimlerden geçtim yüzünün beyaz bulutuna sığınarak. Selam söyledim saçlarına yağmurlarla Şükeyra, göğün mavisine el ettim.

Ben tıpkı sen.
Aynı sen.
Aşkın aynasında gördüğüm cemalin ismi de, sireti de sen.
Ayna aynı sen.
Aynı ayna sen.
Sen ayna aynı.
Ben kimim bu kadar senken Şükeyra?

Kapanan yolları kavuşturmaya gücü yeter mi yakınlıkların? Uzak düşler kurdum son nefesinde ağlamaya hevesli. Cenin hâlim gibi çaresizlikten ibaretti benliğim. Kelimelerin akıbetine saklı sona saklandım. Sonunda başa döndü hikâyem. Dikenler topladım saçlarımın arasından. Tırnak diplerimde eski bir cinayetin aziz hatırasına rastladım. Bastığım toprakta izim, aynadaki yüzümde kırgınlığım bile kalmadı. Ben ben diye kimi yaşatayım ölmüşlüğümün çelimsiz canında?

Seni anlatamam kendime bile gülden güzel Şükeyra. Kıyametin ip uçlarına değen kirpiklerine dokunamam ‘’Bismillah’’ demeden. Ömür şehrine girmenin haz noktalı saltanatını süremem dudağına yağmur olmadan.

Yerin benim yanım.
Yanın benim yerim.
Son. Nokta.
Nokta. Son.
Son’rası son’suzluk.
Aklı olan bilmesin aşkı.
Aşkı bilen akil olmasın.
Olan ve olmayan aslında son. Nokta’ya nokta.

Kanımda biriken ölümlerin dirilmişliğini kent meydanlarında ağlattım. Ufaldı gözümde gözyaşım bin debdebeyle. Kanı helal, canı aşktır dedi aşk benden yana. Ben aşkın haramlığı içinde bir helal bulamadımsa sen bu kadar doğrunun içine bir acı doğrayamadın mı Şükeyra? Uçsuz uçurumlar topladım kederimden ömrümü sağaltmak için. Son umutta bitince geçtim hayatın son kavşağından gözlerine çarpmadan. Her aşk kendi yolundan mesulmüş de yol yorgunluğu aşkın yönsüzlüğüne işaretmiş. Kırılan kalbimi bana getir Şükeyra, canının üzgünlüğüne iliştireyim. Yırtılmamış göğün mavisini yüzüne dikeyim de ağladığın belli olmasın. Ağlarsan yarasından ele vereceksin sevilmişliğini.

Ayrılığın hesabına baktığım fallardan yine ayrılık çıktı. Gözümde bir sensizlik serencamı; sızlayıp duracakmış gitmekle kalmak arasında üç vakte kadar. Uğruna yandığım saç telini ve tenime sürerken avunduğum kokunu ömrüme yaftala. Kan kaybından ölmem korkma. Ne kadar ağrıtsa da içime dokunmuşluğun ben aşkın sürgünüyüm nasılsa. Susuyorsun: Gözlerim Yusuf kuyusunda Züleyha gibi.

Ben benden uzaklaşıp kendimden sıyrıldıkça hayatı kaybettim. Nasıl bir bedeldi ki hayat alnımın ortasındaki yazgıyı yitirmeye kelepçeli doğdum? Hesabı yanlış yapılan ömrün vakti ölümden dönmedi. Yağmura karışan sesimle çağırdım gidip dönmeyen gülüşünü. Dile kolaydı aşk, aşka zordu. Zamandan önce geldim kendime, sana gelmek için zamandan geç kalktım. Boşluğa saplanmış cesaretin korkaklığını diledim diye bu dilbaz hüzünde, bu ıslak gülüşte neden hep ben töhmet altındayım? Aşk kendinden menkul varlığın yok olmasıysa sadece, ben razıyım yüzünün yurdunu soluksuzca keşfetmeye Şükeyra.

İsminden başka ne kalacak senden aşk? : Cevap bir yoldan gelirken ben yolumu şaşırdım gözlerinde. Fire verdim her harfin dokunuşunda. Yazdım suskun cümlelerin evvelini. Sen vaktinden önce ezberlenen ağıt mıydın da yazamadım seni kaderimle yan yana? Yarınsızlıkla suçlanan öykünün bitap kahramanıydım. Sonumu hep baştan yaşadım. Çaresizliğime alkış tutsada nahak yere küflenen ağlayışlar, gözlerim bakışından emanet. Uyandır beni sana; acı ancak en baştan okununca yazılabiliyor iki kişilik duruşla. Oysa sussam hiçbir şeyin bedeli olacaktın. Hükmü hep sonraya ertelenen kalem gibiydin; kelamı ezber edilememiş. Şimdi çevir yüzümü sana, ömrümü, canımı, kalbimi, aşkımı çevir sana Şükeyra; seni bulacaksın karşında. Seni böyle sevdim ben.

Değişen zamandı aşk içinde, dönüşen aşktı zaman içinde. Seni sevmek suskunlukla yazılmış hikâyenin noktasını koyamamak, belkide noktadan önce her şeyi söylemiş olmak. Sustum: Gel en helalinden biz olalım seninle Şükeyra.


CENGİZHAN KONUŞ
2009/HAZİRAN 30
 

SaYa

Well-known member
Cevap: şükeyra-4

hiç yağmayacak yağmur gibiydi gülüşün Şükeyra;
adımlayarak değil vurularak geçilen.
yağdın,
ben şimdi kalbimin neresini ıslatarak ömrümü adına süreyim?


tanrıçalar üşür saçlarının kumral rüzgarından Şükeyra
bir kıyamet kalır yaşanmamış günlerin aydınlığına sarılan
bir Ankara kalır koskaca kentlerin ortasında
ellerinle baş başa ağlayan..


biliyorsun Şükeyra
yüzünün serin beyazıyla saklambaç oynadım
koynuma hüznümün cesedini gömerken
sana geldim
kendimde kapıda kaldım
ben beni bu kadar unutacak mıydım?
ikimizin boşluğunda yalnız kaldı aşk
düş elbette vardı ve yağmur kadar utangaç
kar kadar bembeyaz yağmalıydı
kasten ağladım ardından
giden miydi otogar kalabalığında kalan?
kalan mıydı saçlarının ardı sıra kovalayan?
gözlerimin okyanus derinliğinde seni görebilme becerisiyle eğilirken gözlerin
gördüğüne güç yetiremedi ömrün belkide.
susarak yol verdin yollarıma Şükeyra
oysa ne çok bekledim kalbinin kıyametini...


ifadesizdi kentin hüznüne asılan uçurumlar
mevsime soluk verdim: dilimde birikti yağmalar ve yalvarmalar
künyeme ekle Şükeyra:
aşk sessizliğin lamelif'ini yutkunurken alfabesiz ağlamakmış
bu kavga benimse
bu cinnet benimse
kalbini sırtlayıp dikene gül sunarken ellerim kanamışsa
beni ekleyecek misin seni seviyorum'larına?


alnımı yırttım kaderimi okumaya çabalarken
narkoza yatırdım aklımı aşk her şey diye... her şey aşk...
dilimde kendine yetmeyen cümlelerin kekemeliği
beni hecelemeden sevebilir misin Şükeyra?
masallarda uyuyan yanlarıma çok geldi büyümüşlüğüm
paramparça geceden yıldız ka(n)ydırdım
ama bu kez dileklerim yırtıldı
anladım: kendinden başka hiçbir şeyi tamamlayamıyor aşk...


aşk her ihtimalse
ve her aşk ihtimali özlemekse
kim tutacak dileklerimi benim yerime Şükeyra?


CENGİZHAN KONUŞ
2009/TEMMUZ 6
 
Üst