Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Sükut’ün ehemmiyeti
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Yeltegiyan" data-source="post: 95244" data-attributes="member: 3"><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">SÜKÛTUN EHEMMİYETİ</span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">İslâm Hukukunda Sükut:</span></strong></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Arial'">Zımni irade beyanları ve dolayısiyle sükût İslâm hukukunda büyük bir rol</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">oynamış, gerek fıkıh ve gerek usul-ü fıkıhda dakik ve nisbette ehemmiyetli</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir mesele sayılmış, muamelelerde bahis mevzuu edilmiştir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Hattâ Eşbah gibi, hukuk kaidelerini umumi bir tarzda mütalâa eden</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">eserlerde sükût «ahkâm-üs-sükût» başlığı altında ayrı bir bahis olarak</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tetkik edilmiştir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu tetkikat neticesini iki esas halinde toplamak mümkündür:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">1 — Sükût eden bir kimseye her hangi bir söz isnat olunamaz,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">2 — Fakat icabında sükût da beyan yerine geçer.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Nitekim Mecelle,nin kavaid-i fıkhiyesinde de «sâkite bir söz isnat</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olunmaz. Lâkin marız-ı hacette sükût beyandır» şeklinde her iki esas</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">birleştirilmiştir; yani sükût eden kimseye şu sözü söyledi denemez.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Lâkin söyleyecek yerde sükût ederse, bu sükûtu beyan ve ikrar addedilir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Mecellenin diğer umumi hükümlerinde olduğu gibi bu maddede</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">de meselemiz veciz ve kudretli bir şekilde ifade edilmiştir. Ancak bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">madde de bir umumi kaide vazetmektedir. Umumi kaideler ise birer</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">rehber, yol gösteren birer işaretten ibarettir. Bu umumi kaideleri tatbik</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">etmek, her hangi bir hâdisede sükûtun beyan olup olmadığını anlamak</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kolay değildir, hukukta kudret ve melekeye bağlıdır. Misaller</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kaidelerin aynası gibi olduğundan Mecellenin üstat sarihleri bu umumi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kaidenin tatbik şekillerini canlandıran birçok misaller sıralamışlardır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bunlardan bazılarını burada tekrarlamağı faydalı buluyoruz:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir kimse bir başkasının malını üçüncü bir şahsa satarken mal</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sahibinin bunu görüp de sükût etmesi, satışa icazet vermiş manasına</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">alınamaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kezalik bir kimse bir başkasının malını tahrip ve itlaf ederken mal</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sahibi bunu görüp de sükût etse, bu sükûtu da malın tahrip edilmesine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">izin vermiş sayılmaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Hâkim, veli veya vasisi olmayan bir çocuğun alış veriş ettiğini</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">görüpte sükût etse ticaret etmesine izin vermiş olmaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir kimse ölümü şırasında «hiç kimseye borcum yoktur» deyip</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">öldüğü takdirde, bunu söylediği sırada hazır bulunduğu halde sesini</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">çıkarmamış olan bir şahıs, müteveffada alacağı olduğunu dava etse, bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">davası dinlenir, mücerret sükût etmiş olmasından dolayı davası reddolunmaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bütün bunlar «sâkite bir söz isnat olunmaz» esasına misallerdir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu yerler marız-ı hacet, yani söz söylenecek yerler değildir. Binaenaleyh</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bu yerlerde susan kimsenin sükûtuna bir irade beyanı mahiyeti vererek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükutiyle bu muameleleri kabul etmiş denemez.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Lâkin «marız-ı hacette sükût beyandır». Meselâ:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kendisi için hapis,hakkı bulunan bayi müşterinin mebyii kabzettiğini</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">görüp de sükût ederse, kabza izin vermiş sayılır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir kimse diğerinden bir mal satın alırken üçüncü bir şahıs o malın</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ayıplı olduğunu haber vermesine rağmen müşteri olan kimse</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükut ederse, ayıba razı olmuş sayılır ve bundan sonra artık ayıplı olduğu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">iddiasıyla malı bayie reddedemez.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir kimse diğerinin evinde gasp veya ariyet suretiyle otururken</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mal sahibi «aylığı şu kadar kuruşa, otur, yoksa evimden çık» demesine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">rağmen o kimse evde oturmakta devam ederse, mal sahibinin .teklif</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ettiği ücretle evi kiralamış olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir veli, velayeti altında bulunan mümeyyiz küçüğü alış veriş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ederken görüpte sükût etse, ahz ve itaya izin vermiş olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Şefi, satışı öğrendiği halde sükût ederse şufa hakkı sakıt olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir kimse bir şahsa «şu husus hakkında seni vekil tâyin ettim»</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">deyip de o şahıs da sükût etse, vekâleti kabul etmiş olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Görülüyor ki islam Hukukunda da sükût iradenin beyan vasıtalarından</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">biri olarak kabul edilmiştir.-Verdiğimiz misallerden anlaşıldığına</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre islâm Hukukunda da sükûta irade beyanı mahiyeti izafe olunan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">halleri, modern hukukumuzda da cari olan birtakım kaide ve esaslara</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve hususiyle objektif hüsn-ü niyet prensibine irca etmek mümkündür.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bundan da ileride bahsedilecektir.</span></p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">BEYAN VASITALARI</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">1. iradenin izharı:</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir irade beyanı hukuken hüküm ifade</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edebilmek için nasıl olmalı, ne gibi şekiller almalıdır? İrade beyanı, bir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hususi hukuk sahasındaki münasebetlerde değişiklik yapılması, yeni</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">münasebetler yaratılması veya bu gibi münasebetlerin ortadan kaldırılması</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">istendiği, hayatta edinilen tecrübelere ve örf ve âdete göre halin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyetidir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bununla hemen hemen her şey söylenmiş ve bilhassa şu ehemmiyetli</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">iki nokta tebarüz ettirilmiş oluyor: Bir iradenin hukuki muamelelerde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hüküm ifade edebilmesi için onun izhar edilmiş olması lâzımdır. İrade insanın ruhunda bir istek veya bir karar halinde kaldığı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">müddetçe hukuk nizamı tarafından hiç nazar-ı itibara alınmaz.. Hukukan bir hüküm ifade edebilmesi için onun görünür ve anlaşılır bir şekilde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">açığa çıkmış olması lâzımdır.İşte bu açığa çıkmanın şekli ne olacaktır?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Hukukta bu hususta mutlak bir kaide yoktur. Kanun filhakika</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">birtakım hukuki muameleler için muayyen bir şekle bağlı beyanlar aramıştır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bunlar ekseriya taraflar için hususi bir ehemmiyeti haiz olan ve</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">çok kete onların malî durumlarına nüfuz eden hukuki muamelelerdir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Gayrimenkullerin takyidinde , kefalette <em>, </em>vasiyette olduğu gibi.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bunun dışında ise gerek Borçlar ve gerek Ticaret Kanunlarımız şekil</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">serbestliği prensibini kabul etmiştir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">İradenin izharı onun sadece harici şekli, onu harice karşı aksettiren</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir vasıtadan ibarettir. Bu harice çıkışın bir hukuki muamele olabilmesi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">için beyanda bulunanın iradesini açığa vurmak üzere ittihaz ettiği</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hat-tı hareketi bilerek ve idrâk ederek yapmış olması, yani kendisinde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir de «beyan iradesi» nİn bulunması lâzımdır ki, ikinci ehemmiyetli</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">nokta da budur .</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">2. İrade beyanlarında «sarih» ve «zımni» tefriki.</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kanunun açık olarak şekle bağlamadığı hukuki muamelelerde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gerek doktrinde ve gerek bazı kanunlarda «sarih» ve «zımni» irade</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">beyanı tefriki yapılmaktadır. Meselâ Borçlar Kanunumuzun birinci</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">maddesinin ikinci fıkrasında irade beyanlarının «sarih olabileceği gibi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">zımni dahi olabileceği» tasrih edilmiştir. Fakat bu iki mefhum çok</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kere biribirine karışmakta, bunları hakkiyle yekdiğerinden ayırmağa</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">imkân kalmamaktadır. Nitekim böyle bir ayrılıktan tatbikatta hiçbir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">fayda elde edilmediği iddia olunduğu gibi, hayata daha uygun</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir şekilde intibakı yollan da aranmaktadır. Gerçekten iradenin bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">iki tezahür şekli arasında böyle bir farkın yapılmasının tatbiki hiçbir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kıymeti yoktur. Hukuk bakımından her ikisi de birdir ve aralarında</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hüküm itibariyle hiçbir fark yoktur. Esasen böyle bir fark gözetmiş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olan kanunlarda da kanun vazının bu farkı yapmaktaki maksadı, ikisi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">arasında hukukan hiçbir ayrılık tanımadığını, göstermek içindir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sarih irade beyanını zımni beyandan ayırmakta belki ancak beyan «vasıtaları</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">» arasındaki farkı göstermek bakımından bir fayda bulunabilir. O halde iradenin muhtelif beyan vasıtaları nelerdir? İradesini beyan etmek isteyenin onu örf ve âdete ve hayatın verdiği tecrübelere</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre, alâkadar herkes tarafından anlaşılabilecek bir şekilde açığa vurması</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">lâzımdır. Bu da gösteriyor ki iradeyi açığa vurmak için sayısız</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">imkânlar mevcuttur. Fakat bunların hepsinde müşterek olan bir nokta,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">herkes tarafından muayyen bir tarz ve mânada tefsir edilebilmeleri için</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">beyan şekillerinin örf ve âdete, mevcut teamüllere uygun, olmaları</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">lüzumudur!</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Tarafların, bir beyanın umumi örf ve âdete göre değil, aralarında</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kabul ettikleri tarzda anlaşılacağını kararlaştırdıkları haller bundan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">müstesnadır. Şu klâsik misali alalım: şarap deposuna «kütüphane» demeği</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">âdet edinmiş plan A, kendisinin bu huyunu ve itiyadını bilen arkadaşı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">B'ye: «Sana kütüphanemi satıyorum, alır mısın?» diye bir icapta</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunsa ve B de bunu kabul etse, bu takdirde artık kütüphane değil,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">fakat, umumi dilin ifade ettiği mânanın aksine olarak, şaraplar</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">satılmış olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">İkinci bir misal de şifre kodlarıdır: İki kimse aralarında bir şifre</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kodu kararlaştırır ve kelimelere asıllarından başka birer mâna verirlerse,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bu takdirde kararlaştırmış oldukları mâna esas olur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Binaenaleyh şu neticeye varıyoruz: İradeyi beyan vasıtaları sayısızdır;</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bunlar evvel emirde tarafların-sarih veya zımni-anlaşmasına ve onların</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hususi münasebetlerine göre ve ancak bu hususiyetlerin mevcut olmaması</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">halinde umumi dile ve örf âdete göre tefsir olunurlar. Bununla</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">beraber birinci halleri, tarafların hususi anlaşmalarına göre mâna alan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">irade beyanlarını istisna olarak kabul etmek lâzımdır. Bu itibarla bundan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sonra tetkiklerimizde onları artık nazar-ı itibara almayacağız.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">a) Sarih irade beyanı.</span></strong><span style="font-family: 'Arial'"> Sarih irade beyanını başa almamızın sebebi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bunların her türlü tereddüdü giderecek şekildeki vasıtalarla izhar</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edilmiş olmaları ve her türlü tefsir ve izahtan müstağni bulunmalarıdır.Sarih beyan vasıtası dil (= lisan) dır. Bu, söz (kelime, tâbir),</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">yazı veya İşaret gibi muhtelif şekiller alabilir. Fakat bunların hepsi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sarihtir; çünkü dil kaideleri umumun malıdır, muayyen bir kelimeyi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">herkes ayni şekilde anlar ve muayyen işaretler örf ve âdet karşısında</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ancak muayyen bir mânada tefsir olunabilir. Meselâ baş eğmenin tasdik ve kabul mânalarına gelmesi gibi. Sarih irade beyanlarında mâna</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">doğrudan doğruya ifade için seçilen vasıtalardan çıkar. Mefhum,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">dil kaidelerine,göre onu ifade için muayyen olan söze kalbedilmekte</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve onunla açığa vurulmaktadır. Veyahut da mefhumu ifade için örf ve</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">âdete göre o sözlere muadil olan işaretler kullanılmaktadır.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">b) Zımni irade beyanı.</span></strong><span style="font-family: 'Arial'"> Zımni irade beyanlarında durum</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">başkadır.. «Zımni» sözünün de ifade ettiği gibi, zımni irade beyanlarında,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sarihlerde olduğu gibi, sırf ifade edilmek istenen iradeye mahsus</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir beyan vasıtası kullanılmaz; bilâkis iradeyi anlayabilmek için evel emirde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">başka bir mânaya gelen, müspet veya menfi, bir hat-tı hareketten</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">iradenin mevcudiyetine hamletmek, halin icaplarına göre bir istitlâlde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunmak lâzımdır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Demek oluyor ki kast olunan mânayı anlamış olmak için fikren bir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">muhakeme yürütmek suretiyle o neticeye varmak icabetmektedir. işte</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bilhassa zımni İrade beyanlarının sayısız olması bundan ileri gelmektedir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Çünkü hayatta insanın ne kadar mütenevvi hareket ve fiilleri</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">varsa, icabında o kadar irade beyanlarının mevcudiyetine hamletmek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kabildir. Fakat tıpkı sarih irade beyanlarında olduğu gibi burada da</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">muayyen bir iradenin mevcudiyetine hükmedebilmek için b hareketin o</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mânaya geldiği hayatın verdiği tecrübeler ve örf ve âdete göre halin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icaplarından çıkmalıdır. Bir misal alalım: alacaklının ilerisi için faiz</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kabul etmesi. Bunu yapmakla alacaklı o müddet için ana parayı geri istemeyeceğini</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">borçluya zımnen beyan etmiş olur . Alacaklının hareket</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tarzından böyle bir mâna çıkarmak tamamiyle yerindedir. Çünkü ilerisi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">için faiz kabul edilmesi, örf ve âdete göre bizi böyle bir netice çıkarmağa</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sevketmekte, âdeta bizi buna zorlamaktadır. Başka bir misal:mobilyalı bir oda tutmak isteyen birisi ve sahibiyle şartlarda uyuşuyor,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">fakat kati kararını akşama kadar bildireceğini söylüyor. Bir müddet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sonra, başka hiçbir söz ilâve etmeksizin ve hiçbir haber göndermeksizin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">eşyalarını bir hamalla yolluyor. Burada ev sahibi tarafından yapılmış</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olan kabın zımnen kabulü mevcuttur. İradenin bu şekilde açığa vurulmuş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">obuası, örf ve âdete göre icabın kabul edilmiş olduğu neticesini</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">çıkarmağa bizi sevkediyor. Bu gibi misalleri halin icaplarına göre çoğaltmak</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mümkündür. Fakat prensip olarak şunu tespit etmek kâfidir: Zımni</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">irade beyanlarına verilecek mânâ örf ve âdete göre işin hususi mahiyetinden</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">veya halin icaplarından istitlâl olunur. Binaenaleyh beyanda</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunanın bu fiil ve hareketiyle kastetmek İstediği mâna değil, bilâkis,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">muhatabın örf ye âdete göre o fiil ve hareketten hüsn-ü niyetle çıkaracağı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mâna esastır. Yani muhatap o beyanı umumca kabul olunan ve</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mutat mânada anlamış olursa, beyanda bulunan kimsenin kast eylediği</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mâna başka olsa dahi, muhatabın o beyana vermiş olduğu mânaya itibar</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olunur. Beyanda bulunanın hattı hareketi, hayatın verdiği tecrübelere</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre, hem iradenin mevcudiyetine,, hem beyan şeklinin iradeye</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">uygunluğuna karine teşkil eder.</span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">3.Sükût</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sarih ve zımni irade beyanlarını gözden geçirdikten Sonra artış</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükûtun iradeyi beyan için bir vasıta olup olmayacağı meselesine gelmiş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">oluyoruz. Sükût, irade "beyanı olarak kabul edilebilir mi?</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Filhakika insan, iradesini «beyan» eder ve bu kelimede dar mânada</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">alınacak olursa, bu bir hareketi, müspet bir fiili ifade eder. Sükût ise</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bunun tam zıddı olan bir durumu yani menfiliği, mutlak hareketsizliği</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gösterir. Sükût denilince ilk akla gelen de bu dur. Kaideten her</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hareketsizlik gibi sükût da hukukan hiçbir mâna ve hüküm ifade</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">etmez . Fakat bazan ise sükût edilmek suretiyle karşı taraf a muayyen</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir maksat anlatılmak istenir, veya diğer bir ifade ile, karşı tarafta muayyen</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir zan ve fikir uyandırmak niyetiyle sükût edilir. Bu takdirde ise,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">yani sükûtun karşı tarafa, hukuki neticeler doğuracak olan muayyen</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir iradeyi izhar maksadıyla ittihaz edilmiş olması hallerinde sükût</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">da, diğer bir şekle bürünmüş olan her hangi bir irade beyanı gibi,hüküm ifade eder. îrade beyanını, bir kimsenin muayyen bir iradesinin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mevcudiyetine delâlet eden fiil ve hareket olarak kabul etmiştik. Bütün</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gaye, her ne şekilde olursa olsun, muhataba bir. şey gösterebilmek, ona</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir şey anlatabilmek, onda, beyanda bulunan tarafın iradesi hususunda</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">öyle bir tasavvur uyandırmaktır ki, muhatap örf ve âdete ve hayatta</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edinilen tecrübelere göre halin icaplarından öyle bir iradenin mevcudiyetine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hüküm edebilsin. Sükût da pek âlâ bu neticeyi doğurabilir. Nitekim</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kanun da bunu bazı hallerde sarahaten kabul etmiştir.Bundan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">başka gerek örf ve âdet ve gerek günlük hayatımızda esas olması lâzım</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gelen objektif hüsn-ü niyet göz önünde tutulmak suretiyle, sükûtun irade</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">beyanı yerine geçebileceğini edinilen tecrübeler ve birçok kararlar</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göstermektedir.</span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">İRADE BEYANI OLARAK SÜKÛT</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">1. Sükûtun da vusulü lâzım mıdır?</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bir irade beyanının tekemmül" ve hüküm ifade etmesi için hukuk</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bakımından kaideten «vasıl olması» lâzım geldiğine yukarda işaret</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">etmiş ve normal şartlar altında muhatap için ıttıla, onu Öğrenebilmek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">imkânı yaratılmış olur ve hayatın verdiği tecrübelere göre onu öğreneceği</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve öğrenmesi beklenirse, o beyanın varmış sayılacağını söylemiştik. Fakat mücerret sükût ile muayyen bir şahsa hitap olunabilir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mi, sükût muayyen bir şahsa matuf ve müteveccih olabilir mi, yani sükût</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icabında bir irade beyanı olabileceğine göre, ona muayyen bir istikamet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">verilebilir mi? Eğer irade beyanı müspet bir fiil ve hareket olarak kabul</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edilecek olursa, bu takdirde sükût da bir irade beyanı olamaz. Fakat biz</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">irade beyanını, karşı tarafa muayyen bir iradeyi izhara yarayan ve edinilen</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tecrübelere ve halin icaplarına göre kaideten muayyen bir iradenin mevcudiyetine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hükmetmek imkân ve fırsatını veren bir hattı hareket olarak</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tarif etmiştik . Halbuki münferit fiil ve hareketler arasında bir ayrılık</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">yapmağa imkân yoktur. îrade beyanı olan her fiil ve hareket de ayni</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">şekilde fark ve müşahede olunur; her hareket bir başkasına gösterilecek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve his ettirilebilecek şekilde ittihaz ve izhar olunabilir. Binaenaleyh her</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ne şekilde izhar edilirse edilsin her irade beyanı - ve bunlar meyanında</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">da sükût - muayyen bir şahsa matuf olabilir, ona hitap edebihr . Binaenleyh</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükût da pek âlâ vasıl olabilir. Beyanda bulunan kimsenin,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hareket tarzını - burada sükûtu - karşı tarafa kendi iradesi hususunda bir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">fikir ve kanaat vermek maksadiyle ittihaz etmiş olması halinde bu cihet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bilhassa barizdir.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">2. Umumi bir cevap mecburiyeti yoktur.</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sükûtun icabında irade beyanı mahiyetini alabilmesi, onun her</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">zaman behemehal bir irade beyanı sayılmasını icab ettirmez. Filhakika</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kaide olarak, umumi bir cevap mecburiyeti yoktur . Hiç kimse bir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">başkasına bir tarafı ve keyfî olarak, tevcih edeceği bir sualle onu cevap</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">vermek gibi bir yük altına sokmak hakkım haiz değildir. Beyanda</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunanın, meselâ muayyen bir müddet içinde cevap verilmediği takdirde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icabının kabul edilmiş sayılacağını tasrih etmiş olması dahi bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hususta hiçbir değişiklik yapmaz . Beyanda bulunan bunu yapmakla</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sadece kabul beyanından sarf-ı nazar etmiş olduğunu bildirmiş olur. Bu,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bilhassa ısmarlanmadığı halde gönderilen eşya hakkında bahis mevzuudur.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu gibi vaziyetlerde çok kere eşya muayyen bir zamana kadar geri</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gönderilmediği takdirde kabul edilmiş telâkki olunacağı da ilâve edilmektedir.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Bu şekilde gönderilen şeyler, bir akit yapılması için - fiili diyebileceğimiz</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">- bir icap mahiyetindedir. Umumi bir cevap mecburiyeti</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olmadığı gibi ısmarlanmadan gönderilen bu gibi eşyayı geri yollamak t</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hususunda da hukuki bir mükellefiyet yoktur. Bu esas Ticaret Kanunumuza «icaba muhatap olan tarafın mücerret sükûtu kabul sayılmaz»</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">şeklinde geçmiştir.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">a) Kanuni cevap mecburiyeti</span></strong><span style="font-family: 'Arial'">. Kanunun cevap vermekle mükellef</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tuttuğu hukuki hâdiselerle kanuni bir cevap mecburiyeti olmıyan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hukuki hâdiseleri birbirinden ayırmak lâzımdır. Birincilerde sükût her</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">halde iradenin beyanı mahiyetini alır ve meselâ tasvip ve kabul yerine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">geçer. Bu hususta Borçlar Kanunumuz 6 inci maddesiyle umumi bir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kaide koymuş ve «icaba muhatap olan tarafın mücerret sükûtunun kabul</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sayılamayacağı» esasına bazı istisnalar kabul etmiştir: «îcabı dermeyan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">eden kimse gerek işin mahiyetinden gerek hal ve mevkiin icabından</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış ise, akte münakit olmuş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">nazariyle bakılır». Gerek Borçlar ve gerek Ticaret Kanunlarımızda bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">umumi istisna kaidesinin birçok tatbik şekillerine rastlamak mümkündür.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Meselâ vaktinde gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve o kimse mülzem olmamak iddiasında bulunursa keyfiyeti derhal kabul</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edene bildirmeğe mecburdur; aksi takdirde sükûtu kabul yerine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">geçer ve akit meydana gelmiş olur. Müşteri teslim aldığı malı örf</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve âdete göre imkân hasıl olur olmaz muayene etmek ve satıcının tekeffülü</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu derhal ihbar etmekle</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mükelleftir. Bunu ihmal ettiği takdirde malı kabul etmiş sayılır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Vekilin, tevdi edilen işi idare hususunda resmî bir sıfatı varsa veya işin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icrası mesleğinin icabından ise yahut bu gibi işleri kabul edeceğini ilân</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">etmiş ise, vekâlet, vekil tarafından derhal reddedilmediği takdirde kabul</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">edilmiş sayılır. iki kimse birbiriyle daimî ticarî münasebetlerde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunduğu veyahut iki tacirden biri diğerine müracaatla kendi hesabına</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">vekâleten .bazı muamelelerin yapılmasını teklif etmiş olduğu hallerde,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bunlardan biri diğerinden gelen icaba karşı derhal cevap vermeğe mecburdur;</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">aksi takdirde sükûtu kabul sayılır.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">b) Bir tarafı ilzam eden akitlerde cevap mecburiyeti</span></strong><span style="font-family: 'Arial'">. Yukarda</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">a) altında saydığımız bütün hallerde kanun sükûtta bir irade beyanı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mahiyeti görmüş ve sükûtun kabul yerine geçeceğine dair katı ve hilafının</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ispatı caiz ve kabil olmayan bir karine vazetmiştir. Fakat sükûtun</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">kabul yerine geçebileceği halleri kanunun sarih olarak tespit etmiş</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olduğu hukuki hâdiselere hasretmek doğru olmaz. Muhataba sadece</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">menfaat temin, edecek olan bir akit için yapılan ve muhatabın reddetmesi</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">için objektif olarak makul hiçbir sebep bulunmayan bir icap karşısında</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">muhatabın sükût etmesini de kabul saymak lâzım gelir. Yalnız bir tarafı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ilzam eden ve muhatabın lehine olarak vücut bulacak olan akitlerde bu,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">umumi olarak kabul edilmiş bir prensiptir. Meselâ hibe, kefalet v.s.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">akitlerde olduğu gibi. Bütün bu akitlerde gerek işin hususi mahiyetine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">gerek, hal ve mevkiin icabına göre muhatabın sarih bir kabulünü beklemeğe</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ihtiyaç olmadığı hayatta edinilen tecrübelerden anlaşılmaktadır.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">c) Hüsnü niyet icabı cevap mecburiyeti</span></strong><span style="font-family: 'Arial'">. Kanuni bir cevap mecburiyeti</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olmamakla beraber objektif hüsn-ü niyet icabı olarak cevap</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mükellefiyetinin doğduğu haller de hayatta pek çoktur, ve bu mükellefiyet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">yerine getirilmediği takdirde icapta bulunan taraf muhatabın bu</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hareketinden, - yani sükûtundan - muayyen neticeler çıkarmak hakkını</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">elde eder. Çünkü bu sükût da icapta bulunana muayyen bir iradeyi bildiren</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bir hattı hareket olur ve bunun için de o kimsenin bilerek ve isteyerek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükût etmiş olup olmadığına bakılmaz. Bunun ehemmiyeti ticaret</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hayatında bilhassa fazladır. Filhakika burada da umumi bir cevap mecburiyeti</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">yoktur. Fakat her yerden ziyade ticari alış verişler emniyet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve itimat üzerine kurulmuştur; tacirlerden muamelelerinde beklenen</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">basiret ve alâka alelade vatandaşlarınkinden fazladır. Karşılıklı güven,</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">karşılıklı olarak hüsn-ü niyet esaslarına uymağı, kendisinin olduğu kadar</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">karşı tarafın menfaatlerini de göz önünde tutmağı icabettirir. Medenî</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Kanunumuzun 2 inci maddesinin koyduğu «herkes haklarını kullanmakta</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve borçlarını ifade hüsn-ü niyet kaidelerine riayetle mükelleftir»</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">prensibi yalnız dar mânada medenî hukuk sahasına değil, bütün hukuki</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hayatımıza hâkim olan bir kaidedir. Ve hususiyle ticaret hukukunda</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tatbik sahasını bulur. Bir icap karşısında sükûtun kabul yerine geçip</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">geçmeyeceği de bu hukuk umdesine göre tâyin olunur. Kanuni bir mecburiyet</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olmamasına rağmen örf ve âdet ve bilhassa hüsn-ü niyetin cevap</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">vermekle mükellef kıldıkları bir vaziyette sükût kabul yerine geçebilir.Bu, bilhassa başkasına zarar vermesi imkânı olan hallerde bahis mevzuudur. Hüsn-ü niyet icabı olarak cevap mükellefiyetinin</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mevcut olup olmadığı her hâdisede halin icaplarına ve hususi şartlarına</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre tâyin olunur. Sükûtun, örf ve âdet neticesi olarak mantıkan kabul</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve tasvip sayılacağı bütün hallerde behemhal cevap lâzımdır. icapta</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">bulunan tarafı kendi aleyhine neticeler verebilecek tedbirler almağa sevketmek</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">veya bir başkasının arkasında spekülâsiyon yapmak maksadıyla</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">sükût etmek hüsn-ü niyet esaslarına mugayir olacağından caiz de değildir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ve böyle bir vaziyette muhatabın sükûtu iradenin beyanı mahiyetinde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">telâkki olunarak icap da kabul edilmiş sayılır.</span></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="font-family: 'Arial'">N E T İ C E</span></strong></p><p><span style="font-family: 'Arial'">şöylece hulâsa edebiliriz;</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Umumi bir cevap mecburiyeti yoktur. Mücerret sükût hukukan hiçbir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mâna ve hüküm ifade etmez. Fakat bazan ise sükût da bir irade beyanı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">mahiyetini alabilir ve diğer her hangi bir irade beyanı gibi hüküm</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">ifade eder.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sükûtun hukukan irade beyanı sayılarak hüküm ifade ettiği halleri</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">esas itibariyle şu üç şıkta toplayabiliriz:</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">1 — Kanuni bir cevap mecburiyeti bulunan ve sükûta kanun tarafından</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">hukuki bir netice izafe olunan haller.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">2 — Yalnız bir tarafı ilzam edip diğer tarafa münhasıran menfaat</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">temin eden akitler.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">3 — Hüsn-ü niyet icabı olarak cevap vermek mecburiyeti bulunan</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">haller.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Birinci ve ikinci şıklardaki haller az çok sarih ve muayyen olup</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">anlaşılmaları nisbeten kolay olan hallerdir. Objektif hüsn-ü niyet icabı</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">olarak sükûta irade beyanı mahiyet ve kuvveti izafe olunan halleri takdir</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">etmek ise her zaman kolay değildir. Bunun için örf ve âdeti de gözönünde</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">tutarak her hâdise üzerinde ayrı ayrı durmak ve halin icaplarına</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre bir hüküm vermek lâzımdır.</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">Sükût iradenin izharı şekillerinden biri olarak kabul edildiğine</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">göre irade beyanları hakkındaki hükümlerin sükût hakkında da tatbiki</span></p><p><span style="font-family: 'Arial'">icabeder.</span></p><p> </p><p> </p><p><strong>hazırlayan_yeltegiyan</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Yeltegiyan, post: 95244, member: 3"] [B][FONT=Arial]SÜKÛTUN EHEMMİYETİ[/FONT][/B] [B][FONT=Arial] [/FONT][/B] [B][FONT=Arial]İslâm Hukukunda Sükut:[/FONT][/B] [FONT=Arial] [/FONT] [FONT=Arial]Zımni irade beyanları ve dolayısiyle sükût İslâm hukukunda büyük bir rol[/FONT] [FONT=Arial]oynamış, gerek fıkıh ve gerek usul-ü fıkıhda dakik ve nisbette ehemmiyetli[/FONT] [FONT=Arial]bir mesele sayılmış, muamelelerde bahis mevzuu edilmiştir.[/FONT] [FONT=Arial]Hattâ Eşbah gibi, hukuk kaidelerini umumi bir tarzda mütalâa eden[/FONT] [FONT=Arial]eserlerde sükût «ahkâm-üs-sükût» başlığı altında ayrı bir bahis olarak[/FONT] [FONT=Arial]tetkik edilmiştir.[/FONT] [FONT=Arial]Bu tetkikat neticesini iki esas halinde toplamak mümkündür:[/FONT] [FONT=Arial]1 — Sükût eden bir kimseye her hangi bir söz isnat olunamaz,[/FONT] [FONT=Arial]2 — Fakat icabında sükût da beyan yerine geçer.[/FONT] [FONT=Arial]Nitekim Mecelle,nin kavaid-i fıkhiyesinde de «sâkite bir söz isnat[/FONT] [FONT=Arial]olunmaz. Lâkin marız-ı hacette sükût beyandır» şeklinde her iki esas[/FONT] [FONT=Arial]birleştirilmiştir; yani sükût eden kimseye şu sözü söyledi denemez.[/FONT] [FONT=Arial]Lâkin söyleyecek yerde sükût ederse, bu sükûtu beyan ve ikrar addedilir.[/FONT] [FONT=Arial]Mecellenin diğer umumi hükümlerinde olduğu gibi bu maddede[/FONT] [FONT=Arial]de meselemiz veciz ve kudretli bir şekilde ifade edilmiştir. Ancak bu[/FONT] [FONT=Arial]madde de bir umumi kaide vazetmektedir. Umumi kaideler ise birer[/FONT] [FONT=Arial]rehber, yol gösteren birer işaretten ibarettir. Bu umumi kaideleri tatbik[/FONT] [FONT=Arial]etmek, her hangi bir hâdisede sükûtun beyan olup olmadığını anlamak[/FONT] [FONT=Arial]kolay değildir, hukukta kudret ve melekeye bağlıdır. Misaller[/FONT] [FONT=Arial]kaidelerin aynası gibi olduğundan Mecellenin üstat sarihleri bu umumi[/FONT] [FONT=Arial]kaidenin tatbik şekillerini canlandıran birçok misaller sıralamışlardır.[/FONT] [FONT=Arial]Bunlardan bazılarını burada tekrarlamağı faydalı buluyoruz:[/FONT] [FONT=Arial]Bir kimse bir başkasının malını üçüncü bir şahsa satarken mal[/FONT] [FONT=Arial]sahibinin bunu görüp de sükût etmesi, satışa icazet vermiş manasına[/FONT] [FONT=Arial]alınamaz.[/FONT] [FONT=Arial]Kezalik bir kimse bir başkasının malını tahrip ve itlaf ederken mal[/FONT] [FONT=Arial]sahibi bunu görüp de sükût etse, bu sükûtu da malın tahrip edilmesine[/FONT] [FONT=Arial]izin vermiş sayılmaz.[/FONT] [FONT=Arial]Hâkim, veli veya vasisi olmayan bir çocuğun alış veriş ettiğini[/FONT] [FONT=Arial]görüpte sükût etse ticaret etmesine izin vermiş olmaz.[/FONT] [FONT=Arial]Bir kimse ölümü şırasında «hiç kimseye borcum yoktur» deyip[/FONT] [FONT=Arial]öldüğü takdirde, bunu söylediği sırada hazır bulunduğu halde sesini[/FONT] [FONT=Arial]çıkarmamış olan bir şahıs, müteveffada alacağı olduğunu dava etse, bu[/FONT] [FONT=Arial]davası dinlenir, mücerret sükût etmiş olmasından dolayı davası reddolunmaz.[/FONT] [FONT=Arial].[/FONT] [FONT=Arial]Bütün bunlar «sâkite bir söz isnat olunmaz» esasına misallerdir.[/FONT] [FONT=Arial]Bu yerler marız-ı hacet, yani söz söylenecek yerler değildir. Binaenaleyh[/FONT] [FONT=Arial]bu yerlerde susan kimsenin sükûtuna bir irade beyanı mahiyeti vererek[/FONT] [FONT=Arial]sükutiyle bu muameleleri kabul etmiş denemez.[/FONT] [FONT=Arial]Lâkin «marız-ı hacette sükût beyandır». Meselâ:[/FONT] [FONT=Arial]Kendisi için hapis,hakkı bulunan bayi müşterinin mebyii kabzettiğini[/FONT] [FONT=Arial]görüp de sükût ederse, kabza izin vermiş sayılır.[/FONT] [FONT=Arial]Bir kimse diğerinden bir mal satın alırken üçüncü bir şahıs o malın[/FONT] [FONT=Arial]ayıplı olduğunu haber vermesine rağmen müşteri olan kimse[/FONT] [FONT=Arial]sükut ederse, ayıba razı olmuş sayılır ve bundan sonra artık ayıplı olduğu[/FONT] [FONT=Arial]iddiasıyla malı bayie reddedemez.[/FONT] [FONT=Arial]Bir kimse diğerinin evinde gasp veya ariyet suretiyle otururken[/FONT] [FONT=Arial]mal sahibi «aylığı şu kadar kuruşa, otur, yoksa evimden çık» demesine[/FONT] [FONT=Arial]rağmen o kimse evde oturmakta devam ederse, mal sahibinin .teklif[/FONT] [FONT=Arial]ettiği ücretle evi kiralamış olur.[/FONT] [FONT=Arial]Bir veli, velayeti altında bulunan mümeyyiz küçüğü alış veriş[/FONT] [FONT=Arial]ederken görüpte sükût etse, ahz ve itaya izin vermiş olur.[/FONT] [FONT=Arial]Şefi, satışı öğrendiği halde sükût ederse şufa hakkı sakıt olur.[/FONT] [FONT=Arial]Bir kimse bir şahsa «şu husus hakkında seni vekil tâyin ettim»[/FONT] [FONT=Arial]deyip de o şahıs da sükût etse, vekâleti kabul etmiş olur.[/FONT] [FONT=Arial]Görülüyor ki islam Hukukunda da sükût iradenin beyan vasıtalarından[/FONT] [FONT=Arial]biri olarak kabul edilmiştir.-Verdiğimiz misallerden anlaşıldığına[/FONT] [FONT=Arial]göre islâm Hukukunda da sükûta irade beyanı mahiyeti izafe olunan[/FONT] [FONT=Arial]halleri, modern hukukumuzda da cari olan birtakım kaide ve esaslara[/FONT] [FONT=Arial]ve hususiyle objektif hüsn-ü niyet prensibine irca etmek mümkündür.[/FONT] [FONT=Arial]Bundan da ileride bahsedilecektir.[/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [B][FONT=Arial]BEYAN VASITALARI[/FONT][/B] [B][FONT=Arial]1. iradenin izharı:[/FONT][/B] [FONT=Arial]Bir irade beyanı hukuken hüküm ifade[/FONT] [FONT=Arial]edebilmek için nasıl olmalı, ne gibi şekiller almalıdır? İrade beyanı, bir[/FONT] [FONT=Arial]ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla[/FONT] [FONT=Arial]hususi hukuk sahasındaki münasebetlerde değişiklik yapılması, yeni[/FONT] [FONT=Arial]münasebetler yaratılması veya bu gibi münasebetlerin ortadan kaldırılması[/FONT] [FONT=Arial]istendiği, hayatta edinilen tecrübelere ve örf ve âdete göre halin[/FONT] [FONT=Arial]kaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyetidir.[/FONT] [FONT=Arial]Bununla hemen hemen her şey söylenmiş ve bilhassa şu ehemmiyetli[/FONT] [FONT=Arial]iki nokta tebarüz ettirilmiş oluyor: Bir iradenin hukuki muamelelerde[/FONT] [FONT=Arial]hüküm ifade edebilmesi için onun izhar edilmiş olması lâzımdır. İrade insanın ruhunda bir istek veya bir karar halinde kaldığı[/FONT] [FONT=Arial]müddetçe hukuk nizamı tarafından hiç nazar-ı itibara alınmaz.. Hukukan bir hüküm ifade edebilmesi için onun görünür ve anlaşılır bir şekilde[/FONT] [FONT=Arial]açığa çıkmış olması lâzımdır.İşte bu açığa çıkmanın şekli ne olacaktır?[/FONT] [FONT=Arial]Hukukta bu hususta mutlak bir kaide yoktur. Kanun filhakika[/FONT] [FONT=Arial]birtakım hukuki muameleler için muayyen bir şekle bağlı beyanlar aramıştır.[/FONT] [FONT=Arial]Bunlar ekseriya taraflar için hususi bir ehemmiyeti haiz olan ve[/FONT] [FONT=Arial]çok kete onların malî durumlarına nüfuz eden hukuki muamelelerdir.[/FONT] [FONT=Arial]Gayrimenkullerin takyidinde , kefalette [I], [/I]vasiyette olduğu gibi.[/FONT] [FONT=Arial]Bunun dışında ise gerek Borçlar ve gerek Ticaret Kanunlarımız şekil[/FONT] [FONT=Arial]serbestliği prensibini kabul etmiştir.[/FONT] [FONT=Arial]İradenin izharı onun sadece harici şekli, onu harice karşı aksettiren[/FONT] [FONT=Arial]bir vasıtadan ibarettir. Bu harice çıkışın bir hukuki muamele olabilmesi[/FONT] [FONT=Arial]için beyanda bulunanın iradesini açığa vurmak üzere ittihaz ettiği[/FONT] [FONT=Arial]hat-tı hareketi bilerek ve idrâk ederek yapmış olması, yani kendisinde[/FONT] [FONT=Arial]bir de «beyan iradesi» nİn bulunması lâzımdır ki, ikinci ehemmiyetli[/FONT] [FONT=Arial]nokta da budur .[/FONT] [B][FONT=Arial]2. İrade beyanlarında «sarih» ve «zımni» tefriki.[/FONT][/B] [FONT=Arial]Kanunun açık olarak şekle bağlamadığı hukuki muamelelerde[/FONT] [FONT=Arial]gerek doktrinde ve gerek bazı kanunlarda «sarih» ve «zımni» irade[/FONT] [FONT=Arial]beyanı tefriki yapılmaktadır. Meselâ Borçlar Kanunumuzun birinci[/FONT] [FONT=Arial]maddesinin ikinci fıkrasında irade beyanlarının «sarih olabileceği gibi[/FONT] [FONT=Arial]zımni dahi olabileceği» tasrih edilmiştir. Fakat bu iki mefhum çok[/FONT] [FONT=Arial]kere biribirine karışmakta, bunları hakkiyle yekdiğerinden ayırmağa[/FONT] [FONT=Arial]imkân kalmamaktadır. Nitekim böyle bir ayrılıktan tatbikatta hiçbir[/FONT] [FONT=Arial]fayda elde edilmediği iddia olunduğu gibi, hayata daha uygun[/FONT] [FONT=Arial]bir şekilde intibakı yollan da aranmaktadır. Gerçekten iradenin bu[/FONT] [FONT=Arial]iki tezahür şekli arasında böyle bir farkın yapılmasının tatbiki hiçbir[/FONT] [FONT=Arial]kıymeti yoktur. Hukuk bakımından her ikisi de birdir ve aralarında[/FONT] [FONT=Arial]hüküm itibariyle hiçbir fark yoktur. Esasen böyle bir fark gözetmiş[/FONT] [FONT=Arial]olan kanunlarda da kanun vazının bu farkı yapmaktaki maksadı, ikisi[/FONT] [FONT=Arial]arasında hukukan hiçbir ayrılık tanımadığını, göstermek içindir.[/FONT] [FONT=Arial]Sarih irade beyanını zımni beyandan ayırmakta belki ancak beyan «vasıtaları[/FONT] [FONT=Arial]» arasındaki farkı göstermek bakımından bir fayda bulunabilir. O halde iradenin muhtelif beyan vasıtaları nelerdir? İradesini beyan etmek isteyenin onu örf ve âdete ve hayatın verdiği tecrübelere[/FONT] [FONT=Arial]göre, alâkadar herkes tarafından anlaşılabilecek bir şekilde açığa vurması[/FONT] [FONT=Arial]lâzımdır. Bu da gösteriyor ki iradeyi açığa vurmak için sayısız[/FONT] [FONT=Arial]imkânlar mevcuttur. Fakat bunların hepsinde müşterek olan bir nokta,[/FONT] [FONT=Arial]herkes tarafından muayyen bir tarz ve mânada tefsir edilebilmeleri için[/FONT] [FONT=Arial]beyan şekillerinin örf ve âdete, mevcut teamüllere uygun, olmaları[/FONT] [FONT=Arial]lüzumudur![/FONT] [FONT=Arial]Tarafların, bir beyanın umumi örf ve âdete göre değil, aralarında[/FONT] [FONT=Arial]kabul ettikleri tarzda anlaşılacağını kararlaştırdıkları haller bundan[/FONT] [FONT=Arial]müstesnadır. Şu klâsik misali alalım: şarap deposuna «kütüphane» demeği[/FONT] [FONT=Arial]âdet edinmiş plan A, kendisinin bu huyunu ve itiyadını bilen arkadaşı[/FONT] [FONT=Arial]B'ye: «Sana kütüphanemi satıyorum, alır mısın?» diye bir icapta[/FONT] [FONT=Arial]bulunsa ve B de bunu kabul etse, bu takdirde artık kütüphane değil,[/FONT] [FONT=Arial]fakat, umumi dilin ifade ettiği mânanın aksine olarak, şaraplar[/FONT] [FONT=Arial]satılmış olur.[/FONT] [FONT=Arial]İkinci bir misal de şifre kodlarıdır: İki kimse aralarında bir şifre[/FONT] [FONT=Arial]kodu kararlaştırır ve kelimelere asıllarından başka birer mâna verirlerse,[/FONT] [FONT=Arial]bu takdirde kararlaştırmış oldukları mâna esas olur.[/FONT] [FONT=Arial]Binaenaleyh şu neticeye varıyoruz: İradeyi beyan vasıtaları sayısızdır;[/FONT] [FONT=Arial]bunlar evvel emirde tarafların-sarih veya zımni-anlaşmasına ve onların[/FONT] [FONT=Arial]hususi münasebetlerine göre ve ancak bu hususiyetlerin mevcut olmaması[/FONT] [FONT=Arial]halinde umumi dile ve örf âdete göre tefsir olunurlar. Bununla[/FONT] [FONT=Arial]beraber birinci halleri, tarafların hususi anlaşmalarına göre mâna alan[/FONT] [FONT=Arial]irade beyanlarını istisna olarak kabul etmek lâzımdır. Bu itibarla bundan[/FONT] [FONT=Arial]sonra tetkiklerimizde onları artık nazar-ı itibara almayacağız.[/FONT] [B][FONT=Arial]a) Sarih irade beyanı.[/FONT][/B][FONT=Arial] Sarih irade beyanını başa almamızın sebebi[/FONT] [FONT=Arial]bunların her türlü tereddüdü giderecek şekildeki vasıtalarla izhar[/FONT] [FONT=Arial]edilmiş olmaları ve her türlü tefsir ve izahtan müstağni bulunmalarıdır.Sarih beyan vasıtası dil (= lisan) dır. Bu, söz (kelime, tâbir),[/FONT] [FONT=Arial]yazı veya İşaret gibi muhtelif şekiller alabilir. Fakat bunların hepsi[/FONT] [FONT=Arial]sarihtir; çünkü dil kaideleri umumun malıdır, muayyen bir kelimeyi[/FONT] [FONT=Arial]herkes ayni şekilde anlar ve muayyen işaretler örf ve âdet karşısında[/FONT] [FONT=Arial]ancak muayyen bir mânada tefsir olunabilir. Meselâ baş eğmenin tasdik ve kabul mânalarına gelmesi gibi. Sarih irade beyanlarında mâna[/FONT] [FONT=Arial]doğrudan doğruya ifade için seçilen vasıtalardan çıkar. Mefhum,[/FONT] [FONT=Arial]dil kaidelerine,göre onu ifade için muayyen olan söze kalbedilmekte[/FONT] [FONT=Arial]ve onunla açığa vurulmaktadır. Veyahut da mefhumu ifade için örf ve[/FONT] [FONT=Arial]âdete göre o sözlere muadil olan işaretler kullanılmaktadır.[/FONT] [B][FONT=Arial]b) Zımni irade beyanı.[/FONT][/B][FONT=Arial] Zımni irade beyanlarında durum[/FONT] [FONT=Arial]başkadır.. «Zımni» sözünün de ifade ettiği gibi, zımni irade beyanlarında,[/FONT] [FONT=Arial]sarihlerde olduğu gibi, sırf ifade edilmek istenen iradeye mahsus[/FONT] [FONT=Arial]bir beyan vasıtası kullanılmaz; bilâkis iradeyi anlayabilmek için evel emirde[/FONT] [FONT=Arial]başka bir mânaya gelen, müspet veya menfi, bir hat-tı hareketten[/FONT] [FONT=Arial]iradenin mevcudiyetine hamletmek, halin icaplarına göre bir istitlâlde[/FONT] [FONT=Arial]bulunmak lâzımdır.[/FONT] [FONT=Arial]Demek oluyor ki kast olunan mânayı anlamış olmak için fikren bir[/FONT] [FONT=Arial]muhakeme yürütmek suretiyle o neticeye varmak icabetmektedir. işte[/FONT] [FONT=Arial]bilhassa zımni İrade beyanlarının sayısız olması bundan ileri gelmektedir.[/FONT] [FONT=Arial]Çünkü hayatta insanın ne kadar mütenevvi hareket ve fiilleri[/FONT] [FONT=Arial]varsa, icabında o kadar irade beyanlarının mevcudiyetine hamletmek[/FONT] [FONT=Arial]kabildir. Fakat tıpkı sarih irade beyanlarında olduğu gibi burada da[/FONT] [FONT=Arial]muayyen bir iradenin mevcudiyetine hükmedebilmek için b hareketin o[/FONT] [FONT=Arial]mânaya geldiği hayatın verdiği tecrübeler ve örf ve âdete göre halin[/FONT] [FONT=Arial]icaplarından çıkmalıdır. Bir misal alalım: alacaklının ilerisi için faiz[/FONT] [FONT=Arial]kabul etmesi. Bunu yapmakla alacaklı o müddet için ana parayı geri istemeyeceğini[/FONT] [FONT=Arial]borçluya zımnen beyan etmiş olur . Alacaklının hareket[/FONT] [FONT=Arial]tarzından böyle bir mâna çıkarmak tamamiyle yerindedir. Çünkü ilerisi[/FONT] [FONT=Arial]için faiz kabul edilmesi, örf ve âdete göre bizi böyle bir netice çıkarmağa[/FONT] [FONT=Arial]sevketmekte, âdeta bizi buna zorlamaktadır. Başka bir misal:mobilyalı bir oda tutmak isteyen birisi ve sahibiyle şartlarda uyuşuyor,[/FONT] [FONT=Arial]fakat kati kararını akşama kadar bildireceğini söylüyor. Bir müddet[/FONT] [FONT=Arial]Sonra, başka hiçbir söz ilâve etmeksizin ve hiçbir haber göndermeksizin[/FONT] [FONT=Arial]eşyalarını bir hamalla yolluyor. Burada ev sahibi tarafından yapılmış[/FONT] [FONT=Arial]olan kabın zımnen kabulü mevcuttur. İradenin bu şekilde açığa vurulmuş[/FONT] [FONT=Arial]obuası, örf ve âdete göre icabın kabul edilmiş olduğu neticesini[/FONT] [FONT=Arial]çıkarmağa bizi sevkediyor. Bu gibi misalleri halin icaplarına göre çoğaltmak[/FONT] [FONT=Arial]mümkündür. Fakat prensip olarak şunu tespit etmek kâfidir: Zımni[/FONT] [FONT=Arial]irade beyanlarına verilecek mânâ örf ve âdete göre işin hususi mahiyetinden[/FONT] [FONT=Arial]veya halin icaplarından istitlâl olunur. Binaenaleyh beyanda[/FONT] [FONT=Arial]bulunanın bu fiil ve hareketiyle kastetmek İstediği mâna değil, bilâkis,[/FONT] [FONT=Arial]muhatabın örf ye âdete göre o fiil ve hareketten hüsn-ü niyetle çıkaracağı[/FONT] [FONT=Arial]mâna esastır. Yani muhatap o beyanı umumca kabul olunan ve[/FONT] [FONT=Arial]mutat mânada anlamış olursa, beyanda bulunan kimsenin kast eylediği[/FONT] [FONT=Arial]mâna başka olsa dahi, muhatabın o beyana vermiş olduğu mânaya itibar[/FONT] [FONT=Arial]olunur. Beyanda bulunanın hattı hareketi, hayatın verdiği tecrübelere[/FONT] [FONT=Arial]göre, hem iradenin mevcudiyetine,, hem beyan şeklinin iradeye[/FONT] [FONT=Arial]uygunluğuna karine teşkil eder.[/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [B][FONT=Arial] [/FONT][/B] [B][FONT=Arial]3.Sükût[/FONT][/B] [FONT=Arial]Sarih ve zımni irade beyanlarını gözden geçirdikten Sonra artış[/FONT] [FONT=Arial]sükûtun iradeyi beyan için bir vasıta olup olmayacağı meselesine gelmiş[/FONT] [FONT=Arial]oluyoruz. Sükût, irade "beyanı olarak kabul edilebilir mi?[/FONT] [FONT=Arial]Filhakika insan, iradesini «beyan» eder ve bu kelimede dar mânada[/FONT] [FONT=Arial]alınacak olursa, bu bir hareketi, müspet bir fiili ifade eder. Sükût ise[/FONT] [FONT=Arial]bunun tam zıddı olan bir durumu yani menfiliği, mutlak hareketsizliği[/FONT] [FONT=Arial]gösterir. Sükût denilince ilk akla gelen de bu dur. Kaideten her[/FONT] [FONT=Arial]hareketsizlik gibi sükût da hukukan hiçbir mâna ve hüküm ifade[/FONT] [FONT=Arial]etmez . Fakat bazan ise sükût edilmek suretiyle karşı taraf a muayyen[/FONT] [FONT=Arial]bir maksat anlatılmak istenir, veya diğer bir ifade ile, karşı tarafta muayyen[/FONT] [FONT=Arial]bir zan ve fikir uyandırmak niyetiyle sükût edilir. Bu takdirde ise,[/FONT] [FONT=Arial]yani sükûtun karşı tarafa, hukuki neticeler doğuracak olan muayyen[/FONT] [FONT=Arial]bir iradeyi izhar maksadıyla ittihaz edilmiş olması hallerinde sükût[/FONT] [FONT=Arial]da, diğer bir şekle bürünmüş olan her hangi bir irade beyanı gibi,hüküm ifade eder. îrade beyanını, bir kimsenin muayyen bir iradesinin[/FONT] [FONT=Arial]mevcudiyetine delâlet eden fiil ve hareket olarak kabul etmiştik. Bütün[/FONT] [FONT=Arial]gaye, her ne şekilde olursa olsun, muhataba bir. şey gösterebilmek, ona[/FONT] [FONT=Arial]bir şey anlatabilmek, onda, beyanda bulunan tarafın iradesi hususunda[/FONT] [FONT=Arial]öyle bir tasavvur uyandırmaktır ki, muhatap örf ve âdete ve hayatta[/FONT] [FONT=Arial]edinilen tecrübelere göre halin icaplarından öyle bir iradenin mevcudiyetine[/FONT] [FONT=Arial]hüküm edebilsin. Sükût da pek âlâ bu neticeyi doğurabilir. Nitekim[/FONT] [FONT=Arial]kanun da bunu bazı hallerde sarahaten kabul etmiştir.Bundan[/FONT] [FONT=Arial]başka gerek örf ve âdet ve gerek günlük hayatımızda esas olması lâzım[/FONT] [FONT=Arial]gelen objektif hüsn-ü niyet göz önünde tutulmak suretiyle, sükûtun irade[/FONT] [FONT=Arial]beyanı yerine geçebileceğini edinilen tecrübeler ve birçok kararlar[/FONT] [FONT=Arial]göstermektedir.[/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [FONT=Arial] [/FONT] [B][FONT=Arial]İRADE BEYANI OLARAK SÜKÛT[/FONT][/B] [B][FONT=Arial]1. Sükûtun da vusulü lâzım mıdır?[/FONT][/B] [FONT=Arial]Bir irade beyanının tekemmül" ve hüküm ifade etmesi için hukuk[/FONT] [FONT=Arial]bakımından kaideten «vasıl olması» lâzım geldiğine yukarda işaret[/FONT] [FONT=Arial]etmiş ve normal şartlar altında muhatap için ıttıla, onu Öğrenebilmek[/FONT] [FONT=Arial]imkânı yaratılmış olur ve hayatın verdiği tecrübelere göre onu öğreneceği[/FONT] [FONT=Arial]ve öğrenmesi beklenirse, o beyanın varmış sayılacağını söylemiştik. Fakat mücerret sükût ile muayyen bir şahsa hitap olunabilir[/FONT] [FONT=Arial]mi, sükût muayyen bir şahsa matuf ve müteveccih olabilir mi, yani sükût[/FONT] [FONT=Arial]icabında bir irade beyanı olabileceğine göre, ona muayyen bir istikamet[/FONT] [FONT=Arial]verilebilir mi? Eğer irade beyanı müspet bir fiil ve hareket olarak kabul[/FONT] [FONT=Arial]edilecek olursa, bu takdirde sükût da bir irade beyanı olamaz. Fakat biz[/FONT] [FONT=Arial]irade beyanını, karşı tarafa muayyen bir iradeyi izhara yarayan ve edinilen[/FONT] [FONT=Arial]tecrübelere ve halin icaplarına göre kaideten muayyen bir iradenin mevcudiyetine[/FONT] [FONT=Arial]hükmetmek imkân ve fırsatını veren bir hattı hareket olarak[/FONT] [FONT=Arial]tarif etmiştik . Halbuki münferit fiil ve hareketler arasında bir ayrılık[/FONT] [FONT=Arial]yapmağa imkân yoktur. îrade beyanı olan her fiil ve hareket de ayni[/FONT] [FONT=Arial]şekilde fark ve müşahede olunur; her hareket bir başkasına gösterilecek[/FONT] [FONT=Arial]ve his ettirilebilecek şekilde ittihaz ve izhar olunabilir. Binaenaleyh her[/FONT] [FONT=Arial]ne şekilde izhar edilirse edilsin her irade beyanı - ve bunlar meyanında[/FONT] [FONT=Arial]da sükût - muayyen bir şahsa matuf olabilir, ona hitap edebihr . Binaenleyh[/FONT] [FONT=Arial]sükût da pek âlâ vasıl olabilir. Beyanda bulunan kimsenin,[/FONT] [FONT=Arial]hareket tarzını - burada sükûtu - karşı tarafa kendi iradesi hususunda bir[/FONT] [FONT=Arial]fikir ve kanaat vermek maksadiyle ittihaz etmiş olması halinde bu cihet[/FONT] [FONT=Arial]bilhassa barizdir.[/FONT] [B][FONT=Arial]2. Umumi bir cevap mecburiyeti yoktur.[/FONT][/B] [FONT=Arial]Sükûtun icabında irade beyanı mahiyetini alabilmesi, onun her[/FONT] [FONT=Arial]zaman behemehal bir irade beyanı sayılmasını icab ettirmez. Filhakika[/FONT] [FONT=Arial]kaide olarak, umumi bir cevap mecburiyeti yoktur . Hiç kimse bir[/FONT] [FONT=Arial]başkasına bir tarafı ve keyfî olarak, tevcih edeceği bir sualle onu cevap[/FONT] [FONT=Arial]vermek gibi bir yük altına sokmak hakkım haiz değildir. Beyanda[/FONT] [FONT=Arial]bulunanın, meselâ muayyen bir müddet içinde cevap verilmediği takdirde[/FONT] [FONT=Arial]icabının kabul edilmiş sayılacağını tasrih etmiş olması dahi bu[/FONT] [FONT=Arial]hususta hiçbir değişiklik yapmaz . Beyanda bulunan bunu yapmakla[/FONT] [FONT=Arial]sadece kabul beyanından sarf-ı nazar etmiş olduğunu bildirmiş olur. Bu,[/FONT] [FONT=Arial]bilhassa ısmarlanmadığı halde gönderilen eşya hakkında bahis mevzuudur.[/FONT] [FONT=Arial]Bu gibi vaziyetlerde çok kere eşya muayyen bir zamana kadar geri[/FONT] [FONT=Arial]gönderilmediği takdirde kabul edilmiş telâkki olunacağı da ilâve edilmektedir.[/FONT] [FONT=Arial]Bu şekilde gönderilen şeyler, bir akit yapılması için - fiili diyebileceğimiz[/FONT] [FONT=Arial]- bir icap mahiyetindedir. Umumi bir cevap mecburiyeti[/FONT] [FONT=Arial]olmadığı gibi ısmarlanmadan gönderilen bu gibi eşyayı geri yollamak t[/FONT] [FONT=Arial]hususunda da hukuki bir mükellefiyet yoktur. Bu esas Ticaret Kanunumuza «icaba muhatap olan tarafın mücerret sükûtu kabul sayılmaz»[/FONT] [FONT=Arial]şeklinde geçmiştir.[/FONT] [B][FONT=Arial]a) Kanuni cevap mecburiyeti[/FONT][/B][FONT=Arial]. Kanunun cevap vermekle mükellef[/FONT] [FONT=Arial]tuttuğu hukuki hâdiselerle kanuni bir cevap mecburiyeti olmıyan[/FONT] [FONT=Arial]hukuki hâdiseleri birbirinden ayırmak lâzımdır. Birincilerde sükût her[/FONT] [FONT=Arial]halde iradenin beyanı mahiyetini alır ve meselâ tasvip ve kabul yerine[/FONT] [FONT=Arial]geçer. Bu hususta Borçlar Kanunumuz 6 inci maddesiyle umumi bir[/FONT] [FONT=Arial]kaide koymuş ve «icaba muhatap olan tarafın mücerret sükûtunun kabul[/FONT] [FONT=Arial]sayılamayacağı» esasına bazı istisnalar kabul etmiştir: «îcabı dermeyan[/FONT] [FONT=Arial]eden kimse gerek işin mahiyetinden gerek hal ve mevkiin icabından[/FONT] [FONT=Arial]naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer[/FONT] [FONT=Arial]icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış ise, akte münakit olmuş[/FONT] [FONT=Arial]nazariyle bakılır». Gerek Borçlar ve gerek Ticaret Kanunlarımızda bu[/FONT] [FONT=Arial]umumi istisna kaidesinin birçok tatbik şekillerine rastlamak mümkündür.[/FONT] [FONT=Arial]Meselâ vaktinde gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır[/FONT] [FONT=Arial]ve o kimse mülzem olmamak iddiasında bulunursa keyfiyeti derhal kabul[/FONT] [FONT=Arial]edene bildirmeğe mecburdur; aksi takdirde sükûtu kabul yerine[/FONT] [FONT=Arial]geçer ve akit meydana gelmiş olur. Müşteri teslim aldığı malı örf[/FONT] [FONT=Arial]ve âdete göre imkân hasıl olur olmaz muayene etmek ve satıcının tekeffülü[/FONT] [FONT=Arial]altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu derhal ihbar etmekle[/FONT] [FONT=Arial]mükelleftir. Bunu ihmal ettiği takdirde malı kabul etmiş sayılır.[/FONT] [FONT=Arial]Vekilin, tevdi edilen işi idare hususunda resmî bir sıfatı varsa veya işin[/FONT] [FONT=Arial]icrası mesleğinin icabından ise yahut bu gibi işleri kabul edeceğini ilân[/FONT] [FONT=Arial]etmiş ise, vekâlet, vekil tarafından derhal reddedilmediği takdirde kabul[/FONT] [FONT=Arial]edilmiş sayılır. iki kimse birbiriyle daimî ticarî münasebetlerde[/FONT] [FONT=Arial]bulunduğu veyahut iki tacirden biri diğerine müracaatla kendi hesabına[/FONT] [FONT=Arial]vekâleten .bazı muamelelerin yapılmasını teklif etmiş olduğu hallerde,[/FONT] [FONT=Arial]bunlardan biri diğerinden gelen icaba karşı derhal cevap vermeğe mecburdur;[/FONT] [FONT=Arial]aksi takdirde sükûtu kabul sayılır.[/FONT] [B][FONT=Arial]b) Bir tarafı ilzam eden akitlerde cevap mecburiyeti[/FONT][/B][FONT=Arial]. Yukarda[/FONT] [FONT=Arial]a) altında saydığımız bütün hallerde kanun sükûtta bir irade beyanı[/FONT] [FONT=Arial]mahiyeti görmüş ve sükûtun kabul yerine geçeceğine dair katı ve hilafının[/FONT] [FONT=Arial]ispatı caiz ve kabil olmayan bir karine vazetmiştir. Fakat sükûtun[/FONT] [FONT=Arial]kabul yerine geçebileceği halleri kanunun sarih olarak tespit etmiş[/FONT] [FONT=Arial]olduğu hukuki hâdiselere hasretmek doğru olmaz. Muhataba sadece[/FONT] [FONT=Arial]menfaat temin, edecek olan bir akit için yapılan ve muhatabın reddetmesi[/FONT] [FONT=Arial]için objektif olarak makul hiçbir sebep bulunmayan bir icap karşısında[/FONT] [FONT=Arial]muhatabın sükût etmesini de kabul saymak lâzım gelir. Yalnız bir tarafı[/FONT] [FONT=Arial]ilzam eden ve muhatabın lehine olarak vücut bulacak olan akitlerde bu,[/FONT] [FONT=Arial]umumi olarak kabul edilmiş bir prensiptir. Meselâ hibe, kefalet v.s.[/FONT] [FONT=Arial]akitlerde olduğu gibi. Bütün bu akitlerde gerek işin hususi mahiyetine[/FONT] [FONT=Arial]gerek, hal ve mevkiin icabına göre muhatabın sarih bir kabulünü beklemeğe[/FONT] [FONT=Arial]ihtiyaç olmadığı hayatta edinilen tecrübelerden anlaşılmaktadır.[/FONT] [B][FONT=Arial]c) Hüsnü niyet icabı cevap mecburiyeti[/FONT][/B][FONT=Arial]. Kanuni bir cevap mecburiyeti[/FONT] [FONT=Arial]olmamakla beraber objektif hüsn-ü niyet icabı olarak cevap[/FONT] [FONT=Arial]mükellefiyetinin doğduğu haller de hayatta pek çoktur, ve bu mükellefiyet[/FONT] [FONT=Arial]yerine getirilmediği takdirde icapta bulunan taraf muhatabın bu[/FONT] [FONT=Arial]hareketinden, - yani sükûtundan - muayyen neticeler çıkarmak hakkını[/FONT] [FONT=Arial]elde eder. Çünkü bu sükût da icapta bulunana muayyen bir iradeyi bildiren[/FONT] [FONT=Arial]bir hattı hareket olur ve bunun için de o kimsenin bilerek ve isteyerek[/FONT] [FONT=Arial]sükût etmiş olup olmadığına bakılmaz. Bunun ehemmiyeti ticaret[/FONT] [FONT=Arial]hayatında bilhassa fazladır. Filhakika burada da umumi bir cevap mecburiyeti[/FONT] [FONT=Arial]yoktur. Fakat her yerden ziyade ticari alış verişler emniyet[/FONT] [FONT=Arial]ve itimat üzerine kurulmuştur; tacirlerden muamelelerinde beklenen[/FONT] [FONT=Arial]basiret ve alâka alelade vatandaşlarınkinden fazladır. Karşılıklı güven,[/FONT] [FONT=Arial]karşılıklı olarak hüsn-ü niyet esaslarına uymağı, kendisinin olduğu kadar[/FONT] [FONT=Arial]karşı tarafın menfaatlerini de göz önünde tutmağı icabettirir. Medenî[/FONT] [FONT=Arial]Kanunumuzun 2 inci maddesinin koyduğu «herkes haklarını kullanmakta[/FONT] [FONT=Arial]ve borçlarını ifade hüsn-ü niyet kaidelerine riayetle mükelleftir»[/FONT] [FONT=Arial]prensibi yalnız dar mânada medenî hukuk sahasına değil, bütün hukuki[/FONT] [FONT=Arial]hayatımıza hâkim olan bir kaidedir. Ve hususiyle ticaret hukukunda[/FONT] [FONT=Arial]tatbik sahasını bulur. Bir icap karşısında sükûtun kabul yerine geçip[/FONT] [FONT=Arial]geçmeyeceği de bu hukuk umdesine göre tâyin olunur. Kanuni bir mecburiyet[/FONT] [FONT=Arial]olmamasına rağmen örf ve âdet ve bilhassa hüsn-ü niyetin cevap[/FONT] [FONT=Arial]vermekle mükellef kıldıkları bir vaziyette sükût kabul yerine geçebilir.Bu, bilhassa başkasına zarar vermesi imkânı olan hallerde bahis mevzuudur. Hüsn-ü niyet icabı olarak cevap mükellefiyetinin[/FONT] [FONT=Arial]mevcut olup olmadığı her hâdisede halin icaplarına ve hususi şartlarına[/FONT] [FONT=Arial]göre tâyin olunur. Sükûtun, örf ve âdet neticesi olarak mantıkan kabul[/FONT] [FONT=Arial]ve tasvip sayılacağı bütün hallerde behemhal cevap lâzımdır. icapta[/FONT] [FONT=Arial]bulunan tarafı kendi aleyhine neticeler verebilecek tedbirler almağa sevketmek[/FONT] [FONT=Arial]veya bir başkasının arkasında spekülâsiyon yapmak maksadıyla[/FONT] [FONT=Arial]sükût etmek hüsn-ü niyet esaslarına mugayir olacağından caiz de değildir[/FONT] [FONT=Arial]ve böyle bir vaziyette muhatabın sükûtu iradenin beyanı mahiyetinde[/FONT] [FONT=Arial]telâkki olunarak icap da kabul edilmiş sayılır.[B][/B][/FONT] [B][FONT=Arial] [/FONT][/B] [B][FONT=Arial] [/FONT][/B] [B][FONT=Arial]N E T İ C E[/FONT][/B] [FONT=Arial]şöylece hulâsa edebiliriz;[/FONT] [FONT=Arial]Umumi bir cevap mecburiyeti yoktur. Mücerret sükût hukukan hiçbir[/FONT] [FONT=Arial]mâna ve hüküm ifade etmez. Fakat bazan ise sükût da bir irade beyanı[/FONT] [FONT=Arial]mahiyetini alabilir ve diğer her hangi bir irade beyanı gibi hüküm[/FONT] [FONT=Arial]ifade eder.[/FONT] [FONT=Arial]Sükûtun hukukan irade beyanı sayılarak hüküm ifade ettiği halleri[/FONT] [FONT=Arial]esas itibariyle şu üç şıkta toplayabiliriz:[/FONT] [FONT=Arial]1 — Kanuni bir cevap mecburiyeti bulunan ve sükûta kanun tarafından[/FONT] [FONT=Arial]hukuki bir netice izafe olunan haller.[/FONT] [FONT=Arial]2 — Yalnız bir tarafı ilzam edip diğer tarafa münhasıran menfaat[/FONT] [FONT=Arial]temin eden akitler.[/FONT] [FONT=Arial]3 — Hüsn-ü niyet icabı olarak cevap vermek mecburiyeti bulunan[/FONT] [FONT=Arial]haller.[/FONT] [FONT=Arial]Birinci ve ikinci şıklardaki haller az çok sarih ve muayyen olup[/FONT] [FONT=Arial]anlaşılmaları nisbeten kolay olan hallerdir. Objektif hüsn-ü niyet icabı[/FONT] [FONT=Arial]olarak sükûta irade beyanı mahiyet ve kuvveti izafe olunan halleri takdir[/FONT] [FONT=Arial]etmek ise her zaman kolay değildir. Bunun için örf ve âdeti de gözönünde[/FONT] [FONT=Arial]tutarak her hâdise üzerinde ayrı ayrı durmak ve halin icaplarına[/FONT] [FONT=Arial]göre bir hüküm vermek lâzımdır.[/FONT] [FONT=Arial]Sükût iradenin izharı şekillerinden biri olarak kabul edildiğine[/FONT] [FONT=Arial]göre irade beyanları hakkındaki hükümlerin sükût hakkında da tatbiki[/FONT] [FONT=Arial]icabeder.[/FONT] [B]hazırlayan_yeltegiyan[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Sükut’ün ehemmiyeti
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst