Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 575049" data-attributes="member: 1040028"><p><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em>İstanbul'da Dârülhikmet'te bulunduğu zaman, Sünuhat Risalesinde yazdığı gayet acib bir vakıa-i ruhaniye:</em></span></span></span></span></p><p><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"><u>Rü'yada Bir Hitabe</u> </span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">1335 senesi Eylülünde, dehrin hâdisatının verdiği yeis ile şiddetle muzdarib idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Manen rü'ya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rü'ya-yı sadıkada bir ziya gördüm. Tafsilatı terk ile, bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi: "Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor."</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Gittim gördüm ki: Münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a'sarın meb'uslarından her asrın meb'usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicab edip kapıda durdum.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Onlardan bir zât dedi ki: "Ey felâket helâket asrının adamı! Senin de re'yin var, fikrini beyan et."</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Ayakta durup dedim: "Sorun, cevab vereyim."</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Biri dedi: "Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?"</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Musibet, şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir. Zira şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde ta'cil etti. Biz incinir iken, âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Hârikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz mağlubiyetle bir saadet-i âcile-i ( </span></em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'"><span style="color: #a52a2a">ﻋَﺎﺟِﻠَﻪﺀِ</span></span></span><em><span style="font-family: 'arial'">) muvakkata kaybettik; fakat bir saadet-i âcile-i (</span></em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'"><span style="color: #a52a2a">ﺁﺟِﻠَﻪﺀِ</span></span></span><em><span style="font-family: 'arial'">) müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz'î ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal ile mübadele eden kazanır.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Birden meclis tarafından denildi: İzah et!</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galib olsa idik, hasmımız düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye belki daha şedidane kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimane, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münafî, hem ehl-i imanın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzeddir. Eğer ona yapışsa idik, âlem-i İslâmı fıtratına, tabiatına muhalif bir yola sürecek idik. Şu medeniyet-i habise ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Ve nazar-ı şeriatta merdud ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden; maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuh ve intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz, sefih, mütemerrid, gaddar, manen vahşi bir medeniyetin himayesini Asya'da deruhde edecek idik.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Meclisten biri dedi: Neden şeriat şu medeniyeti</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">{(*): Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaatı bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklid edip malımızı harab ettiler. Medeniyetin günahları, iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yeyip o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.}</span></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">reddediyor?</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Çünki beş menfî esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinadı kuvvettir. O ise şe'ni, tecavüzdür. Hedef-i kasdı, menfaattır. O ise şe'ni, tezahümdür. Hayatta düsturu cidaldir. O ise şe'ni, tenazu'dur. Kitleler mabeynindeki rabıtası, âheri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise şe'ni, böyle müdhiş tesadümdür. Cazibedar hizmeti, heva ve hevesi teşci' ve arzularını tatmin ve metalibini teshildir. O heva ise şe'ni, insaniyeti derece-i melekiyeden dereke-i kelbiyete indirmektir, insanın mesh-i manevîsine sebeb olmaktır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir. İşte onun için bu medeniyet-i hazıra, beşerin yüzde seksenini meşakkate şekavete atmış; onunu mümevveh (hayalî) saadete çıkarmış, diğer onu da beyne-beyne (ikisi ortası) bırakmış. Saadet odur ki: Külle ya eksere saadet ola. Bu ise ekall-i kalilindir ki, nev'-i beşere rahmet olan Kur'an ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Hem serbest hevanın tahakkümüyle, havaic-i gayr-ı zaruriye havaic-i zaruriye hükmüne geçmişlerdir. Bedeviyette bir adam dört şeye muhtaç iken; medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. Sa'y masrafa kâfi gelmediğinden hileye harama sevketmekle, ahlâkın esasını şu noktadan ifsad etmiştir. Cemaate nev'e verdiği servet haşmete bedel, ferdi şahsı fakir, ahlâksız etmiştir.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"><u>Kurûn-u ûlânın mecmu-u vahşetini bu medeniyet bir defada kustu</u>!</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Âlem-i İslâm'ın şu medeniyete karşı istinkâfı ve soğuk davranması ve kabulde ızdırabı cây-ı dikkattir. Zira istiğna ve istiklaliyet hâssasıyla mümtaz olan şeriattaki İlahî hidayet, Roma felsefesinin dehâsıyla aşılanmaz, imtizac etmez, bel' olunmaz, tâbi' olmaz... Bir asıldan tev'em (ikiz) olarak neş'et eden eski Roma ve Yunan iki dehâlarıyla; su ve yağ gibi mürur-u a'sar (asırlar), medeniyet ve Hristiyanlığın temzicine çalıştığı halde, yine istiklallerini muhafaza, âdeta tenasühle o iki ruh şimdi de başka şekillerde yaşıyorlar. Onlar tev'em ve esbab-ı temzic varken imtizac olunmazsa, şeriatın ruhu olan nur-u hidayet, o muzlim pis medeniyetin esası olan Roma dehâsıyla hiçbir vakit mezc olunmaz, bel' olunmaz...</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dediler: Şeriat-ı Garra'daki medeniyet nasıldır?</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Şeriat-ı Ahmediye'nin (A.S.M) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki, medeniyet-i hazıranın inkişaından inkişaf edecektir. Onun menfî esasları yerine müsbet esaslar vaz'eder. İşte nokta-i istinad, kuvvete bedel haktır ki, şe'ni adalet ve tevazündür. Hedef de menfaat yerine fazilettir ki, şe'ni muhabbet ve tecazübdür. Cihet-ül vahdet de unsuriyet ve milliyet yerine, rabıta-i dinî, vatanî, sınıfîdir ki, şe'ni samimî uhuvvet ve müsalemet ve haricin tecavüzüne karşı yalnız tedafü'dür. Hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki, şe'ni ittihad ve tesanüddür. Heva yerine hüdadır ki, şe'ni insaniyeten terakki ve ruhen tekâmüldür. Hevayı tahdid eder, nefsin hevesat-ı süfliyesinin teshiline bedel, ruhun hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder. Demek biz mağlubiyetle ikinci cereyana takıldık ki, mazlumların ve cumhurun cereyanıdır. Başkalarından yüzde seksen fakir ve mazlumsa; İslâm'dan doksan, belki doksanbeştir. Âlem-i İslâm şu ikinci cereyana karşı lâkayd veya muarız kalmakla, hem istinadsız hem bütün emeğini heder hem onun istilasıyla istihaleye maruz kalmaktan ise, âkılane davranıp onu İslâmî bir tarza çevirip kendine hâdim kılmaktır. Zira düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur. Nasılki düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır. Şu iki cereyan birbirine zıd, hedefleri zıd, menfaatleri zıd olduğundan; birincisi dese "Öl!", diğeri diyecek "Diril!" Birinin menfaatı, zarar - ihtilaf - tedenni - za'f - uyumamızı istilzam ettiği gibi; ötekinin menfaatı dahi, kuvvetimizi ittihadımızı bizzarure iktiza eder.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garb husumeti, İslâm'ın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebebdir, bâki kalmalı.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Birden meclisten tasdik emareleri tezahür etti. Dediler: "Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!"</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Tekrar biri sordu: Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasına terettüb eder. Hazırda mükâfatınız nedir?</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Mukaddemesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekat. Zira yirmidört saattan yalnız bir saatı, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tenbellik ettik. Beş sene yirmidört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffareten beş sene oruç tutturdu. On'dan kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekat istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterakim zekatı aldı.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﺍَﻟْﺠَﺰَٓﺍﺀُ ﻣِﻦْ ﺟِﻨْﺲِ ﺍﻟْﻌَﻤَﻞِ</span></span></span><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Mükâfat-ı hazıramız ise; fâsık, günahkâr bir milletten humsu olan dört milyonu velayet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş'et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Yine biri dedi: Bir âmir, hata ile felâkete atmış ise?</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Dedim: Musibetzede mükâfat ister. Ya âmir-i hatadarın hasenatı verilecektir (o ise hiç hükmünde) veya hazine-i gayb verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerdeki mükâfatı ise, derece-i şehadet ve gaziliktir.</span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #000000"><em><span style="font-family: 'arial'">Baktım meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, el-pençe yatakta oturmuş kendimi buldum. O gece böyle geçti.</span></em></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 575049, member: 1040028"] [COLOR=#000000][COLOR=#000000][FONT=arial][SIZE=3][I]İstanbul'da Dârülhikmet'te bulunduğu zaman, Sünuhat Risalesinde yazdığı gayet acib bir vakıa-i ruhaniye: [/I][/SIZE][/FONT][/COLOR][/COLOR][SIZE=3][COLOR=#000000][COLOR=#000000][I] [FONT=arial][U]Rü'yada Bir Hitabe[/U] [/FONT] [FONT=arial]1335 senesi Eylülünde, dehrin hâdisatının verdiği yeis ile şiddetle muzdarib idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Manen rü'ya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rü'ya-yı sadıkada bir ziya gördüm. Tafsilatı terk ile, bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki: [/FONT] [FONT=arial]Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi: "Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor." [/FONT] [FONT=arial]Gittim gördüm ki: Münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a'sarın meb'uslarından her asrın meb'usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicab edip kapıda durdum. [/FONT] [FONT=arial]Onlardan bir zât dedi ki: "Ey felâket helâket asrının adamı! Senin de re'yin var, fikrini beyan et." [/FONT] [FONT=arial]Ayakta durup dedim: "Sorun, cevab vereyim." [/FONT] [FONT=arial]Biri dedi: "Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?" [/FONT] [FONT=arial]Dedim: Musibet, şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir. Zira şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde ta'cil etti. Biz incinir iken, âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Hârikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz mağlubiyetle bir saadet-i âcile-i ( [/FONT][/I][SIZE=5][FONT=arial][COLOR=#a52a2a]ﻋَﺎﺟِﻠَﻪﺀِ[/COLOR][/FONT][/SIZE][I][FONT=arial]) muvakkata kaybettik; fakat bir saadet-i âcile-i ([/FONT][/I][SIZE=5][FONT=arial][COLOR=#a52a2a]ﺁﺟِﻠَﻪﺀِ[/COLOR][/FONT][/SIZE][I][FONT=arial]) müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz'î ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal ile mübadele eden kazanır. [/FONT] [FONT=arial]Birden meclis tarafından denildi: İzah et! [/FONT] [FONT=arial]Dedim: Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galib olsa idik, hasmımız düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye belki daha şedidane kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimane, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münafî, hem ehl-i imanın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzeddir. Eğer ona yapışsa idik, âlem-i İslâmı fıtratına, tabiatına muhalif bir yola sürecek idik. Şu medeniyet-i habise ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Ve nazar-ı şeriatta merdud ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden; maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuh ve intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz, sefih, mütemerrid, gaddar, manen vahşi bir medeniyetin himayesini Asya'da deruhde edecek idik. [/FONT] [FONT=arial]Meclisten biri dedi: Neden şeriat şu medeniyeti [/FONT] [COLOR=#008000][FONT=arial]{(*): Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaatı bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklid edip malımızı harab ettiler. Medeniyetin günahları, iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yeyip o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.} [/FONT][/COLOR] [FONT=arial]reddediyor? [/FONT] [FONT=arial]Dedim: Çünki beş menfî esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinadı kuvvettir. O ise şe'ni, tecavüzdür. Hedef-i kasdı, menfaattır. O ise şe'ni, tezahümdür. Hayatta düsturu cidaldir. O ise şe'ni, tenazu'dur. Kitleler mabeynindeki rabıtası, âheri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise şe'ni, böyle müdhiş tesadümdür. Cazibedar hizmeti, heva ve hevesi teşci' ve arzularını tatmin ve metalibini teshildir. O heva ise şe'ni, insaniyeti derece-i melekiyeden dereke-i kelbiyete indirmektir, insanın mesh-i manevîsine sebeb olmaktır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir. İşte onun için bu medeniyet-i hazıra, beşerin yüzde seksenini meşakkate şekavete atmış; onunu mümevveh (hayalî) saadete çıkarmış, diğer onu da beyne-beyne (ikisi ortası) bırakmış. Saadet odur ki: Külle ya eksere saadet ola. Bu ise ekall-i kalilindir ki, nev'-i beşere rahmet olan Kur'an ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Hem serbest hevanın tahakkümüyle, havaic-i gayr-ı zaruriye havaic-i zaruriye hükmüne geçmişlerdir. Bedeviyette bir adam dört şeye muhtaç iken; medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. Sa'y masrafa kâfi gelmediğinden hileye harama sevketmekle, ahlâkın esasını şu noktadan ifsad etmiştir. Cemaate nev'e verdiği servet haşmete bedel, ferdi şahsı fakir, ahlâksız etmiştir. [/FONT] [FONT=arial][U]Kurûn-u ûlânın mecmu-u vahşetini bu medeniyet bir defada kustu[/U]! [/FONT] [FONT=arial]Âlem-i İslâm'ın şu medeniyete karşı istinkâfı ve soğuk davranması ve kabulde ızdırabı cây-ı dikkattir. Zira istiğna ve istiklaliyet hâssasıyla mümtaz olan şeriattaki İlahî hidayet, Roma felsefesinin dehâsıyla aşılanmaz, imtizac etmez, bel' olunmaz, tâbi' olmaz... Bir asıldan tev'em (ikiz) olarak neş'et eden eski Roma ve Yunan iki dehâlarıyla; su ve yağ gibi mürur-u a'sar (asırlar), medeniyet ve Hristiyanlığın temzicine çalıştığı halde, yine istiklallerini muhafaza, âdeta tenasühle o iki ruh şimdi de başka şekillerde yaşıyorlar. Onlar tev'em ve esbab-ı temzic varken imtizac olunmazsa, şeriatın ruhu olan nur-u hidayet, o muzlim pis medeniyetin esası olan Roma dehâsıyla hiçbir vakit mezc olunmaz, bel' olunmaz... [/FONT] [FONT=arial]Dediler: Şeriat-ı Garra'daki medeniyet nasıldır? Dedim: Şeriat-ı Ahmediye'nin (A.S.M) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki, medeniyet-i hazıranın inkişaından inkişaf edecektir. Onun menfî esasları yerine müsbet esaslar vaz'eder. İşte nokta-i istinad, kuvvete bedel haktır ki, şe'ni adalet ve tevazündür. Hedef de menfaat yerine fazilettir ki, şe'ni muhabbet ve tecazübdür. Cihet-ül vahdet de unsuriyet ve milliyet yerine, rabıta-i dinî, vatanî, sınıfîdir ki, şe'ni samimî uhuvvet ve müsalemet ve haricin tecavüzüne karşı yalnız tedafü'dür. Hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki, şe'ni ittihad ve tesanüddür. Heva yerine hüdadır ki, şe'ni insaniyeten terakki ve ruhen tekâmüldür. Hevayı tahdid eder, nefsin hevesat-ı süfliyesinin teshiline bedel, ruhun hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder. Demek biz mağlubiyetle ikinci cereyana takıldık ki, mazlumların ve cumhurun cereyanıdır. Başkalarından yüzde seksen fakir ve mazlumsa; İslâm'dan doksan, belki doksanbeştir. Âlem-i İslâm şu ikinci cereyana karşı lâkayd veya muarız kalmakla, hem istinadsız hem bütün emeğini heder hem onun istilasıyla istihaleye maruz kalmaktan ise, âkılane davranıp onu İslâmî bir tarza çevirip kendine hâdim kılmaktır. Zira düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur. Nasılki düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır. Şu iki cereyan birbirine zıd, hedefleri zıd, menfaatleri zıd olduğundan; birincisi dese "Öl!", diğeri diyecek "Diril!" Birinin menfaatı, zarar - ihtilaf - tedenni - za'f - uyumamızı istilzam ettiği gibi; ötekinin menfaatı dahi, kuvvetimizi ittihadımızı bizzarure iktiza eder. [/FONT] [FONT=arial]Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garb husumeti, İslâm'ın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebebdir, bâki kalmalı. [/FONT] [FONT=arial]Birden meclisten tasdik emareleri tezahür etti. Dediler: "Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!" [/FONT] [FONT=arial]Tekrar biri sordu: Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasına terettüb eder. Hazırda mükâfatınız nedir? Dedim: Mukaddemesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekat. Zira yirmidört saattan yalnız bir saatı, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tenbellik ettik. Beş sene yirmidört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffareten beş sene oruç tutturdu. On'dan kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekat istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterakim zekatı aldı. [/FONT] [/I][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﺍَﻟْﺠَﺰَٓﺍﺀُ ﻣِﻦْ ﺟِﻨْﺲِ ﺍﻟْﻌَﻤَﻞِ[/FONT][/SIZE][/COLOR][I][FONT=arial] [/FONT] [FONT=arial]Mükâfat-ı hazıramız ise; fâsık, günahkâr bir milletten humsu olan dört milyonu velayet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş'et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi. [/FONT] [FONT=arial]Yine biri dedi: Bir âmir, hata ile felâkete atmış ise? [/FONT] [FONT=arial]Dedim: Musibetzede mükâfat ister. Ya âmir-i hatadarın hasenatı verilecektir (o ise hiç hükmünde) veya hazine-i gayb verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerdeki mükâfatı ise, derece-i şehadet ve gaziliktir. [/FONT] [FONT=arial]Baktım meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, el-pençe yatakta oturmuş kendimi buldum. O gece böyle geçti.[/FONT][/I][/COLOR][/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst