Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Süleyman Hilmi Tunahan[ksa][genel]
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187751" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]Cevap: Süleyman Hilmi Tunahan[ksa]yaşamı-2[/PLAIN]</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Bir gün ağır şekilde hastalandı ve yatağa düştü. Hastalığı öyle ağırdı ki, hayattan ümidini kesmişti. O böyle yorgan döşek yatarken, üstâzı Salâhuddin İbn-i Mevlânâ (K.S) kendisini ziyarete geldi. Hayattan ümidini kesen Süleyman Efendinin gözlerinden inci gibi yaşlar süzülüyordu. Üstazı, bunun üzerine “Evladım, sen hiç üzülme”dedi. “bu hastalıktan iyileşeceksin. Okuyup büyük adam olacaksın ve çok itibar göreceksin. Hatta sen, kaptan-ı gayr-ı müslim olan bir gemiye binecek olsan, o dahi sana saygı gösterecek...” </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Tabi ki herkesin yapacağı gibi Süleyman Efendi (K.S) İstanbul’a -pâyitahta- gelir gelmez ilk iş olarak ecdâdını ziyaret ediyor. Bu meyanda büyük dedesi İdris Bey tarafından akrabalık bağı kurulan, cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Hân’ı ziyarete gider. Fâtih câminin içine girip câminin ortasındaki kuyunun başına gelince Hz. Fatih’in ruhâniyeti zuhûr eder. Elinde iki kâse su bulunmaktadır. Süleyman Efendi (K.S) hayretler içinde bakarken, Hz. Fatih elindeki kâselerden birini uzatıp içmesini söyler. Süleyman Efendi(K.S) her ikisini de içer. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Senelerce önce rüyâsında Rasülüllah (S.A.V)’i görerek aldığı emirle, Bağdat’ta kürsüye çıkan Abdülkadir Geylâni (K.S) Hazretleri ne konuşacağını düşünürken yine sevgili peygamberimizin (S.A.V) emriyle </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“Yâ Ali koş evlâdıma yardım et” fermânıyla ve Fahr-i Kâinatın bir mübârek tükrüğü ile bülbüller gibi coşan Abdülkadir Geylâni misâli, ilmin eşiğine gelen Süleyman Efendiye de “Rasulüllah Efendimizin izniyle Hz. Fatih tarafından iki kâse su içirilmiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İşte bu iki kâse su, Süleyman Efendi (K.S) nin hem zâhiri ve hem de bâtınî ilimlerde yed-i tûla (zirve) sahibi olacağına işâret ediyordu. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Fatih’te Sahn Medresesine kayıt yaptırmak için gelen Süleyman Efendiye medresenin kadrosunun dolu olduğu söylenir, yalnız bodrum katta yer olduğu bildirilir. Burası öyle bir yerdir ki, penceresi dahi yok, mum ışığında ders çalışılabilen bir mekân. Râzı olursan orada kalıp tahsilini yapabilirsin derler. Süleyman Efendi (K.S) medresede okuma hevesiyle bu teklifi seve seve kabul etmiştir. Ne Hikmetse, bir çok müstesnâ büyük âlimlerin yetiştiği yerde o bodrum olmuştur. Süleyman Efendi (K.S) medreseye adım atarken yeni mezun olmuş bir büyük âlimle karşılaşır. O âlim genç Süleyman Efendiye çeşitli sualler sorar. Aldığı cevaplardan çok memnun kalınca medresede okuduğu kitaplarını Süleyman Efendiye hediye eder. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Fatih’te Sahn Medresesine kaydolan Süleyman Efendi “Büyük” lakâbıyla da anılan Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin ki bu zât, devrin en büyük dersiâmlarındandır, ders halkasına dâhil olur. Buradaki tahsil hayatı da oldukça parlak ve başarılı geçer. Derslere olan iştiyâkı ve üstün zekâsıyla dikkatleri celbeder. Medrese muhitlerinde kendisi hakkında “yetişirse iyi bir âlim olacak” görüşü yaygın olur. Ahmed Hamdi Efendi onun hem aklını, hem de derslerini öğrenme hususundaki kâbiliyetlerini takdir eder, o derse gelinceye kadar talebeleri meşgul eder, o gelince derse başlardı. Zaman zaman dersini takip için onu yerine halef bıraktığı oluyordu. Ona olan hayranlığından, nesebi yakınlıkta arzu etmiş, fakat, takdîr-i ilâhi, bu işin gerçekleşmesine müsaade etmemişti. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi, İstanbul’da ki tahsili sırasında, bir yılda veya iki yılda bir olmak üzere izne gelebilmektedir. Bu sıla-i rahimler sırasında Osman Efendi oğluna gâyet hürmetkâr davranmaktadır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Günler günleri kovalar ve Süleyman Efendi, tarihler 1916’yı gösterirken, Bafralı Hamdi Efendi’den icâzetnâmesini alır. Derecesi birinciliktir ve Süleyman Efendi, 28 yaşındadır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İlmî kariyerine son noktayı koyabilmek ve dersiâm olabilmek maksadıyla, Süleymâniye Medreselerinden Medresetü’l Mütehassisîn’e kaydolur.(Hafız Ahmet Paşa Medresesi 30 Eylül 1916) Seçtiği bölüm “Tefsir ve Hadis’tir. Medresetü’l Mütehassisine kaydolmadan önce, Medresetü’l Kuzât ( Kâdı yetiştiren mektep)’inde (şimdiki Hukuk Fakültesi) giriş imtihanını birincilikle kazanmış, fakat bunu büyük bir sevinçle pederine mektupla bildirdiği zaman ondan aldığı telgraf şu olmuştur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“Süleyman; ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim.” </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Pederleri bu telgraf ile kendisine peygamberimizin “üç kâdıdan (hâkimden) ikisi cehennemde, birisi cennettedir.” Hadisi şerifini hatırlatıp kâdılığa yönelmemesini istiyordu. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi (K.S) pederine telgrafla verdiği cevapta kendisinin asla kâdılığa talip olmadığını, maksadının ise devrinin bütün zâhiri din ilimleri sahasında kemâle ermek ve vukûfa sahip olmak istediğini bildirerek pederlerini rahatlatır. Gönlünü huzûra erdirir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi (K.S) büyük bir iştiyakla Medresetü’l Mütehassisin’e devam eder. Azim ve gayretin neticesi olarak daha 2. Sınıftayken 1918 yılında tefsir, hadis ve usul-ü fıkıh şubelerinden İstanbul müderrisliği ruûsuna nâil oluyor. Nihayet 27 Mayıs 1919’da Medresetü’l mütehassisinin tefsir ve hadis şubelerinden birincilikle mezun olup dersiâm (Ord.Pröfesör) olduğu gibi Medresetü’l Kuzat’tan da (Hukuk Fakültesi) iyi derece ile diplomasını alıp Kaadilik rütbesine ulaştı. Böylece hukuk ilimlerinde de “yedi tûlâ sahibi olur. Ancak Süleyman Efendi(K.S) hiçbir zaman hâkimliğe talip olmadı. Onun yapacağı işler hazır bekliyordu. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi (K.S.) harf inkılâbını tasvip etmiyordu. Bundan fevkalâde rahatsız olmuştu. Konuşmalarında sık, sık bu konuyu dile getiriyor ve alfâbe değişikliğinin getireceği sıkıntılara dikkat çekiyordu. İslâm’a, İman’a, âdet ve an’anelere, san’at’a, ticaret ve ziraate; en zararlısı, İslam harflerinin kaldırıp atılmasıdır, buyururlardı ve misal olarak Japonya’yı verirlerdi. Atom bombasının atılmasıyla Japonya Amerika’ya boyun eğmek zorunda kaldı, ancak okuyup yazma ve milli kültürleri hususunda serbest bırakılmayı müttefiklerine kabul ettirdi. Bilindiği gibi kısa sürede kendi eserleriyle geliştiler. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Alfâbe değişikliği demek insanın geçmişi ile, kültürüyle bağının koparılması demektir. Dünyalar değerindeki ilmi ve fikri eserlerin kütüphâne raflarında tozlanması, çürümeye terk edilmesi demektir. Bırakın avam kesimi, ilâhiyat tahsili yapan gençlerin bile büyük kısmı bugün bu eserleri okuyup anlayamamaktadır. Bu da sonu yıkıma giden, toplumda maddi mânevi sıkıntılar meydana getiren bir durumdur. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Harf İnkılâbıyla alâkalı olarak, meşhur İtalyan Türkolog Prof. Rossi, Viyana da verdiği bir konferansında “Güzel Türkçe’yi hiçbir kuvvet yıkamamıştır. Yeni harfler yıkacaktır. Bu harfler müslüman Türklerin geçmişleriyle, tarihleriyle, gelenekleriyle alâkalarını koparacaktır.” diyordu. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Yeni devrin siyâsi simâlarının hâkim olduğu anlayışı en bâriz şekilde gösteren ifâde, “Bizim ne şark ile, ne şark milletleriyle, ne müslümanlıkla, ne islam ilimleriyle münâsebetimiz yok. Onlardan bütün alâkamızı kestik kendilerini tanımıyoruz.” Hâriciye vekili Tevfik Rüştü Aras’ın büyük bir cüretkârlıkla söylediği sözlerdi bunlar. Bu ülkeyi yöneten insanların zihniyeti bu yöndeydi. Buna benzer daha nice ifâdeler, beyânatlar vardır. Merakı olanlar TBMM zabıtlarını ve konuya ilgi duyan, değerli araştırmalar yapan yazarların eserlerini okuyabilirler. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">İşte böyle bir devirde Süleyman Efendi vazifesini icrâ etmeye çalışıyordu. Vâizlik hizmetini hiç aksatmadan yapıyordu. Uzun müddet İstanbul’un Sultanahmet, Süleymâniye, Yeni câmi, Şehzâdebaşı, Kasımpaşa camii kebir ve daha nice câmilerde vaaz etmiştir. Dedik ya İstanbul’da o zaman mevcut olup da vaaz etmediği câmi yoktur desek yeridir. O kendisine Peygamber Efendimizin şu Hadis-i şerifini şiâr edinmiştir. “Din nasihatle kâimdir. Din nasihatle kâimdir, Din nasihatle kâimdir.” </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Aynı zamanda mensubu bulunduğu Nakşî tarikatının başbuğlarından olan Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin “Tarikunâ tarîkus-sohbet” sözünü kendine düstûr edinmişti. Bulunduğu her mekânda irşad vazifesiyle uğraşmış, din ve îman mevzularını yasak olmasına rağmen her şeyi göze alarak en ince teferruatına kadar anlatmıştır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Ayrıca Süleyman Efendi Süleymâniye Medreselerinde İslam Hukukundan başka Roma hukuku, Deniz ve Kara Ticaret Hukuku ile Devletler Hukuku da tahsil etmiş bulunmaktaydı. Süleyman Efendi bu kadar kısa zamanda bu ilimleri okumuştu ama nasıl ? Boş vakit geçirmek nedir bilmezdi. Derslere daha fazla vakit ayıra bilmek için uykusunu kısardı. Dünyada makam ve mevkide gözü yoktu. O maddi ve mânevi bütün ilimleri tahsil ederek ileride alacağı mânevi vazifeye hazırlık yapıyordu. Mâlum “tek kanatlı kuş uçmaz” diye bir söz vardır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi dine hizmet etmek, Ümmeti Muhammed’in kurtuluşunu temin etmek için bütün gayretini gösterip ilim tahsil ediyordu. İlim tahsili hususunda kapasitesini o kadar zorlardı ki, bazen okuduğu kitapların sahifelerine kanlanan gözlerinden kanlı yaşlar damlardı. Uykuya karşı amansız bir mücadele verirdi. Uykuya mağlup olmayıp, çok ders çalışmak için her gün bol miktarda kahve içerlerdi. Uzun kış gecelerini ders çalışarak, fâideli geçirmek için pencereden uzanıp aldıkları bir avuç karı sıkıştırıp kar topu haline getirdikten sonra, gömleği ile omurilik soğanı arasına koyardı. Vücudunun sıcaklığı ile yavaş yavaş eriyip sırtından aşağı akan kar suyu daima uyanık bulunmasını sağlardı. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Uykuya hasret öyle günleri geçerdi ki; Bir gün kendi kendine şöyle düşünür, “Bir ay hiç bir şeyle meşgul olmam, istirahat eder, dinlenirim, bu geçen sıkıntıları unuturum.” Ancak ileride de göreceğimiz gibi bu hayallerini uygulama sâhasına geçirmeye fırsat bulamayacaktır. Bu esnâlarda bir rüya görür ve kendisinin uykuya hasret kalacağını, mühim vazifelerin kendisini beklediğini, çok gayret etmesi gerektiği ikâzını alır. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Böylece Süleyman Efendinin maddi tahsil hayatı noktalanmış oluyordu. Devrinin akli ve nakli ilimlerini en iyi derece ile tahsil etmişlerdi. Artık Süleyman Efendi müfessirdi, muhaddisti. Zira Medresetü’l Mütehassisinin tefsir ve hadis bölümünden icâzet almıştı. İcâzet, işin maddi yönünü gösteriyordu. Fakat o dersiamlık ve vâizlik hayatında bunu bil fiil icra ediyordu. Seçmiş oldukları mevzuu ile ilgili âyet ve hadisleri mutlaka okurlardı. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendinin Kaadılığı da (Hakimliği) vardı. Zîra Medresetü’l Kuzât (Hukuk Fakültesi) mezunuydu. Hukûki meselelere karşı engin bir vukûfu vardı. Lâkin o hiç bir zaman kâdılık yapmaya teşebbüs etmemiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">“Süleyman Efendi(K.S)’nin hayran olduğumuz husûsiyetlerinden biride şu idi. Hazret bir mes’elenin izâhını yaparken dâima delille konuşurdu. Konuşmaları mutlaka bir âyet-i celîle ve hadis-i şerife istînâd ederdi. Yeri geldiğinde derhal Arapçasını da okurdu. Âyet ve Hadis-i Şerif ile irtibatlandırmadan konuştuğuna hiç rastlamadım. Bunun daha ilerisi var mı? Tam bir Osmanlı müderrisi idi. Ayrıca bir müceddid husûsiyeti taşıdığını her hâl ve hareketiyle ispat ediyordu.” </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Gerçekten de Süleyman Efendi, zâtına mahsus tatlı bir üslupla hitap ederdi. İstanbul’da vaaz etmediği câmi pek kalmamıştır dersek mübalağa yapmış olmayız. Her yerdeki vaazında; onun konuşmalarından istifâde etmek için ve onunla tanışabilmek için büyük kalabalıklar olurdu. Âyet-i Kerimelerin ve Hadis-i şeriflerin sebebi nüzul ve vurûdunu da dikkate alarak tefsirini, îzahını akıllarda en iyi derecede kalacak şekilde yapardı. Konuşmalarında dini, dünyevî, insanlar için faydalı olan şeylerden bahsederdi.</span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">O devirde yasaklanmış olan bazı mes’eleleri bile dile getirmekten korkmazdı. Bir gün Sultan Ahmet Camii vaazında Cezayirli müslümanlardan bahsetmiş , hükümetimizin onların aleyhine olan tutumlarını eleştirmiş “devlet yardım etmiyor bâri biz müslümanlar hiç değilse dua ile yardım edelim, Cezayir müslümanları, kadınları kollarındaki bileziklerini, parmaklarındaki yüzüklerini vererek İstiklâl harbinde bize yardım etmişlerdir. Eğer onlara yardım etmezsek, onların hürriyet ve istiklalleri için geceleri kalkıp hiç değilse iki rek’at namaz kılıp yalvarmazsak mes’ul oluruz efendiler” deyip onlar için dua etmişlerdir. Bundan dolayı da karakola celbedilerek ifâdesi alınıp mahkemeye sevk edilmiştir. Bir hayli mahkemeden sonra berâet etmiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">Süleyman Efendi (K.S.) dünya politikasını dış ve iç siyaseti takip ederdi. Her gün gazete aldırır ve dış politika ile ilgili kısımlarını okurdu. Pratik zekâsının ve tecrübesinin ürünü olarak ilerde nasıl bir siyâsi yol takip edileceğini kestirir ve bunda isâbet ederlerdi. Tahsil hayatının sona ermesinden sonra da boş vakit geçirmek nedir bilmezdi. Hep halkı irşad etmek için vaazlarda bulunur, vaaz haricinde yine kendini sevenlerle bir araya gelip, Ümmet-i Muhammed’in evlâdına nasıl fâideli oluruz diye istişârelerde bulunurdu. </span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187751, member: 12602"] [b][PLAIN]Cevap: Süleyman Hilmi Tunahan[ksa]yaşamı-2[/PLAIN][/b] [FONT=Comic Sans MS]Bir gün ağır şekilde hastalandı ve yatağa düştü. Hastalığı öyle ağırdı ki, hayattan ümidini kesmişti. O böyle yorgan döşek yatarken, üstâzı Salâhuddin İbn-i Mevlânâ (K.S) kendisini ziyarete geldi. Hayattan ümidini kesen Süleyman Efendinin gözlerinden inci gibi yaşlar süzülüyordu. Üstazı, bunun üzerine “Evladım, sen hiç üzülme”dedi. “bu hastalıktan iyileşeceksin. Okuyup büyük adam olacaksın ve çok itibar göreceksin. Hatta sen, kaptan-ı gayr-ı müslim olan bir gemiye binecek olsan, o dahi sana saygı gösterecek...” Tabi ki herkesin yapacağı gibi Süleyman Efendi (K.S) İstanbul’a -pâyitahta- gelir gelmez ilk iş olarak ecdâdını ziyaret ediyor. Bu meyanda büyük dedesi İdris Bey tarafından akrabalık bağı kurulan, cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Hân’ı ziyarete gider. Fâtih câminin içine girip câminin ortasındaki kuyunun başına gelince Hz. Fatih’in ruhâniyeti zuhûr eder. Elinde iki kâse su bulunmaktadır. Süleyman Efendi (K.S) hayretler içinde bakarken, Hz. Fatih elindeki kâselerden birini uzatıp içmesini söyler. Süleyman Efendi(K.S) her ikisini de içer. Senelerce önce rüyâsında Rasülüllah (S.A.V)’i görerek aldığı emirle, Bağdat’ta kürsüye çıkan Abdülkadir Geylâni (K.S) Hazretleri ne konuşacağını düşünürken yine sevgili peygamberimizin (S.A.V) emriyle “Yâ Ali koş evlâdıma yardım et” fermânıyla ve Fahr-i Kâinatın bir mübârek tükrüğü ile bülbüller gibi coşan Abdülkadir Geylâni misâli, ilmin eşiğine gelen Süleyman Efendiye de “Rasulüllah Efendimizin izniyle Hz. Fatih tarafından iki kâse su içirilmiştir. İşte bu iki kâse su, Süleyman Efendi (K.S) nin hem zâhiri ve hem de bâtınî ilimlerde yed-i tûla (zirve) sahibi olacağına işâret ediyordu. Fatih’te Sahn Medresesine kayıt yaptırmak için gelen Süleyman Efendiye medresenin kadrosunun dolu olduğu söylenir, yalnız bodrum katta yer olduğu bildirilir. Burası öyle bir yerdir ki, penceresi dahi yok, mum ışığında ders çalışılabilen bir mekân. Râzı olursan orada kalıp tahsilini yapabilirsin derler. Süleyman Efendi (K.S) medresede okuma hevesiyle bu teklifi seve seve kabul etmiştir. Ne Hikmetse, bir çok müstesnâ büyük âlimlerin yetiştiği yerde o bodrum olmuştur. Süleyman Efendi (K.S) medreseye adım atarken yeni mezun olmuş bir büyük âlimle karşılaşır. O âlim genç Süleyman Efendiye çeşitli sualler sorar. Aldığı cevaplardan çok memnun kalınca medresede okuduğu kitaplarını Süleyman Efendiye hediye eder. Fatih’te Sahn Medresesine kaydolan Süleyman Efendi “Büyük” lakâbıyla da anılan Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin ki bu zât, devrin en büyük dersiâmlarındandır, ders halkasına dâhil olur. Buradaki tahsil hayatı da oldukça parlak ve başarılı geçer. Derslere olan iştiyâkı ve üstün zekâsıyla dikkatleri celbeder. Medrese muhitlerinde kendisi hakkında “yetişirse iyi bir âlim olacak” görüşü yaygın olur. Ahmed Hamdi Efendi onun hem aklını, hem de derslerini öğrenme hususundaki kâbiliyetlerini takdir eder, o derse gelinceye kadar talebeleri meşgul eder, o gelince derse başlardı. Zaman zaman dersini takip için onu yerine halef bıraktığı oluyordu. Ona olan hayranlığından, nesebi yakınlıkta arzu etmiş, fakat, takdîr-i ilâhi, bu işin gerçekleşmesine müsaade etmemişti. Süleyman Efendi, İstanbul’da ki tahsili sırasında, bir yılda veya iki yılda bir olmak üzere izne gelebilmektedir. Bu sıla-i rahimler sırasında Osman Efendi oğluna gâyet hürmetkâr davranmaktadır. Günler günleri kovalar ve Süleyman Efendi, tarihler 1916’yı gösterirken, Bafralı Hamdi Efendi’den icâzetnâmesini alır. Derecesi birinciliktir ve Süleyman Efendi, 28 yaşındadır. İlmî kariyerine son noktayı koyabilmek ve dersiâm olabilmek maksadıyla, Süleymâniye Medreselerinden Medresetü’l Mütehassisîn’e kaydolur.(Hafız Ahmet Paşa Medresesi 30 Eylül 1916) Seçtiği bölüm “Tefsir ve Hadis’tir. Medresetü’l Mütehassisine kaydolmadan önce, Medresetü’l Kuzât ( Kâdı yetiştiren mektep)’inde (şimdiki Hukuk Fakültesi) giriş imtihanını birincilikle kazanmış, fakat bunu büyük bir sevinçle pederine mektupla bildirdiği zaman ondan aldığı telgraf şu olmuştur. “Süleyman; ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim.” Pederleri bu telgraf ile kendisine peygamberimizin “üç kâdıdan (hâkimden) ikisi cehennemde, birisi cennettedir.” Hadisi şerifini hatırlatıp kâdılığa yönelmemesini istiyordu. Süleyman Efendi (K.S) pederine telgrafla verdiği cevapta kendisinin asla kâdılığa talip olmadığını, maksadının ise devrinin bütün zâhiri din ilimleri sahasında kemâle ermek ve vukûfa sahip olmak istediğini bildirerek pederlerini rahatlatır. Gönlünü huzûra erdirir. Süleyman Efendi (K.S) büyük bir iştiyakla Medresetü’l Mütehassisin’e devam eder. Azim ve gayretin neticesi olarak daha 2. Sınıftayken 1918 yılında tefsir, hadis ve usul-ü fıkıh şubelerinden İstanbul müderrisliği ruûsuna nâil oluyor. Nihayet 27 Mayıs 1919’da Medresetü’l mütehassisinin tefsir ve hadis şubelerinden birincilikle mezun olup dersiâm (Ord.Pröfesör) olduğu gibi Medresetü’l Kuzat’tan da (Hukuk Fakültesi) iyi derece ile diplomasını alıp Kaadilik rütbesine ulaştı. Böylece hukuk ilimlerinde de “yedi tûlâ sahibi olur. Ancak Süleyman Efendi(K.S) hiçbir zaman hâkimliğe talip olmadı. Onun yapacağı işler hazır bekliyordu. Süleyman Efendi (K.S.) harf inkılâbını tasvip etmiyordu. Bundan fevkalâde rahatsız olmuştu. Konuşmalarında sık, sık bu konuyu dile getiriyor ve alfâbe değişikliğinin getireceği sıkıntılara dikkat çekiyordu. İslâm’a, İman’a, âdet ve an’anelere, san’at’a, ticaret ve ziraate; en zararlısı, İslam harflerinin kaldırıp atılmasıdır, buyururlardı ve misal olarak Japonya’yı verirlerdi. Atom bombasının atılmasıyla Japonya Amerika’ya boyun eğmek zorunda kaldı, ancak okuyup yazma ve milli kültürleri hususunda serbest bırakılmayı müttefiklerine kabul ettirdi. Bilindiği gibi kısa sürede kendi eserleriyle geliştiler. Alfâbe değişikliği demek insanın geçmişi ile, kültürüyle bağının koparılması demektir. Dünyalar değerindeki ilmi ve fikri eserlerin kütüphâne raflarında tozlanması, çürümeye terk edilmesi demektir. Bırakın avam kesimi, ilâhiyat tahsili yapan gençlerin bile büyük kısmı bugün bu eserleri okuyup anlayamamaktadır. Bu da sonu yıkıma giden, toplumda maddi mânevi sıkıntılar meydana getiren bir durumdur. Harf İnkılâbıyla alâkalı olarak, meşhur İtalyan Türkolog Prof. Rossi, Viyana da verdiği bir konferansında “Güzel Türkçe’yi hiçbir kuvvet yıkamamıştır. Yeni harfler yıkacaktır. Bu harfler müslüman Türklerin geçmişleriyle, tarihleriyle, gelenekleriyle alâkalarını koparacaktır.” diyordu. Yeni devrin siyâsi simâlarının hâkim olduğu anlayışı en bâriz şekilde gösteren ifâde, “Bizim ne şark ile, ne şark milletleriyle, ne müslümanlıkla, ne islam ilimleriyle münâsebetimiz yok. Onlardan bütün alâkamızı kestik kendilerini tanımıyoruz.” Hâriciye vekili Tevfik Rüştü Aras’ın büyük bir cüretkârlıkla söylediği sözlerdi bunlar. Bu ülkeyi yöneten insanların zihniyeti bu yöndeydi. Buna benzer daha nice ifâdeler, beyânatlar vardır. Merakı olanlar TBMM zabıtlarını ve konuya ilgi duyan, değerli araştırmalar yapan yazarların eserlerini okuyabilirler. İşte böyle bir devirde Süleyman Efendi vazifesini icrâ etmeye çalışıyordu. Vâizlik hizmetini hiç aksatmadan yapıyordu. Uzun müddet İstanbul’un Sultanahmet, Süleymâniye, Yeni câmi, Şehzâdebaşı, Kasımpaşa camii kebir ve daha nice câmilerde vaaz etmiştir. Dedik ya İstanbul’da o zaman mevcut olup da vaaz etmediği câmi yoktur desek yeridir. O kendisine Peygamber Efendimizin şu Hadis-i şerifini şiâr edinmiştir. “Din nasihatle kâimdir. Din nasihatle kâimdir, Din nasihatle kâimdir.” Aynı zamanda mensubu bulunduğu Nakşî tarikatının başbuğlarından olan Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin “Tarikunâ tarîkus-sohbet” sözünü kendine düstûr edinmişti. Bulunduğu her mekânda irşad vazifesiyle uğraşmış, din ve îman mevzularını yasak olmasına rağmen her şeyi göze alarak en ince teferruatına kadar anlatmıştır. Ayrıca Süleyman Efendi Süleymâniye Medreselerinde İslam Hukukundan başka Roma hukuku, Deniz ve Kara Ticaret Hukuku ile Devletler Hukuku da tahsil etmiş bulunmaktaydı. Süleyman Efendi bu kadar kısa zamanda bu ilimleri okumuştu ama nasıl ? Boş vakit geçirmek nedir bilmezdi. Derslere daha fazla vakit ayıra bilmek için uykusunu kısardı. Dünyada makam ve mevkide gözü yoktu. O maddi ve mânevi bütün ilimleri tahsil ederek ileride alacağı mânevi vazifeye hazırlık yapıyordu. Mâlum “tek kanatlı kuş uçmaz” diye bir söz vardır. Süleyman Efendi dine hizmet etmek, Ümmeti Muhammed’in kurtuluşunu temin etmek için bütün gayretini gösterip ilim tahsil ediyordu. İlim tahsili hususunda kapasitesini o kadar zorlardı ki, bazen okuduğu kitapların sahifelerine kanlanan gözlerinden kanlı yaşlar damlardı. Uykuya karşı amansız bir mücadele verirdi. Uykuya mağlup olmayıp, çok ders çalışmak için her gün bol miktarda kahve içerlerdi. Uzun kış gecelerini ders çalışarak, fâideli geçirmek için pencereden uzanıp aldıkları bir avuç karı sıkıştırıp kar topu haline getirdikten sonra, gömleği ile omurilik soğanı arasına koyardı. Vücudunun sıcaklığı ile yavaş yavaş eriyip sırtından aşağı akan kar suyu daima uyanık bulunmasını sağlardı. Uykuya hasret öyle günleri geçerdi ki; Bir gün kendi kendine şöyle düşünür, “Bir ay hiç bir şeyle meşgul olmam, istirahat eder, dinlenirim, bu geçen sıkıntıları unuturum.” Ancak ileride de göreceğimiz gibi bu hayallerini uygulama sâhasına geçirmeye fırsat bulamayacaktır. Bu esnâlarda bir rüya görür ve kendisinin uykuya hasret kalacağını, mühim vazifelerin kendisini beklediğini, çok gayret etmesi gerektiği ikâzını alır. Böylece Süleyman Efendinin maddi tahsil hayatı noktalanmış oluyordu. Devrinin akli ve nakli ilimlerini en iyi derece ile tahsil etmişlerdi. Artık Süleyman Efendi müfessirdi, muhaddisti. Zira Medresetü’l Mütehassisinin tefsir ve hadis bölümünden icâzet almıştı. İcâzet, işin maddi yönünü gösteriyordu. Fakat o dersiamlık ve vâizlik hayatında bunu bil fiil icra ediyordu. Seçmiş oldukları mevzuu ile ilgili âyet ve hadisleri mutlaka okurlardı. Süleyman Efendinin Kaadılığı da (Hakimliği) vardı. Zîra Medresetü’l Kuzât (Hukuk Fakültesi) mezunuydu. Hukûki meselelere karşı engin bir vukûfu vardı. Lâkin o hiç bir zaman kâdılık yapmaya teşebbüs etmemiştir. “Süleyman Efendi(K.S)’nin hayran olduğumuz husûsiyetlerinden biride şu idi. Hazret bir mes’elenin izâhını yaparken dâima delille konuşurdu. Konuşmaları mutlaka bir âyet-i celîle ve hadis-i şerife istînâd ederdi. Yeri geldiğinde derhal Arapçasını da okurdu. Âyet ve Hadis-i Şerif ile irtibatlandırmadan konuştuğuna hiç rastlamadım. Bunun daha ilerisi var mı? Tam bir Osmanlı müderrisi idi. Ayrıca bir müceddid husûsiyeti taşıdığını her hâl ve hareketiyle ispat ediyordu.” Gerçekten de Süleyman Efendi, zâtına mahsus tatlı bir üslupla hitap ederdi. İstanbul’da vaaz etmediği câmi pek kalmamıştır dersek mübalağa yapmış olmayız. Her yerdeki vaazında; onun konuşmalarından istifâde etmek için ve onunla tanışabilmek için büyük kalabalıklar olurdu. Âyet-i Kerimelerin ve Hadis-i şeriflerin sebebi nüzul ve vurûdunu da dikkate alarak tefsirini, îzahını akıllarda en iyi derecede kalacak şekilde yapardı. Konuşmalarında dini, dünyevî, insanlar için faydalı olan şeylerden bahsederdi. O devirde yasaklanmış olan bazı mes’eleleri bile dile getirmekten korkmazdı. Bir gün Sultan Ahmet Camii vaazında Cezayirli müslümanlardan bahsetmiş , hükümetimizin onların aleyhine olan tutumlarını eleştirmiş “devlet yardım etmiyor bâri biz müslümanlar hiç değilse dua ile yardım edelim, Cezayir müslümanları, kadınları kollarındaki bileziklerini, parmaklarındaki yüzüklerini vererek İstiklâl harbinde bize yardım etmişlerdir. Eğer onlara yardım etmezsek, onların hürriyet ve istiklalleri için geceleri kalkıp hiç değilse iki rek’at namaz kılıp yalvarmazsak mes’ul oluruz efendiler” deyip onlar için dua etmişlerdir. Bundan dolayı da karakola celbedilerek ifâdesi alınıp mahkemeye sevk edilmiştir. Bir hayli mahkemeden sonra berâet etmiştir. Süleyman Efendi (K.S.) dünya politikasını dış ve iç siyaseti takip ederdi. Her gün gazete aldırır ve dış politika ile ilgili kısımlarını okurdu. Pratik zekâsının ve tecrübesinin ürünü olarak ilerde nasıl bir siyâsi yol takip edileceğini kestirir ve bunda isâbet ederlerdi. Tahsil hayatının sona ermesinden sonra da boş vakit geçirmek nedir bilmezdi. Hep halkı irşad etmek için vaazlarda bulunur, vaaz haricinde yine kendini sevenlerle bir araya gelip, Ümmet-i Muhammed’in evlâdına nasıl fâideli oluruz diye istişârelerde bulunurdu. [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Süleyman Hilmi Tunahan[ksa][genel]
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst